Başvuru, cinsel saldırı suçu ile ilgili yargılama sonucunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, cinsel saldırı suçu ile ilgili yargılama sonucunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 8/12/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir. Birinci Bölüm tarafından 8/2/2018 tarihinde, başvurunun niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerekli görüldüğünden Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar verilmiştir. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelere göre olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 1989 doğumlu olup İzmir'de yaşamaktadır. Başvurucu, 35-40 kadar Türk ve yabancı uyruklu kişinin iştirakiyle kamuya açık mekânda bir internet sitesi etkinliği çerçevesinde düzenlenen müzikli bir organizasyona katılmıştır. Anılan internet sitesi, bir ev sahipliği (hosting) oluşumu olup amacı; üyelerinin farklı ülke ve kültürlerle tanışmasını kolaylaştırmaktır. Bu sayede bir üye gezip kültürünü tanımak istediği başka bir ülke veya şehirdeki diğer bir üyenin evinde kalarak konaklama ihtiyacını karşılamaktadır. Oluşumun, ulusal ve uluslararası düzeyde oldukça geniş bir üye kitlesinin mevcut olduğu ve başvuruya yansıdığı gibi zaman zaman çeşitli organizasyonlar düzenlediği bilinmektedir. Başvurucunun 31/1/2013 tarihinde katıldığı organizasyonda, diğer bir katılımcı olan yabancı uyruklu W.J., olay günü aralarında başvurucunun da bulunduğu 10-15 kadar katılımcıyı organizasyondan sonra evinde ağırlamak üzere davet etmiştir. Yine organizasyona müzisyen olarak katılan G. de davet üzerine bu grupla birlikte W.J.nin evine gitmiştir. Evde konaklamak isteyenlerden olan başvurucu, ev sahibi W.J.nin gösterdiği odada tek başına uyuduğu sırada bir süre müzikle birlikte eğlenip sohbet eden gruptan bazı kişiler evden ayrılmıştır. Evde başvurucu, ev sahibi ve müzisyen olan G. kalmıştır. Ev sahibi, kalmak istediği için G.ye de ayrı bir oda tahsis ederek salonda uyumuştur. Odada uyumaya devam eden başvurucu sabah saatlerinde bir anda uyanmış ve G.nin belden aşağı kısmının çıplak bir şekilde karşısında olduğunu görmüştür. Derece mahkemelerinin kabulüne göre; hâlen giyinik (kot pantolon ve tişört şeklinde) olduğunu fark eden başvurucu, G.nin, başvurucunun göğüslerine ve karnına dokunarak mastürbasyon yaptığını algılayınca bağırarak yataktan çıkmış, salonda bulunan ev sahibinin yanına koşmuş, arkasından da G. yarı çıplak bir hâlde salonda bulunan W.J. ile başvurucunun yanına gitmiştir. Ev sahibi W.J.nin olaydan haberdar olması üzerine başvurucunun talebiyle kolluk görevlilerine haber verilmiş, görevlilerce olay yerine gelinerek soruşturmaya başlanmıştır. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca (Savcılık) yürütülen soruşturma kapsamında öncelikle başvurucunun ve ev sahibi W.J.nin beyanları alınmış, olay yeri tespit tutanağı düzenlenmiş, başvurucunun kıyafetleri ve yatak eşyaları incelenmek üzere delil olarak muhafaza altına alınmıştır. G.; tüm suçlamayı en başından beri reddetmiş, ''aldığı alkolün etkisiyle uyuyamadığını, bulunduğu evi dolaşırken başvurucunun uyuduğunu gördüğünü, sabah olduğu için onu uyandırmak istediğini, sonrasında tuvalete gittiğini, çıktığında salonda ev sahibi ile başvurucunun kendisi hakkında konuştuğunu duyduğunu'' ifade etmiştir. G., gözaltına alınarak verdiği savunmasının ardından aynı gün tutuklamaya sevk edilmiş, İzmir Sulh Ceza Mahkemesi tarafından tutuklanmıştır. 