Başvuru, beyanları mahkûmiyet kararında belirleyici ölçüde delil olarak kullanılan tanıkların duruşmada başvurucu (sanık) tarafından sorgulanamaması nedeniyle tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, beyanları mahkûmiyet kararında belirleyici ölçüde delil olarak kullanılan tanıkların duruşmada başvurucu (sanık) tarafından sorgulanamaması nedeniyle tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 15/2/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, adli yardım talebinin kabulüne ve tanık dinletme ve sorgulama hakkı dışındaki şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna, anılan hakka ilişkin şikâyetlerin kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: 1991 doğumlu olan başvurucu, son olarak Adana Tanker Üs Komutanlığında hava pilot üsteğmen olarak görev yapmıştır. Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyeliği suçundan Konya Cumhuriyet başsavcılığınca yürütülen soruşturmalar kapsamında bazı şüphelilerin ifadeleri ile bazı kişilerin bilgi sahibi sıfatıyla beyanları alınmıştır. Bahsi geçen kişiler şu şekilde ifade vermişlerdir:- Konya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından beyanı alınan S.Y.; başvurucunun örgütün içerisinde yer aldığını, İzmir Çiğli Ana Jet Üs Komutanlığında uçuş eğitimi alan örgüt mensubu arkadaşlarından olduğunu, başvurucunun S.Y., B. ve K.A. ile birlikte 35 plakalı gri renkli ford focus marka aracı olan cemaat abisine bağlı olduğunu beyan etmiştir. Ayrıca S.Y., İzmir'de hafta sonu kaldıkları eve ara sıra gelen Alparslan isimli cemaat abisinin (jet pilotu olacağına kesin gözüyle baktıkları) başvurucunun cep telefonunda birkaç kız ismi görmesi üzerine başvurucunun jet pilotu sıralamasında sonuncu olduğunu ve neticesinde örgüt mensubu kişilerin yardımları sonucu tanker pilotu olduğunu ifade etmiştir.- Konya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından beyanı alınan İ.K., başvurucunun örgütün içerisinde yer aldığını, örgüte maaşının bir kısmını vermek suretiyle destek sağladığını, Çiğli uçuş okulundayken K.A. ile birlikte cuma akşamları arabaya binerek misafirhaneden ayrılıp pazar akşamı aynı kişilerle aynı arabayla misafirhaneye döndüğünü, bu anlamda o dönem misafirhanede kalan örgüt mensubu kişilerden biri olarak FETÖ/PDY yapılanması içerisinde yer aldığını belirtmiştir.- Konya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından beyanı alınan S., İzmir Çiğli'de uçuş eğitimi aldığı dönemde başvurucunun ikişerli üçerli gruplar hâlinde gezen örgüt mensubu devrelerinden olduğunu, başvurucunun FETÖ/PDY yapılanması içerisinde yer aldığını ifade etmiştir.- Konya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından şüpheli sıfatıyla ifadesi alınan K.A.; başvurucu ile lise son sınıfta aynı dershaneye gittiğini, Hava Harp Okulunda da başvurucunun badisi olduğunu, İzmir'e tayin olunca da birlikte ev kiraladıklarını, Hava Harp Okulunda iken dört yıl boyunca örgütte Ahmet kod adını kullanan bir şahsın başvurucu ve kendisine çeşitli evlerde sohbet toplantıları düzenlediğini belirmiştir. Ayrıca dördüncü sınıfın sonlarına doğru İzmir'den geldiği söylenen ismi Alparslan olan kişinin uçuş eğitimi esnasında ve İzmir'de ki süreçte kendilerine neler yapacaklarına dair bilgi verdiğini, Alparslan'ın İzmir'de kendilerini bir kişiye yönlendireceğini ve bu kişinin kendilerine ev tutma konusunda yardımcı olacağını, orada başka şahıslarla birleştirileceklerini, 3-4 kişilik evde