10. Hukuk Dairesi 2024/11883 E. , 2024/10405 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/2770 E., 2024/55 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara Batı 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2019/160 E., 2023/119 K. Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adl
**10. Hukuk Dairesi 2024/11883 E. , 2024/10405 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/2770 E., 2024/55 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara Batı 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2019/160 E., 2023/119 K. Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmek ve de davalı ... vekili tarafından duruşma talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin ve işin duruşmaya tabi olduğunun anlaşılması nedeniyle duruşma talebinin kabulüne karar verildikten sonra duruşma için 25.06.2024 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü duruşmalı temyiz eden davalı ... adına Av. ... ile davacı adına Av. ... ve davalı ITC İnvest Trading&Consulting AG adına Av. ... geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanıp sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde dosyanın mahalline geri çevrilmesine karar verilmişti. Dosyanın tekrar Dairemize gönderilmesi ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili özetle; müvekkilinin meydana gelen iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezliğe uğradığı, kazanın oluşumunda davalıların kusurları bulunduğundan bahisle geçici işgöremezlikten kaynaklı 21.057,41 TL maddi, sürekli işgöremezlikten kaynaklı 1.357.871,47 TL maddi tazminat ile 250.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekilleri özetle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuşladır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle iş kazası nedeniyle davacının %31,00 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı, kazanın oluşumunda davacının kusursuz olduğu, davalıların olayın meydana gelmesinde etkili davranışları bulunduğu kabulünden hareketle maddi tazminat istemlerinin kabulüne, davacı lehine 100.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile yerinde görülmeyen istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A.Temyiz Sebepleri Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle, olayın meydana geliş şekline göre davacının %100 oranında kusurlu olduğunu, müvekkiline kusur atfedilmesinin doğru olmadığını, dosya kapsamında yer alan SGK raporu ve Mahkeme tarafından düzenlenen kusur raporları arasındaki çelişki giderilmeden karar verildiğini, dosya kapsmında yer alan gerek ek rapor gerekse kök rapor arasında çelişki bulunduğunu, Mahkeme tarafından bu çelişki giderilmeden karar verildiğini, gerekçeli karara konu edilen bilirkişi raporundaki hesaplamayı kabul etmediklerini, davanın reddine karar verilmesi gerekirken bir takım hesaplamalar yapılmasına da itiraz ettiklerini, davacının son ücretinin dosya kapsamındaki salt davacı tanık beyanları doğrultusunda tespit edilmesine itiraz ettiklerini, davacının vasıfsız bir işçi olduğunu, davacının asgari ücret üzerinden çalıştığının sabit olduğunu, davacının müvekkili şirkete karşı Ankara Batı 3. İş Mahkemesi 2020/281 E. sayılı dosyası üzerinden açmış olduğu işçilik alacağı davası bulunduğunu, iş bu davada davacının ücretinin 3.000,00 TL olmadığı hususunun karara bağlandığını, Mahkemenin davacının ücretini bordrolarda gösterildiği ücreti baz alması gerekirken; davacının beyanı doğrultusunda hüküm kurulmasına itiraz ettiklerini, davacının müvekkili şirkete karşı açmış olduğu işçilik alacağı davasının da dikkate alınarak gerekli değerlendirmeler yapılması gerekirken, salt davacı talebi doğrultusunda değerlendirme yapılmasını kabul etmediklerini, hüküm altına alınan manevi tazminatın fazla olduğunu, hesap raporları arasındaki çelişkiler giderilmeden hüküm kurulduğunu, davacıda tespit edilen sürekli iş göremezlik oranını kabul etmediklerini, hatalı tespit edildiğini, davacının iş kazası geçirmesinden sonra; davacıya yapılan ödemelerin mahsup edilmemesinin doğru olmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir. Davalı şirket vekili temyiz dilekçesinde özetle, diğer davalı ile müvekkili şirket arasında hizmet veya taşeronluk ilişkisi söz konusu