Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2022/4571 E. , 2024/3087 K. T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2022/4571 Karar No : 2024/3087 KARAR DÜZELTME İSTEMİNDE BULUNAN (DAVACILAR) : 1- … 2- … 3- … 4- … 5- … 6- … VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : … Üniversitesi Rektörlüğü VEKİLİ : Av. … İSTEMİN_KONUSU: ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının onanmasına dair Danıştay Onuncu Dairesinin 25/01/2022 tarih ve E:2021/303, K:2022/394 sayılı kararının; 2577 sayılı…
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2022/4571 E. , 2024/3087 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2022/4571 Karar No : 2024/3087 KARAR DÜZELTME İSTEMİNDE BULUNAN (DAVACILAR) : 1- … 2- … 3- … 4- … 5- … 6- … VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : … Üniversitesi Rektörlüğü VEKİLİ : Av. … İSTEMİN_KONUSU: ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının onanmasına dair Danıştay Onuncu Dairesinin 25/01/2022 tarih ve E:2021/303, K:2022/394 sayılı kararının; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi uyarınca düzeltilmesi istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacıların annesi …'ün, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Cebeci Hastanesinde yapılan ameliyat ve sonrasındaki tedavi ve bakımı sırasında idarenin ağır hizmet kusuru nedeniyle 06/02/2010 tarihinde vefat etmesinde davalı idarenin kusurlu olduğu ileri sürülerek davacıların uğradığı zarara karşılık hastane masrafı olarak 3.808,16 TL maddi ve davacıların her biri için ayrı ayrı 15.000,00 TL olmak üzere toplam 90.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince; tedavinin hatalı uygulandığı iddiasıyla açılan maddi ve manevi tazminat davasında; dosyadaki bilgi ve belgeler ile Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan raporun birlikte değerlendirilmesinden, uygulanan tedavinin tıp kurallarına uygun olduğu, davacıların annesinin vefatının ameliyat sonrası yüksek dereceli uterus malign tümörü ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelebileceğinin beklenebilir bir sonuç olduğu, bu nedenle davalı idareye atfedilebilecek bir hizmet kusurunun bulunmadığı, illiyet bağının kurulamadığının anlaşıldığı, davacılar lehine hükmedilebilecek maddi tazminatın bulunmadığı, 90.000,00 TL manevi tazminat istemine gelince; olayda ...'ün vefat etmesinde davalı idarenin hizmet kusuru bulunmadığının anlaşıldığı, kusuru saptanamayan idareyi manevi tazminle sorumlu tutma olanağının da bulunmadığı soncuna varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Daire kararının özeti: Davacıların temyiz başvurusu üzerine Danıştay Onuncu Dairesince, temyize konu karar hukuk ve usule uygun bulunarak kararın onanmasına karar verilmiştir. KARAR DÜZELTME TALEP EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı üzerine yeniden yapılan yargılamada ihlal kararında belirtilen gerekçeler karşılanmadan karar verildiği, dolayısıyla Anayasa Mahkemesi kararının uygulanmadığı ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Düzeltilmesi istenen kararın usul ve yasaya uygun olduğu, ileri sürülen nedenlerin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 54. maddesine uymadığı, bu nedenle istemin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Karar düzeltme isteminin kabulü ile Daire kararının kaldırılarak Mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: Kararın düzeltilmesi dilekçesinde ileri sürülen nedenler, 2577 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi hükmüne uygun bulunduğundan, karar düzeltme isteminin kabulü ile Danıştay Onuncu Dairesinin 25/01/2022 tarih ve E:2021/303, K:2022/394 sayılı kararı kaldırılarak davacıların temyiz istemi yeniden incelendi: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Davacıların annesi ...'