DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2021/3391 E. , 2024/398 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2021/3391 Karar No : 2024/398 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... Odası VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı VEKİLİ: Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Altıncı Dairesinin 27/05/2021 tarih ve E:2017/4844, K:2021/7163 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Çevre ve Şehircilik Bakanlığı taraf
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2021/3391 E. , 2024/398 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2021/3391 Karar No : 2024/398 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... Odası VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı VEKİLİ: Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Altıncı Dairesinin 27/05/2021 tarih ve E:2017/4844, K:2021/7163 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 03/04/2017 tarihinde onaylanan Ordu-Giresun-Trabzon-Rize-Gümüşhane-Artvin Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı (ÇDP) değişikliğinin iptali istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 27/05/2021 tarih ve E:2017/4844, K:2021/7163 sayılı kararıyla; Dosyanın ve yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi neticesinde düzenlenen bilirkişi raporunun birlikte değerlendirilmesinden; Nüfus kestirimleri yönünden; Dava konusu işlemle, yeni gelişme ve bölgesel dinamikler dikkate alınarak güncel nüfus verileri ile planlama bölgesinde yer alan tüm illerin nüfus projeksiyonların yeniden hesaplandığı, bu doğrultuda açıklama raporunun "4.6 Nüfus" başlıklı bölümünde de yer aldığı üzere nüfus projeksiyonlarının, 2007, 2011 ve 2015 yılları Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçları üzerinden aritmetik, üssel ve bileşik faiz yöntemlerinin ortalaması alınarak hesaplandığı, hesaplama sonucunda elde edilen verilerin 24/06/2011 tarihinde onaylanan ÇDP açıklama raporunda belirtilmiş olan nüfus kabulleri ile karşılaştırıldığı, bu karşılaştırma sonucunda; nüfus projeksiyonlarının 2011 yılında onaylanan ÇDP kabullerine göre nüfusu yükselen yerleşmelerin nüfus kriterlerinin yeniden düzenlendiğinin davalı idarece belirtildiği, ÇDP’nin 2016 Revizyonuna ilişkin Plan Açıklama Raporunun nüfusla ilgili bölümünde, Trabzon’a ilişkin "4.6. sayılı Nüfus" başlıklı bölümünde; “Bu planın nüfus projeksiyonları 2000 yılı resmi nüfus sayımına göre yapılmıştır. Ancak 2007, 2008 ve 2009 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçları ile bu planın nüfus projeksiyonları karşılaştırılmış ve gerekli kontroller yapılmıştır. İl merkezleri hariç tüm ilçelerde 2000 yılı nüfuslarının 2007 yılı itibariyle düşüş gösterdiği veya hemen hemen aynı kaldığı tespit edilmiştir. Artvin ilinde ise il merkezi nüfusunun da düştüğü belirlenmiştir. Bu doğrultuda 2000 yılı nüfusu ile kıyaslandığında yükseldiği tespit edilmiş olan il merkezlerinin (Artvin İli de dahil edilmiştir) ADNKS sonuçları da hesaplamaya dahil edilerek il merkezleri özelinde yeniden projeksiyonlar yapılmış olup yapılan projeksiyon sonucunda bu plan ile belirlenen nüfus büyüklüklerinin ADNKS sonuçları göz önünde bulundurularak yapılan projeksiyon sonuçlarından daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (Tablo 3-10). Dolayısıyla bu planda plan kararlarıyla da desteklenen 2026 yılı için kabul edilen nüfus büyüklükleri en son nüfus sayımı sonuçları ile kontrol edilmiş ve yeterli büyüklükte nüfus kabulü yapıldığından, nüfus projeksiyonlarının ADNKS sonuçlarına göre revize edilmesine gerek görülmemiştir.” açıklamalarına yer verildiği, Dava konusu değişiklikle anılan maddenin, "Bu planın nüfus projeksiyonları 2007, 2011 ve 2015 yılları yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçları dikkate alınarak Aritmetik, Üssel ve Bileşik Faiz yöntemlerinin ortalaması alınarak hesaplanmıştır. Hesaplama sonucunda elde edilen veriler 24.06.2011 onaylı ÇDP Açıklama Raporunda belirtilmiş olan nüfus kabulleri ile karşılaştırılmıştır. Söz konusu karşılaştırma sonucunda; nüfus projeksiyonları 24.06.2011 Bütün bu hususların birlikte değerlendirilmesinden onaylı ÇDP kabullerine göre nüfusu yükselen yerleşmelerin nüfus kabulleri yeniden düzenlenmiş olup.." şeklinde değiştirildiği, Bilirkişi raporunda artırılan nüfusun oranının gerçekçi olmadığı belirtilmiş ise de, davalı idarenin yukarıda vurgulanan gerekçeleri, plan notları ile alanın tümünün yapılaşmaya açılmayacağının belirtilmesi, bu bağlamda nüfusun plana yansıyan olumsuz bir yönünün bulunmaması nedeniyle, bu hususun dava konusu planı kusurlandırmadığı sonucuna varıldığı, 2.Plan kararları ile nüfus kabulleri arasında uyumsuzluk olduğu iddiası yönünden; Bilirkişi raporunda da vurgulandığı üzere, davacı tarafından dile getirilen somut plan öngörülerine yönelik olmaktan çok genel ifadeler şeklinde ileri sürülen itirazlar olduğu ve bu durumda somut ve ayrıntılı bir değerlendirme yapma olanağının olmadığı, bu hususa ilişkin olarak planda mevzuata aykırılık bulunmadığı, 3.Plan değişikliği ile planlama alanındaki tüm kentlere büyükşehir gibi yaklaşılarak kırsal nüfusun hesaplanmamış olduğu itirazı yönünden; Bilirkişi raporunda belirtildiği üzere, planlamada bu hususta eksiklik olmakla birlikte anılan eksikliğin planı kusurlandırıcı nitelikte bulunmadığı, 4.Plan değişikliği ile planlama alanındaki alt bölgeler ve merkez kademelenmesi kurgusunun kaldırılmış olduğu itirazı yönünden; Bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere, bu hususun planı kusurlandırıcı nitelikte bulunmadığı, 5.Yeşil yol kararı yönünden; Dairelerinin E:2011/9150, K:2017/4139 sayılı kararında, "Yeşil Yol" projesinin; "...plan kararlarının yeterince ayrıntılı ve somut nitelikte olması gerektiği açık olup, uyuşmazlık konusu plan uygulama hükümlerinin bölgesel hedefler kapsamında ve Plan Açıklama Raporu'nun 4.1.1.4.1. maddesinde öngörülen entegrasyon ifadesinin belirsizlik taşıyan bir kavram olduğu ve dava konusu plan hükümlerinde de söz konusu entegrasyonun niteliğini, amacını, temel ilke ve hedeflerini ortaya koyan düzenlemelere de yer verilmediği anlaşılmaktadır." gerekçesiyle iptaline karar verildiği, Anılan karar sonrasında; dava konusu planın Plan Açıklama Raporunun Turizm Alanlarıyla ilgili 4.1.1.3 sayılı maddesinde, “Türkiye Turizm Stratejisi (2023) ve Türkiye Turizm Stratejisi Eylem Planı’nın planlama bölgesi için aldığı veya bölgeyi ilgilendiren çerçeve kararlar kapsamında Orta Karadeniz'de Samsun ilinden Hopa'ya kadar uzanan koridor Yayla Koridoru (tematik turizm gelişim koridoru) olarak belirlenmiştir. Bu koridor yayla ve doğa turizminde öne çıkan merkezleri barındırmaktadır. Doğa ve kültür turizmi, Karadeniz Bölgesi'nin en önemli turizm faaliyeti ve potansiyelidir. Bu nedenle, Karadeniz Bölgesi'nde yayla, kıyı, kültür ve sağlık turizmi ana temaları çerçevesinde yeni bir turizm gelişim senaryosuna yönelik uygulamalar yapılacaktır. Ayrıca bölgede yer alan yaylaların diğer turizm türleri ile bütünleştirilmesiyle bölge ulusal ve uluslararası ölçekte doğa turizmi temelinde yayla koridoru varış noktası olarak öne çıkarılacaktır. Doğu Karadeniz Turizm Master Planının (DOKAP) kapsadığı alan Artvin, Bayburt, Giresun, Gümüşhane, Ordu, Rize, Samsun, Trabzon illerinin tamamıdır. Ancak aşağıda detayları verilen yeşil yol projesi güzergâhında bölgedeki tüm yaylalar yer almamakla birlikte, bu iller içerisinde yer alan tüm tarihi, kültürel, turistik ve doğal değerler planlama alanının konusudur. Buradan hareketle bölgede bulunan tüm yaylalar planlama alanı kapsamına girmektedir.” şeklinde açıklama getirildiği, Dairelerinin E:2011/9150 sayılı dosyasında verilen iptal kararı doğrultusunda belirsizlik taşıyan bir kavram olan entegrasyonun (koridor) niteliğinin, amacının ve hedeflerinin ortaya konulduğu, Plan Açıklama Raporunun "4.1.1.4.1 Karayolu" başlığı altında da, "DOKAP kapsamında mevcut yol üzerinde yapılan iyileştirme çalışmaları dışında yeni açılacak güzergahlarda ekolojik zenginliğe zarar verecek faaliyetlerden azami oranda kaçınılması gerekmektedir." şeklinde düzenlenme getirildiği, Ayrıca Plan Açıklama Raporuna, yaylaların güzergâhlarının, yayla isimlerinin ve yol kademelenmesini gösteren Doğu Karadeniz Turizm Master Planı 1. Öncelikli Yol Güzergâhı Etaplama Haritası'nın eklendiği, Yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda hazırlanan bilirkişi raporunda, anılan projeye ilişkin olarak eleştiriler getirildiği, ancak açık bir hukuka aykırılık nedeni saptanmadığı, Anılan projenin, Karadeniz bölgesinin turizm ve yayla turizmi potansiyelinin artırılmasına yönelik makro ölçekte olduğu, Karadeniz bölgesinde bulunan yaylalara ulaşım sorunlarının varlığı dikkate alındığında, çevre sorunlarına yol açmadan bir yayladan diğer yaylaya ulaşım imkanının getirilmesinin olumlu bir yaklaşım olduğu, kaldı ki yaylar arasında zaten hali hazırda bazı yolların var olduğu, bu yolların iyileştirilerek birbirleriyle bağlantı kurulmasının amaçlandığı, Ayrıca, ulaşım projesinden ibaret olan bu planlamanın yaylarda yapılaşmalara neden olacağını söylemenin bu plan ölçeğinde mümkün olmadığı, plan açıklama raporu ve plan hükümlerinde çevresel etkiler açısından gerekli özenin gösterileceğinin belirtildiği, Bu itibarla, bu kısım yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı, 6.Plan değişikliğinin titiz ve sağlıklı bir süreçte hazırlanmadığı ve plan değişikliğinin açıklama raporunun olmadığı (2011 tarihli rapor üzerinden değişiklik yapıldığı) iddiası yönünden; Bu husus, eksiklik ve plan eleştirisi olarak kabul edilmekle birlikte, anılan hususun iptal nedeni niteliğinde bulunmadığı, 7.Alt ölçekli planlara yönelik nüfus projeksiyon yılı önerisinin sorunlu olduğu iddiası yönünden; Bu husus, eksiklik ve plan eleştirisi olarak kabul edilmekle birlikte, anılan hususun iptal nedeni niteliğinde bulunmadığı, 8.Akçaabat’ta kentsel yerleşim alanının aşırı ölçüde büyütüldüğü itirazı yönünden; Akçaabat nüfus öngörüsünde artış olduğu, 150.000 olan nüfus öngörüsünün 188.000 kişiye çıktığı, buna bağlı olarak kentsel yerleşme alanı ihtiyacının ortaya çıktığı, öte yandan, kentsel yerleşme alanları sınırlarının şematik olduğu, alt ölçekli planlarda bu alanların tamamının yerleşime açılacağı anlamının çıkarılamayacağı, belirtilen nüfus kabullerinin doğal, yapay ve yasal eşikler dikkate alınarak alt ölçekli planlarda belirleneceği olduğundan, planın bu kısmında hukuka aykırılık bulunmadığı, 9.Üst ölçekli bir plan olan çevre düzeni planının turizm konusunda kendisinden beklenen kapsam ve ayrıntıda turizm kararı üretmediği itirazı yönünden; Plan Açıklama Raporunun "4.1.1.3 Turizm Alanları" başlığı altında; “Mevcut turistik ürün potansiyellerinden hareketle çevre yerleşmeler ile birlikte, kültürel ve toplumsal yaşamdan kaynaklanan ilişkiler de kurgulanarak bütünlüklü koridorlar oluşturulmuştur. Bu bölgelerde detaylı analizler gerçekleştirildikten sonra yörenin doğal, kültürel, mimari dokusuna uygun olarak, ekolojik kaynakları tahrip etmeyecek, bütüncül, mekansal ve stratejik planlama çalışması yapılacaktır. Bunun haricinde resmi olarak ilan edilen turizm merkezleri plana işlenmiştir...” ifadesinin yer aldığı, davalı idarece savunmada, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında gösterilemeyecek büyüklükteki alanlara ilişkin yer seçimi kararının, bölgenin coğrafi etüt ve araştırmalar yapılarak, büyükşehir statüsüne sahip illerde büyükşehir belediyelerince yapılacak olan il çevre düzeni planlarında, diğer illerde ise il özel idarelerince yapılacak alt ölçekli planlarda verilmesinin öngörüldüğü belirtildiğinden, anılan hususta mevzuata aykırılık bulunmadığı, 10.