Danıştay 8. Daire Başkanlığı 2022/3180 E. , 2024/4095 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2022/3180 Karar No : 2024/4095 DAVACI : ... Birliği VEKİLİ : Av. ... DAVALILAR : 1- ... Bakanlığı VEKİLİ : Hukuk Müşaviri ... 2-... Müdürlüğü VEKİLİ : Av. ... DAVANIN KONUSU : 30/11/2021 tarih ve 31675 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Orman Kanununun 17 nci maddesinin Üçüncü fıkrasının Uygulanması Hakkında Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının, 4. maddesin
Danıştay 8. Daire Başkanlığı 2022/3180 E. , 2024/4095 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2022/3180 Karar No : 2024/4095 DAVACI : ... Birliği VEKİLİ : Av. ... DAVALILAR : 1- ... Bakanlığı VEKİLİ : Hukuk Müşaviri ... 2-... Müdürlüğü VEKİLİ : Av. ... DAVANIN KONUSU : 30/11/2021 tarih ve 31675 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Orman Kanununun 17 nci maddesinin Üçüncü fıkrasının Uygulanması Hakkında Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının, 4. maddesinin 2. fıkrasının, 4. maddesinin 3. fıkrasında yer alan “spor, adli hizmet ve ceza infaz kurumu” ibarelerinin, 4. maddesinin 4. fıkrasının ikinci cümlesinin, 4. maddesinin 6. fıkrasının, 5. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinde yer alan “hidroelektrik santral tesislerinde santral binası, rüzgar enerji santrallerinde türbin alanları, termik, doğal gaz çevrim, nükleer güç santrallerinde, katı atık bertaraf ve düzenli depolama tesisi, atıksu arıtma, sokak hayvanları bakımevi, su arıtma, liman geri hizmet alanı, havaalanı, spor tesisi izinlerinde” ibarelerinin, 5. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendinin, eksik düzenleme nedeniyle 6. maddesinin tamamının, 21. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “yatırımın tamamlanmasını takiben sonu sıfır ve beş ile biten yıllarda” ibaresinin, 23. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “izin raporunu hazırlayan heyetçe” ibaresinin, 25. maddesinin 5. fıkrasının 2. cümlesinin, 27. maddesinin 2. fıkrasının 2. cümlesinin, Geçici 1. maddesinin 5. fıkrasının 1. ve 2. cümlelerinin iptali ile dava konusu Yönetmeliğin dayanağı 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 17. maddesinin 3. fıkrasının 1. ve 5. cümleleri ile 4. fıkrasının, Ek 9. maddesinin 1., 3., 5. ve 6. fıkraları ile 4. fıkrasının ilk cümlesinin, Ek 11. maddesinin 1. fıkrasının (a) ve (e) bentlerinin ve Geçici 8. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğundan bahisle iptali talebiyle Anayasa Mahkemesine başvurulmasına karar verilmesi istenilmektedir. DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu Yönetmeliğin dayanağı olan 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 17. maddesinin 3. fıkrasının, orman alanlarında izin verilebilecek faaliyetlerin bir kısmının herhangi bir alanda yapılabilecek yapılar olup ormanlık alanlarda yapılmasında bir zorunluluktan söz edilememesi; izin verilecek yapılara ilişkin kapsam, içerik ve büyüklük bakımdan herhangi bir sınırlama öngörülmemesi; Anayasa’nın 169. maddesiyle ormanların özel olarak korunduğu gözetilerek fıkrada geçen “kamu yararı” kavramının hangi durumları kapsadığının yasayla belirlenmesi gerekirken, bu yola gidilmeyerek söz konusu kavramın kapsam ve içeriğinin tespitinin idareye bırakılmasının Anayasa’ya aykırı olduğu ve anılan Kanun maddesinin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması gerektiği; dava konusu düzenlemelerle Anayasa uyarınca mutlak koruma altında olan orman alanlarının yapılaşmaya açılmasına, orman niteliğinin yok olmasına, bu bakımdan hem Anayasa ve uluslararası anlaşmalar uyarınca özel koruma altındaki ormanların hem de yaban hayatı, doğal yaşam, ekolojik denge ve iklim değişikliğine etkiler karşısında çok geniş coğrafyaların tahribata uğramasına yol açacak düzenlemeler getirildiği, düzenlemelerin Anayasaya, kamu yararına, koruma ilke ve esaslarına aykırılık taşıdığı ileri sürülmektedir. DAVALILARIN SAVUNMALARI : Yönetmeliğin 6831 sayılı Kanun'un 17/3 maddesinin uygulanmasını sağlamak üzere, uygulamada birliğin sağlanarak, olası tereddütlerin ortadan kaldırılması ve hukuki belirliğin sağlanması adına, kamu yararı ve zaruret bulunması halinde ormanlık alanda izin verilebilecek yer, bina ve tesislerin belirtilmesine yönelik olduğu, düzenlemelerde hukuka aykırılık bulunmadığı savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Orman Kanununun 17 nci Maddesinin Üçüncü Fıkrasının Uygulanması Hakkında Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. ve 3. fıkralarında yer alan “adli hizmet ve ceza infaz kurumu” ibarelerinin, 25. maddesinin 5. fıkrasının 2. cümlesi ile Geçici 1. maddesinin 5. fıkrasının 2. cümlesinde yer alan "ilave" ibaresinin iptali; diğer maddeleri yönünden davanın reddi gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI : ... DÜŞÜNCESİ : 30/11/2021 tarih ve 31675 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Orman Kanununun 17 nci maddesinin Üçüncü fıkrasının Uygulanması Hakkında Yönetmelik'in 4. maddesinin 1. fıkrasının, 4. maddesinin 2. fıkrasının, 4. maddesinin 3. fıkrasında yer alan “spor, adli hizmet ve ceza infaz kurumu” ibarelerinin, 4. maddesinin 4. fıkrasının ikinci cümlesinin, 4. maddesinin 6. fıkrasının, 5. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinde yer alan “hidroelektrik santral tesislerinde santral binası, rüzgar enerji santrallerinde türbin alanları, termik, doğal gaz çevrim, nükleer güç santrallerinde, katı atık bertaraf ve düzenli depolama tesisi, atıksu arıtma, sokak hayvanları bakımevi, su arıtma, liman geri hizmet alanı, havaalanı, spor tesisi izinlerinde” ibarelerinin, 5. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendinin, eksik düzenleme nedeniyle 6. maddesinin tamamının, 21. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “yatırımın tamamlanmasını takiben sonu sıfır ve beş ile biten yıllarda” ibaresinin, 23. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “izin raporunu hazırlayan heyetçe” ibaresinin, 25. maddesinin 5. fıkrasının 2. cümlesinin, 27. maddesinin 2. fıkrasının 2. cümlesinin, Geçici 1. maddesinin 5. fıkrasının 1. ve 2. cümlelerinin iptali istenilmektedir. Davacının Anayasaya aykırılık iddiası ciddi bulunmamıştır. Dava konusu Yönetmeliğin 25. maddesinin 5. fıkrasının 2. cümlesine göre, yürütülen faaliyetler orman alanı dışında gerçekleşeceğinden, bu faaliyetlerin sonucunda zorunlu olarak ortaya çıkacak kazı fazlası malzemenin de öncelikle alternatif bir alanda depolanması, alternatif alan araştırması sonucunda böyle bir alanın bulunmaması halinde orman alanının izne konu edilmesi şarttır. Anayasa'nın 169. maddesi ile ormanların özel olarak koruma altına alındığı ve bu hususta Devlete verilen sorumluluk da dikkate alındığında, orman alanı dışından çıkarılan malzemenin doğrudan orman alanında depolanabilmesini öngören düzenlemede, "alternatif alan bulunmaması" şartı yönünden eksik düzenleme nedeniyle hukuka uyarlık bulunmadığından iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. Dava konusu Yönetmeliğin Geçici 1. maddesinin 5. fıkrasının 2. cümlesi yönünden; Anayasa'nın 124. maddesinde, kanunların uygulanmasını sağlamak üzere ve kanunlara aykırı olmamak kaydıyla yönetmelikler çıkartılabileceği öngörülmektedir. Bahse konu Anayasal hüküm, idareye türev düzenleme ihdas etme yetkisi vermektedir. Esasında bu yetki, genel ve soyut nitelikte hükümler ihtiva eden kanunların detaylandırılması amacını taşımaktadır. Bu çerçevede, kanunda öngörülmeyen bazı hususların yine kanuna aykırı olmamak kaydıyla yönetmeliklerde düzenlenmesi