5/2/2013 tarihinde (olaydan dört gün sonra) Savcılık tarafından G. hakkında basit cinsel saldırı suçunun işlendiği iddiasıyla düzenlenen iddianameyle İzmir Asliye Ceza Mahkemesinde dava açılmıştır. Sanık G.nin, tutuklu kaldığı süre dikkate alınarak 4/4/2013 tarihinde Asliye Ceza Mahkemesi tarafından tahliyesine karar verilmiştir. Ardından başvurucunun olay nedeniyle ruh sağlığının bozulup bozulmadığının tespit edilebilmesi amacıyla Ege Üniversitesi Adli Tıp Kurulundan sağlık raporu aldırılmıştır. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Erişkin Adli Kurulu tarafından düzenlenen 24/5/2013 tarihli rapora göre; başvurucunun ruh sağlığının bozulduğu, travma sonrası stres bozukluğu tanısı olduğu, bozulmanın kalıcı olup olmadığı hususunda başvurucunun bir yıl süreyle psikiyatri hekimi tarafından aylık kontrollerle takip ve tedavi sonrası karar verilmesi gerektiği bildirilmiştir. Anılan rapor doğrultusunda İzmir Asliye Ceza Mahkemesince 16/9/2013 tarihinde davaya konu eylemin nitelikli cinsel saldırı suçu kapsamında kalabileceği kanaatiyle görevsizlik kararı verilerek dosya, ağır ceza mahkemesine gönderilmiştir. İzmir Ağır Ceza Mahkemesince (Mahkeme) başvurucunun istemi nedeniyle ruh sağlığının bozulup bozulmadığının saptanmasına yönelik olarak alınan İstanbul Adli Tıp Kurumu Adli Tıp İhtisas Kurulunun düzenlediği 28/3/2014 tarihli rapora göre; olaydan kaynaklanmış psikiyatrik bozukluğunun (subklinik belirtilerle seyreden travma sonrası stres bozukluğu) tespit edildiği, bu psikiyatrik tablonun ruh sağlığını etkilediği ancak bu etkilenmenin ruh sağlığını bozacak mahiyet ve derecede olmadığı belirtilmiştir. Başvurucu, her iki rapor arasında çelişki bulunduğundan incelemenin Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Genel Kurulu tarafından yapılmasını talep etmiş ise de ilk raporun olayın hemen akabinde alınan geçici rapor olduğu, belli bir süre geçtikten sonra alınan ikinci raporun yeterli olduğu gerekçesine istinaden Mahkemece söz konusu talep reddedilmiştir. Tanık anlatımları ve toplanan deliller doğrultusunda Mahkeme tarafından 25/6/2014 tarihli kararıyla "G.nin başvurucunun uyuduğu odaya girdiği ve belden aşağısını çıplak olarak bir eliyle katılanın karın ve göğüs bölgesini okşadığı ve diğer eliyle penisini tutup mastürbasyon yaptığı, bu sırada vücuduna dokunulduğunu fark eden E.A.nın uyandığı ve sanığa 'sen ne yapıyorsun, buraya nasıl girdin' diyerek bağırdığı ve hızlı bir şekilde odadan çıktığı" na kanaat getirilerek G.nin cinsel saldırı suçunu işlediği kabul edilmiştir. İstanbul Adli Tıp Kurumu Adli Tıp İhtisas Kurulunun raporu dayanak alınarak başvurucunun ruh sağlığının bozulmamış olduğu görüşüyle 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun maddesinin beşinci fıkrası uyarınca ceza arttırım yoluna gidilmemiştir. G.nin, ''duruşmadaki iyi hali ve yargılama sürecindeki davranışları'' gözönünde bulundurularak cezasında takdiri indirim uygulanmış, sonuç olarak 1 yıl 8 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına dair hüküm kurulmuştur. ''Cezanın miktarı, G.nin sabıkasız geçmişi, kişilik özellikleri'' dikkate alınarak verilen bu hükmün açıklanması geri bırakılmıştır. Başvurucu tarafından karara yapılan itiraz, İzmir Ağır Ceza Mahkemesince 3/11/2014 tarihinde reddedilmiştir. Nihai karar 3/12/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 8/12/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk Ulusal Mevzuat 5237 sayılı Kanun’un başvuruya konu suçun işlendiği iddia edilen tarihte yürürlükte olan "Cinsel saldırı" kenar başlıklı maddesinin(1) ve (5) numaralı fıkraları şöyledir:"(1) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.""