DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/3227 E. , 2024/1312 K. T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/3227 Karar No : 2024/1312 TEMYİZ EDENLER : 1-(DAVACI) : ... 2-(DAVALI) : ... Kurulu VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU: Danıştay Beşinci Dairesinin 23/02/2022 tarih ve E:2018/3589, K:2022/655 sayılı kararının, aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması taraflarca karşılıklı olarak istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem:…
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/3227 E. , 2024/1312 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/3227 Karar No : 2024/1312 TEMYİZ EDENLER : 1-(DAVACI) : ... 2-(DAVALI) : ... Kurulu VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU: Danıştay Beşinci Dairesinin 23/02/2022 tarih ve E:2018/3589, K:2022/655 sayılı kararının, aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması taraflarca karşılıklı olarak istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla bu kararlar nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü 168.000,00 TL maaş, 4.000,00 TL taşınma masrafı ve 2.080,40 TL avukatlık mesleğine başvuru giderinden oluşan maddi zararın karşılığı olarak toplam 174.080,40 TL maddi tazminat ile yine bu kararlar nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü manevi zararların karşılığı olarak 100.000,00 TL manevi tazminatın 10/08/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 23/02/2022 tarih ve E:2018/3589, K:2022/655 sayılı kararıyla; Davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde görülmemiş, "Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak, Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede; ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile davacı hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 223/2-e maddesi uyarınca her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği ve anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraatine karar verildiği, UYAP ortamında yapılan inceleme sonucunda anılan beraat kararının 24/04/2018 tarihinde kesinleştiğinin görüldüğü, Davacı hakkındaki tanık beyanı ve davacının kendi beyanı yönünden, B.Ş. isimli şahsın ifadesinde yer alan hususlar dava dosyasındaki diğer bilgi ve belgelerle birlikte incelendiğinde; B.Ş.'nin; davacının 2014 yılı HS(Y)K seçimlerinde örgütün sözde bağımsız adaylarını desteklediğine ve onlara oy verdiğine ilişkin beyanlarının kişisel kanaat ve tahmin ile beden dili üzerinden yapılan çıkarımlara dayalı olduğu, davacının anılan adayları desteklediğine, onlar için oy istediğine ve seçimlerde örgüt lehine faaliyetlerde bulunduğuna ilişkin somut verilere dayalı bir beyanda bulunmadığı; davacının, FETÖ'nün en etkili üyelerinden olan Ü. Başkana, örgüte duyduğu ilgiden dolayı yakın davranarak onunla birlikte hareket ettiğini ve takiye ve tedbir amaçlı davrandığını belirtmiş ise de davacının Ü. Başkan ile örgütsel saiklerle birlikte hareket ettiğine ve örgütün devlete paralel bir yapılanma oluşturabilmek amacıyla izlediği takiye (olduğundan farklı görünme) stratejisi doğrultusunda örgütsel tutum ve davranışlar sergilediğine ilişkin somut verilere dayalı bir beyanda bulunmayıp kişisel çıkarımlarını aktardığı; ayrıca dava dosyasında davacının 2014 yılı HS(Y)K seçimlerinde örgütün sözde bağımsız adaylarını desteklediğine ve seçimlerde örgüt lehine faaliyetlerde bulunduğuna, örgüt mensuplarıyla örgütsel saiklerle örgütsel faaliyetlerde bulunduğuna ve örgütün takiye (olduğundan farklı görünme) stratejisi doğrultusunda örgütsel tutum ve davranışlar sergilediğine ilişkin somut bir tespit, tanık beyanı ya da başka bir bilgi ve belgenin bulunmadığı anlaşıldığından, B.Ş. isimli tanığın beyanının, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği, Uyuşmazlıkta, lise son sınıfta eğitim amacıyla FETÖ/PDY yapılanmasına ait dershaneye gittiğini, bu dönemde örgütle hiçbir bağlantı kurmadığını ve örgütün hiçbir organizasyonuna katılmadığını, bu dönemden sonra üniversite döneminde örgütün evlerinde kalması yönündeki teklifi de kabul etmediğini beyan eden davacının bu beyanlarının, bir başka ifadeyle örgüte müzahir dershaneye giderken eğitim saikiyle hareket ettiğinin aksini ve örgütsel saikle hareket ettiğini ortaya koyabilecek somut bir tespit, tanık beyanı ya da başkaca bir bilgi ve belgenin dava dosyasında bulunmadığı gibi davalı idarece de dosyaya sunulmadığı görüldüğünden, davacının örgüte müzahir dershaneye gittiğine yönelik