olmadığından, müvekkilinin hukuken bir sorumluluğunun mevcut olmadığını, müvekkilinin Ankara Büyükşehir Belediyesinin gerçekleştirdiği ihale neticesinde idare ile yapılan sözleşme çerçevesinde tahsis edilen katı atık alanında "atık depolama sahalarının rehabilitasyonu, düzenli depolama alanlarının projelendirilmesi ve işletilmesi, biyometanizasyon, gazlaştırma-yakma ile enerji üretimi, atıktan türetilmiş yakıt (ATY) üretimi, ambalaj ve hafriyat atıklarının geri kazanımı, tehlikeli ve tıbbi atıkların bertaraf edilmesi" gibi bir dizi faaliyet yürüttüğünü, diğer davalı ile müvekkili firma arasında taşeronluk veya hizmet ilişkisi bulunmadığını, diğer davalı ...'un müvekkili şirketin kiracısı olduğunu, meydana gelen olayın müvekkili şirket açısından iş kazası niteliğinde olmadığını, davacının müvekkili şirketin işçisi olmadığını, müvekkiline karşı dava açılamayacağını, diğer davalı ile müvekkili firma arasında cevap dilekçeleri ekinde sundukları tesis kira sözleşmesi ve bu kapsamda yapılan ödemelere bakıldığında diğer davalı ile müvekkili arasında bir taşeronluk sözleşmesi değil kira sözleşmesi mevcut olduğunun açıkça görülebileceğini, müvekkili şirkete ait kayıt ve belgeler incelendiğinde görüleceği üzere diğer davalı tarafın müvekkiline muhtelif tarihlerde kira ödemeleri yapmış olduğunu, kiralayan müvekkiline karşı açılan davanın husumetten reddi gerektiğini, müvekkili şirketin meydana gelen olayda herhangi bir kusuru bulunmadığını, işverenin kusurlu eylemi ile zarar arasında uygun bir illiyet bağı yoksa işverenin sorumluluğundan söz edilemeyeceğini, müvekkili şirketin kendi işlerini kendi personeli ile gördüğünü, diğer davalı ile müvekkili şirket arasında kira sözleşmesi haricinde mevcut başkaca hiçbir sözleşme ve belge sunulmadığını, diğer davalının hiçbir belgeye dayanılmaksızın kendi işçilerine müvekkili şirketin işini yaptırıyor olabilmesinin mümkün olmadığını, kusur tespiti yapılan bilirkişi heyet raporunda tanık beyanlarına yer verildiğini ve bu beyanlar doğrultusunda bazı ifadelerde ITC'nin işi ya da ...'un işi diye bir ayrım olmadığının belirtildiğinden bahisle bakım işinde eğitimi ve tecrübesi olmayan kiracının sigortalı işçilerinin kiralayanın işlerinde de çalıştığı sonucuna varıldığını, tanık beyanlarına dayalı olarak değerlendirme yapılmaması gerektiğini, tanık beyanlarının takdiri delil niteliğinde olup kesin delil niteliğinde olan yazılı delillerin dosyaya sunulduğunu, müvekkili şirketin bakım işinde çalışan sigortalı işçileri bulunduğunu, diğer davalının işçilerinin müvekkili şirketin işlerinde çalışmalarının söz konusu olmadığını, müvekkili şirketin tüm işçilerine gerekli eğitimleri verdiğini, gerekli tüm önlemleri aldığını, tüm işçilerine gerekli ekipmanları sağladığını, olayın tamamen davacının kendi dikkatsizliği ve tedbirsizliğinden kaynaklandığını, bilirkişi hesap raporunda müvekkili şirkete de kusur atfedilerek hesaplama yapılmasının hatalı olduğunu, dosya kapsamında düzenlenen maluliyet oranına ilişkin raporlar arasında çelişki bulunduğundan maluliyet oranının %31,00 olarak dikkate alınmasının mümkün olmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir. B.Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Dosya kapsamından, Dairemizin geri çevirme kararı ile dosya kapsamına kazandırılan sözleşmeye göre dava dışı Ankara Büyükşehir Belediyesinin Ankara ili Mamak ilçesinde “Mamak Geri Kazanımlı Aktarma İstasyonu” nun yapımı, işletilmesi ve atıkların ...'ye nakli, Mamak eski katı atık alanının ıslahı, ... yeni geri kazanımlı katı atık bertaraf tesislerinin yapılması ve işletilmesi işlerinin adı geçen belediye tarafından davalı ITC İnvest Trading&Consulting AG şirketine verildiği, aynı iş kazasında ... ve ... isimli işçilerin de kazalandıkları, hükme dayanak kılınan bilirkişi kusur raporunda oran belirlenmeksizin davacının kusursuz olduğu, davalıların olayın meydana gelmesinde etkili davranışları bulunduğu yönünde görüş bildirildiği, Mahkemece 29.11.2022 tarihli ek hesap raporunun asgari ücretin 1,9411 katına isabet eden ücret üzerinden yapılan hesaplama ihtimaline itibar edildiği, anılan ek hesap raporunda %31,00 sürekli iş göremezlik oranı üzerinden hesaplama yapılmasına karşın tenzilatta dikkate alınan ilk peşin sermaye