mümkün olabilmektedir. Bu kapsamda idarenin düzenleme yetkisinin, yasalarla getirilen hükümleri aşacak bir şekilde kullanılamayacağı da İdare Hukuku'nun en temel ilkelerindendir. Dava konusu hükmün, esasen 6831 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesine göre düzenlendiği görülmektedir. Ancak, Kanunda 08/11/2003 tarihinden önce izin verilen mevcut tesislere izinli saha içinde kalmak kaydıyla tadilat, kapasite, tür ve sınıf değişikliği izni verilebilmesi mümkün kılınmışken, dava konusu düzenlemede, mevcut tesislere "ilave" izin verilmesi de öngörülmüştür. Bu durumda, yapılan açıklamalar doğrultusunda, dava konusu Yönetmelik hükmünde bulunan "ilave" kelimesinin, dayanağı üst hukuk normuna aykırı olarak düzenlendiği anlaşıldığından iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. Dava konusu Yönetmeliğin diğer maddeleri yönünden ise hukuka, hizmet gereklerine, üst normlara aykırılık ve iptali gerektirecek bir husus bulunmadığı anlaşıldığından davanın bu kısmının reddine karar verilmesi gerekeceği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: ESAS YÖNÜNDEN: Anayasa'ya Aykırılık İddiasının İncelenmesi: Davacı tarafından, 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 17. maddesinin 3. fıkrasının ilk cümlesinde yer alan enerji tesisleri, atık su, petrol, doğalgaz, hava ayrıştırma, altyapı, katı atık bertaraf ve düzenli depolama tesisleri; mezarlıklar, adli hizmet ve spor tesisleri ile ceza infaz kurumlarının herhangi bir alanda yapılabilecek yapılar olup ormanlık alanda yapılmasında bir zorunluluktan söz edilemeyeceğinden belirtilen ibarelerde Anayasanın 169. maddesine uyarlık bulunmadığı, ayrıca, maddede sayılan ve orman alanından geçmesinde zorunluluk bulunan faaliyetler açısından da sınır, büyüklük, kapsam belirtilmediğinden eksik düzenleme bulunduğu, öte yandan, kamu yararı ve zorunluluk halinin hangi durumları kapsadığına ilişkin bir belirleme yapılmamasının da Anayasaya aykırılık taşıdığı, bu durumun AYM’nin 17/12/2002 tarih ve E:2000/75, K:2002/2002 kararında belirtildiği, kararda amaçlananın izin konularının sayılması olmayıp, kamu yararı ve zaruret halini somutlayan yasa düzenlemeleri yapılması olduğu iddia edilmektedir. Anayasa Mahkemesinin 17/12/2002 tarih ve E:2000/75, K:2002/2002 sayılı kararı ile 22/11/2007 tarih ve E:2004/67, K:2007/83 sayılı karar gerekçeleri de dikkate alındığında davacının 6831 sayılı Kanunun 17. maddesinin 3. fıkrasının ilk cümlesine yönelik Anayasa'ya aykırılık iddiası ve diğer maddelere yönelik Anayasa'ya aykırılık iddiası ciddi görülmemiştir. İlgili Mevzuat: Anayasanın "Yasama yetkisi" başlıklı 7. maddesinde, "Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez." düzenlemesine; 169. maddesinde, "Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir. Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz. Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez. Ormanların tahrip edilmesine yol açan siyasi propaganda yapılamaz; münhasıran orman suçları için genel ve özel af çıkarılamaz. Ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacıyla işlenen suçlar genel ve özel af kapsamına alınamaz. Orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen, aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde kesin yarar olduğu tespit edilen yerler ile 31/12/1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş olan tarla, bağ, meyvelik, zeytinlik gibi çeşitli tarım alanlarında veya hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler, şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerler dışında, orman sınırlarında daraltma yapılamaz." hükmü yer almaktadır. Anayasanın "Yönetmelikler" başlıklı 124. maddesinin 1. fıkrasında, "Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzelkişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler." düzenlemesine yer verilmiştir. 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 17. maddesinin 3. fıkrasında, "Savunma, ulaşım, enerji, haberleşme, su, atık su, petrol, doğalgaz, altyapı, katı atık bertaraf ve düzenli depolama tesislerinin; baraj, gölet, sokak hayvanları bakımevi ve mezarlıkların; Devlete ait sağlık, eğitim, adli hizmet ve spor tesisleri ile ceza infaz kurumlarının ve bunlarla ilgili her türlü yer ve binanın Devlet ormanları üzerinde bulunması veya yapılmasında kamu yararı ve zaruret olması halinde, gerçek ve tüzel kişilere bedeli mukabilinde Çevre ve Orman Bakanlığınca izin verilebilir. Devletçe yapılan ve/veya işletilenlerden bedel alınmaz. Bu izin süresi kırkdokuz yılı geçemez. Bu alanlarda Devletçe yapılanların dışındaki her türlü bina ve tesisler iznin sona ermesi halinde eksiksiz ve bedelsiz olarak Orman Genel Müdürlüğünün tasarrufuna geçer. Söz konusu tesisler Orman Genel Müdürlüğü veya Çevre ve Orman Bakanlığı ihtiyacında kullanılabilir veya kiraya verilmek suretiyle değerlendirilebilir. İzin amaç ve şartlarına uygun olarak faaliyet gösteren hak sahiplerinin izin süreleri; yer, bina ve tesislerin rayiç değeri üzerinden belirlenecek yıllık bedelle doksandokuz yıla kadar uzatılabilir. Bu durumda devir işlemleri uzatma süresi sonunda yapılır. Verilen izinler amaç dışında kullanılamaz." hükmüne yer verilmiştir. 6831 sayılı Kanunun Ek 5. maddesinde ise, "Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar ile orman alanlarından yararlanma karşılığı alınacak bedel miktarlarının tespiti ve tahsiline ilişkin hususlar, Orman Genel Müdürlüğü tarafından yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir." hükmüne yer verilmiştir. 6831 sayılı Orman Kanununun 17/3 ve Ek 5. maddelerine dayanılarak hazırlanan davaya konu 30/11/2021 tarih ve 31675 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Orman Kanununun 17 nci maddesinin Üçüncü fıkrasının Uygulanması Hakkında Yönetmeliğinin birden çok maddesinin hukuka aykırı olduğu iddia edilerek, iptali istemiyle dava açılması nedeniyle, uyuşmazlığın çözümü için hukuka aykırılık iddialarının ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir. Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının incelenmesi: Yönetmeliğin "17 nci maddenin üçüncü fıkrasına göre verilecek izinler" başlıklı 4. maddesinin dava konusu 1. fıkrasında; ormanlık alanlarda kamu yararı ve zaruret bulunması halinde; yol, liman geri hizmet alanı, havaalanı, demiryolu, teleferik hattı, tünel gibi ulaşım tesislerine; patlayıcı madde emniyet alanı, yer altında yapılacak patlayıcı madde deposu, savunma ve güvenlik tesislerine; enerji nakil hattı, trafo binası, enerji üretim santralleri, ölçüm ve gözlem istasyonları gibi enerji tesislerine; telefon iletim hattı, iletişim panosu, ölçüm istasyonu, R/L tesisleri, radyo-televizyon verici istasyonu ve antenleri, elektronik haberleşme sistemlerine ait baz istasyonları, fiber optik kablo gibi haberleşme tesislerine; su arama, jeotermal kaynak ve doğal mineralli su arama, su kuyusu, kaptaj, su isale hattı, su deposu gibi su tesislerine; atıksu tesislerine; petrol ve doğalgaz boru hattı; azot, argon ve oksijen gazlarının kullanıldığı hava ayrıştırma tesislerine; alt yapı tesislerine; katı atık aktarma istasyonu, katı atık bertaraf ve düzenli depolama tesislerine; ruhsata dayalı petrol ve doğalgaz arama, işletilme ve yeraltı doğalgaz depolanmasına ilişkin tesislere; yeraltı depolama tesislerine; baraj, gölet, sokak hayvanları bakımevi, mezarlık tesislerine; aile sağlığı merkezi, hastane gibi sağlık tesislerine; ilk, orta, lise ve dini eğitim tesisi ile dini eğitim tesisine bağlı uygulama maksatlı ibadethane tesisi gibi eğitim tesislerine; futbol sahası, kapalı spor salonu, atış poligonu gibi kalıcı konaklama tesisi olmayan spor tesislerine; adli hizmet tesislerine; ceza infaz kurumu tesislerine ve bunlarla ilgili yer, bina ve tesislere izin verilebileceği kuralı yer almıştır. Dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasında, normlar hiyerarşisindeki soyuttan somuta doğru kademeli bir sistem içerisinde, ormanlık alanlarda kamu yararı ve zaruret bulunması halinde izin verilebilecek, yer, bina ve tesislerin neler olduğu ortaya konulmuş; 23. maddesinin 1. fıkrasında, kamu yararı ve zaruret olup olmadığı hususunun; faaliyetin orman sınırları dışında gerçekleştirilmesi imkânının bulunup bulunmadığı hususunun irdelenerek tespit edileceği ifade edilmiştir. 