Başvuru, meslekten çıkarma disiplin cezasına karşı açılan davada işlemin iptaline karar verilmesine karşın yargı kararının gereği gibi uygulanmaması ve kararı uygulamayan kamu görevlileri hakkında yapılan suç duyurusunun sonuçsuz kalması nedenleriyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki kararın icrası hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, meslekten çıkarma disiplin cezasına karşı açılan davada işlemin iptaline karar verilmesine karşın yargı kararının gereği gibi uygulanmaması ve kararı uygulamayan kamu görevlileri hakkında yapılan suç duyurusunun sonuçsuz kalması nedenleriyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki kararın icrası hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 19/12/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Samsun İl Emniyet Müdürlüğü emrinde polis memuru olarak görev yaparken zorla ırza geçmeye teşebbüs, darp, tehdit fiillerini işlediğinden bahisle Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü'nün 8/ maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmıştır. Başvurucu tarafından söz konusu kararın iptali istemiyle açılan dava Samsun İdare Mahkemesinin (Mahkeme) 29/9/2005 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Başvurucunun temyiz talebi üzerine Danıştay Onikinci Dairesince 10/4/2007 tarihinde onanan karar, karar düzeltme talebinin aynı Dairece 28/4/2009 tarihinde reddedilmesiyle kesinleşmiştir. Başvurucu tarafından bu kez meslekten çıkarılma işlemine konu yargılamaya yönelik olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvuru yapılmıştır. Başvurucunun meslekten çıkarma disiplin cezasına dayanak yapılan eylemleri ile ilgili Samsun Ağır Ceza Mahkemesinde görülen ceza davasında 21/3/2006 tarihli kararla hürriyeti tahdit ve yağma suçundan beraatine, cinsel saldırı suçundan dönüşen kasten yaralama suçundan ise mahkûmiyetine karar verilmiştir. Yapılan temyiz incelemesi sonucu Yargıtay Ceza Dairesince yağma ve hürriyeti tahdit suçunda kurulan beraat kararının onanmasına, cinsel saldırı suçundan dönüşen kasten yaralama suçunun ise zamanaşımı nedeniyle düşmesine 17/9/2012 tarihli hükümle karar verildiği anlaşılmıştır. Başvurucu bunun üzerine 5/11/2012 tarihinde Samsun İdare Mahkemesine başvuruda bulunarak Samsun Ağır Ceza Mahkemesinin 21/3/2006 tarihli kararı ile hakkındaki darp hariç diğer suçlamalardan beraat ettiği iddiasıyla Mahkemenin 29/9/2005 tarihli kararına yönelik yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuştur. Mahkeme 27/12/2012 tarihinde yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine hükmetmiştir. Karara karşı yapılan temyiz talebi Danıştay Onikinci Dairesince 10/2/2014 tarihinde reddedilerek hüküm onanmış, karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 5/12/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Başvurucu bunun üzerine nihai karara karşı bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine müracaat etmiştir. Anayasa Mahkemesi 13/6/2017 tarihli komisyon kararı ile başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Başvurucu ayrıca, yukarıda değinilen ceza yargılaması sonucunda beraat etmesi sebebiyle memuriyet görevine dönmek istemini içeren 18/2/2013 tarihli başvurusu ile Emniyet Genel Müdürlüğüne (İdare) müracaat etmiştir. Yapılan başvuruya cevap verilmemesi üzerine zımnen ret işleminin iptali istemiyle açılan dava Ankara İdare Mahkemesinin 17/10/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Mahkeme gerekçesinde, ceza davasından beraat eden başvurucunun yeniden göreve atanması istemiyle yaptığı başvurusunun açıktan atama koşullarına tabi olduğuna vurgu yaparak yeniden atanma konusunda davalı idarenin yargı kararı ile zorlanmayacağını belirtmiştir. Kararın temyiz edilmemesi üzerine hüküm bu hâliyle kesinleşmiştir. AİHM Kemal Coşkun/Türkiye, B. No: 45028/07, 28/3/2017 tarihli kararı ile başvurucu hakkında yürütülen disiplin incelemelerinin adil olmadığına ve masumiyet karinesinin ihlal edildiğine yönelik şikâyetlerinin kabul edilebilir olduğunu belirledikten sonra başvurucunun masumiyet karinesinin ihlal edildiğine hükmetmiştir. AİHM karar gerekçesinde, başvuranın