kalacaklarını ve aldıkları maaşlarının %15 ini himmet olarak örgüte vereceklerini söylediğini beyan etmiştir. - Konya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından şüpheli sıfatıyla ifadesi alınan S.E., başvurucunun örgütün içerisinde yer aldığını, kendisi gibi harp okulu döneminde yapı mensubu abilerinin sorumluluğuna girdiğini beyan etmiştir. Başvurucu hakkında FETÖ/PDY üyesi olduğu şüphesiyle soruşturma başlatılmıştır. Soruşturma kapsamında 28/10/2016 tarihinde gözaltına alınan başvurucu, 6/11/2016 tarihinde tutuklanmıştır. Soruşturma sonucunda başvurucu hakkında FETÖ/PDY terör örgütüne üye olma suçunu işlediği iddiasıyla iddianame düzenlemiştir. İddianamede FETÖ/PDY'nin kuruluşu ve yapısı hakkında genel bilgilere yer verildikten sonra başvurucunun FETÖ/PDY mensubu olduğu yönünde tanık beyanlarının bulunduğu belirtilerek atılı suçu işlediği iddia edilmiştir. İzmir Ağır Ceza Mahkemesince (Mahkeme) yürütülen yargılamada 14/2/2018 tarihinde duruşma hazırlığı işlemleri yapılmıştır. Tensip Tutanağı'nda başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına, duruşmanın 12/7/2018 tarihinde yapılmasına ve tanıklar S.Y., İ.K., S., K.A. ve S.E.nin beyanlarının tespiti için tanıkların adreslerine talimat yazılmasına karar verilmiştir. Tanık S.Y.nin istinabe mahkemesinde alınan beyanının ilgili kısmı şöyledir:" ... ben daha önce soruşturma aşamasında bilgi sahibi sıfatıyla Konya emniyetinde ayrıntılı olarak ifade vermiştim, o ifadem doğrudur, aynen tekrar ediyorum, o ifademi hiçbir baskı altında kalmadan kendi hür irademle verdim, bildiklerimi ayrıntılarıyla anlatmıştım, o ifademe ekleyecek herhangi bir şey yoktur." Tanık İ.K.nın istinabe mahkemesinde alınan beyanının ilgili kısmı şöyledir:"... Diğer sanıklar Burak İnan, [İ.G.] ve [A.G.] isimli şahısların da bu yapının bir terör örgütü olduğunu bilerek bu yapının içinde bulunduklarını düşünmüyorum. Kötü niyetli olduklarını düşünmüyorum. Aynen benim gibi orta okul yıllarında saf ve temiz duyguların sömürülerek cemaat yapısı içerisine girdiklerini ve bazı korkulardan dolayı da çıkamadıklarını düşünüyorum." Tanık S.nin istinabe mahkemesinde alınan beyanının ilgili kısmı şöyledir:" ... [A.G.], Burak İnan, [İ.G.] hava harp okulundan devremdi. ... Burak İnan ise [K.A.] ile beraber takılıyorlardı, harp okulundan izin ve tatil günlerinde beraber dışarı çıkıyorlardı. ... Burak İnan ve [K.A.] da uçuş eğitimi almak için Çiğlidelerdi ama onları beraber takılırken görmedim." Tanık K.A.nın istinabe mahkemesinde alınan beyanının ilgili kısmı şöyledir:"Ben Konya Ana Jet Üssünde helikopter pilotu olarak görev yapmaktayım 15 Temmuz olaylarından sonra KHK ile görevden ihraç oldum. İsimlerini okumuş olduğunuz [A.G.], Burak İnan, [İ.G.] ve [S.A.] ile birlikte aynı dönemde Harp okulunda okuduk bu nedenle şahısları tanımaktayım. Burak İnanlı haricinde ki sanıkların Fetö örgütüne mensup olup olmadıkları, örgütsel anlamda faaliyetleri olup olmadığı konusunda bilgim bulunmamaktadır. Ancak Burak İnan ile ilgili bildiğim şeyleri Savcılık ifademde ayrıntılı olarak belirtmiştim, o ifadem doğrudur aynen tekrar ederim. Burak İnanlı ile birlikte öğrencilik yıllarımızda aynı evde kaldık, birlikte sohbet toplantılarına katılırdık, kaldığımız evde de sohbet toplantıları yapardık." Tanık S.E.nin istinabe mahkemesinde alınan beyanının ilgili kısmı şöyledir:" Burak İnan ile Harp okulunda birlikte okuduk, grup arkadaşı idik, birlikte iki haftada bir sohbet yapılan evlere gidiyorduk, sohbet sırasında Fethullah Gülen'e ait kitaplar okunuyordu, öğrenci olduğum için ben herhangi bir para yardımında bulunmadım, diğer şahısların terör örgütü ile ilgileri olup olmadığı konusunda bilgim bulunmamaktadır. O dönemde içinde bulunduğumuz grubun terör örgütü olduğuna ilişkin bilgim yoktu. Ben bu konu ile ilgili daha önce detaylı bir şekilde ifade verdim, ifadem doğrudur aynen tekrar ediyorum." 