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 17. maddesinin 3. fıkrasında, Devlet ormanları üzerinde izin verilebilecek bina ve tesislerin hangi kamu hizmetlerine ilişkin olması gerektiği genel anlamda sayma suretiyle belirtilmiş olmakla birlikte; bu maddenin uygulanmasına yönelik olarak, daha ayrıntılı ve yönlendirici hükümler getirilebilmesi, hukuk devletinin temel ilkelerinden biri olan "belirlilik" ilkesinin gereğidir. Bu ilkeye göre, hukuki düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi de gereklidir. Bu bakımdan; kamu yararı ve zaruret kavramlarının kapsam ve içeriği ile maddede belirtilen kamu hizmetlerinin orman arazisi üzerinde yapılmasına izin verilmesinde kamu yararı ve zaruret olup olmadığı konusunda, dayanak 6831 sayılı Orman Kanununun 17. maddesinin 3. fıkrasının lafzı ve amaçsal yorumuna uygun olup olmadığının değerlendirilmesi uyuşmazlığın çözümü için gereklidir. 6831 sayılı Orman Kanunun 17/3 maddesinde, Devlet ormanları üzerinde izin verilebilecek bina ve tesislere ilişkin düzenlemelere yer verilmekle birlikte ilk olarak, maddenin 3373 sayılı Kanun ile değişik halinde, Devlet ormanlarında kamu yararına olan her türlü bina ve tesisler için gerçek ve tüzelkişilere, izin verilebileceği kuralı yer almıştır. Bu kuralın Anayasaya aykırı olduğu itirazı üzerine, Anayasa Mahkemesi'nce yapılan inceleme sonucu verilen 17/12/2002 gün ve E:2000/75, K:2002/2002 sayılı kararla, Devlet ormanlarının gerçek ve tüzelkişilere tahsisinin, karayolları, telefon, elektrik, su, gaz, petrol boru isale hatları, savunma tesisleri, sanatoryum gibi öncelikli kamu hizmetlerinin ormandan geçmesi ya da anılan bina ve tesislerin orman arazileri üzerinde yapılması zorunluluğu bulunduğu hallerle sınırlı olması gerektiği; Anayasa'nın 169. maddesiyle ormanların özel olarak korunduğu gözetilerek bu maddede geçen "kamu yararı" kavramının hangi durumları kapsadığının yasayla belirlenmesi gerekirken, bu yola gidilmeyerek, kavramın kapsam ve içeriğinin tespitinin idareye bırakılmasının, yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesiyle de bağdaşmadığı, Anayasanın 7. ve 169. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir. Anayasa Mahkemesi'nin anılan kararından sonra 6831 sayılı Orman Kanunun 17/3 maddesinde 5192 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonrası, maddede, Devlet ormanları üzerinde yapılabilecek bina ve tesislerin hangi kamu hizmetlerine ilişkin olması gerektiği tek tek sayılmak suretiyle belirlenmiş, söz konusu bina ve tesislerin yapılabilmesi için kamu yararı ile zaruret halinin birlikte gerçekleşmesi gerektiği ortaya konulmuştur. Bu düzenlemenin Anayasaya aykırı olduğu iddiasıyla açılan davada, Anayasa Mahkemesi 22/11/2007 gün ve E:2004/67, K: 2007/83 sayılı kararıyla iptali istenen hükümde belirtilen zaruret hali durumunun, talep edilen faaliyetin orman ekosistemi dışında gerçekleştirilmesi imkanının bulunmaması durumu olarak anlaşılması gerektiği, Anayasa Mahkemesi'nin yukarıda anılan kararı ile Anayasanın 169. maddesindeki ilkeler doğrultusunda kamu yararı, zorunluluk veya kaçınılmazlık ölçütlerine yer verildiğinden, Anayasa'nın 2., 11. ve 169. maddelerine aykırılık görülmediği gerekçesiyle iptal isteminin reddine karar verilmiştir. Anayasa'nın 169. maddesi ile ormanların özel olarak koruma altına alındığı dikkate alınmak suretiyle Anayasa Mahkemesi'nin yukarıda aktarılan kararlarının ve 6831 sayılı Orman Kanununun bir bütün olarak değerlendirilmesinden; Devlet ormanları üzerinde izin verilebilecek bina ve tesislerin hangi kamu hizmetlerine ilişkin olduğunun kanunla belirlenmesi gerektiği açıktır. Nitekim bu kamu hizmetlerinin dayanak Kanun maddesi ve dava konusu Yönetmelik maddelerinde belirtildiği gibi ancak Devlet ormanları üzerinde bulunması veya yapılmasında kamu yararı ve zaruret hali bulunması durumunda izin verilebilecektir. Yönetmeliğin 4. maddesinin dava konusu 1. fıkrasındaki düzenleme ile, 6831 sayılı Orman Kanununun 17. maddesinin 3. fıkrasının uygulanmasına yönelik olarak, daha ayrıntılı ve yönlendirici hükümler getirildiği, hukuk devletinin temel ilkelerinden biri olan hukuki belirliliğin sağlanması adına Yönetmeliğin 4. maddesinin dava konusu 1. fıkrasındaki ibarelere yer verildiği anlaşılmıştır. Bu bağlamda; yukarıda aktarılan Anayasa Mahkemesi kararlarında belirtildiği gibi öncelikli kamu hizmetlerine Devlet ormanlarında izin verilebileceği açık olmakla birlikte, Yönetmeliğin 4. maddesinin dava konusu 1. fıkrasında, 6831 sayılı Orman Kanununun 17/3 maddesinin uygulanmasını sağlamak üzere, uygulamada birliğin sağlanarak, olası tereddütlerin ortadan kaldırılması ve hukuki belirliliğin sağlanması adına, kamu yararı ve zaruret bulunması halinde ormanlık alanda izin verilebilecek yer, bina ve tesislerin belirtildiği anlaşıldığından, hukuka, kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırılık bulunmamıştır. Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "adli hizmet tesislerine; ceza infaz kurumu tesislerine" ibarelerinin yönünden; 1/2/2018 tarihli ve 7078 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 22. maddesiyle 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 17. maddesinin üçüncü fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “...eğitim ve spor tesislerinin...” ibaresi “....eğitim, adli hizmet ve spor tesisleri ile ceza infaz kurumlarının...” şeklinde değiştirilmiştir. Maddeye eklenen “...adli hizmet...” ve “...ile ceza infaz kurumlarının...” ibarelerinin iptali istemiyle yapılan başvuruda Anayasa Mahkemesi 27/12/2023 tarih ve E:2018/95, K:2023/221 sayılı kararı ile maddede yer alan “...adli hizmet...” ve “...ile ceza infaz kurumlarının...” ibarelerinin Anayasa’ya aykırı olduklarına ve iptallerine karar vermiştir. Karar gerekçesinde, “Anayasa Mahkemesi daha önce verdiği bir kararda devlet ormanlarında balık üretmek üzere tesis kurulmasına, Orman Genel Müdürlüğünce bedeli alınarak yirmi dokuz yıla kadar izin verilebileceğini düzenleyen kuralı iptal etmiştir. Anılan kararda kuralda göl, baraj ve deniz yüzeyinde yapılan balık üretimi için karada yapılması mecburi tesisler ile kuralda belirtilen diğer hâllerden farklı olarak balık üretmek üzere tesis kurulmasının orman ekosistemi ile bağlantısının bulunmadığı, devlet ormanlarının bitişiğinde veya içinde yer alan göl, baraj ve deniz yüzeyinde yapılan balık üretimi için karada tesisler yapılabilmesinin kamu yararının gerektirdiği orman ekosistemiyle bağlantılı bir zorunluluk hâli olabileceği, ancak bunun dışında, orman ekosistemi ile herhangi bir bağlantı kurulmaksızın devlet ormanları üzerinde balık üretmek üzere tesis kurulmasına izin verilmesinin bu kapsamda değerlendirilemeyeceği ayrıca bu tesislerin orman ekosistemi dışında kurulma imkânının bulunması nedeniyle yapılacak faaliyetin devlet ormanlarında gerçekleştirilmesine izin verilebilecek zorunlu bir faaliyet