suç işlediği kanunlar önünde sabit görülmeden kendisinin suçlu ilan edildiğini vurgulamıştır. AİHM kararı üzerine İdare Mahkemesi 8/6/2018 tarihinde yargılamanın yenilenmesi talebinin kabulü ile davaya konu meslekten çıkarma cezasının iptaline hükmetmiştir. Kararın gerekçesinde Mahkeme, başvurucunun hürriyeti tahdit ve yağma suçundan beraat ettiğini, kasten yaralama suçunda ise kamu davasının düşmesine karar verildiğini belirterek yargılamanın yenilenmesi talebinin kabulü ile dava konusu disiplin cezasının iptaline karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir. İdarenin temyiz talebi üzerine Danıştay Beşinci Dairesince (Daire) 7/10/2019 tarihinde gerekçeli olarak onanan karar, karar düzeltme talebinin de aynı Dairece 15/10/2020 tarihinde reddedilmesiyle bu tarih itibarıyla kesinleşmiştir. Başvurucu 8/9/2018 tarihli şikâyet dilekçesiyle söz konusu Mahkeme kararını uygulamayan yetkililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) suç duyurusunda bulunmuştur. Başsavcılıkça 3/12/2018 tarihinde dilekçenin işleme konulmamasına kesin olarak karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucunun meslekten çıkarma kararı sonrasında Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) verdiği dilekçe üzerinden emekli olduğuna vurgu yapılarak tekrar polis memurluğu kadrosuna açıktan atamasının yapılamayacağına ve bu konuda idarenin takdir yetkisin bulunmadığına dikkat çekilmiştir. Buna göre ilgili kamu görevlilerinin mahkeme kararının gereklerini yerine getirmediği yönündeki başvurucu iddiasının genel ve soyut nitelik arz ettiği ifade edilmiştir. Dilekçenin işleme konulmaması kararı başvurucuya 10/12/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 19/12/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesince başvurucunun uygulanmadığını ileri sürdüğü meslekten çıkarma cezasının iptaline ilişkin kararın gereklerinin yerine getirilip getirilmediği ve başvurucu hakkında konuya ilişkin olarak bir işlem yapılıp yapılmadığı hususlarında idareden bilgi istenmiştir. İdare tarafından gönderilen 28/4/2022 tarihli yazı ekinde, başvurucunun 5/3/2009 tarihinden itibaren yaş haddinden emekliye ayrıldığı ve 1/8/2009 tarihi itibarıyla emekli aylığının bağlandığı bu sebeple de yeniden atanma talebinin hukuki imkânsızlık sebebiyle yapılmadığı ifade edilmiştir. Öte yandan başvurucunun özlük ve parasal haklarının iadesi istemiyle açtığı davanın hâlen derdest olduğu belirtilerek yargı kararının sonucuna göre işlem tesis edileceğinin belirtildiği görülmüştür. Başvurucu tarafından, meslekten çıkarma cezasına ilişkin disiplin cezasının Mahkemece iptal edilmesi üzerine anılan işlem sebebiyle mahrum kaldığı özlük ve parasal hak kayıplarına karşılık maddi tazminatın ve yoksun kaldığı mali haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle 24/5/2019 tarihinde Samsun İdare Mahkemesinde yeni bir dava açılmıştır. Açılan davada Samsun İdare Mahkemesi 14/1/2022 tarihli kararla davanın kabulüne karar vermiştir. Kararın gerekçesinde Mahkeme, bilirkişi incelemesi neticesinde başvurucunun yoksun kaldığı tutarın 418,64 TL (ıslah edilmiş) olduğunu belirlemiştir. Ayrıca başvurucunun memuriyetle ilişiğinin kesildiği 28/2/2005 tarihinden itibaren mahrum kaldığı maaş alacaklarının her birinin tahakkuk etmesi gereken tarihlerden itibaren ayrı ayrı işletilmek suretiyle hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davalı idarece ödenmesine hükmetmiştir. Karara karşı yapılan istinaf talebi Samsun Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesinin 27/5/2022 tarihli kararıyla reddedilerek hüküm kesinleşmiştir. Bu arada başvurucuya 2/3/2023 tarihli müzekkere ile emekli aylığı bağlanıp bağlanmadığı ve özlük haklarının iadesi talebine ilişkin açtığı davasının sonucunda tazminat ödenip ödenmediği sorulmuş, verilen cevapta tarafına emekli aylığının bağlandığı ve açtığı dava sonrası hesaplanan tazminatının tarafına ödendiğinin belirtildiği görülmüştür. A. Ulusal Hukuk 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kararların sonuçları" kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesi şöyledir:"Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez." 