ün, 04/12/2009 istem ve 07/12/2009 rapor tarihli uterus endometrium küretaj materyalinin mikroskopik incelenmesi ile düzenlenen patoloji sitoloji raporunda yüksek dereceli malign tümör, histolojik bulgular (malign mikst müllerien tümör) olasılığı tanısıyla 26/01/2010 tarihinde Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastanesi ve Doğum Ana Bilim Dalına yatırılarak 27/01/2010 tarihinde sitoredüktif cerrahi (periaortik lenf nodu diseksiyonu TAH+BSO, omentektomi) uygulandığı, postop genel durum bozukluğu nedeniyle 02/02/2010 tarihinde septik şok ve multiple organ yetmezliği tanıları ile yoğun bakım takibine alındığı, 06/02/2010 tarihinde yoğun bakımda takip ve tedavisi sürerken gelişen kardiak arrest sonrası CRP işlemine cevap alınamadığı ve vefat ettiği, bunun üzerine davacılar tarafından, yapılan ameliyat ve sonrasındaki tedavi ve bakım sırasında idarenin ağır hizmet kusuru nedeniyle hastanın 06/02/2010 tarihinde vefat etmesinde idarenin hizmet kusurunun bulunduğu ileri sürülerek hastane masrafı olarak 3.808,16 TL maddi ve davacılardan her biri için ayrı ayrı 15.000,00 TL olmak üzere toplam 90.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. İdare Mahkemesince, olayda idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunca düzenlenen 11/07/2012 tarih ve ... karar numaralı raporda; "Her ne kadar otopsi yapılarak iç organ değişimleri araştırılmamış olsa da mevcut tıbbi belgelere göre; 26.01.2010 tarihinde yüksek dereceli malign tümör, malign mikst müllerien tümor olasılığı sitopatolojik tanısıyla Ankara Ünv.Tıp. Fakültesi Kadın Hast ve Doğum Anabilim Dalına yatırılarak 27.01.2010 tarihinde sitoreduktif cerrahi (paraaortik lenf nodu diseksiyonu, TAH+BSO ve omentektomi) uygulandığı, postop patoloji tetkikinde TAH+BSO materyali malign tümöral oluşum, tümörün myometrium dış ½’sine myometriyuma infiltre olduğu, sol over ve tuba yüzeyinde şüpheli infiltrasyon, bilateral pelvik lenf ganglionlarının reaktif olduğu, sağ obturator lenf ganglionlarının metastatik olup biopsi alınan barsak yüzeyinde tümör infiltrasyonu şüphesi bulunduran kanamalı fibroadipö doku, omentum biopsisinde adipöz dokunun tümör infiltrasyonu gösterdiği, postop takibinde 4. günde idrar çıkışının azaldığı ve nefrolojiye konsülte edildiği, aldığı çıkardığı, tam kan ve biyokimya, lasix ve arter kan gazı ile böbrek fonksiyon testleri takiplerinin yapıldığı, hırıltılı solunum ortaya çıkması üzerine göğüs hastalıkları konsültasyonu sonucu bronkodilatatör tedavi başlandığı, tek böbrekli olup üre ve creatin değerleri yüksek olan hastanın anestezi tarafından değerlendirildiği ve PA akciğer grafisinin akciğer ödemi ile uyumlu bulunmadığı, ek olarak Parkinson, hipertansiyon ve tek böbrek kronik renal yetmezlik gibi sistemik hastalıklarının multidisipliner tedavi gerektirmesi nedeniyle yoğun bakıma sevk edildiği, 02.02.2010 tarihinde reanimasyon yoğun bakımda takibine başlandığı, kültürlerin alındığı, medikal tedavisinin düzenlendiği, intaniye konsültasyonunda tazocin ve targocid başlandığı, oligüri nedeniyle desal infüzyon başlandığı, subklavian kateter takılarak kan gazı değerlerinin (PH 7.38, PO2: 51, PCO2: 31.6, SO2: % 83.4) olması nedeniyle entübe edilerek SİMV modunda entübe takip edildiği, elektrolit tedavisinin düzenlendiği ve dopamin infüzyon desteğinin başlandığı, 3 Şubat ve 4 Şubat tarihlerindeki yoğun bakım takiplerinde; genel durumu kötü, SIMV modunda entübe takip edildiği, albumin, trombosit ve elekrolit replasmanı yapıldığı, hemodializ planlandığı, 5 Şubatta dialize alındığı, bilateral alt ekstremite venöz ve arteryel USG yaptırılan kişide ana femoral ven, yüzeyel femoral ven ve safen vende trombüs saptandığı, 6 Şubat 2010’da genel durumu kötü, SIMV modda takip edildiği ve dopamin infüzyonunun devam ettiği, saat 14.15’te hemodiyalize alındığı, 10 dk sonra