beyanının örgütle irtibat ve iltisaklı sayılması için yeterli bir delil olarak değerlendirilmediği, Davacı ve eşi hakkında düzenlenen mali analiz raporunda yer alan tespitler yönünden, davalı idare tarafından, davacının örgütle iltisaklı/irtibatlı olması nedeniyle hakkında soruşturma yürütülen kişilerle para transferinde bulunduğu belirtilmekte ise de, davacı tarafından yapılan para transferlerinin örgütsel saiklerle gerçekleştirildiğine ilişkin dava dosyasında herhangi bir bilgi ve belge bulunmadığı gibi davalı idarece de bu hususu ispatlar nitelikte herhangi bir bilgi veya belge sunulmadığı görüldüğünden, söz konusu mali analiz raporunda yer alan tespitlerin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, Davacıyla ilgili soruşturma bilgisi yönünden, Dairelerince yapılan 25/10/2021 tarihli ara kararına davalı idare tarafından verilen 23/12/2021 tarihli cevapta, davacı hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesinin... esas sayılı (Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin ...sayılı) soruşturma dosyasının dışında FETÖ/PDY örgütü ile bağlantılı olarak yürütülen veya sonuçlandırılan başka idari soruşturma bulunmadığı belirtilmiş ise de, bu disiplin soruşturması kapsamında davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatına ilişkin varsa elde edilen bilgi ve belgelerin neler olduğu ortaya konulmadığından, söz konusu soruşturmanın, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde dikkate alınmadığı, Davacı hakkındaki sosyal çevre bilgileri yönünden, davacı hakkında somut bir tespiti içermeyen sosyal çevre bilgilerinin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı, Davacıya ilişkin Danıştay Beşinci Dairesindeki E:2017/5225 ve E:2018/2031 sayılı dava dosyalarında mevcut bilgi ve belgeler yönünden, bakılan bu dava dosyasının dilekçe ret kararıyla sonuçlanmadan önce Dairelerinde kaydedildiği E:... sayılı dosyada ve davacının manevi tazminat talebi hariç bakılan bu davaya konu istemleriyle aynı istemlerle açtığı Dairelerinin E:2018/2031 sayısına kayıtlı dosyada yer alan bilgi ve belgelerin incelenmesinden, davacının FETÖ/PDY terör örgütüyle iltisakı ve irtibatının göstergesi olabilecek herhangi bir hususun yer almadığı anlaşıldığından, anılan dosyalarda mevcut bilgi ve belgelerin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan deliller olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varıldığı, Davacının eşi A.Y.'nin FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olduğu gerekçesiyle meslekten çıkarılmasına karar verilmiş olması yönünden, davacının eşi A.Y. hakkındaki tespitlerde ve A.Y.'nin açtığı Dairelerinin E:..., E:... ve E:... sayısına kayıtlı dava dosyalarına sunulan belgelerde, davacının bizzat kendisini FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkilendirecek herhangi bir hususa yer verilmediği gibi, davacının eşi A.Y.'nin Dairelerinin E:...sayısına kayıtlı olarak açtığı davada da dava konusu işlemlerin iptaline karar verildiği anlaşıldığından, davacının eşi A.Y.'nin meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiş olması ile buna dayanak gösterilen tespitlerin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatını ve/veya iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varıldığı, Dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalı idarece bakılmakta olan dosyada davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli delil sunulmadığı, sunulan delillerin ise davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyacak yeterlilikte ve nitelikte olmadığı, ayrıca ilgili kamu kurumları ve özel kuruluşlarca Dairelerinin 25/10/2021 tarihli ara kararına verilen cevaplarda da davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyan herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığının anlaşıldığı, Bu nedenle, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle tesis edilen dava konusu kararlarda hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varıldığı, Dava konusu kararlarda hukuka uyarlık görülmediğinden, davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesi ve yine bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı maaşlarının, taleple bağlılık ilkesi uyarınca 168.000,00 TL'yi aşmamak üzere, davacının meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi gerektiği, Öte yandan, davacının meslekten çıkarıldığından bahisle yapıldığı ileri sürülen taşınma masrafına ilişkin harcamanın belgelendirilmediği ve baro levhasına kaydolarak serbest