Çevre düzeni planı yapım tekniği ve mantığına aykırı olarak pek çok yerde yerleşme ve kullanım alanları için büyüklük düzenlemesi yapıldığı itirazı yönünden; Bilirkişi raporunda da vurgulandığı üzere, plan kararlarının oluşturulmasında ve ilgili plan raporları açıklamasında mekânsal büyüklüklere gönderme yapılmasının doğal olduğu, bu durumun Mekânsal Planlar Yönetmeliği'nin 7. maddesindeki "Mekânsal strateji planları, çevre düzeni planları ile nazım imar planları üzerinden ölçü alınarak uygulama yapılamaz" ilkesine aykırılık teşkil etmediği, bu itibarla bu hususa ilişkin olarak mevzuata aykırılık bulunmadığı, 11.HES'ler yönünden; HES yatırımlarının, ÇED sürecinden geçerek mevcut yasal prosedür doğrultusunda tamamlanabileceği göz önüne alındığında, yapılan düzenlemenin gerekçesinin imar planlama işlemleri ve ÇED süreci tamamlanmış olan HES projelerine ilişkin uygulama aşamasında yaşanılan zorluklar olduğunun anlaşıldığı, bu nedenle bu kısım yönünden hukuka aykırılık nedeni görülmediği, 12.Mevcut sanayi alanlarının zaman içerisinde kentsel yerleşim alanına dönüşebileceğini öngören 5.8 sayılı plan notu yönünden; Dava konusu plan notu şu şekildedir, "5.8 Bu planın onayından önce hazırlanarak ilgili idaresince onaylanmış ve bu planın ilke ve stratejilerine ve nüfus kabullerine uygun nazım ve uygulama imar planı bulunan alanlarda uygulama bu imar planları doğrultusunda sürdürülecektir. Söz konusu imar planlarında, bu planın genel ilke ve stratejilerine, plan hükümlerine, plan açıklama raporuna ve nüfus kabullerine aykırı plan değişikliği ve revizyonu yapılamaz. Bu planın onayından önce, mevzuata uygun olarak hazırlanmış ve ilgili idaresince onaylanmış olan mevzii imar planlarının uygulaması söz konusu planlar doğrultusunda sürdürülür. Kentsel yerleşme alanları içinde veya kentsel yerleşme alanları ile bütünlük oluşturan bitişik konumdaki sanayi alanlarında bulunan tesislerin ekonomik ömrünü tamamlamasının ardından, anılan alanlarda bu planın koruma, gelişme ve planlama hedef ve ilkeleri ve plan kabul nüfusu ile çelişmeyen alt ölçekli kentsel yerleşme alanı amaçlı imar planları ilgili kurum ve kuruluşların uygun görüşleri alınarak çevre düzeni planı değişikliğine gerek olmaksızın ilgili idaresince hazırlanabilir ve onaylanabilir. Onaylanan planlar veri tabanına işlenmek üzere sayısal ortamda Bakanlığa gönderilir. Kentsel yerleşme alanı kullanımına dönüştürülen bu alanlar yeniden sanayi alanı olarak kullanılamaz." Plan değişikliği öncesinde 2016 onaylı plan revizyonunda bu maddenin aşağıda belirtilen şekilde olup, koyu renk ile gösterilen kısımların davaya konu plan değişikliği işlemi ile metinden çıkartıldığı, "5.8 Bu planın onayından önce hazırlanmış ve ilgili idaresince onaylanmış ve bu planın ilke ve stratejilerine, arazi kullanımı ve nüfus kabullerine uygun nazım ve uygulama imar planı bulunan alanlarda uygulama bu imar planları doğrultusunda sürdürülecektir. Söz konusu imar planlarında, bu planın genel ilke ve stratejilerine, arazi kullanım kararlarına, plan hükümlerine, plan açıklama raporuna ve nüfus kabullerine aykırı plan değişikliği ve revizyonu yapılamaz. Bu planın onayından önce, mevzuata uygun olarak hazırlanmış ve ilgili idaresince onaylanmış olan mevzii imar planlarından, bu planın onayından önce imar uygulaması tamamlanmış olanların uygulaması söz konusu planlar doğrultusunda sürdürülür. Bu planlarda, yapılaşma oranlarını arttırıcı plan değişikliği ve ilave yapılamaz. Kentsel yerleşme alanları içinde veya kentsel yerleşme alanları ile bütünlük oluşturan bitişik konumdaki sanayi alanlarında bulunan tesislerin ekonomik ömrünü tamamlamasının ardından, anılan alanlarda bu planın koruma, gelişme ve planlama hedef ve ilkeleriyle çelişmeyen, plan kabul nüfusunu aşmayacak şekilde alt ölçekte hazırlanan kentsel yerleşme alanı amaçlı imar planları ilgili kurum ve kuruluş görüşlerinin alınması kaydıyla bakanlığın uygun görüşü doğrultusunda çevre düzeni planı değişikliğine gerek olmaksızın ilgili idaresince onaylanabilir. Onaylanan planlar veri tabanına işlenmek üzere sayısal ortamda bakanlığa gönderilir. Kentsel yerleşme alanı kullanımınadönüştürülen bu alanlar yeniden sanayi alanı olarak kullanılamaz. Bu alanlardan kentsel yerleşme alanından kopuk yer seçen münferit sanayi alanlarında ise ticari ve sanayi amaçlı depolar, ticarete ilişkin kullanımlar ile konut dışı kentsel çalışma alanlarında yapılacak yapılar da yer alabilir. Söz konusu alanlarda yapılacak tüm yapılar için bu planın onayından önce mevzuatına uygun olarak onaylanmış imar planlarında belirlenen emsal değerleri aşılamaz.", Bilirkişi raporunda da vurgulandığı üzere, ömrünü tamamlamış ve kentsel yerleşme alanları içinde veya kentsel yerleşme alanları ile bütünlük oluşturan bitişik konumdaki sanayi tesislerinin kentsel yerleşme alanı içinde herhangi bir kentsel kullanıma dönüştürülmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı, hangi kullanımda ve ne şartlarda dönüşüm olacağı konusunun ise alt ölçekli planların konusu olduğu, Öte yandan, davacı tarafından itiraz edilmediği halde bilirkişi kurulu tarafından değerlendirilme yapılan ikinci kısma ilişkin olarak; 5.7 numaralı plan notunda; "Bu planın onayından önce hazırlanmış ve ilgili idaresince onaylanmış olan ancak bu planın ilke ve stratejileriyle ya da arazi kullanımı ya da nüfus kabulleriyle çelişen çevre düzeni planlarının, nazım ve uygulama imar planlarının uygulama görmemiş kısımlarının bu planın arazi kullanım kararları, plan hükümleri, plan açıklama raporu ve nüfus kabulleri doğrultusunda revizyonunun yapılması ve zorunlu olup, revizyonu yapılana kadar, yürürlükteki planların bu planın hedef/ilke, hüküm ve kararlarına aykırı olmayan karar ve hükümleri geçerlidir." ifadesinin yer aldığı, söz konusu plan hükmü ile bu planın onayından önce onaylanan ancak ÇDP'nin kararları ile çelişen alt ölçekli planların, kazanılmış hakkı bulunmayan, uygulama görmemiş kısımlarının revizyonunun yapılmasının zorunlu tutulduğu, dava konusu 5.8 sayılı plan hükmünde ise ÇDP kararları ile çelişmeyen alt ölçekli planlardan bahsedildiği, ÇDP'nin onayından önce onaylanmış olan ve ilgili kurum ve kuruluşlardan gerekli izinlerin alındığı alt ölçekli planların uygulama aşamasında yaşanılan zorluklar nedeniyle söz konusu değişikliğin yapıldığı anlaşıldığından, bu hususta mevzuata aykırılık bulunmadığı, 13. "Kentsel servis alanları" planlamasının alt ölçekli planlara bırakılması hususu yönünden; Davaya konu plan değişikliği işlemiyle, Plan Açıklama Raporuna; “Büyükşehir belediyelerince yapılacak İl Çevre Düzeni Planları veya Nazım İmar Planlarında belediye hizmet alanı, kamu hizmet alanı, konut dışı kentsel çalışma alanı, toplu işyerleri ve küçük sanayi sitesi alanlarının yer alabileceği Kentsel Servis Alanları belirlenebilecektir.” ifadesinin eklenildiği, Bilirkişi raporunda da vurgulandığı üzere, kentsel servis alanlarının kesin konumlarına ilişkin planlamanın alt ölçekli plan çalışmalarına bırakılmasının planlama esasları ve şehircilik ilkeleri açısından sakıncalı bir yaklaşım olarak değerlendirilmediği, anılan hususa ilişkin olarak planda hukuka aykırılık bulunmadığı, 14. Çevre düzeni planı değişikliğine ait plan paftaları, plan açıklama raporu ve plan notları arasında uyumsuzluk ve hatalar bulunduğu yönünden; Bilirkişi raporunda da vurgulandığı üzere, anılan hataların planı kusurlandırıcı nitelikte değerlendirilmediği, anılan hususun planın iptalini gerektirecek nitelikte bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, dava dilekçesinde yer verilen hukuka aykırılık iddiaları tekrar edilerek, hem taraflarınca öne sürülen bu hususların dikkate alınmadığı, hem de bilirkişi raporunda, plan açısından ortaya koyulan aykırılıklarının değerlendirilmediği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyize konu Daire kararının nüfus öngörülerine, plan kararları ile nüfus kabulleri arasındaki uyumsuzluk iddiasına, planda kırsal-kentsel nüfus ayrımının yapılmamasına, Akçaabat ilçesinde öngörülen yeni kentsel yerleşim alanlarına, HES'lere, yeşil yol projesine ve turizm kararlarına ilişkin kısımlarının bozulmasının, diğer kısımlarının ise onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 1- Daire kararının 7. başlığı altında incelenen "Alt ölçekli planlara yönelik nüfus projeksiyon yılı önerisi yönünden" yapılan değerlendirmede: Dosyanın incelenmesinden; dava konusu edilen değişiklik kapsamında, uyuşmazlığa konu çevre düzeni planına ait Plan Açıklama Raporunun (PAR) "4. Planlama" başlıklı bölümüne; "Bu planın onay tarihinden sonra büyükşehir belediyeleri tarafından yapılacak İl Çevre Düzeni Planları veya İl Bütünü Nazım İmar Planlarının nüfus projeksiyon yılı bu planın nüfus projeksiyon yılı olan 2026 yılından sonra için belirlenmiş ise hazırlanacak planlarda bu planın 2026 nüfus projeksiyonları dikkate alınarak nüfus projeksiyonu yapılması esastır. (PAR, 15. sayfa)" şeklindeki ifadenin eklendiği anlaşılmıştır. Davacı tarafından, dava konusu değişiklik ile plan açıklama raporunun 15. sayfasına eklenen ve planlama bölgesi içinde yer alan büyükşehir belediyelerine yönelik getirilen ifadenin iptaline karar verilmesi gerektiği, zira her türlü mekânsal planda nüfus verilerinin ve nüfus tahminlerinin hem mekânsal kararlarda hem de sektörel kararlar ile diğer sosyal ve ekonomik kararların oluşturulmasında kullanılan ana başlık olduğu, nüfus projeksiyonları ve planlama yılı nüfusuna göre tüm plan kararlarının şekillendirildiğinin tartışmasız olduğu, mekânsal planların kademelik birliktelik ilkesi gereği üst ölçekli bölgesel bir plan olan 1/100.000 ölçekli "Ordu-Trabzon-Rize-Giresun- Gümüşhane-Artvin Planlama Bölgesi” çevre düzeni planında planlama yılı 2026 iken ve bu yıla göre nüfus tahminleri yapılarak plan kararları üretilmiş iken, plan açıklama raporuna eklenen ifade ile, büyükşehir belediyelerinin kanundan gelen il çevre düzeni planı yapma ve onama yetkileri dahilinde yapacakları çevre düzeni planlarının üst kademe planların kararlarına uygun olması, raporu ile bütün oluşturması gerekirken, aksine il çevre düzeni planlarında 2026 yılı sonrasına projeksiyon yapılabilmesi ve planlama yılı olarak 2026 yılı sonrasında herhangi bir yıl belirlenebilmesinin, yürürlükteki çevre düzeni planının karar üretmediği ve nüfus tahmin oluşturmadığı bir planlama yılına yönelik alt ölçekte il çevre düzeni planı yapılabilmesi ve bu planda nüfus büyüklüklerinin artırılarak mekânsal alanların, üst ölçekli çevre düzeni planından farklı ve büyük düzenlenebilmesi neden olacağı, 2026 yılına göre nüfus kabulleri yapılmış ve bu şekilde plan kararları üretilmiş olan üst ölçekli bir çevre düzeni planının altında oluşturulacak il düzeyindeki çevre düzeni planının da üst ölçekli çevre düzeni planının planlama yılına, nüfus kabullerine ve plan genel kararlarına aykırı olamayacağı, il düzeyindeki çevre düzeni planında örneğin 2035 yılı için nüfus tahmini yapıldığında elbette 2026 yılı nüfusundan fazla nüfus büyüklüğü olacağı ve bu nüfusa yönelik mekânsal kararlarda özellikle kentsel yerleşme alanlarında genişleme olacağı, ancak bu şekilde bir planlama kararının, üst ölçekli çevre düzeni planına aykırı olacağı, üst ölçekli bir plan olan çevre düzeni planında kendi planlama kararlarını yok sayacak nitelikte ve tamamı ile planlama ilkelerine aykırı bir ifadenin yer almasının, ya aynı mekânsal kararlar üzerinde iki farklı nüfus büyüklüğü olmasına ya da üst ölçekli plana uygun olmayan, yani usule aykırı bir il düzeyinde çevre düzeni planının oluşmasına sebebiyet vereceği iddia edilmektedir. Davalı idare tarafından, 6360 sayılı Kanun ile büyükşehir belediyesine dönüşmüş olan Ordu ve Trabzon illerinin yetkileri dahilinde il çevre düzeni planı yapılması durumunu göz ardı etmemek üzere, ÇDP'nin Plan Açıklama Raporuna, dava konusu edilen ifadenin eklenildiği, planlama bölgesindeki Büyükşehir Belediyelerince il çevre düzeni planları yapılması halinde bu planların projeksiyon yıllarının 2035 ve sonrası olacağı değerlendirilerek il çevre düzeni planlarında,Ordu-Trabzon- Rize-Giresun-Gümüşhane-Artvin Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı'nın projeksiyon yılı olan 2026 yılına kadar, bu planın nüfus kabullerine uygun işlem tesis edilmesi gerektiğinin belirtilmesi amacıyla dava konusu değişikliğin yapıldığı savunulmaktadır. Bilirkişi raporunda, "Davaya konu planın nüfus kestirim yılı 2026'dır. 2011 yılında hazırlanan plan için 15 yıllık bir hedef belirlenmiştir. Ancak yapılan çeşitli revizyon ve değişiklikler sonucunda da 2026 hedef yılı değişmemiştir. Davaya konu çevre düzeni planı değişikliği işlemi 2017 yılında yapılmış olup, nüfus kestirimlerinde ve kentsel gelişme alanlarında çeşitli ve kapsamlı değişiklikler yapılmış, ancak hedef yıl yine 2026 olarak korunmuştur. Bu durum elbette plan açısından bir sorun teşkil etmektedir; çünkü 2017 plan değişikliği ile pek çok bölgede kapsamlı kentsel gelişme alanları öngörülürken (kentsel yerleşme alanlarına dâhil edilerek planda gösterilmiştir), bunların 9 yıllık bir plan sürecinde öngörülmesi gerçekçi değildir. 9 yıllık süreç sonunda yeni alanların planlanması da söz konusu olmamalıdır. Zaten önemli büyüklükte gelişme alanları öngörüldüğü önceki bölümde belirtilmiştir. Alt ölçekli planları yönlendirecek bu çevre düzeni planında yapılan değişiklik işlemi ile bu derece kapsamlı nüfus ve kentsel gelişme alanı değişikliği yapıldıktan sonra, bunların 2026 hedef yılına sahip olması, att ölçekli planlama çalışmaları açısından yönlendirme işlevinin de sorgulanmasına yol açmaktadır. Davaya konu plan değişikliği işleminde plan açıklama raporuna bir ekleme yapılmış ve sayfa 15'te şu ifadeye yer verilmiştir: “Bu planın önay tarihinden sonra büyükşehir belediyeleri tarafından yapılacak İl Çevre Düzeni Planları veya İl Bütünü Nazım İmar Planlarının nüfus projeksiyon yılı bu planın nüfus projeksiyon yılı olan 2026 yılından sonra için belirlenmiş ise hazırlanacak planlarda bu planın 2026 nüfus projeksiyonları dikkate alınarak nüfus projeksiyonu yapılması esastır.” Bu ifadenin alt ölçekli planları yönlendirme açısından yetersiz olduğunu belirtmek gerekir. Plan Açıklama Raporunda sayfa 4'te “sürdürülebilirlik” başlığı altında “öncelikle planın hedef yılı olan 2026 yılına kadar olan sürece dair kararlar geliştirilmekle beraber, sonrasına dair öngörüler ve ilke kararları da toplumsal, ekonomik ve ekolojik dengeye dayanacak şeklide üretilmiştir” ifadesi de bulunmaktadır. Ancak bu da yönlendirici olmayan genel bir ifadedir. Dolayısıyla 9 yıllık bir plan süreci için oldukça kapsamlı yeni öneriler (nüfus büyümesi ve mekânsal büyüme önerileri) içeren davaya konu çevre düzeni planı değişikliğinin hedef yılı sonrasında planlamayı nasıl yönlendireceği belirsiz kalmakta ve planın işlevselliği ortadan kalkmaktadır. Bu noktada üst başlık altında belirtilen konunun tekrar altını çizmek gerekir: Nüfus ve kentsel büyüme açısından bu kadar fazla değişikliğin yapılması planın ana kararlarını, sürekliliğini ve bütünlüğünü bozmaktadır ve bu nedenle davaya konu plan değişikliği ilgili mevzuata aykırılık taşımaktadır. Bu derece kapsamlı değişiklikleri içermesi