niteliğinde olduğunun söylenemeyeceği ifade edilerek dava konusu ibarenin Anayasa’nın 169. maddesine aykırı sonucuna ulaşılmıştır (AYM, E.2018/104, K.2020/39, 16/7/2020, §§ 106-109). Kuralda devlet ormanları üzerinde bulunması veya yapılmasında gerçek ve tüzel kişilere bedeli mukabilinde Çevre ve Orman Bakanlığınca izin verilebileceği düzenlenen adli hizmet ve ceza infaz kurumlarının ve bunlarla ilgili her türlü yer ve binanın orman ekosistemi dışında kurulma imkânının bulunduğu açıktır. Dolayısıyla bu yerlerde yapılacak faaliyetlerin devlet ormanlarında gerçekleştirilmesine izin verilebilecek nitelikte zorunlu bir faaliyet olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Buna göre adli hizmet ve ceza infaz kurumuyla ilgili bina ve tesislerin devlet ormanında yapım ve işletiminde kamu yararının zorunlu kıldığı hâllerin bulunduğu söylenemez. Bu itibarla kural kapsamında adli hizmet, ceza infaz kurumları ve bunlarla ilgili her türlü yer ve binanın devlet ormanları üzerinde bulunması veya yapılması hususunda gerçek ve tüzel kişilere bedeli mukabilinde izin verilmesine imkân tanınması devletin ormanların korunması ve genişletilmesi yönündeki pozitif yükümlülüğüyle bağdaşmamaktadır. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 169. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.” ifadelerine yer verilmiştir. Bu durumda, Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "adli hizmet tesislerine; ceza infaz kurumu tesislerine" ibarelerinin iptali gerekmektedir. Fıkranın diğer kısımlarında ise hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Yönetmeliğin 4. maddesinin 2. fıkrasının incelenmesi: Söz konusu fıkrada, "Gerçek veya özel hukuk tüzel kişileri ya da vakıflar tarafından kurulan yükseköğretim kurumları hariç olmak üzere; yükseköğretim kurumlarının eğitim ve araştırma maksatlı tesislerine ve izin verilen bu alan içinde izin sahibi yükseköğretim kurumuna veya Kredi ve Yurtlar Genel Müdürlüğüne yurt yapılması maksadıyla izin verilebilir." düzenlemesine yer verilmiştir. 6831 sayılı Kanunun Ek 9. maddesinin 3. fıkrasında, "(Ek fıkra: 19/4/2012-6292/13 md.) Gerçek veya özel hukuk tüzel kişileri ya da vakıflar tarafından kurulan yükseköğretim kurumları hariç olmak üzere; yükseköğretim kurumlarına eğitim ve araştırma maksatlı tesisler yapılması için bu Kanunun 17 nci maddesinin üçüncü fıkrası esaslarına göre orman sayılan alanlardan bedelli izin verilebilir. Ayrıca, izin verilen bu alan içinde izin sahibi yükseköğretim kurumuna veya Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğüne yurt yapılması maksadıyla bedelli izin verilebilir. (Ek cümle: 26/2/2014-6527/3 md.) Verilen bu izinlerden ağaçlandırma ve arazi izin bedeli dışında herhangi bir bedel alınmaz." düzenlemesine yer verilmiştir. Dava konusu düzenlemenin, 6831 sayılı Kanunun Ek 9. maddesinin 3. fıkrası ile aynı yönde tesis edildiği anlaşıldığından, hukuka aykırılık bulunmamıştır. Yönetmeliğin 4. maddesinin 3. fıkrasında yer alan “spor, adli hizmet ve ceza infaz kurumu” ibarelerinin incelenmesi: Söz konusu düzenlemede, "Sağlık, eğitim, spor, adli hizmet ve ceza infaz kurumu tesisleri için genel bütçe kapsamındaki ilgili kamu idarelerine izin verilebilir." hükmüne yer verilmiştir. Anayasa Mahkemesi 27/12/2023 tarih ve E:2018/95, K:2023/221 sayılı kararı ile 6831 sayılı Kanunun 17. maddesinin üçüncü fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “...adli hizmet...” ve “...ile ceza infaz kurumlarının...” ibarelerinin Anayasa’ya aykırı olduklarına ve iptallerine karar vermiştir. Bu nedenle, düzenlemede yer alan "adli hizmet ve ceza infaz kurumu” ibarelerinin hukuki dayanağının Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasaya aykırı görülerek iptal edilmiş olması karşısında Yönetmeliğin 4. maddesinin 3. fıkrasında yer alan “adli hizmet ve ceza infaz kurumu” ibarelerinin iptali gerekmektedir. Ancak, düzenlemede yer alan "spor" ifadesinde üst hukuk normlarına ve hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Yönetmeliğin 4. maddesinin 4. fıkrasının ikinci cümlesinin incelenmesi: Düzenlemede, "Diğer kamu kurum ve kuruluşlarına ve gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerine sağlık, eğitim, spor ve adli hizmet ve ceza infaz kurumu tesisi yapımı maksadıyla izin verilmez. Ancak kamu özel iş birliği modeli çerçevesinde yapılacak sağlık ve eğitim tesislerinde ilgili bakanlıkların talebi üzerine yüklenici adına üst hakkı tesis edilebilir." hükmüne yer verilmiştir. Davacı tarafından; düzenleme ile kamu yararı ve zaruret olması haline ilişkin hiç bir belirleme yapılmadığı, yasama yetkisinin devri niteliğinde, idareye belirsiz ve sınırsız takdir yetkisi verildiği öne sürülerek iptal isteminde bulunulmaktadır. 6831 sayılı Kanun'un Ek 11. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde; "Sağlık ve eğitim tesisleri yapılması maksadıyla verilen izinlere konu tesislerin kamu özel iş birliği modeli çerçevesinde yaptırılması veya mevcut izinli tesislerin yenilenmesi hâlinde ilgili bakanlıkların talebi üzerine yüklenici adına üst hakkı tesis edilebilir. İzinler ilgili bakanlıklar adına devam eder. Adına üst hakkı tesis edilen yükleniciden ağaçlandırma bedeli dışında kira dâhil başkaca hiçbir bedel alınmaz. Bu kapsamdaki izinler öncelikle bozuk orman alanlarında verilebilir. İzin verilen alanın en az iki katı alan Maliye Bakanlığı tarafından Orman Genel Müdürlüğüne ağaçlandırılmak üzere tahsis edilir." hükmüne yer verilmiştir. Yönetmeliğin "Kamu özel iş birliği modeli çerçevesinde sağlık ve eğitim tesislerine verilen izinler ve üst hakkı kurulması" başlıklı 33. maddesinde, "(1) Sağlık Bakanlığınca sağlık tesislerinin, Milli Eğitim Bakanlığınca eğitim tesislerinin kamu özel iş birliği modeli çerçevesinde yaptırılması veya mevcut izinli tesislerin yenilenmesinin talep edilmesi halinde bu Yönetmeliğe göre izin verilebilir. Ancak yeni izin taleplerinde heyet tarafından öncelikle bozuk orman alanlarından uygun yerler araştırılır, bozuk alan bulunmadığının tespit edilmesi halinde diğer alanlarda da izin verilebilir. (2) Verilen izinler için ilgili bakanlıklarca yüklenici adına üst hakkı tesisi talep edilmesi halinde; yüklenici tarafından izinli alana ait cari yıl ağaçlandırma bedelinin yatırılması ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca iznin bulunduğu bölge müdürlüğü sınırları içinde izin alanının en az iki katı kadar alanın ağaçlandırılmak üzere Genel Müdürlüğe tahsis edilmesi halinde ilgili bakanlıklarca bildirilen yüklenici adına izin süresi ile sınırlı olmak kaydı ile üst hakkı kurulur. Ancak verilen izin, ilgili bakanlıklar adına devam eder ve taahhüt senedi hükümlerinden orman idaresine karşı sorumlu olduğuna dair yükleniciden ek taahhüt senedi alınır. (3) Bu izinlerde yüklenici adına üst hakkı tesis edilmesi aşamasında alınan ağaçlandırma bedeli dışında kira dâhil başkaca bir bedel alınmaz." hükmü yer almaktadır. 6831 sayılı Orman Kanunun Ek 11. maddesinin (e) bendinde yer alan düzenlemeye uygun olarak, kamu özel işbirliği modeli çerçevesinde yapılacak sağlık ve eğitim tesislerinde ilgili bakanlıkların talebi üzerine yüklenici adına üst hakkı tesis edilebileceğine ilişkin düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Yönetmeliğin 4. maddesinin 6. fıkrasının incelenmesi: Dava konusu düzenlemede, "Devlet ormanlarında, erişme kontrolü uygulanan karayollarındaki ulaştırma yapıları ve müştemilatı olan hizmet tesisleri ile bakım işletme tesislerine, karayolu sınır çizgisi içinde kalmak kaydıyla izin verilir." hükmüne yer verilmiştir. 