avukatlık yapmak için yapıldığı ileri sürülen masrafların ise doğrudan dava konusu işlemden kaynaklanmadığı anlaşıldığından, talep edilen maddi tazminatın taşınma masrafı ve avukatlık mesleğine başvuru giderine ilişkin olduğu belirtilen 6.080,40 TL'lik kısmının ödenmesine imkan bulunmadığı, Davacının dava konusu işlem nedeniyle uğradığını iddia ettiği manevi zarara karşılık olmak üzere manevi tazminata hükmedilmesi istemi değerlendirildiğinde ise; Manevi tazminatın kişinin malvarlığında meydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik bir tazmin aracı değil, manevi değerlerinde bir yıpranma meydana gelen kişinin manen tatminini sağlamaya yönelik bir tazmin aracı olduğu, manevi zararın başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışının manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu kıldığı, manevi tazminatın olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlayan bir tazmin aracı niteliğinde olması nedeniyle, idari yargı mercilerince takdir edilecek manevi tazminatın, ilgili kişi ya da kişilerin zenginleşmesine yol açmayacak ve aynı zamanda idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak miktarda belirlenmesinin gerektiği, Uyuşmazlık konusu olayda, davacının yargı mensubu olarak görev yapmakta iken, FETÖ/PDY terör örgütüyle iltisak ve irtibatının bulunduğu ileri sürülerek meslekten çıkarılmasına dair dava konusu işlemlerin hukuka aykırı olduğunun saptanması karşısında, dava konusu işlemlerin sebep unsuru ve davacının üzerinden alındığı kamu görevinin niteliği de göz önüne alındığında, hakkında hukuka aykırı olarak tesis edilen işlemlerden dolayı davacının duyduğu elem ve ızdırabın kısmen de olsa giderilmesini temin amacıyla takdiren 10.000,00 TL manevi tazminatın meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varıldığı, Öte yandan, davalı idarece, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyacak nitelikte delillerin tespit edilmesi halinde yeniden işlem tesis edilebileceğinin de açık olduğu gerekçesiyle, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline, davacının bu kararlar nedeniyle 31/08/2016 tarihinden dava sonuçlanıncaya kadarki sürede yoksun kaldığı maaşlarının (taleple bağlılık ilkesi uyarınca 168.000,00 TL'yi aşmamak üzere) meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine, 6.080,40 tl maddi tazminatın ödenmesine karar verilmesi istemi yönünden davanın reddine, davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 10.000,00 TL tutarındaki manevi tazminatın meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat istemi yönünden davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacı tarafından, talebine aykırı olarak, bilirkişi raporu alınmadan, güncel zarar hesaplanmadan, dolayısıyla ıslah imkanı tanınmadan, fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulduğuna yönelik ifadeleri dikkate alınmaksızın, sadece davanın açılış tarihi itibarıyla tarafınca yapılan hesaplamaya göre belirtilen zararın tazminine yönelik olan ve gerçek zararın giderilmesi amacından uzak olan hüküm fıkralarının, hak kaybına neden olabilecek mahiyette olduğundan hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu, bu nedenle kararın, 3. fıkrasında yer alan "taleple bağlılık ilkesi uyarınca 168.000,00 TL'yi aşmamak üzere" ifadesi yönünden bozulması gerektiği, kabul edilen 10.000,00 TL tutarındaki manevi tazminat miktarının, iptal edilen idari işlem nedeniyle yaşanan manevi zararın hakkaniyete uygun olarak değerlendirilmesinden uzak olduğu, hükmün, manevi tazminat miktarı yönünden de bozularak 100.000,00 TL manevi tazminat talebinin kabulü gerektiği, özlük haklarının iadesine yönelik talebinin hüküm altına alınmamış olması nedeniyle de bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. Davalı idare tarafından, usule ilişkin itirazlarının karşılanmadığı, dava konusu işlemin bir disiplin işlemi olmadığı, Dairece davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle irtibat ve iltisaklı olduğu noktasında katı bir bakış açısıyla sonuca varıldığı, davacının hâkimlik ve savcılık mesleğinde kalmasının uygun olup olmaması yönünden yapılan değerlendirmede sübut derecesinin aranmasının usul ve yasaya aykırılık oluşturduğu, Dairenin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak ve irtibatları nedeniyle meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcılar tarafından açılan davalarda verdiği bir kısım ret kararlarında yer alan değerlendirmeler ile işbu dosyadaki gibi verilen iptal kararlarının