bradikardi ve hipotansiyon, takibinde kardiyak arrest geliştiği, yapılan CPR işlemlerine yanıt alınamadığı ve 15.25’de eks kabul edildiği göz önüne alındığında; kişinin ölümünün yüksek dereceli uterus malign tümörü ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu, 27.01.2010 ameliyat tarihi öncesi yapılan rutin tetkikleri, tarama testleri ve sitopatoloji amaçlı biopsi ile malign uterus tümörü tanısı sonrası ameliyat endikasyonunun, yapılan sitoredüktif cerrahi ve postop dönemde takip ve tedavinin, uygulanan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu, idareye, sağlık personeline ve ilgili hekimlere atfı kabil kusur bulunmadığı oy birliğiyle mütalaa olunur." yönünde görüş bildirilmiştir. … İdare Mahkemesinin … tarih ve E…., K…. sayılı kararı ile; dosyadaki bilgi ve belgeler ile Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan raporun birlikte değerlendirilmesinden, uygulanan tedavinin tıp kurallarına uygun olduğu, davacıların annesinin vefatının ameliyat sonrası yüksek dereceli uterus malign tümörü ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelebileceğinin beklenebilir bir sonuç olduğu, bu nedenle davalı idareye atfedilebilecek bir hizmet kusurunun bulunmadığı, yani illiyet bağının kurulamadığı anlaşıldığından, davacılar lehine hükmedilebilecek maddi tazminatın bulunmadığı ve davalı idarenin hizmet kusuru bulunmadığı anlaşıldığından idarenin manevi tazminle sorumlu tutma olanağı da bulunmadığı belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir. Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesinin 24/03/2014 tarih ve E.2013/8725, K.2014/2083 sayılı kararıyla anılan İdare Mahkemesi kararı onanmış; aynı Dairenin 15/10/2015 tarih ve E.2014/9339, K.2015/6152 sayılı kararıyla da davacıların karar düzeltme istemi reddedilmiştir. ... İdare Mahkemesinin davanın reddine ilişkin kararının kesinleşmesi sonrasında, davacılar tarafından yapılan bireysel başvuru üzerine Anayasa Mahkemesince verilen 27/11/2019 tarih ve 2016/1138 başvuru numaralı karar ile "1- Başvurucuların hastanın daha donanımlı olan postoperatif yoğun bakım ünitesi olan bir hastaneye çok geç sevk edildiği, dolayısıyla ameliyat sonrası sunulan sağlık hizmetinin geç ve kötü işlediği iddialarıyla ilgili olarak raporda herhangi bir değerlendirme yapılmadığı belirtilerek söz konusu rapora itiraz ettikleri, söz konusu itiraz üzerine İdare Mahkemesince bu iddialara ilişkin yeni bir bilirkişi raporu alındığına dair herhangi bir bilgi ve belgenin dosyada olmadığı, 2- Başvurucularının yakınının ameliyat tarihinde 78 yaşında olduğu, hipertansiyon, tek böbrek, böbrek yetmezliği ve Parkinson hastalığı gibi bazı rahatsızlıklarının bulunduğu, sevk edildiği hastanedeki muayenesi sonucu kendisine septik şoka bağlı çoklu organ yetmezliği (kardiovasküler sistem bozukluğu, solunum yetmezliği, kronik böbrek yetmezliği, dissemine intravasküler koagülasyon) tanısı konulduğu birlikte göz önüne alındığında Y.G.de ameliyat sonrası gelişen komplikasyonlar nedeniyle bir başka hastaneye sevkinin gerekip gerekmediği, ayrıca Rektörlüğün cevap dilekçesinde de belirtildiği üzere yoğun bakım ünitesi bulunmayan hastanede ameliyat sonrası Y.G.'nin durumunun kötüleşmeye başladığı 29/01/2010 tarihinden septik şok ile bir başka hastaneye sevk edildiği 02/02/2010 tarihine kadar beş gün süreyle tedavisine devam edilmesinin teşhis ve tedavide gecikme oluşturup oluşturmadığı, nakilde yaşanan bir gecikme varsa bu gecikmenin Y.G.nin ölümü üzerinde bir etkisinin bulunup bulunmadığı hususlarında ATK raporunda herhangi bir değerlendirme olmamasının bir eksiklik olarak tespit edildiği, 3- Y.G.nin durumunun kötüleşmeye başlamasından beş gün sonra septik şok nedeniyle yoğun bakım ünitesi bulunan bir başka hastaneye sevk edilmiş olduğu da gözetildiğinde başvurucuların söz konusu iddialarının