nedeniyle söz konusu işlemin plan değişikliği olarak değil, planın yeniden yapılması ve hedef yılının da yeniden belirlenmesi ile mümkün olabileceği anlaşılmaktadır." yönünde görüş ve tespitlere yer verilmiştir. Daire kararıyla, davacı tarafından plan açıklama raporuna eklenen ifadenin iptali istenildiği halde, Daire tarafından bu ifade yönünden bir değerlendirme yapılmadığı, yalnızca, dava konusu edilen hususların eksiklik ve plan eleştirisi olarak kabul edilmekle birlikte, iptal nedeni niteliğinde bulunmadığı değerlendirilmesi ile davanın bu kısım yönünden reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Plan açıklama raporunun 15. sayfasına eklenen ifade incelendiğinde; dava konusu edilen planın onay tarihinden sonra büyükşehir belediyeleri tarafından yapılacak il çevre düzeni planları veya il bütünü nazım imar planlarının nüfus projeksiyon yılı, bu planın nüfus projeksiyon yılı olan 2026 yılından sonra için belirlenmiş ise, hazırlanacak olan planlarda bu planın 2026 nüfus projeksiyonları dikkate alınarak nüfus projeksiyonu yapılmasının esas olduğunun hükme bağlandığı görülmektedir. Dava konusu edilen çevre düzeni planının ilk olarak 2011 yılında onaylandığı ve planlama yaklaşımının; bölgesel yaklaşım, sürdürülebilirlik, yerel ekonomik kalkınma ve katılımcı planlama anlayışı şeklinde dört ana başlık etrafında oluşturulduğu, bu genel çerçeve ışığında planın hedef yılının 2026 olarak belirlendiği ve kentsel, kırsal yerleşmelere ve yerleşim dışı alanlara dair planlama kararlarının oluşturulduğu, genel yaklaşım olarak da, plan ile planlama bölgesinin yukarıda açıklanan temel hedefleri çerçevesinde oluşturulan stratejik ve mekânsal kararlarını 15 yıllık bir süreç içerisinde üretmeye ve geliştirmeye yönelik bir yaklaşımı içerdiği anlaşılmış olup, uyuşmazlık konusu edilen ifadenin, çevre düzeni planında 2017 yılında yapılan değişiklik ile plan açıklama raporuna eklenildiği, davalı idarece de, bu değişikliği gerekli kılan gerekçenin, planın ilk olarak onaylandığı tarihten sonra 2012 yılında kabul edilerek bir çok maddesi ilk mahalli idareler genel seçiminde yürürlüğe giren 6360 sayılı Kanun olarak belirtildiği, diğer bir ifadeyle, planlama bölgesi kapsamında yalnızca Ordu ve Trabzon illerine ilişkin değişiklik olduğu görüldüğünden, çevre düzeni planında yapılan bu değişikliğin nüfus projeksiyon yılının da değiştirilmesini gerektirmeyeceği sonucuna varılmış olup, bilirkişi raporunda yer alan aksi yöndeki görüş ve tespitlere itibar edilmemiştir. Diğer yandan, plana eklenen ifade kapsamında, alt ölçekli planlarda, bu planın 2026 nüfus projeksiyonları dikkate alınarak nüfus projeksiyonu yapılmasının kurala bağlandığı, bu hususun, herhangi bir plan hükmüne bağlanmamış olması halinde de, planların kademeli birlikteliği ilkesi gereği, alt ölçeklerde onaylanan her türlü mekansal planın, dava konusu edilen 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planına uygun olarak onaylanması zorunluluk olduğundan, planın bu kısmı yönünden şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve imar mevzuatına aykırılık bulunmamıştır. Bu itibarla, temyize konu Daire kararının bu kısmına yönelik temyiz isteminin, yukarıda belirtilen gerekçe ile reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. 2-Daire kararının 1. başlığı altında incelenen "Nüfus projeksiyonları" yönünden yapılan değerlendirmede: Dava dilekçesinde, 2011 yılında onaylanan çevre düzeni planında adrese dayalı nüfus kayıt sistemi (ADNKS) verilerinden elde ediler nüfus oranları kullanılması gerekirken, en son 2000 yılında yapılan genel nüfus sayımı sonuçları esas alınarak nüfus tahmini yapıldığı, bu nüfus verilerinin ADNKS nüfuslarına göre düzeltilmediği ve 2000 yılı nüfuslarının birçok yerleşmede ADNKS nüfuslarından fazla olmasına rağmen (örneğin 2007-2008-2009 yılları ADNKS) 2011 yılında onaylanan çevre düzeni planında güncel nüfus verileri kullanılmadan 2000 yılı nüfuslarına göre plan kararları ve mekânsal kararlar oluşturulmuş olmasının şehircilik ilkelerine uygun olmadığı, belirtilen yanlış hesaplama yöntemine bağlı olarak dava konusu edilen 03/04/2017 tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde, 2007-2011-2015 yıllarındaki ADNKS verileri dikkate alınarak nüfus tahminleri yapıldığı belirtilerek, sadece nüfus büyüklüklerinde düzenleme yapıldığı, ancak planın bütününde gerek mekânsal kararlarda gerekse sektörel kararlarda herhangi bir değişiklik yapılmadığı, oysa yapılan nüfus tahminlerinin, tüm plan kararlarının irdelenmesi gerektiği sonucunu doğurduğu, kaldı ki plan açıklama raporunda yer alan "içme ve kullanma suyu projeksiyonlarına" bakıldığında, plan kapsamında yer alan iller açısından öngörülen nüfus kabullerinden farklı nüfus kabullerine dayalı olarak "içme ve kullanma suyu projeksiyonlarının" yapıldığı, dolayısıyla plan açıklama raporunda kendi içerisinde uyumsuzluk bulunduğu ileri sürülmektedir. Davalı idare tarafından, 2016 yılında planda yapılan değişikliklere davacının itirazı üzerine, nüfus projeksiyonlarında yeniden düzenleme yapıldığı, dava konusu plan değişikliği kapsamında yeni gelişme ve bölgesel dinamikler dikkate alınarak güncel nüfus verileri ile planlama bölgesinde yer alan tüm illerin nüfus projeksiyonların yeniden hesaplandığı, bu doğrultuda plan açıklama raporunun 4.6 nüfus bölümünde de yer aldığı üzere, nüfus projeksiyonlarının; 2007, 2011 ve 2015 yılları Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçları üzerinden aritmetik, üssel ve bileşik faiz yöntemlerinin ortalaması alınarak hesaplandığı, hesaplama sonucunda elde edilen verilerin 24/06/2011 onaylı ÇDP açıklama raporunda belirtilmiş olan nüfus kabulleri ile karşılaştırıldığı, bu karşılaştırma sonucunda; nüfus projeksiyonlarının 24/06/2011 onaylı ÇDP kabullerine göre nüfusu yükselen yerleşmelerin nüfus kriterlerinin yeniden düzenlendiği savunulmaktadır. Bilirkişi raporunda, 2017 değişikliklerinde temel alınan, dava konusu ÇDP'nin 2016 yılı revizyonuna ilişkin Plan Açıklama Raporunun (PAR, 2016) nüfusla ilgili bölümünde, dava konusu değişiklikte de önemli bir yer tutan Trabzon'a ilişkin verilerin incelendiği, 2016 yılında yapılan değişikliğe ait plan açıklama raporunun, "4.6 NÜFUS" başlıklı kısmında, "Bu planın nüfus projeksiyonları 2000 yılı resmi nüfus sayımına göre yapılmıştır. Ancak 2007, 2008 ve 2009 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçları ile bu planın nüfus projeksiyonları karşılaştırılmış ve gerekli kontroller yapılmıştır. İl merkezleri hariç tüm ilçelerde 2000 yılı nüfuslarının 2007 yılı itibariyle düşüş gösterdiği veya hemen hemen aynı kaldığı tespit edilmiştir. Artvin ilinde ise il merkezi nüfusunun da düştüğü belirlenmiştir. Bu doğrultuda 2000 yılı nüfusu ile kıyaslandığında yükseldiği tespit edilmiş olan il merkezlerinin (Artvin İli de dahil edilmiştir) ADNKS sonuçları da hesaplamaya dahil edilerek il merkezleri özelinde yeniden projeksiyonlar yapılmış olup yapılan projeksiyon sonucunda bu plan ile belirlenen nüfus büyüklüklerinin ADNKS sonuçları göz önünde bulundurularak yapılan projeksiyon sonuçlarından daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (Tablo 3-10). Dolayısıyla bu planda plan kararlarıyla da desteklenen 2026 yılı için kabul edilen nüfus büyüklükleri en son nüfus sayımı sonuçları ile kontrol edilmiş ve yeterli büyüklükte nüfus kabulü yapıldığından, nüfus projeksiyonlarının ADNKS sonuçlarına göre revize edilmesine gerek görülmemiştir. (Plan Açıklama Raporu, &. 53)" hükmüne yer verildiği, Trabzon ili Merkez ilçesi açısından, planda öngörülen 2026 yılı nüfus kabulünün 390.000 kişi olduğu, ADNKS sonuçları göz önüne alınarak hesaplanmış 2026 yılı nüfus değerlerinin ise 367.709 kişi olduğu, ADNKS göz önüne alınarak yapılan hesaplama ile plan kabul nüfusu arasındaki farkın plan açıklama raporunda, ".... ADNKS sonuçları ve 2026 yılı plan kabul nüfusu karşılaştırıldığında farklı sonuçlar ortaya çıkmaktadır; çünkü plan kararları ile merkez ilçelerde çekim odakları oluşturulmuştur. Özellikle Artvin ve Gümüşhane Merkez İlçelerde görülen artış söz konusu İllere plan kararı yüklenmiş olan fonksiyonların sonucu gerçekleşmiş olup Artvin'de turizm, Gümüşhane'de ise organik tarım ve madencilik sektörlerinin geliştirilmesiyle nüfusun 2026 yılı itibariyle mevcut eğilimlerin dışında bir artış göstereceği açıktır. (PAR 2016 s.59)" şeklinde açıklandığı, 2016 yılı plan değişikliği ile Trabzon ili için 2026 yılı kestiriminde en çok nüfus 1.398.000/1.400.000 kişi olarak belirlenmişken, 2017 yılında yapılan değişiklik ile planda bu sayının 1.411.000 kişi olarak revize edildiği, Ordu ili için 2016 yılında planda 1.400.000 olan nüfus kestiriminin, 2017 yılı değişikliği ile 1.590.000 kişi olarak revize edildiği, Yine bilirkişi raporunda, bu konudaki değerlendirmenin, 2017 yılı değişikliğinde planda öngörülen nüfus kabulleri, ADNKS ile hesaplanan nüfus verileri ve TÜİK tarafından yapılan 2023 yılı nüfus projeksiyonu da göz önüne alınarak yapıldığı, buna göre, öncelikle planlama alanının iki büyük ili olan Trabzon ve Ordu illeri için TÜİK sitesinden alınan veriler ve 2023 yılı projeksiyonu ile beraber belirli yılların nüfus sayıları, Türkiye geneli ve il bütününe ilişkin nüfus büyüklükleri ve dava konusu planın 2026 yılı projeksiyonlarının birlikte incelendiği, Bu verilere göre, 2000 yılı ile 2015 yılları arasında örneğin Trabzon il nüfusunun yaklaşık 90.000 kişi arttığı, bunun yılda yaklaşık 5.000 kişilik bir artışa karşılık geldiği, aynı artış gelecek yıllarda da sürerse, 2026 nüfusunun yaklaşık 848.000 kişi olacağı, TÜİK projeksiyon verilerine göre ise nüfusun Trabzon ili açısından 2023 yılında 828.903 kişi olacağı, nitekim TÜİK nüfus tahminleri il için nüfus artış hızının %0.86 olarak hesaplandığı, TÜİK'in % 0.86 olarak hesapladığı nüfus artış hızının, davaya konu planda 2015-2026 yılları arasında % 82'lik bir artış olarak öngörüldüğü, bu iki veri arasında ise kapatılması olanaksız bir uçurumun söz konusu olduğu, dolayısıyla, bu büyük nüfus artışının gerekçesinin açıklanması gerektiği yönüne görüş ve tespitlere yer verilmiştir. Dosyanın incelenmesinden; dava konusu Çevre Düzeni Planı ile belirlenen nüfus öngörüsüne ilişkin kararlar, bilirkişi raporundaki tespitler de göz önünde bulundurularak değerlendirildiğinde, planın onaylandığı 2011 yılında, nüfus öngörülerinin 2000 yılı resmi nüfus sayımı sonuçlarına göre yapıldığı, 17/08/2016 tarihinde ise Ordu-Trabzon-Rize-Giresun-Gümüşhane-Artvin Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı'nda revizyon yapıldığı, bu revizyon kapsamında, 2011 yılında kabul edilen nüfus öngörülerinde değişikliğe gidildiği, yeni nüfus öngörülerinin 2007, 2008 ve 2009 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçları ile bu planın nüfus projeksiyonları karşılaştırılarak yapıldığı, il merkezleri hariç tüm ilçelerde 2000 yılı nüfuslarının 2007 yılı itibariyle düşüş gösterdiği veya hemen hemen aynı kaldığı, Artvin ilinde ise il merkezi nüfusunun da düştüğünün belirlendiği, bu doğrultuda, 2000 yılı nüfusu ile kıyaslandığında yükseldiği tespit edilmiş olan il merkezlerinin (Artvin ili de dahil edilmiştir) ADNKS sonuçları da hesaplamaya dahil edilerek, il merkezleri özelinde yeniden projeksiyonlar yapılmış olup, yapılan projeksiyon sonucunda bu plan ile belirlenen nüfus büyüklüklerinin, ADNKS sonuçları göz önünde bulundurularak yapılan projeksiyon sonuçlarından daha yüksek olduğunun davalı idarece tespit edildiği, bu planda, plan kararlarıyla da desteklenen 2026 yılı için kabul edilen nüfus büyüklüklerinin, en son nüfus sayımı sonuçları ile kontrol edildiği ve yeterli büyüklükte nüfus kabulü yapıldığı sonucuna ulaşılarak, nüfus projeksiyonlarının ADNKS sonuçlarına göre revize edilmesine gerek görülmediği anlaşılmaktadır. 