(5) Suçun sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması halinde, on yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur." 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun'un maddesiyle değişen 5237 sayılı Kanun’un maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"(1) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel davranışın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir." 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun maddesinin (5) ve (6) numaralı fıkraları şöyledir: "(5) Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.(6) Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için; a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması, b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması, c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi, gerekir. Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez." Yargıtay İçtihadı Yargıtay Ceza Dairesinin 26/4/2017 tarihli ve E.2016/6408, K.2017/1020 sayılı kararı şöyledir:''...Tüm dosya içeriğine göre; sanığın, baygın vaziyetteki katılanın üzerindeki tayt ve külotlu çorabını alt kısmından yırtarak cinsel organına dokunması şeklinde gerçekleştirdiği eyleminin sarkıntılık düzeyini aşarak basit cinsel saldırı suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek, cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kaldığından bahisle TCK'nın 102/1- cümlesi gereğince mahkûmiyetine karar verilmesi yerine TCK'nın 102/1- cümlesi gereğince hüküm kurulması gerektiğinin düşünülmemesi.... bozmayı gerektirmiştir." Yargıtay Ceza Dairesinin 23/6/2016 tarihli ve E.2015/5704, K.2016/6287 sayılı kararı şöyledir:''... Olay gecesi sanığın, aynı yerde birlikte çalıştığı otuzbir yaşındaki katılanla birlikte iş çıkışı yürüyerek evlerine gittikleri sırada ani hareketle katılanın kalçasına dokunmak suretiyle gerçekleştirdiği eylemin sarkıntılık düzeyinde kalması nedeniyle suç tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'nın 102/ maddesinde yer alan basit cinsel saldırı suçunu oluşturup anılan maddede öngörülen 2 yıldan 7 yıla kadar hapis cezasının alt ve üst sınırları nazara alınıp mahkemece gerekçe gösterilerek sanık hakkında teşdiden 2 yıl 6 ay hapis cezası tayin edilmiş ise de, hükümden sonra 2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanunun 58'nci maddesiyle yeniden düzenlenen 5237 sayılı TCK'nın 102'nci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde 'cinsel davranışın sarkıntılık düzeyinde kalması halinde 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasına hükmedileceğinin' kabul edilmesi karşısında, mahkemece belirlenecek temel cezanın üst sınırının 7 yıldan 5 yıla indirilmesi sebebiyle anılan düzenlemenin lehe olduğu gözetilerek mahkemece yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması.... bozmayı gerektirmiştir.'' Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 3/2/2009 tarihli ve E.2008/11-250, K.2009/13 sayılı kararı şöyledir:''...Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının objektif koşullarından birisi de suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesidir. Burada, uğranılan zararlardan kast edilen maddi zararlar olup, manevi zararlar bu kapsamda değerlendirilmemelidir."B. Uluslararası Hukuk Uluslararası Mevzuat Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) "İşkence yasağı" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muamelelere tabi tutulamaz." 