6831 sayılı Orman Kanunun Ek 9. maddesinin 5. fıkrasında; Devlet ormanlarında, erişme kontrolü uygulanan karayollarındaki ulaştırma yapıları ve müştemilatı olan hizmet tesisleri ile bakım işletme tesislerine, karayolu sınır çizgisi içinde kalmak kaydıyla izin verileceği kuralına yer verilmiştir. Davacı tarafından; düzenleme ile kamu yararı ve zaruret olması haline ilişkin hiç bir belirleme yapılmadığı, sayılan yapı ve tesislere ilişkin kapsam, içerik ve büyüklük vb. husus belirlenmeyerek bütünüyle idarenin takdirine bırakıldığı, düzenlemenin yasama yetkisinin devri niteliğinde hükümler içerdiği, Anayasa ile öngörülen bir yasağın Yönetmelik ile genişletilmesine yol açıldığı öne sürülerek iptal isteminde bulunulmaktadır. Dava konusu düzenlemenin, 6831 sayılı Orman Kanunun Ek 9. maddesinin 5. fıkrası ile aynı yönde olduğu anlaşıldığından, hukuka aykırılık bulunmamıştır. Dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinde yer alan “hidroelektrik santral tesislerinde santral binası, rüzgar enerji santrallerinde türbin alanları, termik, doğal gaz çevrim, nükleer güç santrallerinde, katı atık bertaraf ve düzenli depolama tesisi, atıksu arıtma, sokak hayvanları bakımevi, su arıtma, liman geri hizmet alanı, havaalanı, spor tesisi izinlerinde” ibarelerinin, 5. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendinin incelenmesi: Yönetmeliğin "Müracaat" başlıklı 5. maddesinde, "(1) Ormanlık alanlarda talep sahibi, e-Devlet üzerinden talep yazısı ile beraber; ... f) Okul, hastane, (Değişik ibare:RG-15/2/2023-32105) aile sağlığı merkezi gibi bina izinlerinde, hidroelektrik santral tesislerinde santral binası, rüzgar enerji santrallerinde türbin alanları, termik, doğal gaz çevrim, nükleer güç santrallerinde, katı atık bertaraf ve düzenli depolama tesisi, atıksu arıtma, sokak hayvanları bakımevi, su arıtma, liman geri hizmet alanı, havaalanı, spor tesisi izinlerinde; 1/1000 ölçekli uygulama imar planını veya ilgili idareden alınacak imar planı gerektiren yapı ve tesislerden olmadığına dair yazıyı, g) Katı atık bertaraf ve düzenli depolama tesisleri ile kazı fazlası malzeme alanı izin taleplerinde depolama öncesi ve depolama sonrası nihai kodları gösterir çevresindeki topoğrafik yapı ile uyumlu ve orman idaresinin kabul edeceği kademeli kapatma planını, ...ekleyerek kesin izin için veya (a), (b), (c) ve (ç) bentlerinde belirtilen belgeleri ekleyerek ön izin için müracaatta bulunur. Ayrıca bu fıkradaki istenilen belgelerden bir takımını fiziksel olarak Bölge Müdürlüğüne gönderir." düzenlemesine yer verilmiştir. Davacı tarafından, madde düzenlemesinde yer alan ibarelerin herhangi bir alanda yapılabilecek yapı ve tesisler olup ormanlık alanda yapılmasında bir zorunluluk bulunmadığı iddia edilmektedir. Dava konusu düzenleme ile orman izni için başvuru yapılırken idareye verilmesi gereken belgelere yer verilmiş olup, düzenlemede yer alan tesislerin 6831 sayılı Kanunun 17/3. maddesi ve Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasında yer alan tesisler olduğu, davacının iddiasının ise bu tesislerin ormanlık alanda yapılmasında zorunluluk olmadığı gerekçesine dayandığı, bu iddia gerek 6831 sayılı Kanunun 17/3. maddesinin Anayasaya aykırılığı iddiasında, gerekse Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının hukuka aykırılığı iddiasında incelenmiştir. Bu nedenle, dava konusu düzenlemelerde hukuka ve mevzuata aykırılık görülmemiştir. Yönetmeliğin 6. maddesinin incelenmesi: Yönetmeliğin "İnceleme ve değerlendirme" başlıklı 6. maddesinde, "(1) Ormanlık alandaki taleplerde Bölge Müdürlüğü yapılan müracaatı öncelikle e-Devlet üzerinden sisteme yüklenen evrak üzerinde inceler, eksiklikler varsa on işgünü içinde müracaat sahibine bildirir. Eksiklikler tamamlanıncaya kadar talep değerlendirmeye alınmaz. Evrakın tam olması halinde heyet tarafından arazi üzerinde gerekli incelemeler yapılarak, talebin Devlet ormanlarına isabet eden kısımları için ön izin veya kesin izin raporu düzenlenir. (2) Ormanlık alandan verilen izin, müracaat sahibine tebliğ edilir. Tebligat tarihinden itibaren en geç altı ay içerisinde izin sahibinden teminat, bedeller ve onaylı taahhüt senedi alınır. Tebligat tarihinden itibaren altı ay içerisinde bedellerin yatırılmaması, teminatın veya onaylı taahhüt senedinin verilmemesi halinde ise saha teslimi yapılmaz, herhangi bir bildirime gerek kalmaksızın izin iptal edilmiş sayılır. Aynı yerle ilgili yeniden izin talep edilmesi yeni izin talebi olarak değerlendirilir. (3) İzin başlangıç tarihi, izin olurunda ayrıca izin başlangıç tarihi belirtilmemiş ise izin olurunun verildiği tarihtir. İznin uzatıldığı durumlarda izin başlangıç tarihi ilk iznin verildiği tarihtir. (4) İzin verilen alanın ve üzerinde yapılması planlanan yapı ve tesislerin, diğer kanunlar uyarınca izin, görüş, onay veya muvafakat alınması gereken yerlerden olması halinde izin sahibince gerekli izin, onay veya muvafakat ve görüşler alınarak çalışma yapılır." düzenlemesine yer verilmiştir. Davacı tarafından, madde ile yalnızca başvuru usulünün düzenlendiği, inceleme ve değerlendirmenin hangi kriterler esas alınarak yapılacağının belirtilmediği, düzenleme ile yasama yetkisinin devri niteliğinde, idareye belirsiz ve sınırsız takdir yetkisi verildiği belirtilerek eksik düzenleme sebebiyle iptal isteminde bulunulmaktadır. Anayasa’nın 7. maddesinde, yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğu ve bu yetkinin devredilemeyeceği kabul edilmiştir. Anayasa’da kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda, yürütme organına genel ve sınırları belirsiz bir düzenleme yetkisinin verilmesi olanaklı değildir. Yürütmenin düzenleme yetkisi, sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetkidir. Ayrıca, yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir yasa kuralının Anayasa’nın 7. maddesine uygun olabilmesi için temel ilkeleri koyması, çerçeveyi çizmesi, sınırsız, belirsiz, geniş bir alanı yürütmenin düzenlemesine bırakmaması gerekir. Buna göre, kanun ile düzenlenmesi öngörülen konularda, yürütme organına, genel, sınırsız, esasları ve çerçevesi belirsiz bir düzenleme yetkisi verilmesi, yasama yetkisinin devri anlamına geleceğinden Anayasa’nın 7. maddesine aykırı düşer. Ancak, kanunda temel esasların ve çerçevenin belirlenmesi koşuluyla, uzmanlık ve teknik konulara ilişkin ayrıntıların düzenlenmesinin yürütmeye bırakılması Anayasa’ya aykırılık oluşturmaz. (AYM, E.2016/154, K.2017/106, 31/05/2017, § 13) Dava konusu madde, 6831 sayılı Kanunun 17. maddesinin 3. fıkrası ve Ek 5. maddesinde verilen yetkiye istinaden düzenlenmiş olup, kanunla düzenlenmesi gereken bir husus olmadığı gibi, eksik düzenleme niteliğinde de olmadığı, Yönetmeliğin 23. maddesinde, kamu yararı ve zaruret halinin tespitine ilişkin düzenlemeye yer verildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, iptali istenen madde düzenlemesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Yönetmeliğin 21. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “yatırımın tamamlanmasını takiben sonu sıfır ve beş ile biten yıllarda” ibaresinin incelenmesi: Yönetmeliğin "İzin sahalarının kontrolü, sorumluluk ve ilave tesis yapılması" başlıklı 21. maddesinde, "(1) İzin sahaları takvim yılı içinde en az bir defa dosya ve arazi üzerinde heyetçe kontrol edilerek tutanak tanzim edilir. Ancak su isale hattı, baraj, gölet, doğalgaz boru hattı, petrol boru hattı, elektronik haberleşme sistemlerine ait baz istasyonu, enerji nakil hattı, yol, telefon iletim hattı izinlerinde saha kontrolleri yatırım tamamlanıncaya kadar her yıl, yatırımın tamamlanmasını takiben sonu sıfır ve beş ile biten yıllarda yapılır. (2) Takvim yılı içinde kontrol edilen izinlerin yüzde ikisi bölge müdürlüğünce ayrıca incelemeye tabi tutulur. (3) Ayrıca izin sahaları koruma ekiplerince ilgili mevzuat hükümlerine göre periyodik olarak kontrol edilir." düzenlemesine yer verilmiştir. Davacı tarafından, orman alanlarında yürütülecek faaliyetlerin beş yıl süre ile denetimsiz bırakılmasına yönelik düzenlemede kamu yararı bulunmadığı, Kanunda bulunmayan bir istisna getirildiği iddia edilmektedir. Davalı idareler ise, söz konusu tesislerin tamamının sabit yapılar olup, sınır değişikliği olması ihtimal dahilinde olmadığından bu şekilde düzenleme yapıldığı, maddenin 3. fıkrasına göre de koruma ekiplerince periyodik olarak kontrol sağlandığı savunulmakta olup, dava konusu düzenlemede hukuka ve mevzuata aykırılık görülmemiştir. Yönetmeliğin 23. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “izin raporunu hazırlayan heyetçe” ibaresinin incelenmesi: Yönetmeliğin "Kamu yararı ve zaruret halinin tespiti" başlıklı 23. maddesinde, "(1) İzin raporunu hazırlayan heyetçe, talebin ormanlık alanda yapılmasında kamu yararı ve zaruret olup olmadığı hususu; faaliyetin orman sınırları dışında gerçekleştirilmesi imkânının bulunup bulunmadığı irdelenerek tespit edilir. (2) Ormanlık alanlarda izin verilmesinde kamu yararı ve zaruret bulunması halinde heyet tarafından öncelikle bozuk orman alanlarından uygun yerler araştırılır, bozuk alan bulunmadığının tespit edilmesi halinde diğer alanlarda da izin verilebilir. (3) Ancak bu Yönetmelikte izin verileceği belirtilen faaliyetlerden Bakanlıkça belirleneceklerin kamu yararı ve zaruret kararı, Bakanlıkça alınır." düzenlemesine yer verilmiştir. Davacı tarafından, Kanunla düzenlenmesi gereken "ormanlık alanda yapılmasında kamu yararı ve zaruret olup olmadığı" hususunun Yönetmelikle bile düzenlemeyerek üç kişilik komisyona hasredildiği, “izin raporunu hazırlayan heyetçe” ibaresi ile idareye sınırsız bir belirsiz bir takdir hakkı tanıdığından hukuki belirlilik, hukuki güvenirlik, hukuk devleti, yasama yetkisinin devredilmezliği ve Anayasa ile öngörülen bir yasağın yönetmelik ille genişletilmesine yol açtığı iddia edilmektedir. Dava konusu Yönetmeliğin "Tanımlar ve kısaltmalar" başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde, Bakanlığın Tarım ve Orman Bakanlığını ifade ettiği, (j) bendinde ise, Heyetin, Bölge müdürlüğünce; bölge müdür yardımcısı, şube müdürü, mühendis veya ilgili orman işletme müdür yardımcısı başkanlığında; ilgili orman işletme müdür yardımcısı, ilgili orman işletme şefi varsa kadastro ve mülkiyet şefi ve/veya teknik elemandan oluşturulan en az üç kişilik komisyonu ifade ettiği belirtilmiştir. Uyuşmazlıkta, dava konusu Yönetmeliğin 23. maddesinin 1. fıkrasında, Orman Bölge Müdürlüğünce izin raporunun hazırlanması esnasında, izne konu bina ve tesislerin ormanlık alanda yapılmasında kamu yararı ve zaruret olup olmadığı hususunun nasıl tespit edileceği konusunda düzenleme yapılarak, söz konusu kamu yararı ve zaruret halinin, faaliyetin orman sınırları dışında gerçekleştirilmesi imkanının bulunup bulunmadığı irdelenerek Orman Bölge Müdürlüğünce tespit edileceği belirtilmiş; maddenin 3. fıkrasında ise, söz konusu bina ve tesislerden Bakanlıkça belirleneceklerin kamu yararı ve zaruret kararının Bakanlıkça alınacağı ifade edilmiştir. Dava konusu Yönetmeliğin dayanağı olan 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 17. maddesinin 3. fıkrasında, "Savunma, ulaşım, enerji, haberleşme, su, atık su, petrol, doğalgaz, altyapı, katı atık bertaraf ve düzenli depolama tesislerinin; baraj, gölet, sokak hayvanları bakımevi ve mezarlıkların; Devlete ait sağlık, eğitim ve spor tesislerinin ve bunlarla ilgili her türlü yer ve binanın Devlet ormanları üzerinde bulunması veya yapılmasında kamu yararı ve zaruret olması halinde, gerçek ve tüzel kişilere bedeli mukabilinde Çevre ve Orman Bakanlığınca izin verilebilir. ...." hükmü yer almaktadır. 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 17. maddesinin 3. fıkrasında, Devlet ormanları üzerinde yapılabilecek bina ve tesislerin hangi kamu hizmetlerine ilişkin olması gerektiği tek tek sayılmak suretiyle belirlenmiş, söz konusu bina ve tesislerin yapılabilmesi için kamu yararı ile zaruret halinin birlikte gerçekleşmesi gerektiği vurgulanmıştır. Önemli olan husus, bu hizmetlere ilişkin bina ve tesislerin Devlet ormanları üzerinde bulunması veya yapılmasındaki kamu yararı ve zaruret halinin, orman arazisinin bu hizmetlere tahsisini zorunlu hale getirmesidir. Bu çerçevede, zaruret halini, talep edilen faaliyetin orman ekosistemi dışında gerçekleştirilmesi imkanı bulunmaması durumu olarak anlamak gerekir. Nitekim, Anayasa Mahkemesi'nin 22/11/2007 gün ve E:2004/67, K:2007/83 sayılı kararı da bu yöndedir. Öte yandan, Orman ve Su İşleri Bakanlığı'nın, sayma yoluyla belirtilen bina ve tesislerin Devlet ormanları üzerinde bulunması veya yapılmasında kamu yararı ve zaruret olması halini tespit etme yetkisi bulunmakla birlikte, dava konusu Yönetmeliğin 23. maddesinin 1. fıkrasındaki düzenleme ile, anılan Bakanlığa, herhangi bir inceleme yapmaksızın, somut verilere dayanmaksızın ve belirsiz bir şekilde, kamu yararı ve zaruret halinin bulunup bulunmadığı konusunda karar verme yetkisi tanınmamıştır. Anılan Bakanlıkça da kamu yararı ve zaruret hali tespit edilirken, talep edilen faaliyetin orman ekosistemi dışında gerçekleştirilmesi imkanı bulunup bulunmadığı hususu gözetilmek suretiyle karar verilmesi gerektiği ve söz konusu kararın da yargısal denetime tabi olduğu açıktır. Bu durumda, talebin ormanlık alanda yapılmasında kamu yararı ve zaruret olup olmadığı hususunun; faaliyetin orman sınırları dışında gerçekleştirilmesi imkânının bulunup bulunmadığı irdelenerek tespit edileceğine ve bu Yönetmelikte izin verileceği belirtilen faaliyetlerden Bakanlıkça belirleneceklerin kamu yararı ve zaruret kararının, Bakanlıkça alınacağına ilişkin dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık görülmemektedir. Yönetmeliğin 25. maddesinin 5. fıkrasının 2. cümlesinin incelenmesi: Yönetmeliğin "Kısıtlamalar" başlıklı 25. maddesinin 5. fıkrasında, "Bu Yönetmeliğe göre verilen izne konu tesislerin inşaatı esnasında ormanlık alandan çıkan orman toprağını da içeren kazı fazlası malzemelerin depolanacağı izin alanlarına, izin alanı dışından getirilecek herhangi bir malzeme dökülemez. Ancak orman alanı dışındaki demiryolu, otoyol, Devlet ve il yolları ile su isale hatlarının yapımında zorunlu olarak ortaya çıkan kazı fazlası malzemenin depolanması amacıyla da Genel Müdürlüğün belirleyeceği alanlarda izin verilebilir. Bu sahalar izin sahibince ağaçlandırılacak hale getirilerek geri teslim edilir. İzin verilen genel bütçe kapsamındaki kamu idaresi veya kamu kurum ve kuruluşunca ihale edilmek suretiyle inşa ettirilecek tesislerde kazı fazlası ve şantiye yeri için sözleşme hükümlerine göre izin sahibine veya yüklenici adına izin verilebilir." düzenlemesi yer almaktadır. Dava konusu düzenlemeyle, orman alanı dışındaki demiryolu, otoyol, Devlet ve il yolları ile su isale hatlarının yapımında zorunlu olarak ortaya çıkan kazı fazlası malzemenin orman alanlarında depolanması mümkün kılınmaktadır. Söz konusu yapıların Orman Kanunu'nun 17/3 maddesinde yer alan ulaşım ve su hizmetleri ile depolama tesisleri kapsamında izin verilebilecek alanlardan olduğu görüldüğünden, anılan yapıların orman alanlarında inşa edilmesi halinde zorunlu olarak ortaya çıkacak kazı fazlası malzemenin aynı zamanda orman toprağı olması nedeniyle