03/04/2017 tarihine gelindiğinde ise,Ordu-Trabzon-Rize-Giresun-Gümüşhane-Artvin Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı'nda bu defa değişiklikler yapıldığı, bir diğer ifadeyle, 17/08/2016 tarihli plan revizyonundan sonra planın nüfus öngörülerini de kapsayan şekilde planda değişikliklere gidildiği, bu değişikliklerin iptali istemiyle görülmekte olan davanın açıldığı, değişikliğe ilişkin gerekçe raporuna bakıldığında, davalı idarece 17/08/2016 tarihinde onaylanan Çevre Düzeni Planı Revizyonu’na ilişkin askıda yapılan itirazların değerlendirilmesi ile diğer çevre düzeni planları ile uyumun sağlanması ve uygulamada karşılaşılan sorunlara yönelik olarak düzenlemeler yapılmasının amaçlandığı görülmektedir. Nüfus öngörüleri açısından, gerekçe raporunda; "Bölge içinde yer alan Ordu ve Trabzon illerinin büyükşehir belediyesine dönüşmesi nedeniyle 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerde değişiklik olması açısından, plan nüfus kabullerinin aşağıdaki gibi düzenlenmesine, söz konusu nüfus artışına uygun olarak yerleşim alanlarının yeniden düzenlenmesine ve plan bütününde yer alan maddi hataların düzeltilmesine karar verilmiştir." ifadesine yer verilerek, plan kapsamında yer alan illere (ilçe ve beldeler) ilişkin 2026 yılı açısından yeni kabul edilen nüfus sayılarına ilişkin tablolara yer verildiği, buna bağlı olarak artan nüfusun ihtiyacını karşılamak üzere muhtelif bir çok alan açısından planda "kentsel yerleşik alan" kullanımı eklendiği, yine anılan raporun 11. sayfasında, nüfus kabullerinin değişmiş olması nedeniyle plan açıklama raporunun "4.6 Nüfus" bölümünde 2016 yılında değiştirilen ifadeler yerine, “Bu planın nüfus projeksiyonları 2007, 2011 ve 2015 yılları yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçları dikkate alınarak Aritmetik, Üssel ve Bileşik Faiz yöntemlerinin ortalaması alınarak hesaplanmıştır. Hesaplama sonucunda elde edilen veriler 24/06/2011 onaylı ÇDP Açıklama Raporunda belirtilmiş olan nüfus kabulleri ile karşılaştırılmıştır. Söz konusu karşılaştırma sonucunda; nüfus projeksiyonları 24/06/2011 onaylı ÇDP kabullerine göre nüfusu yükselen yerleşmelerin nüfus kabulleri yeniden düzenlenmiş olup tablo 3.9 da verilmektedir.” ifadesinin ve nüfus tablolarının eklenmesine karar verildiği anlaşılmaktadır. Aynı çevre düzeni planı kapsamında, yaklaşık sekiz ay arayla, nüfus kabullerine yönelik değişiklik yapıldığı, bu süreçte nüfus öngörülerinin arttırılmasına ilişkin ihtiyacın plan açıklama raporunda ortaya konulmadığı, kaldı ki, 2016 yılında değişiklik kapsamında, il merkezleri hariç tüm ilçelerde 2000 yılı nüfuslarının 2007 yılı itibarıyla düşüş gösterdiği veya hemen hemen aynı kaldığı, Artvin ilinde ise il merkezi nüfusunun da düştüğü belirlenerek il merkezleri özelinde yeniden projeksiyonlar yapıldığı, yapılan projeksiyon sonucunda bu plan ile belirlenen nüfus büyüklüklerinin, ADNKS sonuçları göz önünde bulundurularak yapılan projeksiyon sonuçlarından daha yüksek olduğu tespit edildiğinden, plan kararlarıyla da desteklenen 2026 yılı için kabul edilen nüfus büyüklüklerinin yeterli büyüklükte yapıldığı sonucuna ulaşılarak, nüfus projeksiyonlarının ADNKS sonuçlarına göre revize edilmesine davalı idarece gerek görülmediği halde, anılan değişiklikten kısa bir süre sonra, planın nüfus projeksiyonlarının 2007, 2011 ve 2015 yılları yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçları dikkate alınarak "aritmetik, üssel ve bileşik faiz" yöntemlerinin ortalaması alınarak yeniden hesaplandığı, yeni yapılan projeksiyonlarına ilişkin nüfus artış hızı oranının, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından, geçmiş nüfus artış eğilimleri doğrultusunda hesaplanan nüfus artış hızından çok fazla olduğu, diğer bir ifadeyle, aynı yerleşmeye ait iki nüfus kabulü arasında kapatılması olanaksız bir farkın ortaya çıktığı görülmektedir. Oysa; yerleşme ve sektörler arasındaki ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan, alt ölçekli planları yönlendiren dava konusu Çevre Düzeni Planının açıklama raporunda, uyuşmazlığa konu edilen büyük nüfus artışlarının gerekçelerinin açıklanması gerekirken, Artvin’de turizm, Gümüşhane’de ise organik tarım ve madencilik sektörlerinin geliştirilmesi gibi stratejilere bağlı olarak nüfus artışı olacağının gerekçelendirilmesi haricinde, Trabzon ili için 2015 yılı toplam nüfusunu iki katına çıkarabilecek düzeyde istihdam kapasitesi yüksek hiçbir yatırım kararından söz edilmediği, benzer bir durumun diğer iller ile beraber Ordu ili için de geçerli olduğu, dolayısıyla, dava konusu plan değişikliği ile öngörülen nüfus tahminlerinin bilimsel bir dayanağı olmadığı sonucuna varılmıştır. Diğer yandan, davacı tarafından, nüfus öngörülerinin esasen 2011 yılından itibaren planlama tekniklerine uygun olarak belirlenmediği iddia edilmiş ise de; Çevre ve Orman Bakanlığınca 24/06/2011 tarihinde onaylanan Ordu-Giresun-Trabzon-Rize-Gümüşhane ve Artvin Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının iptali istemiyle açılan davada, Danıştay Altıncı Dairesinin 29/05/2017 tarih ve E:2011/8287, K:2017/4138 sayılı kararı ile, nüfus projeksiyonları yönünden, çevre düzeni planı ile iller bazında fazla nüfus projeksiyonu getirildiği belirtilmekle beraber, bu nüfus projeksiyonuna göre fazladan yerleşime açılan alanlarının bulunduğunun somut olarak ortaya konulmaması nedeniyle nüfus projeksiyonunun, genel nüfus sayımı sonuçları esas alınarak tahmin edilmesinde mevzuata aykırılık görülmediği gerekçesiyle, bu kısım yönünden davanın reddine karar verilmiş, bu karar, Kurulumuzun E:2018/1668, K:2019/699 sayılı kararı ile onanmıştır. Bununla birlikte, temyize konu Daire kararının 2. başlığı altında incelenen "plan kararları ile nüfus kabulleri arasında uyumsuzluk bulunduğu" iddiası yönünden de, hukuka aykırı olduğu tespit edilen nüfus öngörülerine dayalı olarak tesis edilen plan kararlarının sebep unsurunun ortadan kalkması nedeniyle, dava konusu işlemde bu yönden de hukuka uyarlık görülmemiştir. Bu durumda, kapsamlı bir inceleme ve analiz yapılmadan tesis edildiği anlaşılan nüfus öngörülerinde ve bu nüfus öngörülerine dayalı olarak alınan plan kararlarında, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmediğinden, temyize konu Daire kararının bu kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır. 3-Daire kararının 3. başlığı altında incelenen "Plan değişikliği ile planlama alanındaki tüm kentlere büyükşehir gibi yaklaşılarak kırsal nüfusun hesaplanmamış olduğu" iddiası yönünden yapılan değerlendirmede: Dava dilekçesinde, nüfus verileri, nüfus tahminleri ve projeksiyonlar arasındaki tutarsızlığın yanı sıra, Ordu ve Trabzon illeri haricinde, bölge içindeki diğer illerinde büyükşehir kapsamında olduğu varsayılarak, 03/04/2017 tarihinde onaylanan çevre düzeni planı değişikliği plan hükümlerinin "Ek-1 ilçe ve belde yerleşmeleri kentsel nüfus tahminleri" tablosunda Artvin, Giresun, Gümüşhane ve Rize illerindeki kırsal alanda yaşayan nüfus yokmuş gibi tüm nüfus tahminlerinin, ilçe ve belde yerleşmelerinin kentsel alanları için yapıldığı ve il nüfuslarının bu şekilde belirlendiği, halbuki sayısal veri olarak her ne kadar doğru nüfus verileri kullanılmadan yapılmış olsa bile, 2011 yılında onaylanan çevre düzeni planında yerleşmelerin toplam nüfusları "kırsal ve kentsel alanlar" olarak ayrılmış ve 2026 yılı nüfus tahminleri içinde, kırsal nüfusu gösterecek şekilde il, ilçe maksimum nüfusun, kent nüfusunun ve kentleşme oranının gösterildiği, ancak bu nüfus ayrımının aslında daha çok kırsal alanlar için kararlar üretmesi gereken bir plan olan çevre düzeni planında göz ardı edildiği ve dava konusu plan değişikliğinde kırsal nüfus ayrımının yapılmadığı, bu durumun çevre düzeni planında, hem nüfus büyüklüğünün fazla olmasına hem de yerleşmenin tüm nüfusunun kentsel alanda yaşayacağı öngörülerek planda gösterilen mekânsal kararların ve kentsel yerleşme alanı lekelerinin gereğinden büyük planlanmasına neden olduğu ileri sürülmektedir. Davalı idarece, 17/08/2016 tarihinde onaylanan ÇDP revizyonu kapsamında kullanılan nüfus verilerinin dava konusu işlem ile güncellenmesi aşamasında yapılan nüfus araştırmalarında, büyükşehir olan yerleşimlerin kırsal nüfusları ile ilgili verilerin TÜİK tarafından sunulmaması nedeniyle kırsal nüfus oranlarının gösterilemediği, büyükşehir olmayan yerleşim birimlerinin kırsal nüfus bilgilerinin ise, plan bütününde bir standardın sağlanabilmesi amacıyla gösterilmediği ve kırsal nüfusların bağlı bulundukları bir üst idari kademe içerisine eklendikleri savunulmaktadır. Bilirkişi raporunda, davacı Oda'nın Artvin, Giresun, Gümüşhane ve Rize illerindeki kırsal alanda yaşayan nüfus yokmuş gibi tüm nüfus tahminlerinin ilçe ve belde yerleşmelerinin kentsel alanları için yapıldığına ilişkin itirazınının yerinde bulunduğu, planlama alanındaki büyükşehir olmayan illerin kentsel ve kırsal alan nüfuslarının bilinmesi ve plan raporuna işlenmesinin gerekli olduğu, kentsel ve kırsal alan nüfuslarının birlikte ele alınıp değerlendirilmesi, büyükşehir statüsünde olmayan alanlara ilişkin olarak alınan veya alınacak plan kararlarının doğru ve anlamlı olma olasılığını artıracağı, ayrıca bu eksikliğin, çevre düzeni planının genel ilkesi olan koruma-kullanma dengesi ile sürdürülebilir kullanma hedefinin göz ardı edilmesine yol açabileceği yönünde görüş ve tespitlere yer verilmiştir. Daire kararında, dava konusu edilen hususun, planlamada eksiklik olmakla birlikte, anılan eksikliğin planı kusurlandırıcı nitelikte bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; 24/06/2011 tarihinde onaylanan Ordu-Giresun-Trabzon-Rize-Gümüşhane ve Artvin Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı'nda, nüfus projeksiyonlarında kırsal ve kentsel nüfus ayrımının yapıldığı, dolayısıyla, nüfus öngörüleri açısından yapılan değişikliklerde de daha önce elde edilen verilere bağlı şekilde bu ayrımın dikkate alınması gerektiği, büyükşehir olan yerleşimlerin kırsal nüfusları ile ilgili verilerin TÜİK tarafından sunulmaması nedeniyle kırsal nüfus oranlarının gösterilemediği, büyükşehir olmayan yerleşim birimlerinin kırsal nüfus bilgilerinin ise, plan bütününde bir standardın sağlanabilmesi amacıyla gösterilmediği yönündeki savunmanın, planlama ilkeleri açısından hukuken geçerli bir gerekçe olamayacağı, zira planlama sürecinin, araştırmaların yapılması, sorunların ortaya konulması, veri ve bilgi toplama ile ilgili analiz aşaması, bilgilerin bir araya getirilmesi, birleştirilmesi ve sonuçların değerlendirilmesi ile ilgili sentez aşaması ve plan kararlarının oluşturulması aşamalarından oluştuğu, kaldı ki, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan çevre düzeni planlarında, kentsel ve kırsal nüfus ayrımı yapılmasının zorunlu olduğu sonucuna ulaşıldığından, planda, bu kısım yönünden, planlama esaslarına uyarlık görülmemiştir. Bu itibarla, temyize konu Daire kararının bu kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır. 4-Daire kararının 8. başlığı altında incelenen "Akçaabat’ta kentsel yerleşim alanının aşırı ölçüde büyütüldüğü" iddiası yönünden yapılan değerlendirmede: Dava dilekçesinde, Akçaabat Belediye Başkanlığının talebine istinaden Salacık, Yaylacık, Osmanbaba, Demirci, Söğütlü, Sarıtaş, Kayalar, Ortamahalle, Nefsipulathane ve Mersin Mahallelerinde artan nüfusun ihtiyacını karşılamak üzere kentsel yerleşik alanlar eklendiğinin belirtildiği, hiçbir araştırma ve sentez çalışmasına dayanmadan sadece nüfus artışını karşılamak gibi bir gerekçe ile kentsel yerleşik alan kararlarının düzenlenmesinin, 10 adet mahalledeki mevcut yerleşme dokusunun ve alt ölçekli imar planlarının çevre düzeni planı kararları içinde gösterilerek yasallaştırılmasının amaçlandığı ve bu kapsamda bir kentsel yerleşik alan kararının Akaçaabat ilçesi ile birlikte yakın çevresindeki tüm planlama kararlarını etkileyecek nitelikte ve büyüklükte olduğu açıkken, sadece leke ve çizim olarak belirtilen mahalle alanlarının çevre düzeni planına eklenmesinin planlama ilkeleri açısından uygun olmadığı ileri sürülmektedir. Davalı idarece, Akçaabat nüfus kestirimlerinde artış olduğu, 150.000 olan nüfus öngörüsünün 188.000 kişiye çıktığı; bu doğrultuda, Mersin, Akçakale, Şinik, Darıca ve Akçaabat ilçe merkezinde, artan nüfusun ihtiyacını karşılamak amacıyla yerleşilebilirliği uygun olan yaklaşık 430 ha alanın kentsel yerleşme alanı olarak gösterildiği savunulmaktadır. Bilirkişi raporunda, "Kentin mevcut yerleşik dokusunun görülebildiği uydu fotoğrafıyla (aşağıda) karşılaştırıldığında, aslında 2016 revizyon planında bile kentsel yerleşme alanı olarak gösterilen alanın Akçaabat mevcut kentsel yerleşik alanı dikkate alındığında ciddi bir büyüklükte olduğu görülmektedir. Bunun üzerine davaya konu 2017 onaylı Çevre Düzeni Planı Değişikliğinde arttırılan alanlarla beraber kentsel yerleşme alanı daha da büyütülmüş, mevcut yerleşik alanın 2-3 katına çıkartılmıştır. Davaya konu Plan Değişikliği işleminin Plan Açıklama Raporunda Akçaabat için “ilçenin gelecek 15 yıllık kalkınması hususunda belirlenen başlıca sektörler tarım, sanayi ve turizm sektörleridir” denmekte; ayrıca “Tütün yetiştiriciliği desteklenerek, işlenip mamul ürün olarak pazara sunulması sağlanacaktır. Sebze, narenciye, mısır, fasulye gibi tarımsal ürünlerin yetiştiriciliği teşvik edilerek organize pazar kanalları oluşturulacaktır.” ifadelerine yer verilmektedir. Dolayısıyla bu ilçede tarımsal ürün alanlarının sürdürülmesi başlıca stratejidir. Bu temel stratejiye rağmen, davaya konu plan değişikliği işlemi ile kent çeperindeki tarımsal alanlar kentsel yerleşme alanına dahil edilerek kentsel gelişme amaçlı planlanmıştır. Çeperdeki alanlar 2016 Plan Revizyonunda “Bölgeye Özel Ürün Alanı (Bağcılık, Çay, Fındık, vb.)” olarak tanımlanmış olan ve tarımsal alan olarak korunan yerlerdir. Davaya konu plan değişikliği işlemi ile bu bölgeye özgü tarımsal üretim yapılan alanlar yok edilerek yapılı çevreye dönüştürülmektedir. Bu yaklaşım hem bu bölgenin doğal ve tarımsal değerinin gözardı edildiği anlamına gelmekte, hem de plan değişikliği işleminin planın kendi ana stratejisiyle çeliştiğini göstermektedir. ... 