İdare Mahkemesi tarafından araştırılmasını müteakip ayrı ve açık bir yanıt verilmek suretiyle etkili bir şekilde karşılanması gerektiği halde söz konusu esaslı iddiaların İdare Mahkemesince tartışılıp gerekçeli kararda etkili bir şekilde karşılanmadığı, 4- Başvurucuların ameliyat sonrasında ameliyatı yapan doktora dört beş gün süreyle ulaşamadığı, yakınlarına uzman doktorlar tarafından değil pratisyen doktorlar tarafından tedavi uygulandığı, yakınlarının tek böbreği ve kronik böbrek rahatsızlığı olduğu, hastanede nefroloji kliniği ile dializ cihazı bulunmadığı, dolayısıyla hastanenin bu açılardan da ameliyat sonrası durumu kötüleşen yakınlarının tedavisi bakımından yetersiz olduğu, buna rağmen yakınlarının bir başka hastaneye sevkinde gecikildiği iddiaları bakımından da ne ATK raporunda ne de İdare Mahkemesi kararının gerekçesinde yeterli bir değerlendirme yapılmadığı, ameliyat sonrası Y.G.'nin tedavisinde görev alan doktorların tespitine yönelik olarak İdare Mahkemesince bir araştırma yapılmadığının da tespit edildiği," gerekçesine yer verilerek Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının ihlal edildiğine ve yaşam hakkının usul boyutunun ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. İhlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yapılan yargılama üzerine verilen ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; Adli Tıp Kurumu raporu, davacıların iddiaları ile davalı idarenin savunmaları ve Anayasa Mahkemesi kararı bir arada değerlendirildiğinde; 1- Davacıların yakını Y.G'nin ameliyattan sonraki dönemin 4. gününde idrar çıkışının azaldığı ve nefrolojiye konsülte edildiği, hırıltılı solunum ortaya çıkması nedeniyle de göğüs hastalıkları konsültasyonu sonucu tedaviye başlandığı, hastanın tek böbrekli olması nedeniyle üre ve creatin değerleri yüksek olan hastanın anestezi tarafından da değerlendirildiği, PA akciğer grafisinin akciğer ödemi ile uyumlu bulunmadığı, ek olarak Parkinson, hipertansiyon ve tek böbrek kronik renal yetmezlik gibi sistematik hastalıklarının multidisipliner tedavi gerektirmesi nedeniyle yoğun bakıma sevk edildiği hususlarına Adli Tıp Raporunda yer verildiği, İbni sina Araştırma ve Uygulama Hastanesi ile Cebeci Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nin Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi bünyesinde hizmet verdiği, davacıların tedavilerinin yapıldığı hastanelerin Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi kampüsü içeresinde olduğu, davacının aynı hastane bünyesinde farklı ünitelere sevkinde davalı idarenin hizmet kusuru işlediğinin kabulünün mümkün olmadığı, ameliyat sonrası hastanın durumunun Adli Tıp Raporunda değerlendirildiği, hastanın ameliyat sonrası dönemin 4. gününde idrar çıkışının azalması nedeniyle ek konsültasyonlara başlanıldığı hususunun sabit olduğu, hastanın tedavisinin nefroloji, anesteziyoloji ve reanimasyon bölümleri ile birlikte tedavi ve takibinin yapıldığı, hastanın ameliyatının sonrasında ameliyat nedeniyle ve ameliyat sonrasında ameliyatı ile ilgili olarak kadın hastalıkları ve doğum ana bilim dalında yoğun bakıma alınmasını gerektirecek olumsuz bir durumun yaşandığına ve Y.G.'nin ameliyat edilmesinden kaynaklanan bir rahatsızlığının ortaya çıktığına ilişkin hasta tetkik dosyalarında ve adli tıp raporunda somut bir bilgi ve belgeye yer verilmediğinden davacıların iddialarının soyut nitelikte kaldığı değerlendirilerek bu konuda yeni bir Adli Tıp Raporu alınmasına gerek duyulmadığı, bu nedenle postoperatif yoğun bakım ünitesi olan bir hastaneye çok geç sevk edildiği, dolayısıyla ameliyat sonrası sunulan sağlık hizmetinin geç ve kötü işlediği iddialarının yerinde görülmediği, 2- Davacıların yakını Y.G.'nin 26/01/2010 tarihinde Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalına yatırılarak 27/01/2010 