3. Hukuk Dairesi 2024/1909 E. , 2025/1293 K. MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/553 E., 2024/251 K. DAVA TARİHİ : 21.11.2017 İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 5. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2017/860 E., 2019/714 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik…
**3. Hukuk Dairesi 2024/1909 E. , 2025/1293 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/553 E., 2024/251 K. DAVA TARİHİ : 21.11.2017 İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 5. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2017/860 E., 2019/714 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin davalı Hastane nezdinde çalıştığı, ağır bir bel ağrısı ve sol ayağında uyuşma şikayetiyle çekilen MR ile müvekkiline disk kayması ve bel fıtığı teşhisinin konulduğu ve 24.01.2012 tarihinde davalı hastanede ve doktor tarafından ameliyat edildiğini, omurgasına orijinal vidalar takılması gerekirken taklit vida takıldığı, gerçekleştirilen ameliyat sonrasında davacının ağrılarının daha çok arttığı, ameliyat kararının yanlış olduğunu, davacının başka bir hastanedeki muayenesi sonucunda, ameliyatla omurgasına takılan vidalardan birinin kırık olduğu ve kırık vida üzerine ikinci bir vidanın ekleme yapıldığının tespit edildiği, yerinden çıkması halinde ise diğer vidalara bağlı mile baskı yapıp tüm omurgayı yerinden oynatması ve omuriliğe baskı yaparak felce neden olmasının söz konusu olduğunu, davacının acilen tekrar ameliyat olması gerektiği, fizik tedaviye bir süre devam eden davacının hareket etmekte zorlandığı ve akabinde sakat kalarak iş göremez ve çalışamaz bir hale geldiği, hayatı boyunca sürecek olan bu rahatsızlığın davacının psikolojisini olumsuz yönde etkilediğini ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 5.000,00-TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, 100.000,00 TL manevi tazminatın müştereken ve müteselsilen davalılardan tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili; davanın beş yıllık zaman aşımı süresinin dolduktan sonra açıldığını, davacının şikayeti üzerine başlatılan savcılık soruşturmasında alınan Adli Tıp Kurumu raporunda davacıların kusursuz olduklarının tespit edildiği, davacının ameliyat günü çekilen skopi görüntülerinden vidalardan birinde ameliyat esnasında herhangi bir kırılma olmadığının anlaşıldığını, vida kırığının ameliyat sonrası herhangi bir travmaya bağlı olarak da gelişme ihtimalinin olduğunu, davalı doktorun ameliyatı başarı ile tamamladığını, tıbbi kusur izafe edilemeyeceğini, kaliteli malzeme kullanılmasına ve tıbbi uygulama esnasında gerekli dikkat ve özen gösterilmesine rağmen vida kırığının meydana gelmesinin ameliyatın olası risklerinden olduğunu, ameliyat sonrası dönemde vidalardan birinde kırık meydana gelmesinin, davacıda ikinci bir ameliyat endikasyonu oluşturmadığını, davacıya ameliyat sonrası fizik tedavi önerisinin tıp standartlarına uygun olduğunu, davacının şikayeti üzerine İl Sağlık Müdürlüğü tarafından kullanılan malzeme üzerinde yapılan incelemede kullanılan malzemenin mevzuata uygun olduğu, kalite standartlarında olduğunun tespit edildiği, davacı hastanın kendisine uygulanacak tıbbi tedavi hakkında bilgilendirildiği ve kendisinden yazılı onam alındığını savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; bilirkişi heyetince düzenlenen raporda doktorun işlemlerinin ve meydana gelen sonuçların değerlendirildiği, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan Adli Tıp İhtisas Kurulu raporu ve İstanbul 20. Asliye Ceza Mahkemesince alınan Yüksek Sağlık Şurası raporları arasında çelişki bulunmadığı gibi davalı doktorun kusuru olmadığı, Yüksek Sağlık Şurası raporunda vida kırığının nörolojik defisite neden olmadığı da tespit edilmiş olmakla, davalı doktorun davacının başvurusundan itibaren özen borcunu gereği gibi yerine getirdiği, yapılan ameliyat nedeniyle kusurlu eylemi bulunmadığı, onam formunun düzenlendiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karara karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla, alınan raporlarının birbirini teyit ettiği, taraf, mahkeme ve istinaf kanun yolu denetimine olanak sağlayacak şekilde düzenlenip, hükme esas alınmaya yeterli olduğu, mahkemece verilen kararın yerinde bulunduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; İlk Derece Mahkemesinin dosyanın içeriğine uygun değerlendirme yapmadan, yetersiz bilirkişi raporlarına göre karar verdiğini, müvekkilinin müdahalenin konusu, sonuçları, rizikoları ve alternatifleri konusunda bilgilendirilmediğini, bilirkişi raporlarına karşı itirazlarının değerlendirilmediğini, müvekkilinin sakat kalmasına davalı doktorun kusurlu eylemlerinin neden olduğunu, yapılan operasyonun doğru tedavi yöntemi olmadığını, vidanın imitasyon olmayıp ameliyat esnasında kırıldığı varsayılsa bile davalı doktorun gelişen komplikasyona zamanında müdahale etmeyerek komplikasyonun tıbbi malpraktise dönüşmesine neden olduğunu, davanın kabulüne karar verilmesini gerektiğini ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, vekalet ilişkisinden kaynaklı hekim hatası iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Temyizen incelenen kararda belirtilen gerekçelere, özellikle Mahkemece aldırılan bilirkişi heyet raporu ile ceza yargılamasında alınan bilirkişi raporlarının ile birbiriyle uyumlu olmasına, meydana gelen tıbbi sonucun komplikasyon olarak nitelendirilmesine, aydınlatılmış onam formu alınmış olmasına, hastane veya doktora sorumluluk yüklenemeyeceğinin anlaşılmasına göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370. maddesi uyarınca ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,03.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.