1/100.000 ölçekli planda yapılan gösterimler planın stratejik kararlarını yansıtmaktadır. Bir yerleşimin mevcuttaki yerleşik alanının iki-üç katı kadar yeni gelişme alanı açılacağının plan paftasında gösterilmiş olması, planın bu bölge için stratejik kararının yüksek düzeyde büyümeyi destekler nitelikte olduğunu göstermektedir. Böyle bir stratejik karar ve gelişme vurgusundan sonra, alt ölçekli planlarda burada gösterilen yeni gelişme alanının sadece yarısının (veya onda birinin) planlanıp geri kalan alanların tarımsal alan olarak korunması artık gerçekçi bir plan süreci olmamaktadır. Dolayısıyla plan paftasında gösterilen gelişme alan büyüklükleri çevre düzeni planının koruma-kullanma dengesine ilişkin stratejisini yansıtmaktadır. Plan bu bölgede tarımsal üretimin devamını, tarım alanlarının ve doğal yapının korunmasını önemsiyorsa, yerleşimi iki-üç kat büyüklüğünde gelişterecek bir plan önerisi getirmemelidir. Böyle bir öneri getiriyorsa, plan stratejisinin bu bölgede ciddi düzeyde büyüme öngördüğü tartışmasız bir gerçek olmaktadır ve alt ölçekli planlarda (ilgili plan hükmü doğrultusunda) bu alanların tamamı yerleşime açılmayabilir gibi bir ifade bu stratejik yaklaşımı değiştirmemektedir." şeklinde görüş ve tespitlere yer verilmiştir. Daire kararında, Akçaabat nüfus öngörüsünde artış yapılarak 150.000 olan nüfus öngörüsünün 188.000 kişiye çıkarıldığı, buna bağlı olarak kentsel yerleşme alanı ihtiyacının ortaya çıktığı, öte yandan, kentsel yerleşme alanları sınırlarının şematik olduğu, alt ölçekli planlarda bu alanların tamamının yerleşime açılacağı anlamının çıkarılamayacağı, belirtilen nüfus kabulleri doğal, yapay ve yasal eşikler dikkate alınarak alt ölçekli planlarda belirleneceğinden planın bu kısmında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kurulumuzca, kararın 2 numaralı başlığı altında, uyuşmazlığa konu plana ilişkin nüfus öngörüleri hakkında yapılan değerlendirme sonucunda, nüfus öngörülerinin şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına uygun olmadığı sonucuna ulaşılarak, temyize konu Daire kararının plana ilişkin nüfus öngörüleri yönünden davanın reddine yönelik kısmının bozulmasına karar verildiğinden, Akçaabat ilçesinde, yeni nüfus öngörülerine dayalı olarak, artan nüfusun ihtiyacının karşılanması amacıyla belirlenen yeni yerleşim alanlarına yönelik değişikliğin de sebep unsurunun ortadan kalktığı açıktır. Bu itibarla, temyize konu Daire kararının bu kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır. 5-Daire kararının 11. başlığı altında incelenen "HES'ler" yönünden yapılan değerlendirmede: 17/08/2016 tarihli plan revizyonu kapsamında, Ordu-Trabzon-Rize-Giresun- Gümüşhane-Artvin Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında HES' lere ilişkin plan notunun; "6.24.3 Hidroelektrik üretim alanlarında havza bütününde ekosistemlerin sürdürülebilirliğini sağlayacak şekilde her türlü koruma tedbirlerine ilişkin süreçler tamamlandıktan sonra hidroelektrik santralleri (HES) projelerine izin verilecektir. HES’ler, ilgili idarece (Devlet Su işleri Genel Müdürlüğü, Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü) yatırıma konu akarsu havzası düzeyinde yapılacak olan ayrıntılı araştırma ve değerlendirmelere dayalı olarak; su toplama havzalarının sürdürülebilirliğini sağlayacak şekilde önlemlerin alınması, akarsu üzerinde faaliyette ve planlı HES projelerinin enerji üretim kapasiteleri ve su debilerinin hesaplanması ve bölgenin ekosistem dengesinin olumsuz yönde etkilenmemesine yönelik önlemler alınarak ÇED yönetmeliği kapsamında ÇED sürecine konu edilir. ÇED sürecinde su debisi, can suyu, enerji üretim miktarına ilişkin değerlendirmeler ve diğer çevresel değerlendirmeler akarsu havzası bütününde, mevcut ve planlı projeler dikkate alınarak yapılır. ÇED Yönetmeliği kapsamında gereken işlemler tamamlandıktan sonra ÇED Raporunun sonucuna göre Çevre Düzeni Planı değişiklik teklifi olarak değerlendirilmek üzere Bakanlığa sunulur. ÇED Yönetmeliğine tabi olmayan HES projelerine ilişkin alt ölçekli planlar, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ve ilgili diğer kurum ve kuruluşların uygun görüşü alınmasını takiben bu çevre düzeni planında değişikliğe gerek kalmaksızın ilgili idaresince onaylanabilir." şeklinde düzenlendiği, Dava konusu edilen çevre düzeni planı değişikliği işlemi kapsamında ise, yukarıda yer verilen maddenin; "6.22.3 Bu plan revizyonunun onay tarihinden (17.08.2016) önce ilgili mevzuata uygun olarak imar planı onaylanmış olan hidroelektrik santralleri (HES) projelerinin imar planları geçerlidir. Projeye bağlı teknik değişiklik ihtiyacı olması durumunda söz konusu imar planlarına ilişkin değişiklikler, çevre düzeni planında değişiklik yapılmasına gerek kalmaksızın ilgili idaresince onaylanabilir. Bu revizyonun onay tarihinden itibaren (17.08.2016); Hidroelektrik üretim alanlarında havza bütününde ekosistemlerin sürdürülebilirliğini sağlayacak şekilde her türlü koruma tedbirlerine ilişkin süreçler tamamlandıktan sonra hidroelektrik santralleri (HES)projelerine izin verilebilir. HES’ler, ilgili idarece (Devlet Su işleri Genel Müdürlüğü, Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü) yatırıma konu akarsu havzası düzeyinde yapılacak olan ayrıntılı araştırma ve değerlendirmelere dayalı olarak; su toplama havzalarının sürdürülebilirliğini sağlayacak şekilde önlemlerin alınması, akarsu üzerinde faaliyette ve planlı HES projelerinin enerji üretim kapasiteleri ve su debilerinin hesaplanması ve bölgenin ekosistem dengesinin olumsuz yönde etkilenmemesine yönelik önlemler alınarak ÇED yönetmeliği kapsamında ÇED sürecine konu edilir. ÇED sürecinde su debisi, can suyu, enerji üretim miktarına ilişkin değerlendirmeler ve diğer çevresel değerlendirmeler akarsu havzası bütününde, mevcut ve planlı projeler dikkate alınarak yapılır. ÇED Yönetmeliği kapsamında gereken işlemler tamamlandıktan sonra ÇED Raporunun sonucuna göre Çevre Düzeni Planı değişiklik teklifi olarak değerlendirilmek üzere Bakanlığa sunulur. ÇED Yönetmeliğine tabi olmayan veya “ÇED Gerekli Değildir Kararı” alınmış olan HES projelerine ilişkin alt ölçekli planlar, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ve ilgili diğer kurum ve kuruluşların uygun görüşü alınmasını takiben bu çevre düzeni planında değişikliğe gerek kalmaksızın ilgili idaresince onaylanabilir." şeklinde yeniden düzenlendiği anlaşılmaktadır. Dava dilekçesinde, bir önceki çevre düzeni planı revizyonunda; dere yataklarının doğal yapısının ve su kalitesinin korunması, gelişigüzel alanlarda taş ve malzeme ocaklarının açılmaması, terk edilen taş ocaklarının rehabilitasyonu sağlanarak doğaya kazandırılması ve onaylanmış olan HES projelerini de içerecek şekilde akarsu havzası düzeyinde ve havza bütününde yapılacak ayrıntılı araştırma ve değerlendirme ile akarsu havzalarının ve HES projelerinin gözden geçirileceği yönünde mahkeme kararı doğrultusunda hüküm oluşturulduğu, 03/04/2017 tarihinde onaylanan dava konusu çevre düzeni planı değişikliğinde, 17/08/2016 tarihinden önce imar planları onaylanmış olan HES projeleri kapsam dışında tutulacak şekilde plan hükmü getirildiği; böylece hem konuyla ilgili yargı kararının dikkate alınmadığı, hem de havza bütününde bazı projelere ve kullanım kararlarına ayrıcalık tanınarak, araştırma ve değerlendirme çalışmasının akarsu havzası bütününde yapılması ilkesinin ortadan kaldırıldığı ileri sürülmektedir. Davalı idarece, HES konusunun "10. Kalkınma Planının" hedefleri arasında yer alan yenilenebilir enerjinin geliştirilmesi ile uyumlu bir plan kararı olduğu, Danıştay Altıncı Dairenin E:2011/9150 sayılı dosyasında görülen dava kapsamında, planın HES'lere ilişkin kısmı açısından yürütmenin durdurulması kararı verildiği, 17/08/2016 tarihinde onaylanmış olan çevre düzeni planı revizyonu kapsamında, "6.24 Enerji Üretim Alanları ve Enerji İletim Tesisleri" başlığı altına bir hüküm eklenmek suretiyle mahkeme kararına uygun işlem tesis edildiği, bu değişiklik ile hidroelektrik üretim alanlarında havza bütününde ekosistemlerin sürdürülebilirliğini sağlayacak şekilde her türlü koruma tedbirlerine ilişkin süreçler tamamlandıktan sonra hidroelektrik santralleri (HES) projelerine izin verileceği, ÇED incelemesine dair tüm süreçlerin tamamlanmasının bekleneceğinin hüküm altına alındığı, mahkeme kararı doğrultusunda plan revizyonu kapsamında plana eklenen hükmün, bu davanın konusu olan 03/04/2017 tarihli plan değişikliği işlemi kapsamında yeniden düzenlendiği, bu son düzenlemenin gerekçesinin, imar planlama işlemleri ve ÇED süreci tamamlanmış olan HES projelerine ilişkin uygulamada sorunlar yaşanmasının olduğu, bu sorunlar nedeniyle, yürütmenin durdurulması kararından önce ve söz konusu kararların yerine getirilmesi sürecinde, mevzuata ve çevre düzeni planına uygun olarak onaylanmış imar planları tamamlanmış olan projeleri kapsam dışında bırakmak amacıyla ilgili plan hükmünün yeniden düzenlendiği, anılan mahkeme kararının ilgili kurumlara iletilmesinden önceki süreçte ÇED ve imar planı süreçleri tamamlanmış olan projelere yönelik olarak yeniden düzenlenen plan hükmünün Çevre Düzeni Planının iptalini gerektirecek herhangi bir husus ihtiva etmediği savunulmaktadır. Bilirkişi raporunda, "Görüldüğü üzere, dava konusu plan değişikliği kapsamında ilgili plan hükmünde yapılan değişiklikle, 17/08/2016 tarihli plan revizyonu işlemi kapsamında plana eklenen hükmün kapsamı daraltılmıştır. Şöyle ki, mahkeme kararına uygunluk amaçlı ilk işlemin yapıldığı tarih olan 17/08/2016 öncesinde, “ilgili mevzuata uygun olarak imar planı onaylanmış olan hidroelektrik santralleri (HES) projelerinin imar planları geçerlidir” denilerek bu projeler, “havza bütününde ekosistemlerin sürdürülebilirliğini sağlayacak şekilde her türlü koruma tedbirlerine ilişkin süreçler”den muaf tutulmaktadır. Kurulumuz, dava konusu ÇDP’nin HES’lerle ilgili kararlarına ilişkin olarak izleyen bölümde genel bir değerlendirme yapmak gereği duymaktadır. Ancak bu genel değerlendirmeye geçmeden önce, ilgili plan hükmünde yapılan son değişikliğe dair kısa bir değerlendirme yapmakta yarar görülmektedir. Kurulumuz, ilgili plan hükmünün kapsamının daraltılmasının ve 17/08/2016 tarihi öncesinde imar planları onaylanan HES Projelerinin kapsam dışında bırakılmasının doğru olmadığı görüşündedir. İlgili Mahkeme kararına dayanak olan Bilirkişi Raporunda; “hidroelektrik santralleri yoluyla elektrik üretilmesi kararının, çevresel etkilerin havza bütünlüğü dikkate alınarak ayrıntılı bir araştırma ve değerlendirilmeye dayalı olması ve HES'lerde kullanılacak su debisi hesaplamaları yapılırken bölgenin ekosistem dengesinin olumsuz yönde etkilenmemesi için bu yönde gerekli koruma tedbirlerinin alınması” gerektiğine vurgu yapılmakta ve “dava konusu planda bu hususlara yönelik olarak alt ölçekli planları yönlendirecek nitelikte temel ilke ve politikaları içeren hükümlerin yer almaması” durumu uygun bulunmamaktadır. Görüldüğü üzere burada iki önemli konu söz konusudur; ilki HES’ler ile ilgili kararların ciddi ve kapsamlı çevresel inceleme ve değerlendirme süreçleri sonunda verilmesi, ikincisi ise bu çevresel inceleme ve değerlendirmeye ilişkin olarak alt ölçekli planların yönlendirilmesidir. 17/08/2016 tarihli plan revizyonu ile eklenen hüküm her iki konuya ilişkin olarak olumlu bir düzenlemedir. Bu düzenleme ile karar süreçleri başlamış ancak uygulamaya geçmemiş pek çok HES Projesinin çevresel etkilerinin havza bütünlüğü içerisinde ele alınması söz konusu olabilecektir. Ancak son yapılan değişiklikle 17/08/2016 öncesinde imar planları onaylanmış HES Projelerinin kapsam dışında bırakılması, çok sayıda projenin çevresel etkilerinin havza bütünlüğü içerisinde ele alınmasını olanaksız kılmaktadır. Kapsam dışında kalan projelerin imar planlama çalışmalarının tamamlanmış ve onaylanmış olması, ilgili Mahkeme kararına esas olan “çevresel etkilerin havza bütünlüğü dikkate alınarak ayrıntılı bir araştırma ve değerlendirilmeye dayalı olması” durumunu garanti etmemektedir. Söz konusu HES Projelerinin imar planlama çalışmaları kapsamında, çevresel etkilerinin ne düzeyde incelenip değerlendirildiği, ilgili projenin olası etkilerinin havza bütünlüğü içerisinde değerlendirilip değerlendirilmediği bilinmemektedir. Bu nedenle ilgili plan hükmünde dava konusu plan değişikliği işlemi kapsamında yapılan düzenleme, çevre düzeni planının koruma-kullanma dengesini sağlama amacı göz önüne alındığında olumsuz nitelikte bir geriye gidiştir ve bu yönüyle de ilgili mahkeme kararına aykırılık taşıdığı düşünülebilir. Bu hususlar ışığında Kurulumuz; Davacının planın HES’lere ilişkin hükmünde yapılan son düzenlemenin mahkeme kararını ihlal ettiği iddiasında haklılık olduğu görüşündedir. ...Bilirkişi Kurulumuz; 1/100.000 ölçekli bir bölge planından beklenenler ile bölge düzeyindeki bir planın, planlama kademelenmesi içerisindeki yeri dikkate alındığında, Danıştay tarafından verilen yürütmeyi durdurma karar sonrası HES’ler ile ilgili olarak plan uygulama hükümlerine eklenen ve sonradan kapsamı daraltılan plan hükmünün, mahkeme kararına uyum bakımından yeterli olduğu kanaatinde değildir. Hiç kuşkusuz, 1/100.000 ölçekli bir çevre düzeni planı, tüm ülkeyi ilgilendiren sektörel yatırım ve politika tercihlerinin ele alınıp karara bağlanabileceği bir planlama çalışması değildir. Bu çerçevede, Türkiye’nin ulusal enerji politikası ile öncelikli enerji yatırım tercihlerine ilişkin tartışmalı durumların, çevre düzeni planları bağlamında çözümlenmesi beklenemez. Enerji gibi ekonomik ve toplumsal gelişme bakımından yaşamsal öneme sahip bir sektöre ilişkin ülke (ulusal) politikasının temel bileşenleri; Enerji Sektörü Stratejik Planı ve Kalkınma Planı gibi ulusal ölçekteki politika dokümanları ve plan belgeleri ile belirlenmektedir. Buna karşın, ulusal ve bölgesel nitelikli somut enerji yatırımlarına ilişkin (örneğin nükleer enerji üretim tesisleri, termik santraller, hidroelektrik santralleri vb.) kullanım ve yer seçimi kararlarının verileceği en uygun planlama ölçeği ise 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planlarıdır. 