Başvuru, ceza mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, ceza mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 19/11/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Bakanlık Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünce Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen 23/2/2016 tarihli yazıyla, olay tarihinde Bodrum Denetimli Serbestlik Müdürlüğünde öğretmen olarak görev yapan başvurucunun Facebook isimli sosyal paylaşım sitesinde kendi ismiyle oluşturduğu profil üzerinden terör örgütü propagandası ve Cumhurbaşkanı'na yönelik hakaret içeren paylaşımlarda bulunduğuna ilişkin ihbarda bulunulmuştur. Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığının 11/5/2016 tarihli iddianamesiyle başvurucu hakkında Cumhurbaşkanı'na hakaret suçundan kamu davası açılmıştır. Bodrum Asliye Ceza Mahkemesinin (Mahkeme) 13/12/2017 tarihli kararıyla başvurucunun atılı suçtan 000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Anılan karar sanığın yüzüne karşı ancak müdafiinin yokluğunda verilmiştir. Hüküm fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"...Dair, sanığın yüzüne karşı, sanık müdafii Av. Duygu Demirel ve müştekinin yokluğunda verilen hükmün sanığa tefhiminden, sanık müdafiine tebliğinden itibaren 7 gün içinde hükmü veren mahkemeye veya bulunduğu yer mahkemesine bir dilekçe verilmesi veya zabıt katibinebir beyanda bulunulması, bu beyanın tutanağa geçirilmesi ve tutanağın hakime onaylattırılması suretiyle İ[zmir] B[ölge] A[dliye] M[ahkemesi] nezdinde [istinaf] yasa yolu açık olmak üzere karar verildi, verilen karar ana çizgileri ile açıklandı." Başvurucu müdafii 8/2/2018 tarihli dilekçesi ile anılan karara karşı istinaf talebinde bulunmuştur. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi (Daire) 19/7/2018 tarihli kararında istinaf talebinin yasal süreden sonra yapıldığını belirterek 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca istinaf başvurusunun itiraz kanun yolu açık olmak üzere süre yönünden reddine karar vermiştir. Ret gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"İlk derece mahkemesince verilen karar sanığın yüzüne karşı 13/12/2017 tarihinde verilmiş olup, sanık müdafiinin yokluğunda verilip 07/02/201[8] tarihinde müdafiye tebliğ olunan kararın, sanık müdafii tarafından 08/02/2018 havale tarihli dilekçe ile istinaf olunduğu anlaşılmış ise de, istinaf süresinin 13/12/2017 tarihinden itibaren başlamış olması karşısında, CMK.nın 273/1 maddesi gereğince yasal yedi günlük istinaf süresinin 20/12/2017 tarihi mesai sonunda dolmuş olduğu, istinaf talebinin yasal süre dolduktan sonra yapıldığı... [anlaşılmıştır.]" Başvurucunun anılan mahkeme kararına yaptığı itiraz üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi 5/10/2018 tarihli kararı ile itirazın reddine kesin olarak karar vermiş, başvuru yolları bu tarihte tüketilmiştir. Başvurucu, itirazın reddine ilişkin karardan 19/10/2018 tarihinde haberdar olmuş; 19/11/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 5271 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir:"Avukat, müdafiliğini veya vekilliğini üstlendiği kişilerin açık arzusuna aykırı olmamak koşuluyla kanun yollarına başvurabilir" 5271 sayılı Kanun'un "İstinaf istemi ve süresi" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"(1) İstinaf istemi, hükmün açıklanmasından itibaren yedi gün içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılır; beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hâkime onaylattırılır. Tutuklu sanık hakkında 263 üncü madde hükmü saklıdır. (2) Hüküm, istinaf yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa, süre tebliğ tarihinden başlar." 5271 sayılı Kanun'un "Dosya üzerinde ön inceleme" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Dosya üzerinde yapılan ön inceleme sonunda;a) Bölge adliye mahkemesinin yetkili olmadığının anlaşılması hâlinde dosyanın yetkili bölge adliye mahkemesine gönderilmesine,b) Bölge adliye mahkemesine başvurunun süresi içinde yapılmadığının, incelenmesi istenen kararın bölge adliye mahkemesinde incelenebilecek kararlardan olmadığının, başvuranın buna hakkı bulunmadığının anlaşılması hâlinde istinaf başvurusunun reddine,Karar verilir. (Ek cümle: 18/6/2014-6545/76 md.) Bu kararlar itiraza tabidir." Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25/12/2012 tarihli ve E.2012/1300, K.2012/1869 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Ayrıntılarına Ceza Genel Kurulunun 1984 gün ve 2-196 sayılı kararında yer verildiği üzere, sanığın yüzüne karşı tefhim edilen bir hükmün ayrıca sanığa veya müdafiine tebliği gerekmeyip, bir haftalık temyiz süresi sanığın yüzüne karşı yapılan tefhim ile birlikte işlemeye başlayacaktır.Ancak, sanığın yüzüne karşı yapılan tefhim ile birlikte temyiz süresinin işlemeye başlaması için kanun yolu bildiriminin kanunun öngördüğü şekilde ve ilgiliyi yanıltmayacak biçimde yapılması gerekmektedir....Gerek yüze karşı, gerekse yoklukta verilen hüküm ve kararlarda, başvurulacak kanun yolu süresi, başvuru yapılacak mercii ile başvuru şeklinin hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açıkça belirtilmesi zorunludur. Bu bildirimlerdeki temel amaç tarafların başvuru haklarını etkin bir biçimde kullanmalarının sağlanması ve bu eksiklik nedeniyle hak kayıplarına yol açılmamasıdır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus eksik veya yanılgılı bildirim nedeniyle bihakkın kullanılmasının engellenip engellenmediğinin belirlenmesidir. Bildirimdeki eksikliğin yol açtığı bir hak kaybı bulunmamakta ise, bu durum eski hale getirme nedeni oluşturmayacaktır.5271 sayılı CMK’nın maddesinin fıkrasında, kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişinin, eski hale getirme isteminde bulunabileceği, fıkrasında ise, yasa yoluna başvuru hakkının kendisine bildirilmemesi halinde, kişinin kusursuz sayılacağı açıkça belirtilmiştir. Anılan düzenlemelerden, hüküm ve kararlardaki kanun yolu bildiriminin; kanun yolu, mercii, şekli ve süresini de kapsaması zorunluluğu yanında, açıkça anlaşılabilir ve her türlü yanıltıcı ifadeden uzak olması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Kanun yolu süresinin bildirilmemesi ya da yanılgılı bildirilmesi halinde bunun ilgili tarafı yanıltarak bihakkın kullanılmasını engellemesi durumunda açıklamalı davetiye ile bu hususun tebliğinden sonra süreler işlemeye başlayacağından muhtemel hak kayıpları önlenecektir.Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;Sanık müdafiin yokluğunda, hazır olan sanık [A.nın] yüzüne karşı verilen 2007 günlü hükümde başvurulacak kanun yoluna ilişkin bildirimde, sürenin başlangıcının 'tefhim ve tebliğ' şeklinde gösterilmesi suretiyle, sürenin 'tefhimden' mi yoksa 'tebliğden' itibaren mi başlayacağı konusunda duraksamaya neden olunduğundan, bildirim eksik ve yanıltıcıdır. Dolayısıyla temyiz süresinin başlangıcının hükmün sanığa tefhimi olan 2007 tarihi olduğunun kabulü mümkün olmayıp, sürenin başlangıcının hükmün sanık müdafiine tebliği olan 2007 tarihi olduğunun kabulü gerekmektedir.Bu itibarla, 2007 günü tebliğ edilen hükmü aynı gün temyiz eden sanık müdafiinin temyiz isteminin 1412 sayılı CMUK'nun 5320 sayılı Kanunun maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan maddesinde öngörülen bir haftalık yasal süre içerisinde yapıldığı [anlaşılmaktadır]" Yargıtay Ceza Dairesinin 6/5/2010 tarihli ve E.2010/7102, K.2010/15241 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Sanığın yüzüne karşı verilen 2007 tarihli hükümde kararın tefhim veya tebliğinden itibaren 7 gün içinde temyiz edilebileceği belirtilerek temyiz süresi ile ilgili olarak sanık müdafiinin yanıltıldığı ve bu nedenle temyiz talebinin süresinde olduğu kabul edil[miştir.]" Yargıtay Ceza Dairesinin 21/11/2011 tarihli ve E.2008/8856, K.2011/57332 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir: “Sanığın yüzüne karşı verilen hükümde, CMK’nın 34/ ve 232/ maddeleri hükümlerine aykırı olarak, temyiz süresinin 'tefhimden' itibaren yerine, duraksama oluşturacak biçimde 'tefhim veya tebliğinden' itibaren başlayacağının belirtilmesi nedeniyle usulsüz tefhim yapıldığından, gerekçeli kararın tebliği üzerine sanık müdafiinin temyiz isteğinin süresinde olduğu kabul edil[miştir.]”B. Uluslararası Hukuk İlgili uluslararası hukuk için bkz. Hasan İşten, B. No: 2015/1950, 22/2/2018, §§ 21-