tarihinde sitoredüktif cerrahi uygulandığı, ameliyat sonrası dönem olan postoperatif dönemde solunum yetmezliği ve böbrek fonksiyonu bozukluğu gelişmesi üzerine tetkik ve tedavi açısından Reanimasyon yoğun bakıma 02/02/2010 tarihinde yatırıldığı, 03/02/2010, 04/02/2010, 05/02/2010, 06/02/2010 tarihlerinde yoğun bakımda tedavi gördüğü, 06/02/2010 tarihinde vefat ettiği, ameliyat sonrası 4. gün hastanın genel durumunun bozulduğu, ve "sepsis" ön tanısıyla Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Yoğun Bakım Ünitesine sevkinin yapıldığı, Nefroloji Bilim Dalı ve Anesteziyoloji ve Reanimasyon Ünitesinde Nefroloji ve Anesteziyoloji uzmanı öğretim üyeleri ve uzmanlarının takip ve tedavi sürecinde yer aldığı, Nefroloji kliniğinde ve klinik bünyesinde diyaliz cihazlarının bulunduğu kaldı ki Y.G.'ye diyaliz tedavisi uygulandığı, ayrıca Ankara Üniversitesi Cebeci Araştırma ve Uygulama Hastanesi Başhekimliğinin 30/06/2011 tarih ve ... sayılı yazısında Ek Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr. … imzalı raporda; "Hastanın 02/02/2010 tarihinde Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinden malign uterus tümörü nedeniyle total abdominal histerektomi, bilateral salpingoooferektomi, periaortik lenf nodu diseksiyonu ve omentektomi operasyonu sonrası genel durum bozukluğu, çoklu organ yetmezliğine bağlı yüksek ölüm riski beklentisi ile Postoperatif Yoğun Bakım Ünitesine kabul edildiği, özgeçmişinden hipertansiyon, parkinson, kronik böbrek yetmezliği (tek böbrekli) parsiyel tiroidektomi ve paratiroidektomisinin olduğunun öğrenildiği, tetkikleri sonucunda septik şoka bağlı çoklu organ yetmezliği tanısı konulduğu (kardiyovasküler sistem fonksiyon bozukluğu + solunum yetmezliği + kronik böbrek yetmezliği zemininde akut böbrek yetmezliği + dissemine intavasküler koagülasyon), takibinde hipoksemik solunum yetmezliği nedeniyle entübe edilerek mekanik ventilasyon tedavisine başlandığı, taşikardi, CRP yüksekliği ve hipertansiyonu olan hastaya santral kateter konulduğu, kültürlerinin alındığı, vazokonstriktör tedavisi başlandığı, intaniye tedavisi, beslenme desteği, ülser ve derin venöz tromboz proflaksisi gibi diğer yoğun bakım desteklerinin başlandığı, genel cerrahi kliniğine danışıldığı, akut cerrahi patolojinin düşünülmediği, kliniğin ikinci gününde Nefroloji ve parkinsonu nedeniyle de Nöroloji Kliniklerine danışıldığı, 05/02/2010 tarihinde hemediyaliz yapıldığı, 06/02/2010 tarihinde tekrar hemodiyalize alının hastanın 10. dakikasında kardiak arrest gelişmesi üzerine işlemin sonlandırıldığı ve 15.25'te eksitus kabul edildiği" hususlarına yer verildiği, 29/01/2010 tarihinden 02/02/2010 tarihine kadar beş gün süreyle tedavisine devam edildiği, tüm hastane kayıt ve belgelerinde ameliyatın 4. gününde hastanın genel durumunun bozulduğu bilgisine yer verildiği, ameliyatın 4. gününe kadar olumsuz durum yaşandığına ve hastanın genel durumunun bozulduğuna ilişkin somut bilgi ve belge bulunmadığı ve yeniden alınacak Adli Tıp Kurumu raporunun dosyamıza yenilik katmayacağı anlaşıldığından rapor alınmasına gerek görülmediği, idareye bu konuda herhangi bir kusur atfedilmediği, 3- Anayasa Mahkemesi kararı gereğince Mahkemelerinin 11/03/2020 tarihli ara kararı ile davacıların yakını Y.G.'nin Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinden İbn-i Sina Hastanesine sevk sebebinin sorulduğu, ara kararına verilen cevaplar neticesinde İbn-i Sina Hastanesi ile Cebeci Araştırma ve Uygulama Hastanesinin Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesine bağlı hastaneler olduğu ve söz konusu hastaneler arasında Y.G.'nin Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalından Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalına sevk edildiği, dolayısıyla hastanın başka bir hastaneye sevkinin yapılmayarak aynı hastane bünyesinde