1/100.000 ölçekli bir planda, bu ölçeğin doğası gereği, bazı kararlar şematik, başka bazı kararlar ise kesinlik ihtiva eden çizgiler ile gösterilmek durumundadır. Kesinlik ihtiva eden çizgilerle gösterilmesi gereken kararlara en uygun örneklerden birisi de ulusal ya da bölgesel nitelikli somut enerji yatırımlarına ilişkin kullanım kararlarıdır. Bu kullanımların yer seçimine ilişkin kararların; çevresel etkiler ve oluşabilecek riskler, yakın çevredeki yerleşmelerin konumu ve niteliği, jeolojik ve benzeri doğal tehlikelere maruz kalma gibi durumlar göz önünde bulundurularak titiz bir inceleme sonunda verilmesi gerekir. Dahası, bu inceleme sürecinin sonucunda ulaşılan bulgular somut plan kararları ve stratejilerine dönüştürülmeli ve bunlar gerek lejant maddeleri arasında gerekse plan uygulama hükümleri ve açıklama raporunda açık ve net bir biçimde yer almalıdır. Oysa dava konusu planda, HES’ler başta olmak üzere somut enerji yatırımlarına ilişkin olarak bu tür bir yaklaşımın izlenmemiş olduğu gözlenmektedir. Plan uygulama hükümleri arasında enerji üretim ve iletim alanlarına ilişkin bazı genel hükümler yer almakta, HES’ler ile ilgili olarak ise sadece yürütmeyi durdurma kararı sonrasında eklenen hüküm yer almaktadır ki bu hükmün kapsamı da dava konusu plan değişikliği işlemi ile daraltılmıştır. Ayrıca planın lejant maddeleri arasında da sonradan eklenmiş “Yenilenebilir Enerji” gösteriminden başka bir madde yer almamaktadır. Doğu Karadeniz Bölgesi, su varlıkları bakımından oldukça zengin olan ve bu su varlıkları ile beslenen pek çok havza ve ekosisteme sahip bir bölgedir. Bölgenin sahip olduğu su varlıklarının HES yatırımcılarının ilgi alanında olduğu ve son yıllarda bölgedeki HES yatırımlarının giderek arttığı bilinmektedir. Dolayısıyla, böylesi bir bölge için hazırlanan çevre düzeni planı çalışmasının öncelikli konuları arasında hiç kuşkusuz HES yatırımları yer almalıdır. Planlama çalışması kapsamında; HES yatırımlarının planlama alanı içerisindeki ekosistem alanları, doğal ve çevresel değerler ile kaynak sistemlerini olumsuz etkileme riski dikkate alınarak, kapsamlı bir etüt ve analiz çalışması yapılması gerekir. Bu çalışma sonucunda; bölgenin HES yatırımları bakımından taşıma kapasitesinin belirlenmesi, diğer bir deyişle, planlama alanındaki havza ve ekosistemlerin sürdürülebilirliğini sağlamak ve yöre halkının sosyal, ekonomik ve kültürel durumunu olumsuz etkilememek için HES yatırımlarında mekânsal ve sektörel sınırların belirlenmesi gerekir. Bu sınırlar içinde mekânsal nitelikte olanlar (HES yatırımına uygun bölgeler, HES yatırımına izin verilmeyecek bölgeler gibi), plan paftalarına işlenmeli ve planın gösterim maddeleri arasında yer almalıdır. ...Söz konusu plan hükmü bu nedenle planlama esaslarına aykırıdır." yönünde görüş ve tespitlere yer verilmiştir. Daire kararında, HES yatırımlarının, ÇED sürecinden geçerek mevcut yasal prosedür doğrultusunda tamamlanabileceği göz önüne alındığında, yapılan düzenlemenin gerekçesinin imar planlama işlemleri ve ÇED süreci tamamlanmış olan HES projelerine ilişkin uygulama aşamasında yaşanılan zorluklar olduğu anlaşıldığından, bu kısım yönünden hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Uyuşmazlıkta; dava konusu işleme ilişkin plan değişikliği gerekçe raporundan, muhtelif elektrik üretim şirketleri ile Orman ve Su İşleri Bakanlığı, DSİ Genel Müdürlüğü Hidroelektrik Enerji Dairesi Başkanlığının görüşleri doğrultusunda plan notunda değişikliğe gidildiği ve H-39, F47 ve G-39 numaralı plan paftalarına söz konusu HES projelerine ilişkin "Yenilenebilir Enerji Sembolü" eklenmesine karar verildiği görülmektedir. 2011 yılında onaylanan Ordu-Giresun-Trabzon-Rize-Gümüşhane-Artvin Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı'nın iptali istemiyle açılan davada, Plan Uygulama Hükümlerinin 3. Bölümünde yer alan "bölgenin enerji ihtiyacının öncelikle alternatif enerji kaynaklarından karşılanacağı" ibaresinin, Karadeniz Bölgesi'nde alternatif enerji kaynağı olarak su varlıklarının kastedildiğinin açık olduğu; bölgede faaliyete geçen HES lerin bölgenin ihtiyacından çok fazlasını ürettiği ve yüzlercesinin de yapımının planlandığı; ayrıca plan paftalarında HES'lere yer verilmediği, yer seçimi ve sınırlandırmaların belirtilmediği; örneğin Atasu Baraj Havzasında yapılması planlanan 6 adet HES projesinin planda konu edilmediği; bölgede 500'den fazla HES Projesi olduğu, bu projelerin suları kaynağından denize kadar tünellere alarak, yatağı ile çevresindeki ekosistemle ilişkisini kestiği; dava konusu planda bu konuda açık ve net hükümlere ve plan kararlarına yer verilmediğinden, bu maddenin yargı veya değişik nedenlerle durdurulan HES projelerinin önünün açılmasına neden olacağı; söz konusu maddenin bu tür olumsuzluklara yol açmaması için, bütün canlıların su hakkının kabul edildiği, ekosistemlerin devamlılığının sağlandığı, yöre halkının sosyal, ekonomik, kültürel durumunun dikkate alındığı, bu nedenlerle, son derece sınırlı projelere izin verilebilmesine yönelik plan hükmünün eklenmesi gerektiği iddialarına dayalı olarak iptalinin istenildiği, Danıştay Altıncı Dairesinin 26/01/2015 tarih ve E:2011/9150 sayılı kararı ile, HES'ler hususu açısından yürütmenin durdurulması isteminin reddine karar verildiği, bu karara karşı itiraz edilmesi üzerine, Kurulumuzun 15/10/2015 tarih ve E:2015/1068 sayılı kararı ile "...Danıştay Altıncı Dairesince mahallinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporda, HES'lerin alternatif enerji kaynağı olarak değerlendirilebileceği, ancak bu yolla elektrik üretilmesi kararının, çevresel etkilerin havza bütünlüğü dikkate alınarak ayrıntılı araştırma ve değerlendirilmesine dayalı olması gerektiği, diğer taraftan bu tür araştırmalar yapılırken bölgenin enerji potansiyelinin sürdürülebilir bir planlama ile değerlendirilmesinin geleceğe yönelik yatırım planlamaları için son derece önemli olduğu, bu çerçevede HES planlamaları için son derece önemli konulardan birisi de akarsuların su toplama havzalarının koruma altına alınması olduğu, ayrıca HES'lerde kullanılacak su debisi hesaplamaları yapılırken bölgenin ekosistem dengesinin olumsuz yönde etkilenmemesi ve bu yönde gerekli koruma tedbirlerinin alınmasının gerektiği, bahsedilen bu konular hakkında dava konusu planda ve plan hükümlerinde bilgi bulunmadığı belirtilmiştir. Bilirkişi raporunda belirtildiği üzere hidroelektrik santraller yoluyla elektrik üretilmesi kararının, çevresel etkilerin havza bütünlüğü dikkate alınarak ayrıntılı bir araştırma ve değerlendirilmeye dayalı olması ve HES'lerde kullanılacak su debisi hesaplamaları yapılırken bölgenin ekosistem dengesinin olumsuz yönde etkilenmemesi için bu yönde gerekli koruma tedbirlerinin alınması gerekmekte olup, dava konusu planda bu hususlara yönelik olarak alt ölçekli planları yönlendirecek nitelikte temel ilke ve politikaları içeren hükümlerin yer almamasında hukuka uyarlık bulunmamaktadır." gerekçesine dayalı olarak, Daire kararının bu kısmının kaldırılmasına ve HES'ler hususuna ilişkin olarak yürütmenin durdurulmasına karar verildiği, her ne kadar Daire tarafından E:2011/9150, K:2017/4139 sayılı karar ile bu kısım yönünden nihai olarak davanın reddine karar verilmiş ise de; Kurulumuzun E:2018/1676, K:2019/700 sayılı kararı ile, anılan Daire kararının bu kısım yönünden bozulmasına karar verildiği, bozma kararına uyularak verilen Danıştay Altıncı Dairesinin E:2020/9197, K:2021/6441 sayılı kararının ise, Kurulumuzun E:2021/3389, K:2022/3124 sayılı kararı ile onandığı anlaşılmaktadır. Anayasa'nın 138. maddesinin son fıkrasında, "Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez." hükmü; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28. maddesinin 1. fıkrasında ise, "Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez. Ancak, haciz veya ihtiyati haciz uygulamaları ile ilgili davalarda verilen kararlar hakkında, bu kararların kesinleşmesinden sonra idarece işlem tesis edilir." hükmü yer almaktadır. 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 9. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, "Ülke fizikî mekânında, sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda, koruma-kullanma dengesi gözetilerek kentsel ve kırsal nüfusun barınma, çalışma, dinlenme, ulaşım gibi ihtiyaçların karşılanması sonucu oluşabilecek çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar plânlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekli çevre düzeni plânları Bakanlıkça yapılır, yaptırılır ve onaylanır. ..." hükmüne yer verilmiştir. 14/06/2014 tarih ve 29030 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren ve Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmeliği yürürlükten kaldıran, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde, "Çevre Düzeni Planı", varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan plan olarak tanımlanmıştır. Aynı Yönetmeliğin 7. maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde ise, "Ülke ve bölge düzeyinde karar gerektiren büyük projelerin mekânsal strateji planı veya çevre düzeni planında değerlendirilmesi esastır." kuralına yer verilmiştir. Anayasa'nın 138. maddesinin son fıkrası ile 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinin birinci fıkrası uyarınca; idare, bir işlemin iptali yolundaki yargı kararlarının gereklerini geciktirmeden yerine getirmeye zorunlu olup, her türlü işlem ve eylemi yargı denetimine tâbi olan idarenin yargı kararlarına uyması ve bu kararların gereklerine göre işlem tesis etmek ya da eylemde bulunmak zorunda olması aynı zamanda Anayasa'nın 2. maddesinde kabul edilen "hukuk devleti" ilkesinin de bir gereğidir. Diğer yandan, yargı kararlarının uygulanması zorunluluğunu, kararların tam olarak yerine getirilmesini sağlamaya yönelik olarak değerlendirmek gerektiği, idarî yargı kararlarının uygulanması sırasında, kararın hüküm fıkrasıyla birlikte gerekçelerinin de gözetilerek işlem tesis edilmesi zorunluluğu bulunduğu, idarenin yargı kararlarını amacına uygun bir şekilde uygulaması zorunluluğunun, hukuk düzenince kişilere sağlanan hukuk güvenliği ve devlet işlemlerindeki istikrarın sonucu olduğu ortadadır. Yukarıda yer verilen yargı kararları ile beraber dosyanın ve bilirkişi raporunun birlikte değerlendirilmesinden; daha önce yargı kararı ile iptaline hükmedilen plan notuna ve bu süreçte onaylanmış olan alt ölçekli imar planlarına geçerlilik tanındığı anlaşılmaktadır. Bu çerçevede uyuşmazlığın değerlendirilmesinden; 2011 yılında onaylanan çevre düzeni planının "enerji üretim alanlarına" ilişkin plan notuna karşı açılan davada, Ordu-Giresun-Trabzon-Rize-Gümüşhane-Artvin Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı'nın Plan Uygulama Hükümlerinin 3. Bölümünde yer alan "bölgenin enerji ihtiyacının öncelikle alternatif enerji kaynaklarından karşılanacağı" şeklindeki hükmünün, yukarıda yer verilen yargı kararları ile yürütmesinin durdurulmasına ve iptaline karar verilmesine rağmen, anılan yargı kararlarının gereklerinin, uyuşmazlığa konu 6.22.3 sayılı plan notu açısından yerine getirilmediği, diğer yandan, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nde, ülke ve bölge düzeyinde karar gerektiren büyük projelerin, çevre düzeni planlarında değerlendirilmesinin esas olduğu düzenlendiği halde, 2011 yılında onaylanan çevre düzeni planının revizyonuna ilişkin 17/08/2016 tarihi öncesi onaylanmış imar planlarına, bu planda öngörülen kriterler dikkate alınmaksızın ve HES projelerinin niteliği belirlenmeksizin dava konusu edilen düzenleme ile geçerlik tanındığı anlaşılmaktadır. Anılan yargı kararlarına binaen, HES projeleri açısından da, gerçekleştirilmek istenilen yatırımın ülke ve bölge düzeyinde karar gerektirip gerektirmediğini ortaya koyacak, bilimsel yaklaşımlara dayanan ve ilgili mevzuat düzenlemelerine de uygun kriterler geliştirilmesi gerekirken, herhangi bir kriter belirlenmeksizin, 17/08/2016 tarihi öncesi onaylanmış imar planlarına ve bu planlara konu her türlü HES projelerine doğrudan geçerlik tanınmasının, çok sayıda projenin çevresel etkilerinin havza bütünlüğü içerisinde ele alınmasının olanaksız kılınacağı, kapsam dışında kalan projelerin imar planlama çalışmalarının tamamlanmış ve onaylanmış olmasının, ilgili yargı kararına esas olan “çevresel etkilerin havza bütünlüğü dikkate alınarak ayrıntılı bir araştırma ve değerlendirilmeye dayalı olması” gerekçesine uyarlık göstermediği gibi imar mevzuatına, şehircilik ilkeleri ile planlama esaslarına uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu itibarla, temyize konu Daire kararının bu kısmında, hukuki isabet bulunmamaktadır. Daire kararının diğer kısımları yönünden; Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Altıncı Dairesi kararının diğer kısımları, aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın anılan kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1.Davacının temyiz isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine, 2.Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 27/05/2021 tarih ve E:2017/4844, K:2021/7163 sayılı kararının, nüfus öngörülerine, plan kararları ile nüfus kabulleri arasındaki uyumsuzluk iddiasına, planda kırsal-kentsel nüfus ayrımının yapılmamasına, Akçaabat ilçesinde öngörülen yeni kentsel yerleşim alanlarına ve HES'lere ilişkin kısmının BOZULMASINA, oyçokluğuyla, 3.Daire kararının, alt ölçekli planlara yönelik nüfus projeksiyon yılı önerisine ilişkin kısmının yukarıda belirtilen gerekçe ile oyçokluğuyla ONANMASINA, diğer kısımlarının ise yeşil yol projesi ve turizm kararlarına ilişkin olarak oyçokluğuyla, kalan kısım yönünden oybirliğiyle ONANMASINA, 4.Bozulan kısım yönünden yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Danıştay Altıncı Dairesine gönderilmesine, 5.Kesin olarak, 28/02/2024 tarihinde karar verildi. KARŞI OY X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın, HES'lere ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın, anılan kısmının da onanması gerektiği oyuyla, karara belirtilen kısım açısından katılmıyoruz. KARŞI OY XX- Yeşil Yol Projesi yönünden; Davacı tarafından, dava konusu planlama ile, yeşil yol projesine yönelik önceki yargı kararlarının gereğinin yerine getirilmediği, Plan Açıklama Raporu 4.1.1.3. sayılı bölüm, 2. ve 3. paragraflar ile Plan Uygulama Hükümleri Bölgesel Hedefler Bölümü, 6. sayfa, 7. maddenin Doğu Karadeniz yaylaları üzerinde geri dönüşü olmayacak tahribata sebebiyet vereceği, yaylaların ortadan kalkmasına yol açacağı ileri sürülmektedir. Davalı idarece, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 15/10/2015 tarih ve YD İtiraz No:2015/1068 sayılı kararına bağlı olarak, Danıştay Altıncı Dairesinin 29/05/2017 tarih ve E:2011/9150, K:2017/4139 sayılı iptal kararının gereğinin getirildiği, söz konusu yargı kararı doğrultusunda belirsizlik taşıyan bir kavram olan entegrasyonun (koridor) niteliğinin, amacının ve hedeflerinin ortaya konulduğu savunulmaktadır. Dairece yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporda; "Planlama Raporunun anılan maddesinde “Yayla Koridoru” ile “yeşil Yol Projesi güzergâhı”ndan söz edilmektedir. Bilirkişi Kurulumuz, dava konusu plana ait raporda yer alan koridor kavramı üzerinde durma gereği hissetmiştir. Planlama yazınında koridor ve yol kavramları birbirlerini destekleyen ve birlikte var olan kavramlardır. Şehircilik Ansiklopedisi’nde [The Dictionary of Urbanism] koridor kavramı şu şekilde tanımlanmaktadır. Koridor: Yol, kanal ya da demiryolu gibi bir hat üzerindeki doğrusal gelişme biçimi ile bu hat boyunca uzanan alanlardır. Anılan ansiklopedi maddesine göre, koridor kavramı mekânsal planlamanın birbirinden kopuk alanların birleştirilmesi ve bütünleştirilmesinde temel düzenleyici ve örgütleyici öğesidir. Aynı zamanda koridor birbirleriyle ilişkilendirilen ve bütünleştirilen bu bölge, alan ve yerleşmelerin oluşturduğu bütünlükleri ile yoğunlukları anlatmak için kullanılır. Özetle, koridor kavramı birbirleriyle ilişkileri kurulmak istenen alanlar, bölgeler bütünü ve sürekliliğidir. Bu açıklamaların ışığı altında dava konusu plana ait Planlama Raporunda “koridor” ve “yol” kavramlarının birlikte kullanılmasında anlaşılmaz bir durum ya da belirsizlik bulunmamaktadır. Dile getirilen yeşil yol ile yazında tanımlanan “koridor” kavramına uygun olarak yaylalar ve yayla yerleşmeleri arasında bir yoğunluk ve gelişme sürekliliği yaratılmak istendiği anlaşılmaktadır. Söz konusu rapor maddesi davacı savlarını kanıtlar niteliktedir. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun YD İtiraz 2015/1068 sayılı kararında “yayla turizmi kapsamında yaylalar arası entegrasyona yönelik dava konusu plan kararlarında hukuka uyarlık bulunmadığı”ndan 1/100.000 ölçekli planın yayla turizmi kapsamında yaylalar arası entegrasyona ilişkin kısımları yönünden yürütmesinin durdurulmasına karar verilmiştir. Anılan kararda, plan kararlarının yeterince ayrıntılı ve somut nitelikte olmasının planlama ilkelerinin gereği olduğu belirtilmiştir. Yargı kararına dayanak oluşturan bilirkişi raporunda ”yaylalar arası entegrasyonu sağlayacak şekilde” ifadesinin söz konusu ekolojik değerleri ve geleneksel mimari değerlerin korunmasını zorlaştıracak bir ifade olduğu, söz konusu entegrasyon kavramının belirsizlikler taşıyan bir kavram olarak görüldüğü, planda sözü edilen entegrasyonun planlama alanı içinde hangi yaylalara yönelik olduğu, yaklaşık güzergahının neresi olduğu, bu güzergah boyunca Karadeniz yaylalarının ekolojik zenginliğinin hangi tedbirlerle korunacağı konusunda bir açıklama ve alt ölçek planlara yol gösterecek bir bilgi bulunmadığı belirtilmiştir. Yargı kararı açıktır. Öncelikle bölge ölçeğinde “entegrasyon” sağlamaya yönelik sürekliliği öngörülen bir yolun 1/100.000 ölçekli planda yeterince ayrıntıda ve somut olarak ifade edilmesi gereğine vurgu yapılmıştır. Diğer yandan, anılan yargı kararında gerekçe olarak alınan Bilirkişi görüşünde, “yaylalar arası entegrasyonu sağlayacak şekilde” ifadesinin söz konusu ekolojik değerleri ve geleneksel mimari değerlerin korunmasını zorlaştıracak bir ifade olduğuna işaret edilmiştir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, anılan yol kararı Plan Açıklama Raporunda yer almasına karşın plan üzerinde işlenmiş değildir. Bu yönüyle önceki davada hazırlanmış olan bilirkişi raporunda ve yargı kararında dile getirilen “yeterince ayrıntıda ve somut olarak ifade edilmesi gereğinin” yerine getirilmediği anlaşılmaktadır. Buna karşın Kurulumuz söz konusu işlemdeki eksikliğin bu konu ile sınırlanamayacağı düşüncesine sahiptir. Dile getirilen sorunun çözülmesi, “yaylaların entegrasyonu” ve “yayla turizmi koridoru” ile ortaya çıkacak olumsuz çevresel sorunlar konusunu ortadan kaldırmamaktadır. Her ne kadar, Danıştay Dava Daireleri Kurulu’nun YD İtiraz No: 2015/1068 sayılı kararına dayanak oluşturan bilirkişi raporunda “söz konusu entegrasyon kavramının belirsizlikler taşıyan bir kavram olduğu” belirtilmişse de, bilirkişi kurulumuzca dava konusu planın yaylalar arasında koridor oluşturma kararının belirsizlik değil tersine bir kesinlik sunduğu düşüncesine sahiptir. Dava konusu plana ait raporda dile getirilen “Yayla Turizmi Koridoru” dolayısıyla “koridor” kavramı yargı kararı ile iptal edilen ve belirsizlik ürettiği ileri sürülen “entegrasyon” kavramı ile tutarlı bir kavramdır. Koridor kavramının tanımı gereği “entegrasyon” (“bütünleşme”, “bütünleştirme”) kavramını içermekte olduğu belirtilmelidir. Koridorlaştırma düşüncesi bir dizi “entegrasyonu” (bütünleşmeleri ya da bütünleştirmeleri) zorunlu kılmaktadır. ... Bilirkişi Kurulumuz, turizmin çeşitlendirilmesi olarak yayla turizminin desteklenmesini, bunun gereği olarak yayla yerleşmelerine erisim imkânlarının artırılmasını olumlu değerlendirmektedir. Buna karşın, yaylalar ve yayla yerleşmeleri arasında, doğal çevrenin hızla tüketilmesine katkıda bulunacak süreklilikte bağlantılar kurulmasının yanlış olduğu düşünülmektedir. Dava konusu plana ait Planlama Raporunda dile getirilen Yayla Turizmi Koridoru ve bu koridor fikrini destekleyen Yeşil Yol -dolayısıyla koridor kavramı- yaylalar ve yayla yerleşmeleri arasında süreklilik ve gelişme yoğunluğu yaratılmasına yöneliktir. Bu nedenle doğal olarak koridor üzerindeki yaylalar arasında, yol boyunca koridorun sunacağı altyapı imkânları nedeniyle sürekliliği olan bir gelişme kaçınılmazdır. Bu yol Samsun Havaalanı'ndan başlayıp Sarp Sınır Kapısı'na kadar uzanmaktadır. Yol güzergâhı üzerinde turizm yatırımlarının desteklenmesi öngörülmektedir. 2645 kilometre uzunluğundaki Turizm Yolu olarak planlanan projenin 1621 km'lik bölümü Yeşil Yol alarak belirlenmiştir. Özetle, 2645 km uzunluğunda bir yol sürekliliği yoluyla yaylalardan oluşan bir koridor yaratılması öngörülmektedir. Bunun sonucu olarak, yaylalar ve yayla yerleşmeleri kıyı bölgesinden içeri bölgeye doğru ilişkide “nihai noktalar" olarak değil, tarihsel ve kültürel oluşumlarına aykırı biçimde, yaylalar arasında, sürekliliği olan bir yol üzerinde hızla geçilen “ara alan"lara dönüşeceklerdir. Oysa her yaylanın ve yayla yerleşmesinin bir son nokta olması yaylanın tanımı ve doğası gereğidir; yaylalar kendilerini var eden kıyıları ile bir anlam ifade ederler. Yayla kavramı çerçevesinde esas ilişki yaylayı var eden ve bir gereklilik olarak ortaya çıkaran kıyı ya da kıyı bölgesi ile yayla arasındaki ilişkidir. O nedenle, yaylalar ve yayla yerleşmeleri arasında yatay bağlantların öne çıkarılması ve sürekliliğe kavuşturulması yayla fikri ile çelişmektedir. Belirtmek gerekir ki, yayla turizminin geliştirilmesi “yayla"nın diğer yaylalarla ilişkisinin artırılmasından çok her yaylanın ilişkili olduğu kıyısı ile ilişkisinin geliştirilmesini, yerel halkın belleğinde ve yaşamında üretmiş olduğu “yaylaya çıkmak fikri" ile tutarlı bir ilişkide kıyıdan yaylaya doğru uzanan bir hat üzerinde doğal çevreyi ve ekolojik değere zarar vermeksizin turizm altyapısının kademeli olarak güçlendirilmesini gerektirmektedir. Yaylalar arasında öngörülen Yeşil Yolun dile getirilen ilişkiyi bozacağı, bu nedenle de bir nihai nokta, uç ve zirve olarak, yaylanın yitirilmesine yol açacağı belirtilmelidir. Bunun sonucu olarak belirli bir kıyıya ait olan, kendi kıyısı ile ilişkisi içinde var olan yaylalar anonimleşecek ve kıyı-yayla ilişkisi, yaylalar ile yaylalar, ya da yayla yerleşmeleri ile yayla yerleşmeleri arasındaki ilişkiye dönüşecektir. Her yayla kendini var eden kıyısı ile ilişkisi, vadileri ve diğer coğrafi yapıları ile dikey coğrafi sürekliliklerin ve kültürel ve tarihsel ilişkilerin bir ürünüdir. Yaylalara erişimde dikey ilişkilerin korunması, yatay ilişkilerin öne çıkarılmaması nihai erişim noktaları olarak yaylaların ve yayla yerleşmelerinin kendi özgünlükleri ile var olmalarını destekleyecektir. Tersi durumda bir son nokta olarak yayla ya da yayla yerleşmesi fikrini ortadan kaldırarak yepyeni bir gelişme ekseni oluşturacaktır. Bunun sonucu olarak, yaylaların kentleşmesi ve yaylaların fiilen ortadan kalkması kaçınılmaz olacaktır. Bu nedenlerle, Kurulumuzca bir turizm politikası olarak, yayla turizminin geliştirilmesi düşüncesi olumlu bulunmakla birlikte, yaylalar arasında, yayla yerleşmelerinin özgünlüklerini zayıflatacak ve geri döndürülmesi olanaksız ekolojik tahribata yola açacak olan "Yeşil Yol" şeklindeki bir ulaşım ekseni düşüncesini olumsuz değerlendirmiştir. Davacının plan açıklama raporunda itiraz ettiği madde dile getirilen sakıncaları taşımaktadır. Yayla turizminin geliştirilmesi kıyıdan yaylalara ulaşan mevcut yolların, doğa ile uyumlu ve çevre değerlerinin koruyarak yukarıda sözü edilen dikey ilişkiyi güçlendirecek biçimde rehabilite edilerek iyileştirilmesi yolu ile sağlanabilir." şeklinde görüş ve tespitlere yer verilmiştir. Her ne kadar temyize konu kararda bu kısım yönünden davanın reddine karar verilmiş ise de; Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 24/06/2011 tarihinde onaylanan Ordu-Giresun-Trabzon-Rize Gümüşhane-Artvin Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planını hükümlerinin "bölgesel hedefler" kapsamında "Yayla turizmini, ekolojik kaynakları koruyarak ve yapılaşma koşullarını geleneksel yapılaşma biçimlerine ve mimariye uygun belirlemek şartıyla yaylalar arası entegrasyonu sağlayacak şekilde ekoturizm çerçevesinde Türkiye Turizm Stratejisi 2023 ve Eylem Planı 2013 de göz önüne alınarak geliştirilecektir." maddesi yer almış, Plan Açıklama Raporunun 4.1.1.4.1. maddesinde "Planlama alanında, yaylaları birbirine bağlayan ve yayla turizminin gelişmesine katkı sağlayabilecek olan yayla yolları planda gösterilmemiş olup, bu yollara ilişkin fizibilite çalışmaları ilgili idarelerce yapılması sonunda karar verilmesi halinde, alt ölçekli planlarda karar alınarak bu yollar uygulamaya geçirilebilir." hükmü getirilmiştir. Anılan planın iptali istemiyle açılan davada, söz konusu hususlara yönelik Danıştay Altıncı Dairesince verilen yürütmenin durdurulması isteminin reddine ilişkin 26/01/2015 tarih ve E:2011/9150 sayılı karara yapılan itirazın, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 15/10/2015 tarih ve YD İtiraz No:2015/1068 sayılı kararı ile "uyuşmazlık konusu plan uygulama hükümlerinin bölgesel hedefler kapsamında ve Plan Açıklama Raporu'nun 4.1.1.4.1. maddesinde öngörülen entegrasyon ifadesinin belirsizlik taşıyan bir kavram olduğu ve dava konusu plan hükümlerinde de söz konusu entegrasyonun niteliğini, amacını, temel ilke ve hedeflerini ortaya koyan düzenlemelere yer verilmediği" gerekçesiyle kabulüne ve planın anılan kısımlarının yürütülmesinin durdurulmasına karar verilmiştir. Daha sonra Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun yukarıda yer verilen gerekçesi doğrultusunda, Danıştay Altıncı Dairesinin 29/05/2017 tarih ve E:2011/9150, K:2017/4139 sayılı kararı ile planın yayla turizmi kapsamında yaylalar arası entegrasyona ilişkin kısmının iptaline karar verilmiş, söz konusu kararın bu kısmı Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 21/02/2019 tarih ve E:2018/1676, K:2019/700 sayılı kararıyla onanmıştır. Davalı idarece anılan yargı kararının gereğinin yerine getirildiği belirtilerek, dava konusu Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 17/08/2016 tarihli işlemle onaylanan Ordu-Trabzon-Rize-Giresun -Gümüşhane-Artvin Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Revizyonu Plan Açıklama Raporu'nun 4.1.1.4.1. maddesinde; "Türkiye Turizm Stratejisi (2023) ve Türkiye Turizm Stratejisi Eylem Planı’nın planlama bölgesi için aldığı veya bölgeyi ilgilendiren çerçeve kararlar kapsamında Orta Karadeniz'de Samsun ilinden Hopa'ya kadar uzanan koridor Yayla Koridoru (tematik turizm gelişim koridoru) olarak belirlenmiştir. Bu koridor, yayla ve doğa turizminde öne çıkan merkezleri barındırmaktadır. Doğa ve kültür turizmi, Karadeniz Bölgesi'nin en önemli turizm faaliyeti ve potansiyelidir. Bu nedenle, Karadeniz Bölgesi'nde yayla, kıyı, kültür ve sağlık turizmi ana temaları çerçevesinde yeni bir turizm gelişim senaryosuna yönelik uygulamalar yapılacaktır. Ayrıca