Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2020/5082 E. , 2024/2891 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ALTINCI DAİRE Esas No : 2020/5082 Karar No : 2024/2891 DAVACILAR : 1- ... 2- ... 3- ... 4- ... VEKİLİ : Av. ... DAVALI : ... Bakanlığı/ANKARA VEKİLİ : Hukuk Müşaviri ... İSTEMİN KONUSU : 22/02/2020 tarih ve 31047 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Arsa ve Arazi Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin, 'Düzenleme sahalarının tespiti esasları' başlıklı 9. maddesinin, 2. fıkrasının iptali ve yü
Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2020/5082 E. , 2024/2891 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ALTINCI DAİRE Esas No : 2020/5082 Karar No : 2024/2891 DAVACILAR : 1- ... 2- ... 3- ... 4- ... VEKİLİ : Av. ... DAVALI : ... Bakanlığı/ANKARA VEKİLİ : Hukuk Müşaviri ... İSTEMİN KONUSU : 22/02/2020 tarih ve 31047 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Arsa ve Arazi Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin, 'Düzenleme sahalarının tespiti esasları' başlıklı 9. maddesinin, 2. fıkrasının iptali ve yürütmesinin durdurulması istenilmektedir. DAVACILARIN İDDİALARI : Dava konusu Yönetmelik hükümlerinin aşağıda ayrıntısı yazılı iddialarla hukuka uyarlık bulunmadığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir. DAVALININ SAVUNMASI : Davanın süresinde açılmadığı, davacının dava açma ehliyetinin bulunmadığı, dava konusu Yönetmelik hükümlerinin aşağıda ayrıntısı verilen savunmalarla hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'I DÜŞÜNCESİ : Dava konusu yönetmeliğin 9.maddesinin 2.fıkrasında yer alan "10/7/2019 tarihinden önce yapılmış imar planlarında 10/7/2019 tarihinden itibaren 5 yıl içerisinde;" ibaresi yönünden; parselasyon işleminin yapılmasıyla taşınmazı umumi ve kamu hizmet alanlarında kalan taşınmaz maliklerine yapılaşabilecekleri imar parselinin tahsis edilmesi kuraldır. 3194 sayılı Kanun hükümlerine göre imar planlarının yapılmasından sonra ilk olarak ilgili belediye encümeni kararıyla veya valilikçe parselasyon işlemi yapılması ve yapılaşmanın sağlanacağı imar parselleri oluşturulması gerekirken dava konusu düzenleme ile imar planı 10/07/2019 tarihinden önce kabul edilen tüm planlı alanlar için herhangi bir ayrım gözetilmeksizin beş yıl daha süre tanınması sureti ile mülkiyet hakkı üzerindeki kısıtlılıkların uzatılması öngörülmektedir. Dava konusu taşınmazın amacına uygun şekilde kullanılmasını ve imar mevzuatına uygun olarak yapılaşmasını süresi belli olmayacak şekilde engelleyen davalı idarelerin neden olduğu bu belirsizlik, kişisel yarar ile kamu yararı arasındaki dengeyi bozarak, mülkiyet hakkını kullanılamaz hale getirmekte, davacıyı mülkiyet hakkını kullanmaktan yoksun bırakarak yasada öngörülen sınırlamayı aşmakta ve hakkın özüne dokunan bir nitelik taşımaktadır. Bu itibarla, Kanun hükmünü aşacak şekilde mülkiyet hakkının korunması ile kamu yararı arasında olması gereken adil dengeyi davacı aleyhine bozan ve mülkiyet hakkını belirsiz süre kısıtlayarak müdahale edilmesine sebep ek bir süre öngören dava konusu yönetmeliğin 9.maddesinin 2.fıkrasında yer alan "10/7/2019 tarihinden önce yapılmış imar planlarında 10/7/2019 tarihinden itibaren 5 yıl içerisinde;" ibaresinde hukuka uygunluk bulunmadığı anlaşılmakta olup iptaline karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir. Dava konusu yönetmeliğin 9.maddesinin 2.fıkrasında yer alan "10/7/2019 tarihinden önce yapılmış imar planlarında 10/7/2019 tarihinden itibaren 5 yıl içerisinde;" ibaresi dışındaki kısımlar yönünden; dava dilekçesinde yönetmeliğin anılan kısmının hukuka aykırılığı sonucunu doğuran hangi nedenlerle iptalinin gerektiğine ilişkin davacı tarafından herhangi bir açıklama yapılmadığı ve tamamen soyut bir şekilde yönetmeliğin ilgili fıkrasının tamamının iptalinin