12/7/2018 tarihli ilk celsede, tanıklar S.Y., İ.K., S., K.A. ve S.E.nin istinabe suretiyle alınan beyanları başvurucuya okunmuş, diyecekleri sorulmuştur. Başka bir soruşturma dosyasında başvurucu ile ilgili beyanda bulunduğu Mahkemece tespit edilmesi üzerine tanık U.H.H.nin beyanları Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) vasıtasıyla aynı celsede alınmış, başvurucuya tanık beyanına karşı diyecekleri sorulmuştur. Tanık U.H.H.nin SEGBİS vasıtasıyla alınan beyanının ilgili kısmı şöyledir: " ... Bunların örgütle bağlantısını kanıtlayabileceğim herhangi bir delilim yok yani bu FETÖ üyesidir diyemem. ... [Burak İnan ile] hiç grup olmadım beraber de gitmedim Başkanım. ... İzinde hepsini beraber gördüm ve memleketleri de aynı olduğu için, Ankara'lı olduğu için onların [başka bir eve sohbete gidiyor olabileceğini] söyledim. ... Bu sadece bir kanaat zaten bu şekilde de kesin olarak bunu şöyle yaptı yani bizzat eve girdiğini görmem lazım kanıtlayabilmem için bunu da görmedim yani böyle bir kanıtım yok." 24/12/2018 tarihli dördüncü celsede ara kararla tanık P.nin istinabe yoluyla beyanlarının alınmasına karar verilmiştir. 18/3/2019 tarihli beşinci ve son celsede tanık P.nin beyanı dosyaya girmiş, beyan başvurucuya okunup diyecekleri sorulmuştur. Tanık P.nin istinabe mahkemesinde alınan beyanının ilgili kısmı şöyledir:"Ben sanık Burak İnan'ı 2009-2013 yılları arasında İstanbul Hava Harp Okulunda devre arkadaşım olması sebebiyle tanımaktayım. 2013 yılında Hava Harp okulunda birlikte aynı dönem mezun olduktan sonra İzmir'e uçuş eğitimine gittim. 2015 Kasım ayı [itibarıyla] de buradan mezun olarak İncirlik Tanker Üst Komutanlığına uçucu pilot olarak atandım. Sanık Burak İnan'da aynı yere benden bir kaç hafta öncesinden atanmıştı. İncirliğe atanan tek devre arkadaşım olması sebebiyle lojmanda birlikte ev tuttuk. Biz bu evde bir yıl kadar beraber kaldık ve aynı filoda görev yaptık. Sanığı tanıdığım süre boyunca şahsın bu yapıyla alakalı herhangi bir eylemine, faaliyetine şahit olmadım. Kendim Ankara'da aynı suçtan soruşturma geçirdim. Orada da aynı beyanları verdim." Duruşmanın neticelendiği beşinci celsede Başsavcılık makamınca esas hakkında mütalaa sunulmuş, başvurucu mütalaaya karşı savunma yaparak suçlamayı reddetmiştir. Mahkemece başvurucunun atılı suçtan 7 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir. Kararda, istinabe yoluyla dinlenen S.Y., İ.K., S., K.A. ve S.E. ve P. isimli tanıkların beyanları ile duruşmada dinlenen U.H.H. isimli tanığın beyanı Mahkemece delil olarak hükme esas alınmıştır. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:"... Tanıklar beyanlarından sanık hakkında bilgi sahibi olduğunu belirten [S.Y.], [S.E.], [U.H.H.], [İ.K.], [S.], [P.] ve [K.A.nın] beyanları özet olarak; sanığın örgüt tarafından kendileri ile tanıştırılan bir kişi olduğunu, diğer örgüt mensuplarıyla ortak hareket ettiğini ve beraber gezdiğini, örgütün evlerinde birlikte kaldıklarını, 2016 Mayıs ayına kadar himmet verdiklerini, örgüt evinde kaldıkları dönemde kendilerine sohbet verildiğini, Fetullah GÜLEN'in videolarının seyrettirildiğini beyan etmişlerdir. Tanık beyanlarının sanık aleyhine mahkumiyete dayanak somut delil niteliği taşıdığı kanaatine varılmıştır. Mahkememiz tanıklardan [S.Y.nin] beyanına ayrıca dikkat çeker. Tanık örgüt tarafından kendilerine 2015 Ağustos'tan itibaren tavır değiştirme talimatının verildiğini, sosyal ortamlarda alkol alınması ve müstehcen konulardan bahsedilmesini telkin edildiğini söylemiştir. Tanık beyanında açıkça görüldüğü gibi örgütün gizlenme stratejisine uygun olarak mensuplarını çevreye dünya görüşü olarak muhafazakar dünya görüşüne zıt kişiler olarak kendilerini lanse etme talimatı verildiği anlaşılmaktadır. Yukarıda anlatılan deliller ve mahkememizce yapılan değerlendirmeler sonucunda; sanığın tanık beyanlarına göre uzun süreden beri örgüt içerisinde yer alan ve tespit edilebildiği kadarıyla 2016 Mayıs'a kadar irtibatını devam ettiren, örgütsel faaliyet olarak maaşından düzenli himmet verip örgütün düzenlediği sohbetlere katılan ve örgütün gizlenme stratejisine uygun şekilde bağlı bulunduğu abiden talimat alan bir kişi oluşu, Bank Asya'da hesabının bulunması hususların tümü birlikte dikkate alındığında sanığın üzerine atılı FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçunun sabit olduğu mahkememizce kabul edilmiş, sanığın tamamen inkara yönelik olan savunmasına yukarıda açıklandığı üzere delillerin mahiyeti ve ispat gücü anlamında mahkememizde bir tereddüt yaşanmadığından itibar edilmemiştir. Sanığın Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nda üsteğmen olduğu nazara alındığında kamusal kudret kullanmaya üsteğmen düzeyinde elverişli konumunun bulunması sebebiyle meydana getirebileceği tehlike ve zararın boyutu, suçun işleniş şekli ve kastın yoğunluğu göz önüne alınarak başkaca örgüt üyesiyle aynı seviye ve şartlarda değerlendirilmesinin adalete ve hakkaniyete aykırı olacağı kanaatine varılarak sanık hakkında ceza tayin edilirken alt sınırdan uzaklaşılması gerektiği sonucuna varılmıştır." Başvurucu, istinaf ve gerekçeli temyiz dilekçelerinde -diğerlerinin yanı sıra- tanıkların hiçbirinin mahkeme huzurunda dinlenmediğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. Hüküm, kanun yolu denetiminden geçerek kesinleşmiştir. A. Ulusal Hukuk 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Silâhlı örgüt" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir." 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Tanık ve bilirkişinin naiple veya istinabe yoluyla dinlenilmeleri" kenar başlıklı maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:"Yukarıdaki fıkralar içeriğine göre tanık veya bilirkişinin aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle dinlenebilmeleri olanağının varlığı hâlinde bu yöntem uygulanarak ifade alınır. Buna olanak verecek teknik donanımın kurulmasına ve kullanılmasına ilişkin esas ve usuller yönetmelikte gösterilir." 5271 sayılı Kanun’un “Doğrudan soru yöneltme” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere, duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilirler. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine, mahkeme başkanı karar verir. Gerektiğinde ilgililer yeniden soru sorabilir.” 5271 sayılı Kanun’un “Delillerin ortaya konulması ve reddi” kenar başlıklı maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:“Cumhuriyet savcısı ile sanık veya müdafii birlikte rıza gösterirlerse, tanığın dinlenmesinden veya başka herhangi bir delilin ortaya konulmasından vazgeçilebilir.” 