gerekçelerinde ciddi çelişkiler bulunduğu, davacı hakkındaki delillere salt davacının beyanları esas alınmak suretiyle itibar edilmediği, Dairenin, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisaklı dershanede eğitim görmesi hususunu sadece davacının beyanını esas alarak, bu beyanın ve eğitim saikiyle hareket edildiğinin aksini gösteren bir tespit olmadığı gerekçesiyle delil olarak kabul etmediği, bu hususun Dairece benzer bazı dosyalarda aleyhe delil olarak kabul edildiği, idarelerinin kişinin iç dünyasındaki bir güdülenmenin aksini ispat etmesinin, bu bağlamda bir tespiti dosyaya sunmasının mümkün olmadığı, Dairenin de bunu öngöremeyeceği, evliler hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak veya irtibat hususundaki değerlendirme bireysel olarak yapıldığından, eşleri meslekten çıkarıldığı halde kendileri göreve devam eden pek çok hâkim ve savcının bulunduğu, davacıyla ilgili kanaatlerinin olumsuz yönde oluştuğu, MASAK raporunda yer alan tespitlerin aksini ortaya koyacak belgeler yönünden araştırma yapılmadığı, davacının seçim dönemindeki hal ve hareketlerine ilişkin tanık ifadelerinin, münferit bir eylem, hal, hareket veya tavır olarak değerlendirilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı gibi davacı hakkındaki beyanın somut bir şekilde netleştirilmesinin idarelerinden istenilmesinin de hukuki bir dayanağının olmadığı ve yerine getirilmesi imkansız bir istem olduğu, meslekten çıkarılan ilgililer hakkında işlem tesis edildiği tarihte idarelerince yapılan değerlendirmeyi destekleyen ve idari/adli süreçte taraflarına gönderilen bilgi ve belgelerin yargı yeri ile paylaşılmasının, işlemin dayanağı delillerin sonradan tespit edildiği anlamına gelmeyeceği, bu şekildeki bir ifadenin hukuki dayanaktan yoksun olduğu, parasal ve özlük hak, maddi, manevi tazminat ve faize ilişkin taleplerin yasal dayanaktan yoksun olduğu, 685 sayılı KHK, Anayasa'nın 159. maddesinin 10. fıkrası ve 7075 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 1. fıkrası uyarınca tam yargı davalarına karşı yargı yolunun kapalı olduğu, 685 sayılı KHK'nın yürürlüğe girdiği 23/01/2017 tarihi öncesi için hiçbir şekilde parasal ve özlük hak, maddi ve manevi tazminat ve faize hükmedilemeyeceği, söz konusu taleplerin dava tarihinden itibaren dikkate alınabileceği ve faiz konusunda da yasal faizin dikkate alınabileceğine dair yerleşik Danıştay içtihatlarına aykırı taleplerin de kabulünün mümkün olmadığı ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : Davacı tarafından, temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın davalı idarece temyiz edilen kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. Davalı idare tarafından, savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'ÜN DÜŞÜNCESİ : Davacının temyiz isteminin reddi, davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Kurulumuzun 13/12/2023 tarihli ara kararına davalı idarece verilen cevaba ilişkin bilgi ve belgelerin dosyaya sunulması üzerine, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME : Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Beşinci Dairesi kararının, temyize konu davacının yoksun kaldığı maaşlarının taleple bağlılık ilkesi uyarınca 168.000,00 TL'yi aşmamak üzere ödenmesine, 10.000,00 TL tutarındaki manevi tazminatın meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesi istemi yönünden hüküm kurulmamasına ilişkin kısmı dışındaki kısımları, aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup davalı idare tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın esastan bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. Daire kararının, davacı lehine manevi tazminata hükmedilmesine ilişkin kısmına gelince; Manevi tazminat kişinin manevi değerlerinde meydana gelen eksilme ile duyulan acı, üzüntü ve sarsıntının bir miktar parayla kısmen de olsa hafifletilmesini sağlamak amacına yönelik olup, bir manevi tatmin aracıdır. Manevi tazminatın bu niteliği dikkate alındığında, belli bir zarar karşılığı olmayan yalnızca olay nedeniyle duyulan üzüntünün kısmen giderilmesi amacını taşımakta ise de, idarenin her hukuka aykırı işlemi nedeniyle duyulan üzüntü manevi tazminata hükmedilmesi sonucunu doğurmaz. Bir idari işlemin mevzuata ve hukuka aykırılığı, kural olarak hizmet kusuru sayılmakta ise de; her aykırılığın tazminat sorumluluğunu gerektirmeyeceği de idare hukuku ilkelerindendir. Bir işlemin herhangi bir yönden mevzuata ve hukuka aykırı görülerek iptal edilmiş olması, hizmet