orman alanlarında depolanması, yapılacak faaliyetin doğal bir sonucu olarak görülebilir. Ancak, dava konusu düzenlemenin devamında aynı faaliyetlerin orman alanı dışında gerçekleştirilmesi sonucunda ortaya çıkacak kazı fazlası malzemenin de orman alanında depolanması öngörülmektedir. Anayasa'nın 169. maddesi ile ormanların korunması konusunda Devlete verilen sorumluluk da dikkate alındığında, ormanlık alanlarda yürütülecek faaliyetler için, davaya konu Yönetmelik'in dayanağı olan 6831 sayılı Kanun'da, bu faaliyetin yapılabileceğine dair düzenleme bulunması gerektiği açıktır. Anayasa’nın 169. maddesinde, ormanların ülke yönünden taşıdığı büyük önem gözetilerek, korunmaları ve geliştirilmeleri konusunda ayrıntılı düzenlemelere yer verilmiştir. Bu özel ve ayrıntılı düzenlemenin, ülkemizde orman örtüsünün sürekli yok edilmesi gerçeğinden kaynaklandığı kuşkusuzdur (AYM 17/12/2002 tarih, E:2000/75, K:2002/200). Maddenin 1. fıkrasında, Devletin, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyacağı ve tedbirleri alacağı, bütün ormanların gözetiminin Devlete ait olduğu, 2. fıkrasında, Devlet ormanlarının mülkiyetinin devrolunamayacağı, Devlet ormanlarının kanuna göre, Devletçe yönetileceği ve işletileceği, bu ormanların zamanaşımı ile mülk edinilemeyeceği ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamayacağı, 3. fıkrasında da, ormanlara zarar verebilecek hiç bir faaliyet ve eyleme izin verilemeyeceği hükme bağlanmıştır. Bu kapsamda dava konusu düzenleme değerlendirildiğinde, orman alanı dışındaki belirtilen faaliyetlerin yapımında zorunlu olarak ortaya çıkan kazı fazlası malzemenin kapsamının belirsiz olduğu, orman alanındaki izin verilen faaliyetler sonucu ortaya çıkacak kazı fazlası malzemenin aynı zamanda orman toprağı olması durumunun aksine, orman alanı dışındaki faaliyetler sonucu ortaya çıkan toprağın niteliği, kalitesi ve içeriği bilinemeyeceğinden, ormanın doğal yapısı üzerindeki etkilerinin öngörülemeyeceği açıktır. Anayasa'nın 169. maddesi ile ormanların özel olarak koruma altına alındığı ve bu hususta Devlete verilen sorumluluk da dikkate alındığında, kapsam ve sınırları belirsiz malzeme ile niteliği, içeriği, kalitesi belli olmayan toprağın orman alanına zarar verme, orman yapısını bozma ihtimali dikkate alınmaksızın, orman alanı dışındaki faaliyetler sonucu ortaya çıkan kazı fazlası malzemenin orman alanında depolanmasını mümkün kılan dava konusu düzenlemede hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Yönetmeliğin 27. maddesinin 2. fıkrasının 2. cümlesinin incelenmesi: Yönetmeliğin "6831 Sayılı Kanunun Ek 11 inci Maddesine İlişkin İşlemler" başlıklı 5. Bölümünde yer alan "İzne konu tesislerin kiraya verilmesi" başlıklı 27. maddesinde, "(1) Turizm izinleri dışında, sağlık, eğitim ve spor tesisi yapımı maksadıyla verilen izinlere konu asli tesislerin dışındaki kafeterya, kantin, otopark gibi yan ünitelerin, diğer izinlere konu tesislerin tamamının veya bir bölümünün kiralanmasının izin sahibi tarafından talep edilmesi halinde heyetçe konu incelenir. İnceleme raporu düzenlenir. Uygun görülenlere Bakanlıkça izin verilir. (2) Sağlık, eğitim, spor, adli hizmet ve ceza infaz kurumu tesisi yapımı maksadıyla verilen izinlere konu asli tesislerin kiralanmasına, işletme hakkının devredilmesine, yap-işlet-devret modeli ile yaptırılmasına izin verilmez. Ancak 8/11/2003 tarihinden önce genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri adına araştırma, eğitim ve dinlenme tesisi yapılması maksadıyla verilen izinlerin üçüncü kişilere işlettirilmesine Bakanlıkça izin verilebilir. 6831 sayılı Orman Kanununun Ek 11. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde; bu Kanunun 17. maddesinin 3. fıkrasına göre; sağlık, eğitim ve spor tesisi yapımı maksadıyla verilen izinlere konu asli tesislerin dışındaki kafeterya, kantin, otopark gibi yan ünitelerin kiralanmasının, aynı fıkra kapsamında diğer izinlere konu tesislerin tamamının veya bir bölümünün kiralanmasının veya özelleştirme uygulamaları kapsamında işletme hakkının devredilmesinin, yap-işlet-devret modeli ile yaptırılmasının izin sahibi tarafından talep edilmesi halinde izin verilebileceği kurala bağlanmıştır. Davacı tarafından, düzenleme ile Kanunda yer verilmeyen ve herhangi bir belirliliği bulunmayan dinlenme tesisi ifadesinin devlet ormanlarında bulunmasına olanak sağlandığı, dinlenme tesisinin özelliğinden kaynaklı herhangi bir mekânsal zorunluluğu bulunmadığından orman alanlarında yapılmalarında kamu yararı ve zorunluluktan bahsedilmesinin olanaklı olmadığı iddia edilmektedir. Davalı idareler tarafından, dava konusu düzenleme ile 8/11/2003 tarihinden önce izne konu edilmiş olup, değişen mevzuat gereği artık izne konu edilemeyen özellikle dinlenme tesislerinin devlet tarafından işlettirilmesinin çokta verimli olmadığından 3. kişilere işlettirilmesine ilişkin hususların nasıl yapılacağı açıklığa kavuşturulduğu savunulmaktadır. Dava konusu düzenleme ile 08/11/2003 tarihinden önce izne konu edilmiş ancak değişen mevzuat gereğince artık izne konu edilemeyen tesislerin, Devlet idarelerince işletilmesinin çok da verimli olmayacağı düşünülerek, üçüncü kişilere işlettirilmesi konusunda, Bakanlığın izin verebileceği belirtilerek, bu konudaki usulün ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu bakımdan; 08/11/2003 tarihinden önce izne konu edilmiş araştırma, eğitim ve dinlenme tesislerinin, üçüncü kişilere işlettirilmesi konusunda Bakanlığa takdir yetkisi tanınmasına ilişkin dava konusu düzenlemenin hukuki belirliğin sağlanmasına yönelik olması ve kamu yararının gerektirmesi durumunda bu takdir yetkisinin kullanılabileceğinin açık olması nedeniyle hukuka uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Yönetmeliğin Geçici 1. maddesinin 5. fıkrasının 1. ve 2. cümlelerinin incelenmesi: Yönetmeliğin dava konusu maddesinde "6831 sayılı Kanunun 17 nci maddesine göre 8/11/2003 tarihinden önce kesin izne konu edilmiş ancak ilgili maddenin değişmesi sonucu artık izin verilemeyen, turizm ve diğer izinlerin izin hakları devam eder. İzinli saha içinde kalmak kaydıyla mevcut tesislere ilave, tadilat, kapasite, tür ve sınıf değişikliği izni Bakanlık onayı ile verilebilir. Değişen madde hükmü gereğince izin verilemeyecek talepler için geçmişte verilmiş ön izinler ise kesin izne dönüştürülemez. Bu ön izinler resen iptal edilmiş sayılır." düzenlemesi bulunmaktadır. 6831 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesinde "Bu Kanunun 17 nci maddesi hükümlerine göre 8/11/2003 tarihinden önce verilen turizm ve diğer izinlerin kesin izin hakları devam eder, izinli saha içinde kalmak kaydıyla mevcut tesislere tadilat, kapasite, tür ve sınıf değişikliği izni verilebilir. Çevre ve Orman Bakanlığınca verilen tadilat, kapasite, tür ve sınıf değişikliği izinleri dâhil olmak üzere daha önce turizm amaçlı tesisler için verilen izinler ile diğer izinlerin irtifak hakkına dönüştürülmesinin izin sahibi tarafından talep edilmesi halinde, izin sahibi lehine bu Kanunun 115 inci maddesine göre irtifak hakkı tesis edilebilir." düzenlemesine yer verilmiştir. Davacı tarafından, dava konusu maddeyle halihazırda izin verilmesi uygun görülmeyen, bu bakımdan kanunda izin verilebilecek tesisler arasında yer almayan izinlerin devamına olanak sağlandığı, bu sayede kanun değişikliğinin anlamsız hale getirildiği ve orman alanlarında yapılmaları uygun olmayan yapıların ormanlarda kalmasına neden olunduğu ileri sürülmektedir. Davalı idarelerce, 08/11/2003 tarihinden önce kesin izin verilen ancak ilgili maddenin değişmesi sonucu artık