5271 sayılı Kanun’un “Duruşmada anlatılması zorunlu belge ve tutanaklar” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Naip veya istinabe yoluyla sorgusu yapılan sanığa ait sorgu tutanakları, naip veya istinabe yoluyla dinlenen tanığın ifade tutanakları ile muayene ve keşif tutanakları gibi delil olarak kullanılacak belgeler ve diğer yazılar, adlî sicil özetleri ve sanığın kişisel ve ekonomik durumuna ilişkin bilgilerin yer aldığı belgeler, duruşmada anlatılır.” 5271 sayılı Kanun’un “Duruşmada okunmayacak belgeler” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise, bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçemez.” 5271 sayılı Kanun’un “Delilleri takdir yetkisi” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir. (2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.”B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi şöyledir:"Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir: (...)d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını istemek;" Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre ulusal hukuktaki nitelemeye bakılmaksızın tanık kavramının Sözleşme kapsamında özerk bir anlamı vardır (Damir Sibgatullin/Rusya, B. No: 1413/05, 24/4/2012, § 45). Bu kavram duruma göre suç ortaklarını (Trofimov/Rusya, B. No: 1111/02, 4/12/2008, § 37), mağdurları (Vladimir Romanov/Rusya, B. No: 41461/02, 24/7/2008, §§ 7, 97) ve bilirkişi tanıklarını (Doorson/Hollanda, B. No: 20524/92, 26/3/1996, §§ 81, 82) kapsayabilir. Bu bakımdan duruşmada ister okunsun ister okunmasın ifadeleri mahkeme önünde bulunan ve mahkeme tarafından dikkate alınan kişiler, Sözleşme’nin maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi bakımından tanık olarak kabul edilmektedir (Kostovski/Hollanda [GK], B. No: 11454/85, 20/11/1989, § 40). AİHM, duruşmada hazır bulunmayan tanıkların beyanlarının mahkûmiyet hükmüne esas alındığı bir yargılamanın adilliğini değerlendirirken uyguladığı genel ilkeleri Al-Khawaja ve Tahery/Birleşik Krallık ([BD], B. No: 26766/05, 22228/06, 15/12/2011) ve Schatschaschwili/Almanya ([BD], B. No: 9154/10, 15/12/2015) kararlarında özetlemiştir. Al-Khawaja ve Tahery/Birleşik Krallık kararında belirlenen ve Schatschaschwili/Almanya kararında geliştirilen ilkelere göre somut bir yargılama öncesinde veya haricinde elde edilen ve duruşmada okunulmasıyla yetinilen tanık ifadelerinin delil olarak kabulünün yargılamanın adilliğine zarar verip vermediğini değerlendirmek için üç aşamalı bir test uygulanmalıdır. İlk olarak tanığın mahkemede hazır edilmemesi geçerli bir nedene dayanmalıdır (Al-Khawaja ve Tahery/Birleşik Krallık, §§ 119-125). İkinci olarak okunmasıyla yetinilen tanık beyanlarının karara götüren tek ya da belirleyici delil olup olmadığına bakılacaktır (Al-Khawaja ve Tahery/Birleşik Krallık, §§ 126-147). Üçüncü aşamada duruşmada sınanmayan beyanların kullanılmasından dolayı savunma tarafının karşılaştığı sınırlamayı telafi eden ve bir bütün olarak yargılamanın adilliğini sağlayan dengeleyici unsurların mevcudiyetine bakılmalıdır (Al-Khawaja ve Tahery/Birleşik Krallık, § 147). Yukarıda belirtilen üç adım birbiriyle ilişki içindedir ve birlikte ele alındığında bu üç ölçüt, duruşmada dinlenmeyen tanık ifadelerinin okunmasıyla yetinilmesinin yargılamanın adilliğine halel getirip getirmediğinin değerlendirilmesine olanak sağlar. Dolayısıyla