Başvurucu, 15/9/2003 tarihinde İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesinde aleyhine açılan tazminat davasının kısmen kabulüne karar verildiğini, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek, eşitlik ilkesi ile mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, tazminat talep etmiştir.
Başvurucu, 15/9/2003 tarihinde İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesinde aleyhine açılan tazminat davasının kısmen kabulüne karar verildiğini, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek, eşitlik ilkesi ile mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, tazminat talep etmiştir. Başvuru, 29/8/2013 tarihinde İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 22/11/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Birinci Bölümün 19/12/2013 tarihli ara kararı gereğince başvurunun, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir. Adalet Bakanlığının 24/2/2014 tarihli görüş yazısı başvurucuya tebliğ edilmiş olup, başvurucu vekili tarafından 19/3/2014 tarihinde Adalet Bakanlığı görüşüne karşı beyan dilekçesi ibraz edilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri ile Bakanlık görüşünde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu aleyhine, bazı ticaret şirketleri tarafından 15/9/2003 tarihinde İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesinde açılan davada, davacılar, davalı ile gemi ipoteği anlaşmaları imzalandıklarını, gemilerin navlun gelirleriyle borçlarının ödendiğini, gemilerden birinin kısmi bakiye borcu muaccel hale gelmediği halde davalının haksız biçimde gemiyi seferden alıkoyduğunu, ödeme girişimlerinin kabul edilmediğini ve gemilerin satış işlemlerine başlandığını, temerrüdün oluşmadığını, davalının haksız filleri nedeniyle gemilerin çalışamadığını ileri sürerek maddi zararlarının tazminini talep etmişlerdir. Davacılar yine başvurucu aleyhine, 3/5/2004 tarihinde İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesinde açtıkları davada, asıl davadaki iddialarla ek maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır. İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesince belirtilen dava dosyaları birleştirilmiştir. Mahkemece, 13/9/2004 tarih ve E.2003/1130, K.2004/991 sayılı kararla, ipotek sözleşmelerinin Landesbank adına olup gemi sicilinde de ipotek tescilinin Landesbank adına olduğu, Türk Ticaret Kanunu’nun 921/ maddesine göre alacağın temlikinin yazılı anlaşma ve gemi siciline tescil ile gerçekleşebileceği, temlikin gemi siciline tescil edilmediği, dolayısıyla gemilerin tutularak seferden alıkonulmasının haksız fiil olduğu, davacıların tazminat isteme haklarının doğduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen davalarda davanın kabulüne, tazminatların davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiştir. Başvurucunun temyizi üzerine Yargıtay Hukuk Dairesinin 14/4/2005 tarih ve E.2004/12937, K.2005/3696 sayılı ilamıyla; davanın Denizcilik İhtisas Mahkemesinde görülmesi gerektiği belirtilerek görev yönünden hüküm bozulmuştur. Karar düzeltme istemi, Yargıtay Hukuk Dairesinin 24/6/2005 tarih ve E.2005/7081, K.2005/6715 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Mahkemece bozma kararı sonrası yapılan yargılama sonunda, 20/10/2005 tarih ve E.2005/292, K.2005/846 sayılı ilamla, 13/9/2004 tarihli kararda direnilmesine ve tazminatların başvurucudan tahsiline karar verilmiştir. Temyiz üzerine, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 19/4/2006 tarih ve E 2006/11-58, K.2006/228 sayılı kararla; uyuşmazlığı yargılayacak ve çözecek olan mahkeme, uyuşmazlığın doğmasından önce kanunen belli olan Asliye Ticaret Mahkemesi olup, dava tarihinden sonra kurulan ve faaliyete geçirilen İstanbul Denizcilik İhtisas Mahkemesinde davaya bakılmasının mümkün olmadığı, davanın Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmesi gerektiği, direnme kararının uygun olduğu gerekçesiyle başvurucunun temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Yargıtay Hukuk Dairesine gönderilmesine karar vermiştir. Yargıtay Hukuk Dairesince esasa yönelik olarak yapılan temyiz incelemesinden sonra, 13/10/2006 tarih ve E.2006/8091, K.2006/10232 sayılı ilamla; yetkili mahkemenin Hamburg Mahkemeleri olduğuna dair temyiz istemi yerinde görülmemiş, satın alınan gemiler üzerinde lehine ipotek tesis edilenin Hamburger Landesbank olduğu, bu bankanın başka bir banka ile birleşerek HSB NORDBANK adında 1/6/2003 tarihinde tüzel kişilik kazandığı, bu durumda davalının Hamburger Landesbank’ın halefi olduğu yolundaki gemi siciline yapılan bildirim ve şerhin göz önünde bulundurulması gerektiği, bu nedenle temlik ve gemi siciline tescilin zorunlu olup olmadığının tartışılması gerektiği, hükme esas alınan bilirkişi raporuna başvurucunun itirazları değerlendirilerek tazminatın tayini gerekirken yetersiz bilirkişi raporuna dayalı olarak hüküm tesisi doğru görülmemiş ve hüküm bu nedenlerle bozulmuştur. Karar düzeltme istemi, Yargıtay Hukuk Dairesinin 10/5/2007 tarih ve E.2007/321, K.2007/7282 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda; 