istenildiği anlaşılmakta olup dayanağı yasa hükmüne uygun bir düzenleme içeren anılan kısım yönünden dava konusu yönetmelik fıkrasında hukuka aykırılık bulunmadığı ve bu kısım yönünden davanın reddine karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI ...'IN DÜŞÜNCESİ : Dava, 22/02/2020 tarih ve 31047 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Arsa ve Arazi Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin, 'Düzenleme sahalarının tespiti esasları' başlıklı 9. maddesinin, 2. fıkrasının iptali istemiyle açılmıştır. Davalı idarece ileri sürülen usule ilişkin itirazlar yerinde görülmemiştir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 124. maddesinde; Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzel kişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla yönetmelikler çıkartabileceği hüküm altına alınmıştır. Dosyanın incelenmesinden, Aydın İli, Çine İlçesi, ... Mahallesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmazın 15.03.1985 tarihli 1/1000 ölçekli uygulama imar planı ile ortaokul alanı olarak belirlendiği, ... tarihli, ... sayılı parselasyon işlemi ile eski ... ada, ... parsel sayılı taşınmazın okul yeri olarak oluşturulan alan ayrılarak ... ada, ... parsel sayılı taşınmazın davacıların murisi adına tescil edildiği,10.10.1990 tarihli 1/1000 ölçekli uygulama revizyon imar planında taşınmaz bakımından değişiklik olmadığı ve 23.08.2000 tarihli 1/1000 ölçekli uygulama revizyon imar planı ile taşınmaz ile güneyindeki bitişik parselin ilköğretim alanı olarak 07.08.2012 tarihli 1/5000 ölçekli nazım imar planı ile 1/1000 ölçekli uygulama imar planında eğitim alanı olarak tahsis edildiği, davacı tarafından taşınmazının üstündeki kısıtlılığın kaldırılması istemiyle yapılan başvurunun parselasyon işlemi yapılması gerektiği, parselasyon işlemi yapılmadan kısıtlılığın kaldırılamayacağından bahisle reddedilmesi üzerine davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Anayasanın 35. maddesinde: "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." hükmü yer almaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Ek 1 Nolu Protokolünün "Mülkiyetin korunması" başlıklı 1. maddesinde: "Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." hükmüne yer verilmiştir. Anayasa Mahkemesinin 28.03.2018 tarihli, E:2016/196, K:2018/34 sayılı kararıyla, 2942 sayılı Kanunun Geçici 11. maddesinin, imar uygulamalarının geniş alanları kapsaması nedeniyle ve bütçeye yeterli ödeneğin konulması amacıyla kanun koyucunun kamulaştırma sürecinin beş yıllık süre içinde tamamlanmasını öngördüğü, mülkiyetin kamu yararı amacıyla kontrolüne ilişkin söz konusu müdahaleler bakımından kanun koyucunun takdir yetkisinin bulunduğu, bu takdir yetkisi çerçevesinde söz konusu kamu yararı amacının gerçekleştirilmesi yönünden belirtilen fiili ve hukuki engeller sebebiyle malikin makul ve belirli bir süre boyunca bu kısıtlamalara katlanabileceği, ancak bu sürenin uzaması hâlinde söz konusu kısıtlamaların, taşınmaz malikine yüklenen külfeti ağırlaştıracağı gibi kısıtlılık süresinin uzamasına bağlı olarak malikin zararını karşılayabilecek herhangi bir giderim imkânının getirilmemesinin de malike aşırı bir külfet yüklenmesine sebep olacağı, itiraz konusu kuralda, mülkiyet hakkından dilediği gibi tasarruf edebilmesi ve yararlanabilmesi, kısıtlanan malikin kamulaştırma bedeline kavuşabilmesi veya söz konusu kısıtlılık hâlinin kaldırılarak mülkiyet hakkından yararlanabilmesi için geçmesi gereken beş yıllık sürenin yeniden başlamasının söz konusu olduğu, kanun koyucunun bu süre nedeniyle malikin uğradığı zararları telafi etmeye veya gidermeye yönelik herhangi bir düzenleme getirmediği, üstelik bu kısıtlılık nedeniyle açılacak davalarda taşınmazı kullanamamaktan doğan zararların tazminine yönelik bir düzenlemenin mevcut olmadığı gibi bu kuralın, yürürlük tarihinden