Başvuru, vekille takip edilen davada gerekçeli kararın vekil yerine asile tebliğ edilmesi ve bu tebligat tarihi dikkate alınarak temyiz isteminin süre yönünden reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, vekille takip edilen davada gerekçeli kararın vekil yerine asile tebliğ edilmesi ve bu tebligat tarihi dikkate alınarak temyiz isteminin süre yönünden reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 15/1/2014 tarihinde İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 30/6/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 25/3/2016 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuruya ilişkin bir görüş bildirmemiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu Şirket aleyhine, kesinleşmiş Mahkeme kararıyla hüküm altına alınmış borcu icra takibine rağmen ödemediği gerekçesiyle 13/7/2010 tarihinde iflas davası açılmıştır. İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesi (Mahkeme) 25/4/2012 tarihli ve E.2011/196, K.2012/72 sayılı kararı ile davanın kabulüne ve başvurucu Şirketin doğrudan iflasına karar vermiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:“Dava, ilama istinaden icra takibi yapılan ve takibin kesinleşmesine rağmen borcunu ödemeyen davalının doğrudan doğruya iflası istemine ilişkindir.İİK:158/2 maddesine göre ilama istinaden yapılan icra takibine borçlunun usulü dairesinde itiraz etmemesi üzerine mahkemenin 7 gün içerisinde faiz ve icra masrafları ile birlikte borcunu ifaveya o miktar meblağın mahkeme veznesine depo edilmesini borçluya veya iflas davasında kendisini temsil etmiş vekile dava yüze karşı devam ediyorsa duruşmada aksi halde tebliğat kanunu hükümlerine göre tebliğ eder borçlunun ödemeden imtina etmesi halinde ilk oturumda iflasına karar verileceği belirtilmektedir. Somut olayda takip kesinleşmiş olması nedeniyle davalı şirkete borca ilişkin kapak hesabı yapılarak borcun ödenmesi için depo emri tebliğ edildiği buna rağmen 7 günlük süre içerisinde bir ödemede bulunmadığı gibi aradan geçen uzunca bir süre zarfında da bir ödemede bulunmadığı vekilinin duruşmayı takip etmesine rağmen borcun esası ile ilgili de bir beyanda bulunmadığı öte yandan İstanbul ATM de görülmekte olan davanın Yargıtay Hukuk Dairesince bozulması nedeniyle davalı hakkındaki iflas kararı[nın] kalkması nedeniyle ortada iflas eden bir şirket bulunmaması nedeniyle bekletici mesele hususununda bir anlamı kalmadığı anlaşılmakla davalı şirketin doğrudan iflasına karar vermek gerekmiş...[tir].” Başvurucunun anılan karara yönelik temyiz istemi Yargıtay Hukuk Dairesinin 7/3/2013 tarihli ve E.2012/6235, K.2013/1382 sayılı ilamı ile süre yönünden reddedilmiştir. Yargıtay ilamı şöyledir:“Mahkemece iflâs talebi hakkında verilen hüküm temyiz eden davalı vekiline 2012 günü tebliğ edildiği halde, temyiz dilekçesi İİK'nın maddesinde öngörülen 10 günlük yasal süre geçirildikten sonra 2012 tarihinde verilmiştir. Süresinden sonra yapılan temyiz istemleri hakkında mahkemece bir karar verilebileceği gibi, 1990 gün ve 1989/3 Esas, 1990/4 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında Yargıtay tarafından da karar verilebileceği kabul edilmiş olmakla, temyiz isteminin reddi gerekmiştir.SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle, davalı vekilinin temyiz isteminin süre yönünden REDDİNE ... karar verildi.” Başvurucunun karar düzeltme talebi aynı Dairenin 21/10/2013 tarihli ve E.2013/4413, K.2013/6404 sayılı ilamı ile “...temyiz isteminin süresinde olmadığının anlaşılmasına ve Dairemizin 7/3/2013 tarihli ilamında Mahkemenin 25/4/2012 tarihli gerekçeli kararının maddi hata sonucu davalı vekiline tebliğ edildiği yazılmışsa da 25/5/2012 tarihinde davalı asıl şirkete tebliğ edildiğinin anlaşılmış bulunmasına göre” şeklindeki gerekçeyle reddedilmiştir. Nihai karar başvurucuya 23/12/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 15/1/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvuruya konu dava dosyasındaki belge suretlerinin Mahkemeden celp edilip incelenmesi ile yargılama sürecinde başvurucu Şirketin vekille temsil edilmediği, bu nedenle icraya konu borcun depo edilmesine ilişkin Mahkemenin 2/11/2010 tarihli ara kararı ile gerekçeli kararının doğrudan başvurucunun adresine gönderildiği ve başvurucunun daimî çalışanlarına tebliğ edildiği anlaşılmıştır. Gerekçeli kararın başvurucu Şirkete 25/5/2012 tarihinde tebliğ edildiği, başvurucu vekilinin 5/6/2012 tarihinde vekâletnamesini harçlandırarak dosyaya sunduğu ve kararı aynı tarihte temyiz ettiğigörülmüştür. Öte yandan 29/11/2010 tarihinde başvurucu adına vekil sıfatıyla Av. Ö.Ç.K.nin, Mahkemenin depo ara kararından dönmesi istemiyle dosyaya dilekçe sunduğu ve takip eden 28/12/2010 tarihli duruşmaya katıldığı görülmekle birlikte anılan vekilin başvurucu adına davayı takip edeceği yönünde bir beyan veya dilekçesinin bulunmadığı, dosyaya vekâletnamesini sunmadığı, aksine bahsi geçen duruşmada vekâlet görevinin sona erdiğini beyan ettiği, sonraki duruşmalara da katılmadığı tespit edilmiştir.B. İlgili Hukuk 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: “Avukat, açtığı veya takip ettiği dava ve işlerde, noter tarafından onaylanan ya da düzenlenen vekâletname aslını veya avukat tarafından onaylanmış aslına uygun örneğini, dava yahut takip dosyasına konulmak üzere ibraz etmek zorundadır.” 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun maddesinin birinci fıkrası şöyledir:“Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır...” 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun 2/3/2005 tarihli ve5311 sayılı Kanun ile değiştirilen maddesi şöyledir: “Ticaret mahkemesince verilen nihaî kararlar, 160 ıncı maddenin son fıkrasına göre alınan masraftan karşılanmak suretiyle mahkemece re'sen taraflara tebliğ olunur. Bu kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye mahkemesi kararına karşı da tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir. İstinaf ve temyiz incelemeleri, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre yapılır. ...” 2004 sayılı Kanun’un maddesinin 5311 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önceki hâli şöyledir: “Ticaret mahkemesince verilen nihai kararlar tebliğden itibaren on gün içinde temyiz edilebilir. Kararlar 160 ıncı maddenin son fıkrasına göre alınacak masraftan karşılanmak suretiyle mahkemece resen taraflara tebliğ olunur....” 2004 sayılı Kanun’a 5311 sayılı Kanun'un maddesiyle eklenen geçici madde şöyledir: “Bölge adliye mahkemelerinin, 2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar İcra ve İflâs Kanununun bu Kanunla yapılan değişiklikten önceki temyiz ve karar düzeltmeye ilişkin hükümleri uygulanır.”