bölgede yer alan yaylaların diğer turizm türleri ile bütünleştirilmesiyle bölge ulusal ve uluslararası ölçekte doğa turizmi temelinde yayla koridoru varış noktası olarak öne çıkarılacaktır. Doğu Karadeniz Turizm Master Planının (DOKAP) kapsadığı alan Artvin, Bayburt, Giresun, Gümüşhane, Ordu, Rize, Samsun, Trabzon illerinin tamamıdır. Ancak aşağıda detayları verilen yeşil yol projesi güzergâhında bölgedeki tüm yaylalar yer almamakla birlikte, bu iller içerisinde yer alan tüm tarihi, kültürel, turistik ve doğal değerler planlama alanının konusudur. Buradan hareketle bölgede bulunan tüm yaylalar planlama alanı kapsamına girmektedir." düzenlemesi getirilmiştir. Davalı tarafından, yargı kararları doğrultusunda, belirsizlik taşıyan bir kavram olan yaylalararası entegrasyonun niteliğinin, amacının, ve hedeflerinin ortaya konulduğu belirtilerek, dava konusu planlama kararlarında hukuka aykırılık bulunmadığı savunulmakta ise de, davacı tarafça dava konusu çevre düzeni planı ile öngörülen "yayla koridoru" hususunun Doğu Karadeniz yaylaları üzerinde geri dönüşü olmayacak tahribata sebebiyet vereceği, yaylaların ortadan kalkmasına yol açacağı iddiasıyla davanın açıldığı göz önünde bulundurulduğunda, yargısal incelemenin "yayla koridoru" öngörülen plan kararının içeriği ve niteliğinin hukuki değerlendirmesi yapılarak gerçekleştirilmesi gerektiği açıktır. Türk Dil Kurumu tarafından hazırlanan Güncel Türkçe Sözlükte yayla; "Dağlık, yüksek bölgelerde, kışın hayat şartları güç olduğu için boş bırakılan, yazın havası iyi ve serin olan, hayvan otlatma veya dinlenme yeri" şeklinde tanımlanmıştır. Dava konusu planın Plan Açıklama Raporu'nun 4.1.1.4.1. maddesi ile Orta Karadeniz'de Samsun ilinden Hopa'ya kadar uzanan koridor, Yayla Koridoru (tematik turizm gelişim koridoru) olarak belirlenmiş, yeşil yol projesi güzergâhında bölgedeki tüm yaylalar yer almamakla birlikte, bu iller içerisinde yer alan tüm tarihi, kültürel, turistik ve doğal değerler planlama alanına dahil edilmiş ve buradan hareketle bölgede bulunan tüm yaylalar planlama alanı kapsamına alınmıştır. Dairece yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporda, "Şehircilik Ansiklopesi" uyarınca koridorun, yol, kanal ya da demiryolu gibi bir hat üzerindeki doğrusal gelişme biçimi ile bu hat boyunca uzanan alanlar olduğu, koridor kavramının birbirleriyle ilişkileri kurulmak istenen alanlar, bölgeler bütünü ve sürekliliği oluşturduğu, planlama kararı ile öngörülen yeşil yol ile tanımlanan “koridor” kavramına uygun olarak yaylalar ve yayla yerleşmeleri arasında bir yoğunluk ve gelişme sürekliliği yaratılmak istendiği, yayla turizminin geliştirilmesi düşüncesi olumlu bulunmakla birlikte, yaylalar arasında, yayla yerleşmelerinin özgünlüklerini zayıflatacak ve geri döndürülmesi olanaksız ekolojik tahribata yola açacak olan "Yeşil Yol" şeklindeki bir ulaşım ekseninin şehircilik ilkelerine aykırı olduğu belirtilmiştir. Bu durumda, hükme esas alınabilecek nitelikte olan bilirkişi raporundaki tespitler de göz önünde bulundurulduğunda, dava konusu plan ile öngörülen yaylalar arası ulaşım koridorunun, kendi özgün koşulları ve doğal çevresi ile yayla yerleşmelerinin öne çıkmaları yerine, sunduğu altyapı imkânları nedeniyle yol boyunca sürekliliği olan bir yapılaşmaya yol açacağı, yaylanın tanımı ve niteliğine aykırı bir biçimde yaylalar arasında yatay bir ilişki yaratarak, yayla yerleşmelerinin özgünlüklerinin zayıflamasına sebebiyet vereceği sonucuna ulaşılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 17/08/2016 tarihli işlemle onaylanan dava konusu Ordu-Trabzon-Rize-Giresun-Gümüşhane-Artvin Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Revizyonu ile öngörülen "Yayla koridoru- Yeşil yol projesi"ne ilişkin kısmında planlama ilkelerine ve kamu yararına uyarlık bulunmamakta olup, anılan kısım yönünden davacının temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulmasına karar verilmesi gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz. KARŞI OY XXX-Plan paftalarında, "turizm tesis alanı kullanımların" gösterilmemesine ilişkin husus yönünden; Dava dilekçesinde, anılan kullanımların plan lejantında gösterilmediği, bu tür arazi kullanımlarının, koruma kullanma dengesi içinde gelişmesini sağlayacak kararların plan paftalarında gösterilmesi gerektiği ileri sürülmektedir. Davalı idarece ise, çevre düzeni planlarının parsel bazında karar getirmeyen şematik planlar olduğu, ölçeği gereği Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından ilan edilmiş olan Turizm Bölgelerinin gösterilmesine elverişli olduğu, Turizm Tesislerinin ise ÇDP'de görünemeyecek büyüklükte, parsel bazında karar getirilebilecek alanlar olduğu, bu doğrultuda ÇDP Plan Hükümleri ile "6.1.8: Kentsel yerleşme alanlarında ve alt ölçekli planlarda bu planın nüfus kabullerine uygun olarak sınırları belirlenecek olan kentsel gelişme alanlarında; konut ve konut kullanımına hizmet verecek sosyal, kültürel donatı ve teknik altyapı tesisleri ile toptan ve perakende ticaret türleri, turizm tesisleri, küçük sanayi, endüstriyel atık su üretmeyen küçük ölçekli üretim yerleri, konut dışı kentsel çalışma alanları ve ticari depolama kullanımları yer alabilir. Organize sanayi bölgeleri, sanayi tesisleri ve sanayi depolamaları gibi kullanımlar yer alamaz” hükmü doğrultusunda kentsel yerleşme alanları içerisinde ve "6.2.5: Köyün genel ihtiyaçlarına yönelik olarak yapılacak sosyal ve ticari tesisler (köy konağı, ibadethane, okul, spor alanı, harman yeri, pazar yeri, sağlık ocağı, sağlık evi, PTT, karakol, ticarethane, mezarlık vb.) için yapılaşma koşulları ilgili idaresince belirlenir. Bu kullanımlar dışındaki her türlü faaliyet için (turizm, günübirlik veya bölgesel düzeyde ticaret, vb.) imar planı yapılması zorunlu olup; Emsal: 0,40 ve hmax: 6,5O'yi (2 kat) geçemez” hükmü doğrultusunda köy yerleşik alanlarında da bahsi geçen yapılaşma koşulları ile yapılabilmektedir.” şeklindeki plan hükümleri ile ÇDP ölçeğinde gösterilecek kullanım kararlarının ve bu kullanım kararlarının neleri kapsadığının yeterli ölçüde açıklandığı savunulmaktadır. Bilirkişi raporunda; "Bilirkişi Kurulumuz bu konuda ilkesel olarak davalı İdarenin savunmasının yerinde olduğu kanısındadır. Her ne kadar, Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmeliğin 4 (c) maddesinde "Çevre düzeni planının Ülke ve bölge plan kararlarına uygun olarak konut, sanayi, tarım, turizm, ulaşım gibi yerleşme ve arazi kullanılması kararlarını belirleyen plan" olarak tanımlasa da Yönetmelikte sayılan her bir kullanım türü gibi “turizm” kullanımı da bünyesinde çok farklı nicelik ve nitelikte tesisleri ve kullanımları kapsayan genel bir ifade olup bunların tümünün Çevre Dzeni Planlarında gösterimi alt ölçek planları anlamsız belgeler haline getirecektir. Bu kapsamda Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişme Bölgeleri gibi yüzlerce hektarlık alansal büyüklüğe sahip olan ve nedenle ÇDP’lerde gösterilmesi zorunlu olan “turizm kullanımları” ile “turizm tesis alanı”, “günü birlik turizm alanı”, “mesire alanları” gibi çok daha küçük yöresel alan kullanımlar benzer işleve sahip olsalar dahi üst ölçek planlarda yer almaları beklenmemelidir. Diğer bir deyişle, turizm tesis alanı, günü birlik turizm alanı, mesire alanları gibi kullanımlar alt ölçek planlarda alansal olarak gösterilmesi gereken kullanım türlerdir. Ancak, üst ölçek planın belirli bölgelerinde bu gibi turizm amaçlı kullanımların yoğunlaştığı ya da yoğunlaşması planlanan bölgeler olabilir. Bu gibi durumlarda üst ölçek planlarda bu kullanımlar için teker teker alan gösterilmesine gerek olmamakla birlikte bunların yoğunlaştığı bölge, alt bölge veya yerleşmelerde bu bölgede bir yoğunlaşmanın olduğunun anlatılması için şematik gösterimlere başvurulabilir. Bu gibi durumlarda bu kullanımların alansal olarak (yerle ilişkili olarak) nerede konumlanacakları ise söz konusu kullanımın öngörüldüğü alt bölge ya da yerleşmelerin nazım imar planlama süreçlerinde ele alınması gereken bir konudur. Kuşkusuz bu ölçekte kamu yararına, şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırı seçimlerin yapılması olasılığı her zaman vardır. Ancak söz konusu yer seçimlerinin itiraz ölçeği yerleşmelerin nazım imar planlama süreci ile ilişkili olup söz konusu kullanımların öngörüldükleri bölge, alt bölge ve yerleşmelerde doğrudan yer seçimleri konusu yargısal denetime açıktır. Özetle bu konuda yargısal denetimin yönlendirileceği ölçek bu nedenlerle yerleşmelerin nazım imar planlama süreçleri olmalıdır." yönünde görüş bildirilmiştir. Çevre düzeni planlarının arazi kullanış kararlarını, en başta çevresel etkilerini dikkate alarak değerlendiren ve belirleyen planlar olduğu, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nde, çevre düzeni planının, varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan plan olarak tanımlandığı ve bu tanımda turizmin, çevre düzeni planlarıyla belirlenecek arazi kullanışları arasında yer aldığı, çevre düzeni planlarında turizme ayrılabilecek alanların belirlenmesi ve plan onaylandıktan sonra gündeme gelecek turizm yatırımı yapılacak yerlerin, planda tanımlanan yerlerde gerçekleştirilmesinin gerektiği, turizm alanlarının belirlenmesinin tümüyle Kültür ve Turizm Bakanlığına ve ilgili belediyelere bırakıldığı takdirde çevre düzeni planlarından beklenen işlevler yerine getirilmemiş olacağı, çevre düzeni planlarında turizm alanları olarak belirlenen yerlerde konaklama tesisi ve günübirlik turizm alanları ayrımı yapılabildiği takdirde plandan beklenen işlevlerin daha yeterli olarak karşılanabileceği, doğal çevrenin korunması ve alt ölçekli planların yönlendirilmesi açısından turizm amaçlı kullanımların plan paftaları üzerinde yerlerinin gösterilmesinin gerekli olduğu sonucuna varılmıştır. Diğer yandan, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği ekinde bu kullanımlara ilişkin lejantın yer almasına karşın, turizm tesis alanı gibi alanların plana işlenmemesinin planlama tekniklerine uygun olmadığı açıktır. Bu itibarla, belirtilen kısım yönünden Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyorum. KARŞI OY XXXX- Anayasa'nın "Duruşmaların Açık ve Kararların Gerekçeli Olması" başlıklı 141. maddesinin 3. fıkrasında, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılacağı düzenlenmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, idari işlemlerin; yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları yönünden yargısal denetime tabi tutulacağı kurala bağlanmış, 24. maddesinde ise kararda bulunacak hususlar sıralanmış ve maddenin 1. fıkrasının (e) bendinde kararın dayandığı hukuki sebepler ile gerekçesinin ve hükmün belirtileceği vurgulanmıştır. Mahkeme kararları hüküm fıkrası ve hükmün dayandığı gerekçe ile bir bütün olduğuna ve gerekçesiz karar verilmesi mümkün olmadığına göre gerekçenin hem temyiz incelemesini yapacak merci açısından hem de kararı uygulayacak olan idare açısından yeterli açıklıkta olması gerektiğinde kuşku yoktur. Yargılama hukukunda, yargı (hüküm) uyuşmazlığı çözmekle görevli ve yetkili yargı yerinin yargılama sürecinin sonunda ulaştığı "sonuç"tur. Yargı yerinin bu sonuca ulaşırken bir gerekçeye dayanması, hem Anayasamızda hem de yargılama hukukumuzda yer alan ilkelerdendir. Gerekçe yargıcın çözümlemek durumunda olduğu uyuşmazlığa uygulanması gereken soyut hukuk kuralının saptanmasında, yorumlanmasında ve tüm ayrıntılarıyla ortaya konulup nitelendirilen maddi olaya uygulanmasında izlemiş olduğu yöntemi gösteren ve bu özelliği sebebiyle yargılamanın nesnelliği ile varılan yargının doğruluğu konusunda davanın taraflarına güven, üst yargı yerine de denetleme olanağı veren açıklamadır. Yukarıda sözü edilen ilke ile sağlanmak istenen amaç da budur. Anlaşılabilir bir gerekçeye dayanmayan mahkeme kararlarının gerekçeli bir karar olarak kabulüne imkan bulunmadığı gibi ilgili mercilerin, kararın gerekçesinin ne olması gerektiği ya da gerekçe olarak belirtilen ifadelerin ne anlama geldiği konusunda bir yorum ya da belirlemede bulunmaları da beklenemez. Temyize konu kararın incelenmesinden; dava konusu edilen planın Plan Açıklama Raporunun "4. Planlama" başlıklı bölümüne eklenen; "Bu planın onay tarihinden sonra büyükşehir belediyeleri tarafından yapılacak İl Çevre Düzeni Planları veya İl Bütünü Nazım İmar Planlarının nüfus projeksiyon yılı bu planın nüfus projeksiyon yılı olan 2026 yılından sonra için belirlenmiş ise hazırlanacak planlarda bu planın 2026 nüfus projeksiyonları dikkate alınarak nüfus projeksiyonu yapılması esastır. (PAR, 15. sayfa)" şeklindeki ifadeye yönelik herhangi bir hukuki değerlendirme yapılmadığı ve gerekçeye yer verilmediği, bu durumun da yukarıda aktarılan Anayasa ve 2577 sayılı Kanun'da yer alan, kararların gerekçeli olması gerektiğine ilişkin kurallara aykırı olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, temyize konu Daire kararının gerekçe içermeyen kısmının bozulması gerektiği oyuyla, karara bu kısım yönünden katılmıyoruz. KARŞI OY XXXXX- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın, nüfus öngörülerine, plan kararları ile nüfus kabulleri arasındaki uyumsuzluk iddiasına, planda kırsal-kentsel nüfus ayrımının yapılmamasına, Akçaabat ilçesinde öngörülen yeni kentsel yerleşim alanlarına ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın, anılan kısımlarının da onanması gerektiği oyuyla, karara belirtilen kısımlar açısından katılmıyoruz.