26/6/2008 tarih ve E.2007/445, K.2008/391 sayılı ilamla; kredi sözleşmesinin usulsüz şekilde feshedildiği ve gemilerin satış işleminin temerrüt gerçekleşmeden yapıldığı, haksız fiilin unsurlarının oluştuğu, toplam zararın 019,62 USD olduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen davalarda davanın kabulüne, tazminatların ayrı ayrı davacılara ödenmesine karar verilmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay Hukuk Dairesinin 8/4/2009 tarih ve E.2008/10582, K.2009/4282 sayılı ilamıyla; taraflar arasında düzenlenen gemi ipotek sözleşmesinin değerlendirilmesi, ihtiyati tedbir niteliğindeki seferden alıkoymanın haksız fiil teşkil edip etmediğinin saptanması gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru görülmemiş, hüküm bozulmuştur. Karar düzeltme istemi üzerine, Yargıtay Hukuk Dairesince 8/1/2010 tarih ve E.2009/8060, K.2010/3 sayılı kararla; temyiz incelemesi sonucu bozma kararlarının ortadan kaldırılmasına, zararın tespiti açısından eksik inceleme yapıldığı, davacının, gemilere el konulmasından sonra basiretli bir tacir gibi davranarak borcunu ödemek suretiyle zararın artmasını önlemesi gerekirken bu yönde bir girişimde bulunmaması sebebiyle Borçlar Kanunu’nun maddesi uyarında tazminattan indirim yapılması gerektiği belirtilerek, hüküm başvurucu yararına bozulmuştur. Bozmaya uyan Mahkemece, 15/10/2010 tarih ve E.2010/59, K.2010/594 sayılı kararla; başvurucunun gemileri seferden men ettirmesi ve yurtdışında gerçekleştirilen cebri icra işlemlerinin, taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine ve İcra ve İflas Kanunu’nun emredici hükümlerine aykırı olup tazminatı gerektirdiği, ancak davacıların da gemilere el konmasından itibaren basiretli bir tacir gibi davranarak borçlarını ödemek suretiyle zararın artmasını önlemesi gerekirken bu yönde bir girişimde bulunmadığından Borçlar Kanunu’nun maddesi uyarınca tazminattan %20 oranında indirim yapılarak asıl davanın kısmen kabulü ile 947,89 TL’nin; birleşen davanın kısmen kabulü ile 195,61 USD’nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay Hukuk Dairesinin 21/7/2011 tarih ve E.2011/1303, K.2011/9245 sayılı kararıyla başvurucunun kredi alacaklarının, davacılara ödenmesine karar verilen tazminat miktarından düşülerek hesaplama yapılması gerekirken davacıların sebepsiz zenginleşmesine yol açacak şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, yine asıl davada istenilen tazminatın USD karşılığının gösterilmediği ve % 20 müterafik kusur indiriminin yanlış uygulandığı gerekçesiyle hüküm bozulmuştur. Karar düzeltme istemi, Yargıtay Hukuk Dairesinin 21/12/2011 tarih ve E.2011/14061, K.2011/17393 sayılı ilamıyla reddedilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda, 13/4/2012 tarih ve E.2012/28, K.2012/104 sayılı kararla; bozma kararı öncesi verilen gerekçelerle ve davacıların başvurucuya olan kredi borçları dikkate alınarak asıl davanın kısmen kabulü ile 358,28 TL’nin; birleşen davanın kısmen kabulü ile 433,23 USD’nin başvurucudan tahsiline karar verilmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay Hukuk Dairesinin 2/11/2012 tarih ve E.2012/10325, K.2012/17301 sayılı ilamıyla, dosyadaki yazılara, Mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacılar vekilinin tüm, başvurucu vekilinin vekalet ücreti dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine, vekalet ücreti yönünden başvurucu lehine hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. Karar düzeltme istemi, Yargıtay Hukuk Dairesinin 10/6/2013 tarih ve E.2013/5513, K.2013/12044 sayılı kararıyla, “Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, taraf vekillerinin Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmediği” gerekçesiyle reddedilmiştir. Karar, 30/7/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, 29/8/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.” 22/4/1926 tarih ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun maddesi şöyledir:“Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine mecburdur.Ahlaka mugayir bir fiil ile başka bir kimsenin zarara uğramasına bilerek sebebiyet veren şahıs, kezalik o zararı tazmine mecburdur.” 818 sayılı mülga Kanun’un maddesi şöyledir:“Mutazarrır olan taraf zarara razı olduğu yahut kendisinin fiili zararın ihdasına veya zararın tezayüdüne yardım ettiği ve zararı yapan şahsın hal ve mevkiini ağırlaştırdığı takdirde hakim, zarar ve ziyan miktarını tenkis yahut zarar ve ziyan hükmünden sarfınazar edebilir.Eğer zarar kasden veya ağır bir ihmal veya tedbirsizlikle yapılmamış olduğu ve tazmini de borçluyu müzayakaya maruz bıraktığı takdirde hakim, hakkaniyete tevfikan zarar ve ziyanı tenkis edebilir.” 29/6/1956 tarih ve 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu’nun maddesi şöyledir:“Yola çıkmıya hazır bir gemi cebri icra yolu ile satılamıyacağı gibi ihtiyaten haciz de edilemez. Şu kadar ki; cebri satış veya haczi icabettiren borç zaten bu yolculuk dolayısiyle yapılmışsa, bu hükümler tatbik olunmaz. Bu madde hükmü 867 nci maddede yazılı gemiler hakkında da tatbik olunur.”