18/6/2003 tarihli ve 25142 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 16/12/1966 tarihli Birleşmiş Milletler (BM) Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin maddesi şöyledir:"Hiç kimse işkenceye ya da zalimane, insanlık dışı ya da küçük düşürücü muamele ya da cezalandırmaya maruz bırakılamaz. Özellikle, hiç kimse kendi özgür rızası olmadan tıbbi ya da bilimsel deneylere tabi tutulamaz." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı Bir muamele veya cezanın kötü muamele olduğunu söyleyebilmek için eylemin minimum ağırlık eşiğini aşması beklenir (Raninen/Finlandiya, B. No: 20972/92, 16/12/1997, § 55; Erdoğan Yağız/Türkiye, B. No: 27473/02, 6/3/2007, §§ 35-37; Gafgen/Almanya [BD], B. No: 22978/05, 1/6/2010, §§ 88-90; Costello-Roberts/Birleşik Krallık, B. No: 13134/87, 25/3/1993, § 30). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), devletin pozitif yükümlülüklerinin özel kişilerin eylemlerini de içerdiğini belirtmiştir. Devlet, kamu görevlilerinde olduğu gibi özel kişiler tarafından gerçekleşebilecek kötü muamelelere karşı da yeterli korumayı ve yasal çerçeveyi sağlamakla yükümlüdür (Denis Vasilyev/Rusya, B. No: 32704/04, 17/12/2009, § 98; Yehovanın Şahitleri Gldani Cemaatinin 97 Üyesi ve diğer 4 kişi/Gürcistan, B. No: 71156/01, 3/5/2007, § 96; Costello-Roberts/Birleşik Krallık, B. No: 13134/87, 25/3/1993, §§ 26-28; A/Birleşik Krallık, B. No: 100/1997/884/1096, 23/9/1998, §§ 22-24; X ve Y/Hollanda, B. No: 8978/80, 26/3/1985, § 27). AİHM, devletin pozitif yükümlülüklerinin kapsamının, Sözleşme'nin maddesine aykırı muamelelerde bulunanların devlet memuru olması veya şiddetin özel kişiler tarafından uygulanmış olmasına göre farklılık gösterdiğini kabul etmektedir (Beganoviç/Hırvatistan, B. No: 46423/06, 25/6/2009, § 69). AİHM, Sözleşme'nin maddesinin tartışılabilir ve makul şüphe uyandıran kötü muamele iddialarının etkin biçimde soruşturma yükümlülüğü getirdiğine dikkat çekmektedir (Labita/İtalya [BD], B. No: 26772/95, 6/4/2000, § 131). AİHM’in içtihadında tanımlanan etkinlik için minimum standartlar soruşturmanın bağımsız, tarafsız, kamu denetimine açık olmasını ve yetkili makamların titizlikle ve çabuklukla çalışmasını gerektirmektedir (Mammadov/Azerbaycan, B. No: 34445/04, 11/1/2007, § 73; Çelik ve İmret/Türkiye, B. No: 44093/98, 26/10/2004, § 55). AİHM, hukuka aykırı öldürme eylemlerine ilişkin Türkiye'de yürürlükte bulunan ulusal hukukun, mahkemelere hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı vermelerine olanak sağladığını ancak mahkemelerin takdir yetkilerini, ilgili eylemlere hiçbir şekilde müsamaha edilmeyeceğini göstermek için kullanmaktan ziyade, ciddi bir suç teşkil eden eylemin sonuçlarını hafifletmek ya da ortadan kaldırmak için kullandıklarını belirtmektedir (Okkalı/Türkiye, B. No: 52067/99, 17/10/2006, § 75; Kasap ve diğerleri, B. No: 8656/10, 14/1/2014, § 17). AİHM, 5271 sayılı Kanun ile düzenlenen HAGB kararının faillerin cezadan muaf tutulması ile sonuçlandığını çünkü belirtilen müessesenin uygulanması sonucunda -failin denetimli serbestlik tedbirlerine uyması koşuluyla- verilen kararın içerdiği ceza ile birlikte tüm hukuki sonuçlarıyla ortadan kalktığını ifade etmektedir (Kasap ve diğerleri/Türkiye, § 17). AİHM, üçüncü kişiler arasında gerçekleşen kasten yaralama olayına ilişkin mevcut davaya özgü koşulları dikkate alarak ceza davası sonucunda verilen mahkûmiyet hükmünün yeterli caydırıcı etkiye sahip olduğunu ve HAGB kararının Sözleşme’nin maddesine aykırı muamelelere karşı bireylerin korunmasının amaçlandığı caydırıcı yasal önlemleri etkisiz kılmadığını belirterek devletin, Sözleşme’nin maddesi gereğince üstüne düşen pozitif yükümlülükleri yerine getirdiğini dile getirmiştir (Çalışkan/Türkiye, B. No: 47936/11, 1/12/2015, § 52).