değerinin davacıya Kurum tarafından %11,30 sürekli iş göremezlik oranı üzerinden bağlanman iş kazası sürekli iş göremezlik gelirinin ilk peşin sermaye değeri olduğu, Mahkemece TÜİK'den emsal ücret araştırması yapılmaksızın sonuca gidildiği, davalı ... tarafından iş kazasından sonra davacıya değişik tarihlerde bir kısım ödemeler yapıldığı, Mahkemece bu ödemelerin niteliği ve hesaplanan maddi zarar tutarından tenzil edilmesinin gerekip gerekmediği yönünde bir değerlendirme yapılmadığı, yine hükme dayanak kılınan bilirkişi ek hesap raporunun itibar edilen hesaplama ihtimalinde davacının maddi zararı 1.378.928,88 TL olarak belirlenmesine, davacının maddi tazminat talebinin de bu tutarda olmasına karşın Mahkemece maddi tazminat isteminin taleple bağlı kalınarak hüküm altına alındığı anlaşılmaktadır. İş kazalarından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davalarında zararlandırıcı olaya neden oldukları ileri sürülen kişi veya kişilerin kusur oranlarının kesin ve oransal olarak tespiti hem maddi hem de manevi tazminat miktarını doğrudan etkilemesi bakımından önem taşımaktadır. Zira maddi tazminat davalarında sigortalının veya hak sahiplerinin kazanç kaybının hesaplanmasında kazalı sigortalının kendi kusuru oranında tespit olunan kazanç kaybından indirim yapılacağı gibi yine manevi tazminat davalarında hükmedilecek manevi tazminat miktarının takdirinde tarafların kusur durumu Mahkemece öncelikle dikkate alınacaktır. Bunun yanında meydana gelen zarardan müteselsilen sorumlu olanların kendi aralarındaki kusur dağılımı, kendi payına düşenden fazla ödeme yapan müteselsil borçlunun diğer müteselsil borçlu veya borçlulara karşı yönelteceği rücu alacağının miktarını etkilediği gibi müteselsil sorumlular arasında 5510 sayılı Kanun’un 21/4. maddesi anlamında üçüncü kişinin bulunması durumda hesaplanan maddi tazminat tutarından tenzil edilecek Kurum ödemelerinin miktarını da etkilemektedir. Öte yandan zararlandırıcı sigorta olayına maruz kalan sigortalının veya ölümü halinde yakınlarının maddi zararının hesabında, gerçek ücretin esas alınması koşuldur. Gerçek ücretin ise işçinin imzasının bulunduğu ücret tediye bordrolarından saptanacağı, işçinin imzasının bulunmadığı işyeri ve sigorta kayıtlarının nazara alınamayacağı, işçinin imzasının bulunduğu ücret tediye bordrolarının bulunmaması durumunda işçinin yaşı, kıdemi, mesleki durumu dikkate alınarak, emsal işi yapan işçilerin aldığı ücret gözönünde tutularak belirlenmesi gerektiği, Dairemizin giderek Yargıtay'ın yerleşmiş görüşlerindendir. Yine 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 55. maddesinde, “ Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez.” hükmüne yer verilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 294. maddesinde hüküm, hükmün verilmesi ve tefhimi; "(1) Mahkeme, usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdirir. Yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai karar, hükümdür. (2) Hüküm, yargılamanın sona erdiği duruşmada verilir ve tefhim olunur. (3) Hükmün tefhimi, her hâlde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. (4) Zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hâllerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir. (5) Hükmün tefhimini, duruşmada bulunanlar ayakta dinler. (6) Hükme ilişkin hususlar, niteliğine aykırı düşmedikçe, usule ilişkin nihai kararlar hakkında da uygulanır." şeklinde açıklanmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297. maddesinde de bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiği "(1) Hüküm "Türk Milleti Adına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar. a)Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini. b)Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini. c)Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri. ç)Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini. d)Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını. e)Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi. (2) Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” şeklinde açıklanmıştır. Buna göre bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini kendiliğinden araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru, .../ Arslan, .../ ..., Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK’ya Göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, Ankara 2011, s.472). Anayasa’nın 141. maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Somut olayda, hükme dayanak kılınan bilirkişi kusur raporunda oran belirlenmeksizin davacının kusursuz olduğu, davalıların olayın meydana gelmesinde etkili davranışları bulunduğu yönünde görüş bildirildiği belirgin bulunmasına göre Mahkemece davanın taraflarının kusurları oransal olarak belirlenmeden sonuca gidilmesi yerinde görülmemiştir. Yine davalı gerçek kişi ...'