10. Hukuk Dairesi 2012/17428 E. , 2012/22749 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :İş Mahkemesi No :679-185 Dava, gelir ve aylığa hak kazanıldığının tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davalı SGK Başkanlığı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 1954 yılınd
**10. Hukuk Dairesi 2012/17428 E. , 2012/22749 K.** **"İçtihat Metni"** Mahkemesi :İş Mahkemesi No :679-185 Dava, gelir ve aylığa hak kazanıldığının tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davalı SGK Başkanlığı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 1954 yılında iş kazası sonucu 506 sayılı Kanun hükümleri kapsamındaki babasını kaybeden ve 2007 yılının Şubat ayında davalı Kurumdan gelir/aylık isteminde bulunan davacı hakkında Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nce 26.02.2007 tarihinde düzenlenen sağlık kurulu raporunda, sanrısal bozukluk tanısı konulan davacının ömür boyu çalışamayacak durumda olduğunun belirtildiği, anılan ve sonraki aynı içerikteki başvuruları Kurumca reddedilen davacının açtığı işbu davanın yargılaması aşamasında hazırlanan, 21.09.2010 ve 16.12.2011 tarihli Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu kararları ile 01.08.2011 günlü Hacettepe Üniversitesi Sağlık Kurulu Raporu’nda, tedaviye karşın çalışma olanağı vermeyen kronik şizofreni teşhisi konulan davacının 26.02.2007 tarihi itibarıyla çalışamayacak derecede malûl olduğunun bildirildiği anlaşılmakta olup, mahkemece, ölüm aylığı isteminin reddine karar verilerek, 26.02.2007 günü itibarıyla davacıya malûllük aylığı bağlanması gerektiğinin tespiti yönünde hüküm kurulmuştur. Davanın yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun; İş Kazalarıyla Meslek Hastalıkları Sigortası hükümleri içerisinde yer alan 23. maddesinde, iş kazası veya meslek hastalığı sonucu ölümlerde, ölen sigortalının, çalışamayacak durumda malûl bulunan ve Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almayan çocuklarına yıllık gelir bağlanacağı belirtilmiş, Malûllük Sigortası hükümlerinin düzenlendiği 53. maddesinde, Kurum hastanelerince düzenlenecek usulüne uygun sağlık kurulu raporları ve dayanağı tıbbi belgelerin incelenmesi sonucu çalışma gücünün en az 2/3’ünü yitirdiği Kurumca belirlenen sigortalının malûllük sigortası bakımından malûl sayılacağı, 54. maddesinde, sigortalının malûllük aylığından yararlanabilmesi için, 53. maddeye göre malûl sayılması ve toplam olarak 1800 gün veya en az (5) yıldan beri sigortalı bulunup, sigortalılık süresinin her yılı için ortalama olarak 180 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olması gerektiği, 56. maddesinde, sigortalı olarak çalıştığı işten ayrıldıktan sonra yazılı istekte bulunan ve malûllük aylığına hak kazanan sigortalının aylığının ödenmesine, kendisinin yazılı isteğinden, malûl sayılmasına esas tutulan raporun tarihi yazılı istemini izleyen takvim ayından sonraki bir tarih ise bu raporun tarihinden sonraki ay başından başlanacağı öngörülmüştür. Bununla birlikte, 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun; Hizmet Akdiyle veya Kendi Adına ve Hesabına Bağımsız Çalışan Sigortalıların Tabi Olduğu Kısa Vadeli Sigorta Hükümleri içerisindeki 20. maddesinde, iş kazası veya meslek hastalığına bağlı nedenlerden dolayı ölen sigortalının hak sahiplerine gelir bağlanacağı, gelirin başlangıcı, kesilmesi ve yeniden bağlanmasında 34. ve 35. maddelerin uygulanacağı açıklandıktan sonra 34. maddesinde, ölen sigortalının, bu Kanunun 5. maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (e) bentleri hariç bu Kanun kapsamında veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmayan veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış çocuklarından, Kurum Sağlık Kurulu kararı ile çalışma gücünü en az %60 oranında yitirip malûl olduğu anlaşılanlarına aylık bağlanacağı bildirilmiş, Uzun Vadeli Sigorta hükümlerinin düzenlendiği 25. maddesinde, sigortalının istemi üzerine Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurullarınca yöntemine uygun düzenlenecek raporlar ve dayanağı tıbbi belgelerin incelenmesi sonucu, çalışma gücünün en az %60’ını kaybettiği Kurum Sağlık Kurulunca belirlenen sigortalının malûl sayılacağı, 26. maddesinde, sigortalıya malûllük aylığı bağlanabilmesi için sigortalının 25. maddeye göre malûl sayılması ve en az (10) yıldan beri sigortalı bulunup, toplam olarak 1800 gün veya başka birinin sürekli bakımına muhtaç derecede malûl olan sigortalılar içinse sigortalılık süresi aranmaksızın 1800 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş olması gerektiği, 27. maddesinde, malûllük aylığının, malûl sayılmasına esas tutulan rapor tarihi yazılı istek tarihinden önce ise yazılı istek tarihini, malûl sayılmasına esas tutulan rapor tarihi yazılı istek tarihinden sonra ise rapor tarihini izleyen ay başından itibaren başlayacağı hüküm altına alınmıştır. Diğer taraftan; 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 9. maddesinde, fiil ehliyetine sahip olan kimsenin, kendi fiilleriyle hak edinebileceği ve borç altına girebileceği, 10. maddesinde, ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyetinin bulunduğu, 13. maddesinde, yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkesin, bu Kanuna göre ayırt etme gücünün bulunduğu, 14. maddesinde, ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların fiil ehliyetine sahip olmadıkları, 16. maddesinde, ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlıların, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça, kendi işlemleriyle borç altına giremeyecekleri, 397. maddesinde, vesayet makamının sulh hukuk mahkemesi olduğu, 405. maddesinde, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle işlerini göremeyen veya korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gereken ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan her erginin kısıtlanacağı, görevlerini yaparlarken vesayet altına alınmayı gerekli kılan bir durumun varlığını öğrenen idari makamların, noterlerin ve mahkemelerin, bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorunda oldukları, 409. maddesinde, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamaya ancak resmi sağlık kurulu raporu üzerine karar verileceği, 448. maddesinde, vesayet dairelerinin yetkilerine ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla vasinin, vesayet altındaki kişiyi tüm hukuki işlemlerinde temsil edeceği, 462. maddesinde, acele durumlarda geçici önlemler alma yetkisi saklı kalmak üzere vasi tarafından dava açılabilmesi için vesayet makamından izin alınması gerektiği yönünde düzenleme yapılmıştır. Ayrıca; 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 38. maddesinde, davaya ehliyetin Türk Medeni Kanunu ile belirlendiği, 42. maddesinde, taraflardan birinin vesayet altına alınması istendiği takdirde hakim tarafından bu konuda kesin karar verilinceye kadar yargılamanın bir başka güne bırakılabileceği belirtilmiş olup, 01.10.2011 günü yürürlüğe girerek 1086 sayılı Kanunu ilga eden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 51. maddesinde, dava ehliyetinin, medeni hakları kullanma ehliyetine göre belirleneceği, 52. maddesinde, medeni hakları kullanma ehliyetine sahip olmayanların davada yasal temsilcileri tarafından temsil edilecekleri, 54. maddesinde, yasal temsilcilerin, davanın açılıp yürütülmesinin belli bir makamın iznine bağlı olduğu durumlarda izin belgelerini, dava veya cevap dilekçesiyle mahkemeye vermek zorunda oldukları, aksi takdirde dava açamayacak ve yargılamayla ilgili hiçbir işlem yapamayacakları, şu kadar ki, gecikmesinde sakınca bulunan durumlarda mahkemece, yasal temsilcilerin, yukarıda belirtilen eksikliği gidermeleri koşuluyla dava açmalarına veya davayla ilgili işlem yapmalarına izin verilebileceği, izin belgesinin alınması için mahkemeye başvurulması gerekiyorsa ilgiliye, başvuru için kesin süre verileceği ve bu süre içinde başvurulması durumunda bu konuda karar verilinceye kadar bekleneceği, süresi içinde belgelerin sunulmaması veya mahkemeye başvurulmaması durumunda, davanın açılmamış veya gerçekleştirilen işlemlerin yapılmamış sayılacağı, 56. maddesinde, taraflardan birinin vesayet altına alınması veya kendisine yasal danışman atanması istemi mahkemece uygun bulunur veya gerekli görülürse, bu konuda kesin bir karar verilinceye kadar yargılamanın ertelenebileceği açıklanmıştır. Buna göre, kişinin kendisi tarafından veya yetkili kılacağı temsilci aracılığı ile bir davayı takip etme ve usûl işlemlerini yapabilme yeteneği olarak tanımlanan dava ehliyeti, medeni hakları kullanma (fiil) ehliyetinin medeni usûl hukukunda büründüğü şekildir; ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar kural olarak dava ehliyetine sahip olmadıkları için davada yasal temsilcileri tarafından temsil edilmeleri gerekir ve dava ehliyeti, dava şartlarından olduğundan, taraflarca ileri sürülmesine gerek kalmaksızın mahkemece kendiliğinden gözetilir. Yukarıdaki yasal düzenlemeler ve açıklamalar ışığında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde, öncelikle belirtilmelidir ki, 4721 sayılı Kanunun 405. maddesinde tanımlandığı şekilde “akıl hastalığı sebebiyle işlerini göremeyen” durumda olduğu saptanan davacının fiil ve dava ehliyetinin bulunmadığı belirgin olmakla, mevzuat çerçevesindeki prosedür işletilmeli, kısıtlanarak kendisine vasi atanması sağlanmalı, davanın sürdürülebilmesi için vesayet makamı konumundaki yetkili sulh hukuk mahkemesinden izin alınmalı ve yargılamaya, yasal temsilci vasinin katılımı ile devam edilmelidir. Sonrasında ise, dava konusu yapılan istemlerin neler olduğu sorularak uyuşmazlık/çekişme netlikle ortaya konulmalı, talebin, davacıya malûllük aylığı tahsisi mi?, davacıda var olan malûllük olgusuna dayalı olarak kendisine iş kazası sonucu yaşamını yitiren sigortalı babası üzerinden ölüm geliri bağlanması mı olduğu açıklıkla saptandıktan sonra yasal düzenlemeler kapsamında yapılacak irdelemeyle elde edilecek sonuca göre hüküm kurulmalıdır. Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. S O N U Ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 21.11.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.