izin verilemeyen turizm ve diğer izinlerin imzalanan taahhüt senedi gereği izin haklarının korunmasının hukuki bir gereklilik olduğu, düzenlemenin kanuna uygun olduğu savunulmaktadır. Normlar hiyerarşisi olarak bilinen temel hukuk ilkesine göre, normlar arasında altlık ve üstlük ilişkisi söz konusu olmakta ve her norm geçerliliğini bir üst hukuk normundan almaktadır. Başka bir anlatımla normlar hiyerarşisinde, her türlü normun hiyerarşik olarak bir sıra dahilinde sıralanması, birbirine bağlı olması ve üst normla getirilen hukuksal sınırın içinde kalması zorunlu olup, bunun doğal sonucu olarak, hiyerarşik sıralamada daha altta yer alan bir normun, kendisinden üstte bulunan norma aykırı hükümler içeremeyeceği, başka bir deyişle alt norm niteliğindeki düzenleyici işlemlerin, bir hakkın kullanımını üst normda öngörülmeyen bir şekilde daraltamayacağı veya kısıtlayamayacağı; dolayısıyla, düzenleyici bir işlemin kendinden önce gelen Kanun veya diğer normlarda yer alan hükümlere aykırı düzenlemeler getiremeyeceği kabul edilmektedir. Anayasa'nın 124. maddesinde, kanunların uygulanmasını sağlamak üzere ve kanunlara aykırı olmamak kaydıyla yönetmelikler çıkartılabileceği öngörülmektedir. Bahse konu Anayasal hüküm, idareye türev düzenleme ihdas etme yetkisi vermektedir. Esasında bu yetki, genel ve soyut nitelikte hükümler ihtiva eden kanunların detaylandırılması amacını taşımaktadır. Bu çerçevede, kanunda öngörülmeyen bazı hususların yine kanuna aykırı olmamak kaydıyla yönetmeliklerde düzenlenmesi mümkün olabilmektedir. Bu kapsamda idarenin düzenleme yetkisinin, yasalarla getirilen hükümleri aşacak bir şekilde kullanılamayacağı da İdare Hukuku'nun en temel ilkelerindendir. Dava konusu düzenlemenin, esasen 6831 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesine göre düzenlendiği görülmektedir. Ancak, Kanunda 08/11/2003 tarihinden önce izin verilen mevcut tesislere izinli saha içinde kalmak kaydıyla tadilat, kapasite, tür ve sınıf değişikliği izni verilebilmesi mümkün kılınmışken, dava konusu düzenlemede, mevcut tesislere "ilave" izin verilmesi de öngörülmüştür. Bu durumda, yapılan açıklamalar doğrultusunda, dava konusu Yönetmelik hükmünde bulunan "ilave" kelimesinin, dayanağı üst hukuk normu olan ve yukarıda ilgili kısmına yer verilen kanun hükmüne aykırı olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Orman Kanununun 17 nci Maddesinin Üçüncü Fıkrasının Uygulanması Hakkında Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. ve 3. fıkralarında yer alan “adli hizmet ve ceza infaz kurumu” ibarelerinin, 25. maddesinin 5. fıkrasının 2. cümlesi ile Geçici 1. maddesinin 5. fıkrasının 2. cümlesinde yer alan "ilave" ibaresinin oybirliğiyle İPTALİNE, 2. Dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "patlayıcı madde emniyet alanı, yer altında yapılacak patlayıcı madde deposu" ibaresi, "ile dini eğitim tesisine bağlı uygulama maksatlı ibadethane tesisi gibi eğitim tesislerine" ve "gibi kalıcı konaklama tesisi olmayan spor tesislerine" ibareleri yönünden oyçokluğuyla, diğer maddeleri yönünden oybirliği ile REDDİNE, 3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ...-TL yargılama giderinin davalı idarelerden alınarak davacıya verilmesine, ...- TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ...-TL vekâlet ücretinin davalı idarelerden alınarak davacıya verilmesine, 5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ...-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idarelere verilmesine, 6. Posta giderleri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra istemi halinde davacıya iadesine, 7. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 03/07/2024 tarihinde karar verildi. KARŞI OY: (X)- 30/11/2021 tarih ve 31675 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Orman Kanununun 17 nci Maddesinin Üçüncü Fıkrasının Uygulanması Hakkında Yönetmelik'in 4. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "patlayıcı madde emniyet alanı, yer altında yapılacak patlayıcı madde deposu", "ile dini eğitim tesisine bağlı uygulama maksatlı ibadethane tesisi gibi eğitim tesislerine" ve "gibi kalıcı konaklama tesisi olmayan spor tesislerine" ibareleri yönünden; Normlar hiyerarşisinde kanunlardan sonra gelen yönetmelikler bir kanun hükmüne dayalı olarak hazırlanır ve kanun hükümlerine açıklık getirilmesi suretiyle bu kanun hükümlerinin uygulamaya geçirilmesi amaçlanır. Kanunkoyucu düzenleyeceği konularda genel prensipleri belirler ve bunun uygulanmasını yürütmeye, başka bir ifadeyle idarelere bırakır. Ancak, idarelerin yönetmelik düzenleme yetkisi yasama organının çizdiği sınırlar içinde, başta Anayasa olmak üzere, üst hukuk normlarına aykırı olmamak kayıt ve şartına bağlı olarak gerçekleşebilir. 6831 sayılı Kanun'un 17. maddesinin 3. fıkrasında, Devlet ormanları üzerinde yapılabilecek bina ve tesislerin hangi kamu hizmetlerine ilişkin olması gerektiği tek tek sayılmak suretiyle belirtilmiş olup, Kanunda yer almayan tesislerin Yönetmelikte düzenlenmek suretiyle ormanlık alana yapılabilecek tesislerin genişletilmesine olanak bulunmamaktadır. Davaya konu Yönetmeliğin dayanağı olan 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 17/3 maddesinin Anayasaya aykırı olduğu itirazı üzerine, Anayasa Mahkemesince yapılan inceleme sonucu verilen 17/12/2002 tarih ve E:2000/75, K:2002/2002 sayılı iptal kararında; Devlet ormanlarının tahsisinin karayolları, telefon, elektrik, su, gaz, petrol isale hatları, savunma tesisleri, sanatoryum gibi öncelikli kamu hizmetlerinin ormandan geçmesi ya da anılan bina tesislerin orman arazileri üzerinde yapılması zorunluluğu bulunduğu hallerle sınırlı olması gerektiği belirtilmiş olup, ormanlık arazi üzerinde yapılması zaruri yerler örneklenmiştir. Anayasa'da da ormanların özel olarak korunduğu dikkate alındığında, Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasında yer alan dini eğitim tesisine bağlı uygulama maksatlı ibadethane tesisi gibi eğitim tesislerine ve kalıcı konaklama tesisi olmayan spor tesislerine ilişkin kısımlarında, öncelikli olarak kamu hizmeti ayrımına gidilmeksizin bir çok yerde yapılabilecek tesislerin, ormanlık alanda yapılmasında zaruret bulunmadığı aşikar olduğundan, anılan kısımda hukuka uyarlık bulunmamıştır. Ayrıca, 6831 sayılı Kanunda "patlayıcı madde emniyet alanı" ve "yer altında yapılacak patlayıcı madde deposu" yapılmasına olanak sağlayan bir hüküm bulunmadığı gibi, sivil kullanım amaçlı patlayıcı maddeler ve kullanım alanları bulunduğu da dikkate alındığında, bu ibarelerin Kanunda ifade edilen "savunma" alanı kapsamında kaldığını kabul etmek hukuken mümkün değildir. Yönetmelik hükmünde, Kanunda yer almayan tesislere yer verilerek Kanunu aşan hükümler getirilmesinin, genel anlamda sayma yoluyla belirlenen tesislerin genişletilmesi anlamına geldiği; böylelikle, Yönetmelikte yer alan düzenlemeler ile Kanun hükümlerinin hedeflediği amacın dışına çıkıldığı sonucuna varıldığından, Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasındaki "...patlayıcı madde emniyet alanı, yer altında yapılacak patlayıcı madde deposu,..." ibarelerinin de iptal edilmesi gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle, dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasında yer alan, "patlayıcı madde emniyet alanı, yer altında yapılacak patlayıcı madde deposu" ibaresi, "ile dini eğitim tesisine bağlı uygulama maksatlı ibadethane tesisi gibi eğitim tesislerine" ve "gibi kalıcı konaklama tesisi olmayan spor tesislerine" ibarelerinin iptali gerektiği görüşüyle aksi yönde verilen çoğunluk kararına katılmıyorum.