kusurunun varlığını kabule yetmez. Hizmet kusurunun oluşabilmesi için saptanan yanlışlık ve aykırılığın, hizmetin iyi kurulmadığını, düzenli işlemediğini gösterecek derecede ağır ve belirgin olması gerekir. Buna göre, idarenin her hukuka aykırı işleminin manevi tazminat ödenmesi sonucunu doğurmayacağı açık olup, davacının dosyadaki durumu ve dava konusu işlemlerin tedbir niteliğinde işlemler olması nedeniyle yukarıda yer verilen manevi tazminata ilişkin şartların oluşmadığı anlaşıldığından, davacının manevi tazminata ilişkin isteminin reddi gerektiği sonucuna varılmıştır. Daire kararının, davacının yoksun kaldığı maaşlarının taleple bağlılık ilkesi uyarınca 168.000,00 TL'yi aşmamak üzere ödenmesine ilişkin kısmına gelince; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasında, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları idari dava türleri arasında sayılmış, 12. maddesinde, ilgililerin haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilecekleri, 16. maddesinin 4. fıkrasında, tarafların, sürenin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri düzenlemelerine yer verilmiş olup, anılan fıkraya, 30/04/2013 tarih ve 28633 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile, "Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir." cümlesi eklenmiştir. 6459 sayılı Kanun'un 4. maddesinin gerekçesinde ise; "AİHM, devletin sorumluluğuna ilişkin tazminat davalarında, davacıların yargılamanın yavaş işlemesinden doğan zararlarını ortadan kaldıracak yeterli bir çözüm bulunmadığı yönünde ülkemiz aleyhinde ihlal kararları vermektedir. Düzenlemeyle, idarî yargıda açılan tam yargı davalarında talep edilen tazminatın daha yüksek olduğunun dava devam ederken anlaşılması durumunda, davacıya talep edilen miktarı arttırma hakkı verilmemesinin adil yargılama hakkının ihlali olarak kabul edilmesi sebebiyle, nihai karar verilinceye kadar ıslah suretiyle talep edilen tazminat miktarını arttırma hakkı tanınmaktadır." ifadesine yer verilmiştir. Yukarıda aktarılan mevzuat hükümleri ve madde gerekçesinden anlaşılacağı üzere, 2577 sayılı Kanun'un 16. maddesinin 4. fıkrasına eklenen cümleyle, tam yargı davalarında taleple bağlılık ilkesinin sebep olduğu hak kayıplarının giderilmesi amaçlanmıştır. Anılan maddenin uygulanabilmesi için ise, davacılar tarafından davanın açıldığı tarih itibarıyla bilinmesi mümkün olmayan gerçek zararla ilgili olarak yargı mercilerince zarar miktarının tespit edilmesi ve bu miktar hakkında davacıların bilgilendirilmesi gerekmektedir. Uyuşmazlıkta, hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi nedeniyle parasal hakları doğrudan muhtel olan davacı tarafından, söz konusu kararların iptali istemi ile birlikte "fazlaya ilişkin haklarım saklı kalmak kaydıyla, şimdilik" şeklinde ifadeye de yer verilmek suretiyle yoksun kalındığı iddia edilen parasal haklarının ödenmesi talebinde bulunulduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda, Daire tarafından, nihai karar verilinceye kadar gerçekleşmeye devam edecek olan ve dava açılış tarihi itibarıyla davacı tarafından bilinmesi mümkün olmayan zarar miktarı ilgili olarak ara kararı ile, ara kararına cevap verildiği tarih itibarıyla davacının zararının davalı idareye hesaplattırılarak tespit edilmesi, tespit edilen değerin davacıya tebliği sağlanmak suretiyle davacının 2577 sayılı Kanun'un 16. maddesinin 4. fıkrasında yer alan miktar artırım hakkını kullanabilmesine imkan sağlanması gerekirken, bu hususlar yerine getirilmeksizin doğrudan taleple bağlılık ilkesi uyarınca verilen temyize konu kararın bu kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır. Öte yandan, parasal hakların ödenmesinde, davacının meslekten çıkarıldığı tarihten, iptal kararı uyarınca mesleğe iade edildiği tarih arasında geçen dönemde varsa tespit edilecek çalışmaları karşılığında edindiği gelirin düşülmesi gerektiği de tabiidir. Daire kararının, davacının özlük haklarının iadesi istemi hakkında hüküm kurulmaması yönünden incelenmesinden ise; Dava konusu kararların hukuka aykırı olduğu saptandığından, bu kararlar nedeniyle yoksun kalınan özlük haklarının davacıya iadesine karar verilmesi gerekirken, temyize konu Daire kararında davacının özlük hakların iadesi istemine ilişkin olarak hüküm kurulmamasında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine; davalı idarenin temyiz isteminin reddine, 2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle dava konusu kararların iptaline, davacının bu kararlar