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'un maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları şöyledir:"Bu Kanuna göre memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında yapılacak ihbar ve şikâyetlerin soyut ve genel nitelikte olmaması, ihbar veya şikâyetlerde kişi veya olay belirtilmesi, iddiaların ciddî bulgu ve belgelere dayanması, ihbar veya şikâyet dilekçesinde dilekçe sahibinin doğru ad, soyad ve imzası ile iş veya ikametgâh adresinin bulunması zorunludur.Üçüncü fıkradaki şartları taşımayan ihbar ve şikâyetler Cumhuriyet başsavcıları ve izin vermeye yetkili merciler tarafından işleme konulmaz ve durum, ihbar veya şikâyette bulunana bildirilir. Ancak iddiaların, sıhhati şüpheye mahal vermeyecek belgelerle ortaya konulmuş olması halinde ad, soyad ve imza ile iş veya ikametgâh adresinin doğruluğu şartı aranmaz. Başsavcılar ve yetkili merciler ihbarcı veya şikâyetçinin kimlik bilgilerini gizli tutmak zorundadır."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar verecek olan,... bir mahkeme tarafından davasının ... görülmesini istemek hakkına sahiptir..." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı Sözleşme'nin adil yargılanma hakkını düzenleyen maddesinde kararların icrasından açıkça bahsedilmemekle birlikte AİHM, mahkemeye erişim hakkından yola çıkarak yargı kararlarının icra edilmesi hakkını adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olarak kabul etmektedir. AİHM'e göre mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne götürme ve aynı zamanda mahkemece verilen kararın uygulanmasını isteme haklarını da kapsar. Mahkeme kararlarının uygulanması, yargılama sürecini tamamlayan ve yargılamanın sonuç doğurmasını sağlayan bir unsurdur. Karar uygulanmazsa yargılamanın da bir anlamı olmayacaktır (Hornsby/Yunanistan, B. No: 18357/91, 19/3/1997, § 40). Ancak AİHM içtihatlarında, icra edilmediğinden şikâyet edilen ve bu nedenle ihlale konu olan yargı kararlarının kesinliğine ve nihailiğine vurgu yapıldığı görülmektedir (Hornsby/Yunanistan, § 40; Burdov/Rusya, B. No: 59498/00, 7/5/2002, § 34; Büker/Türkiye, B. No: 29921/96, 24/10/2000, §§ 28-34; Ahmet Kılıç/Türkiye, B. No: 38473/02, 25/7/2006, § 27). AİHM, üst mercilerin incelemesine tabi olabilecek ya da üst mahkemece bozulabilecek kararların Sözleşme'nin maddesinin birinci fıkrasının güvencesi altına alınmadığını açıkça belirtmektedir. Temyiz merciinin ilk derece mahkemesi kararının uygulanmasını erteleme veya askıya alma gibi bir etkisinin olup olmadığına bakılmaksızın Sözleşme'nin maddesi sadece nihai ve bağlayıcı mahkeme kararlarının uygulanmasını korur. AİHM, özellikle de temyiz merciinin başvuranların taleplerini dayandırdığı kararı bozduğunu gözönünde bulundurarak iç hukuk tarafından uygulanması zorunlu olsa bile idarenin bu karara uymamasını maddenin gerekliliklerine aykırı görmemektedir (Ouzounis ve diğerleri/Yunanistan, B. No: 49144/99, 15/4/2002, § 21). AİHM'e göre herhangi bir mahkeme tarafından verilen bir kararın icrası, Sözleşme'nin maddesinin amaçları bağlamında davanın ayrılmaz bir parçası olarak düşünülmelidir (Hornsby/Yunanistan, § 40; Scordino / İtalya (No. 1) [BD], B. No. 36813/97, 29/3/2006, § 196). Kamu otoriteleri, nihai yargı kararına uymak için gerekli önlemleri almada başarısız olduğu takdirde maddesinin birinci fıkrasının tüm yararlı etkilerinden mahrum bırakmış olurlar (Burdov/Rusya, § 37). AİHM, sonuçları davacının medeni hakları üzerinde belirleyici olan idari uyuşmazlıklara ilişkin yargılamalar bağlamında yukarıdaki prensiplerin daha büyük bir öneme sahip olduğunu ifade etmektedir. Gerçekte davacı, devletin en üst idari mahkemesi önünde iptal başvurusunda bulunmak suretiyle yalnızca hakkında itirazda bulunulan kararın iptalini değil aynı zamanda ve her şeyden önce söz konusu kararın neticelerinin ortadan kaldırılmasını talep etmektedir. Dolayısıyla davacının etkili bir şekilde korunması ve hukuka uygunluğun yeniden sağlanması, idari makamların kararı icra etme yükümlülüğünün olmasını gerektirir (Hornsby/Yunanistan, § 41; Kyrtatos/Yunanistan, B. No: 41666/98, 22/5/2003, §§ 31, 32).