geçerli neden şartının karşılanıp karşılanmadığı önemli bir ölçüt olmakla birlikte yokluğu tek başına adil yargılanma hakkının ihlal edildiği şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle bu üç ölçüt, hak ihlalinin olup olmadığı hususunda hangisinin daha belirleyici olduğuna bağlı biçimde farklı bir sıra takip edilerek incelenebilir (Schatschaschwili/Almanya, § 118). AİHM, duruşmada hazır bulunmayan tanıkların beyanlarının delil olarak kullanılmasının yargılamanın adilliğini zedeleyip zedelemediğini tespit etmek amacıyla uyguladığı üç aşamalı teste ilişkin ilkeleri Faysal Pamuk/Türkiye (B. No:430/13, 18/1/2022) kararında istinabe yoluyla dinlenen tanıklar yönünden de tekrarlamıştır. Karara konu olayda silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkȗm edilen başvurucu hakkındaki suçlayıcı anlatımları mahkȗmiyet gerekçesinde büyük ölçüde delil olarak kullanılan tanıklar yer itibarıyla yetkili mahkemenin yargı çevresi dışında ikamet etmektedir. Mahkeme, bu tanıkların beyanlarını istinabe yoluyla almıştır. AİHM, tanıkların beyanlarının ikamet etmekte oldukları yer mahkemelerince istinabe yoluyla alınmasına ilişkin uygulamanın 5271 sayılı Kanun'un maddesinden kaynaklandığını tespit ettikten sonra bu yöntemin tanıkların duruşmada hazır bulunmamasına geçerli bir neden teşkil edip etmediğini değerlendirmiştir (Faysal Pamuk/Türkiye, §§ 53-62). Buna göre yargılamayı yürüten mahkemece tanıkların duruşmada hazır edilmemelerine gerekçe olarak tanıkların farklı şehirlerde ikamet etmekte oldukları hususuna dayanılmasının esnek olmayan ve mekanik bir yaklaşım olduğuna dikkat çekmiştir. Nitekim AİHM'e göre bu uygulama tanıkların duruşmada hazır edilmemesi için geçerli nedenler olup olmadığı sorusunun bireysel değerlendirmesine engel olmakta ve tanıkların duruşmaya katılımını sağlamak için her türlü makul çabayı göstermeye yönelik görevlerinden derece mahkemelerini muaf tutuyor gibi görünmektedir (Faysal Pamuk/Türkiye, § 55). AİHM; Faysal Pamuk/Türkiye kararında başvurucu hakkındaki tanık beyanlarının hükme ulaşılması noktasında belirleyici nitelikte delil olarak kabul edildiğini tespit ettikten sonra tanıkların duruşmada hazır edilmemeleri nedeniyle savunma makamının maruz kaldığı sınırlamayı telafi eden karşı dengeleyici güvencelerin mevcut olup olmadığını ele almıştır (Faysal Pamuk/Türkiye, §§ 59-62). Bu bağlamda yaptığı değerlendirmede AİHM; 5271 sayılı Kanun'un maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikamet adresinin yargılamayı yürüten mahkemenin yargı çevresi dışında bulunmasından dolayı duruşmaya getirilmesi zor olan tanıklar hakkında olmasına rağmen yargılamayı yürüten mahkemenin kararında bu önemli gereklilik hususunda sessiz kalındığına dikkat çekmiştir. Benzer şekilde anılan Kanun'un maddesinin (5) numaralı fıkrasında yargılamayı yürüten mahkemenin yargı çevresi dışında bulunan tanıkların aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle dinlenebilmeleri olanağının varlığı hâlinde bu yöntem uygulanarak ifade alınabileceği öngörüldüğü hâlde yargılamayı yürüten mahkemenin bu yöntemi de dikkate almadığının altını çizmiştir. Öte yandan yargılamayı yürüten mahkemenin bu yönetimi kullanmasına engel teşkil eden herhangi bir gerekçe sunmadığı da vurgulanmıştır. Bu nedenle AİHM, yargılamayı yürüten mahkemenin hazır bulunmayan tanıklardan delil elde etmek için alternatif tedbirleri araştırmadığı sonucuna varmıştır (Faysal Pamuk/Türkiye, §§ 63-67).