nedeniyle 31/08/2016 tarihinden dava sonuçlanıncaya kadarki sürede yoksun kaldığı maaşlarının (taleple bağlılık ilkesi uyarınca 168.000,00 TL'yi aşmamak üzere) meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine, 6.080,40 tl maddi tazminatın ödenmesine karar verilmesi istemi yönünden davanın reddine, davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 10.000,00 TL tutarındaki manevi tazminatın meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat istemi yönünden davanın reddine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 23/02/2022 tarih ve E:2018/3589, K:2022/655 sayılı kararının, davacının yoksun kaldığı maaşlarının taleple bağlılık ilkesi uyarınca 168.000,00 TL'yi aşmamak üzere ödenmesine, 10.000,00 TL tutarındaki manevi tazminatın meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesi istemi yönünden hüküm kurulmamasına ilişkin kısmı dışındaki kısımlarının ONANMASINA, 3. Anılan Daire kararının, davacının yoksun kaldığı maaşlarının taleple bağlılık ilkesi uyarınca 168.000,00 TL'yi aşmamak üzere ödenmesine, manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 10.000,00 TL tutarındaki manevi tazminatın yasal faiziyle davacıya ödenmesine ve özlük haklarının iadesi istemi yönünden hüküm kurulmamasına ilişkin kısmının BOZULMASINA, 4. Bozulan kısım yönünden yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine, 5. Kesin olarak, 06/06/2024 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY X-Dava; yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun .... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla bu kararlar nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü 168.000,00 TL maaş, 4.000,00 TL taşınma masrafı ve 2.080,40 TL avukatlık mesleğine başvuru giderinden oluşan maddi zararın karşılığı olarak toplam 174.080,40 TL maddi tazminat ile yine bu kararlar nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü manevi zararların karşılığı olarak 100.000,00 TL manevi tazminatın 10/08/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. Anayasa'nın 138. maddesinde, hâkimlerin bağımsızlığı vurgulanmış ve vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri gerektiği belirtilmiş, hiçbir organ veya kişinin mahkemelere veya hâkimlere emir veya talimat veremeyeceği, genelge gönderemeyeceği veya tavsiye ve telkinde bulunamayacağı vurgulanmıştır. 139. maddesinde ise hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarih ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir. Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır. 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, "meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan "olağanüstü tedbir" niteliğindedir. Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile "terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen" üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir. Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir. Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını "kavuşan, bitişen, birleşen", irtibatlı kavramını ise "bağlantılı" olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır. Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için birtakım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır. Dava dosyasında mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesinden; davacının 2014 yılı HS(Y)K üye seçimlerine ilişkin sergilediği tutum ve davranışlarına ilişkin tanık beyanı, örgüte müzahir dersaneye gittiğine ve diğer hususlara yönelik kendi beyanı ve eşi A.Y.'nin FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olduğu gerekçesiyle meslekten çıkarılmasına karar verilmiş olması hususu birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının bulunduğu sonucuna varıldığından, meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun dava konusu kararlarında hukuka aykırılık bulunmadığı, dolayısıyla davacının maddi ve manevi tazminat talebinin de kabulünün mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken aksi yönde verilen temyize konu kararda hukuki isabet bulunmadığından davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ve Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz. KARŞI OY XX- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın, davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 10.000,00-TL tutarındaki manevi tazminatın davacıya ödenmesine ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın anılan kısmının da onanması gerektiği oyuyla, karara bu kısım yönünden katılmıyorum.