önceki kısıtlılık sürelerinin de dikkate alınmamasına yol açtığı ve malike aşırı bir külfet yüklediği, kamu yararı ile malikin mülkiyet hakkı arasında gözetilmesi gereken adil dengeyi malik aleyhine bozduğu, dolayısıyla itiraz konusu kuralın Anayasanın 13. ve 35. maddelerine aykırı olduğu, birinci fıkrasının iptal edilmesi nedeniyle itiraz konusu ikinci fıkranın uygulanma olanağının kalmadığı gerekçesine yer verilerek iptal edilmiş; 20/12/2018 tarihli, E:2016/181, K:2018/111 sayılı kararıyla da Kamulaştırma Kanununun Ek 1. maddesinin birinci fikrasının ilk cümlesi dışındaki kısımların da, söz konusu düzenlemeler gereği süresinde kamulaştırma yapılmaması hâlinde taşınmaz malikleri ilgili idare aleyhine dava açma hakkını elde etmekle birlikte, Kanun’un geçici 6. maddesindeki malik aleyhine olan hükümlerin sürekli nitelikte uygulanmasının bu davalarda kamulaştırma için Anayasa’nın 46. maddesinde öngörülen güvenceleri etkisiz bırakacağı, maddenin bu bölümünün Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren sürekli uygulanmasının, idarelerin özel mülkiyete kamulaştırmasız el atma yoluyla müdahalesinin de sürekli hâle gelmesine sebep olabilecek nitelikte olduğu, idarelerin kural ile kamulaştırma yapmak yerine kamulaştırma için Anayasada belirtilen ilkelere aykırı olarak taşınmazları elde edebilme imkânına sahip olabileceği, böyle bir durumda devletin hukuka bağlılığı ilkesinin zedeleneceği gibi bireyler açısından hukuki güvenlik ve öngörülebilirliğin de ortadan kalkacağı, bir hukuk devletinde kanunların hukuka aykırı uygulamaları teşvik etmesinin kabul edilemeyeceği gerekçesine yer verilerek iptal edilmiştir. Anılan mevzuat hükümleri ve yargı kararları uyarınca; özel mülkiyet hakkının korunması gereken temel insan hakları arasında öngörüldüğü, Anayasa ve uluslararası sözleşmelerde mülkiyet hakkını korumaya yönelik düzenlemelere yer verildiği, bu düzenlemelerde mülkiyet hakkına müdahelelerin olabileceğinin öngörüldüğü, ancak bu müdahelelerde kamu yararı gerekçesi, kanuni düzenleme gereği ve ölçülülük ya da orantılılık gibi ulusulararası hukukun genel ilkelerinin varlığının dikkate alınması gerektiği, aksi durumda müdahelenin mülikyeti hakkı ihlaline neden olacağı kabul edilmiştir. Nitekim Anayasa Mahkemesi kararları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatlarıyla bu hususların açık bir şekilde ortaya konulduğu görülmektedir. 3194 sayılı İmar Kanununun 10. maddesinde: "Belediyeler; imar planlarının yürürlüğe girmesinden en geç 3 ay içinde, bu planı tatbik etmek üzere 5 yıllık imar programlarını hazırlarlar. Beş yıllık imar programlarının görüşülmesi sırasında ilgili yatırımcı kamu kuruluşlarının temsilcileri görüşleri esas alınmak üzere Meclis toplantısına katılır. Bu programlar, belediye meclisinde kabul edildikten sonra kesinleşir. Bu program içinde bulunan kamu kuruluşlarına tahsis edilen alanlar, ilgili kamu kuruluşlarına bildirilir. Beş yıllık imar programları sınırları içinde kalan alanlardaki kamu hizmet tesislerine tahsis edilmiş olan yerleri ilgili kamu kuruluşları, bu program süresi içinde kamulaştırırlar. Bu amaçla gerekli ödenek, kamu kuruluşlarının yıllık bütçelerine konulur. İmar programlarında, umumi hizmetlere ayrılan yerler ile özel kanunları gereğince kısıtlama konulan gayrimenkuller kamulaştırılıncaya veya umumi hizmetlerle ilgili projeler gerçekleştirilinceye kadar bu yerlerle ilgili olarak diğer kanunlarla verilen haklar devam eder." hükmü yer almaktadır. 