farklı bir birime sevk edildiği, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanlığının yazısında ayrıca hastaların yoğun bakıma alınma kararının bir süreç gerektirebileceği, hastanın bulgularında olan her olumsuzluğun yoğun bakım ünitesine alınmasını gerektirmeyebileceği, söz konusu hastanın takibinin de ilgili bölümlerce işbirliği halinde yapıldığı hususlarının belirtildiği anlaşılmakla davacıların hastanın bir başka hastaneye sevk edildiği, söz konusu sevkte gecikme yaşandığı ve davalı idarenin kusurlu olduğu yönündeki iddialarına itibar edilmediği, 4- Mahkemelerinin ara kararına verilen cevapta Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde Nefroloji Kliniğinde ve bu klinik bünyesinde diyaliz cihazının bulunduğu bilgisinin verildiği kaldı ki Y.G.'ye de diyaliz tedavisinin uygulandığı, hastanenin tedavi bakımından yetersiz olduğuna ilişkin iddiaların soyut iddia niteliğinde kaldığı, ameliyatı yapan doktorun yurt dışına gittiği iddialarına ilişkin olarak ise Ankara Üniversitesi Rektörlüğü tarafından cevap verildiği, hastanın takip ve tedavisinde Prof.Dr. ...'ın, Uzman Doktor ...'ın ve Araştırma Görevlisi …'nin yer aldığı bilgisine yer verildiği, idarenin sağlık hizmetlerinde bir bütün olduğu, ameliyatı yapan doktorun hastanın takip sürecinde yer almaması ile hastanın durumunun bozulması arasında illiyet bağı kurulamadığı, idarenin sağlık hizmetlerinde bir bütün olması ve takip ve tedavi süreçlerinin aynı doktor tarafından yürütüleceğine ilişkin bir kuralın da bulunmaması nedeniyle davacıların bu yöndeki iddialarının davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğu sonucunu doğurmayacağı, Bu durumda, tedavinin hatalı uygulandığı iddiasıyla açılan maddi ve manevi tazminat davasında; dosyadaki bilgi ve belgeler ile Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan raporun birlikte değerlendirilmesinden, uygulanan tedavinin tıp kurallarına uygun olduğu, davacıların annesinin vefatının ameliyat sonrası yüksek dereceli uterus malign tümörü ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelebileceğinin beklenebilir bir sonuç olduğu, bu nedenle davalı idareye atfedilebilecek bir hizmet kusurunun bulunmadığı, yani illiyet bağının kurulamadığının anlaşıldığı, davacılar lehine hükmedilebilecek maddi tazminatın bulunmadığı, kusuru saptanamayan idareyi manevi tazminle sorumlu tutma olanağının da bulunmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun'a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun'un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; "Bilirkişi raporunun verilmesi" başlıklı 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; "Bilirkişi raporuna itiraz" başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir. Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen, yalnızca varsayıma dayalı olarak görüş bildiren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır. İdare Mahkemesince; Anayasa Mahkemesinin yukarıda bahsi geçen kararında ileri sürülen tıbbi eksiklikler, konunun uzmanları bilirkişiler marifetiyle aydınlığa kavuşturularak bilahare karar verilmesi gerekirken bu husus gözetilmeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında yer verilen gerekçenin karşılanmadan karar verildiği görülmektedir. Bu durumda; Anayasa Mahkemesinin 27/11/2019 tarih ve 2016/1138 başvuru numaralı ihlal kararının gerekçesine uyulmadan ve uyuşmazlığın konunun uzmanları bilirkişiler marifetiyle çözüme kavuşturulmadan eksik inceleme sonucu davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesinin temyize konu kararında hukuki isabet görülmemiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacıların temyiz istemlerinin KABULÜNE, 2. Davanın reddine ilişkin … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 18/09/2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.