ın ücret temyizi yönünden TÜİK'den davacının alabileceği emsal ücret araştırılmaksızın asgari ücretin 1,9411 katına isabet eden ücret üzerinden yapılan hesaplamaya itibar edilmesi de hatalıdır. Ayrıca hükme esas alınan ek hesap raporunda %31,00 sürekli iş göremezlik oranı üzerinden hesaplama yapılmasına karşın tenzilatta dikkate alınan ilk peşin sermaye değerinin davacıya Kurum tarafından %11,30 sürekli iş göremezlik oranı üzerinden bağlanman iş kazası sürekli iş göremezlik gelirinin ilk peşin sermaye değeri olduğunun gözetilmemesi isabetsizdir. Son olarak davalı gerçek kişi ... tarafından iş kazasından sonra davacıya değişik tarihlerde yapılan bir kısım ödemelerin niteliği ve hesaplanan maddi zarar tutarından tenzil edilmesinin gerekip gerekmediği yönünde bir değerlendirme yapılmaksızın sonuca gidilmesi yerinde görülmemiştir. Mahkemece yapılacak iş; iş güvenliği uzmanlarından oluşan farklı bir bilirkişi heyetinden Kurum tarafından düzenlenen iş kazası inceleme raporunun, açılmış ise aynı kazada yaralanan diğer iki işçi tarafından açılan dava dosyalarının, yine Kurum tarafından yargılamaya konu aynı iş kazası olayına ilişkin rücuan tazminat davası açılımış ise bu rücu dosyasının okunaklı ve onaylı birer fotokopisi celp edildikten sonra celp edilen bu kayıt ve belgeler ile Dairemizin geri çevirme kararı sonrasında dosya kapsamına alınan Ankara Büyükşehir Belediyesi ile davalı şirket arasındaki sözleşmenin hep birlikte değerlendirildiği, davalılar ve dava dışı kişi/kişilerin de durumlarının irdelendiği sorumluların kusurlarının oransal olarak belirlendiği yeni bir kusur raporu almak, Kurum'dan davacıya %31,00 sürekli iş göremezlik oranı üzerinden iş kazası sürekli iş göremezlik geliri bağlanmış olsaydı bunun ilk peşin sermaye değerini sormak, sonrasında hesaplamaya esas teşkil edecek ücret yönünden TÜİK’den bilinen devrede sigortalının alabileceği ücretleri sormak, elde edilecek sonuçları, ücretle ilgili sadece davalı gerçek kişi ... yönünden temyiz nedeni ileri sürülmesi, davacı tarafından ise temyiz yoluna başvurulmamış olması nedeniyle oluşan usuli kazanılmış hakları göz önünde bulundurmak suretiyle dosyadaki diğer verilerle birlikte değerlendirip davacının gerçek ücretini tereddütsüz olarak belirlemek, Kurum tarafından %31,00 sürekli iş göremezlik oranı yönünden ilk peşin sermaye değerinin bildirilmesinin teknik olarak mümkün olmadığının belirtilmesi halinde bilirkişiye bu oran üzerinden ilk peşin sermaye değerinin miktarını hesaplatmak, sonrasında bu ilk peşin sermaye değerinin rücu edilebilecek kısmının tenzil edilmesi gerektiğini göz önünde bulundurarak kazalının maddi zararını yeniden belirlemek, davalı gerçek kişi ... tarafından iş kazasından sonra davacıya değişik tarihlerde yapılan bir kısım ödemelerin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 55. maddesi kapsamında ifaya yönelik ödemeler olup olmadığını değerlendirmek, ifaya yönelik olduklarının anlaşılması halinde bu ödemelerin de belirlenen maddi zarar tutarından indirilmesi gerektiğini gözetmek ve usuli kazanılmış hakları dikkate alarak sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir. Kabul ve uygulamaya göre de herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin davacının maddi tazminat istemi yönünden taleple bağlı karar verilmesi hatalı olmuştur. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, 1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Davalıların sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgililere iadesine, Davalılar avukatları yararına takdir edilen 28.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 05.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.