3194 sayılı İmar Kanununun 7181 sayılı Kanunla değiştirilen "İmar planlarında umumi hizmetlere ve kamu hizmetlerine ayrılan yerler" başlıklı 13. maddesinde; "Özel hukuk kişilerinin mülkiyetinde olup uygulama imar planında düzenleme ortaklık payına konu kullanımlarda yer alan taşınmazlar; a) Bu kullanımlardan umumi hizmetlere ayrılan alanlar öncelikle 18 inci maddeye göre arazi ve arsa düzenlemesi yapılarak, b) 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu kapsamında sırasıyla, ilgisine göre Hazine veya ilgili idarelerin mülkiyetindeki taşınmazlar ile trampa yapılmak veya satın alınmak suretiyle, ilgili kamu kurum ve kuruluşunca kamulaştırılarak kamu mülkiyetine geçirilir. Düzenleme ortaklık payına konu kullanımlardan yol, meydan, ibadet yerleri, park ve çocuk bahçeleri hariç olmak üzere yapı yapılabilecek diğer alanlarda; alanların kamuya geçişi sağlanıncaya kadar maliklerinin talebi hâlinde ilgili kamu kuruluşunun uygun görüşü alınarak plandaki kullanım amacına uygun özel tesis yapılabilir. İlgili mevzuat uyarınca hiçbir şekilde yapı yapılamayacak alanlarda muvakkat da olsa yapı yapılmasına izin verilmez. Mevcut yapılar kamulaştırılıncaya kadar korunabilir. Bu alanlarda beş yıllık imar programı süresi içinde, birinci fıkranın (a) ve (b) bentlerine göre işlem tesis edilerek parsel, kamu mülkiyetine geçirilmek zorundadır. Bu süre en fazla bir yıl uzatılabilir. Parsel maliklerinin hisselerini idareye hibe etmeleri veya bedelsiz devretmeleri durumunda, idare devir işlemlerini bedel almaksızın gerçekleştirmekle yükümlüdür. Bu işlemler için parsel maliklerinden hiçbir vergi, resim, harç, döner sermaye ücreti ve herhangi bir ad altında bedel alınmaz. Kamu kullanımına ait sosyal, kültürel ve teknik altyapı alanlarının, Hazine veya kamu mülkiyetindeki alanlarla trampa yapılması hâlinde, şahıs veya özel hukuk kişilerinden hiçbir vergi, resim, harç, ücret, döner sermaye ücreti ve herhangi bir ad altında bedel alınmaz. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça hazırlanan yönetmelikle belirlenir. " hükmü yer almış; 7181 sayılı Kanunun 9.maddesiyle eklenen 3194 sayılı Kanunun 18.maddesinin 9.fıkrasında, Belediye veya valiliğin; parselasyon planlarını, imar planlarının kesinleşme tarihinden itibaren beş yıl içinde yapması ve onaylamasının esas olduğu, parselasyon planı yapmamaları sebebiyle doğacak her türlü kamulaştırma iş ve işlemlerinden belediyeler veya valiliklerin sorumlu olduğu hükmü getirilmiştir. 22/02/2020 tarih ve 31047 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Arsa ve Arazi Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin, "Düzenleme sahalarının tespiti esasları" başlıklı dava konusu 9. Maddesinin 2. fıkrasında, "10/7/2019 tarihinden sonra yapılan imar planlarında kesinleşme tarihinden itibaren 5 yıl içerisinde, 10/7/2019 tarihinden önce yapılmış imar planlarında 10/7/2019 tarihinden itibaren 5 yıl içerisinde; düzenleme sahalarının tespit edilerek, parselasyon planlarının yapılması ve onaylanması esastır." kuralı getirilmiştir. 10.07.2019 tarihinde yürürlüğe giren 7181 sayılı Kanunla 3194 sayılı Kanunun 18.maddesine eklenen hükme göre imar planlarının kesinleşme tarihinden itibaren beş yıl içinde yapması ve onaylaması esas olarak kabul edildiği halde, dava konu Yönetmelik hükmüyle dayanağı yasa hükmünü aşan ve mülkiyet hakkını kısıtlayacak bir şekilde 7181 sayılı Kanun değişikliğinin yürürlüğe girdiği 10.07.2019 tarihten önce imar planı onaylanan alanlara ilişkin parselasyon planlarının yapılması için 5 yıllık ek bir süre uygulanacağı öngörülmek suretiyle, Kanunla belirlenen sürelere ek bir süre vererek imar planı 10.07.2019 tarihinden önce kabul edilen tüm planlı alanlar için herhangi bir ayrım gözetilmeksizin beş yıl daha süre tanınması ile mülkiyet hakkı üzerindeki kısıtlılıkların uzatılmasının öngörüldüğü anlaşıldığından, dava konusu Yönetmelik hükmünde hukuka uygunluk bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, dava konusu yönetmelik hükmünün iptaline karar verilmesi gerektiği, düşünülmektedir TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Aydın ili, Çine ilçesi, ... Mahallesi, ... ada, ... sayılı parselin 15/03/1985 tarihli 1/1000 ölçekli uygulama imar planı ile ortaokul alanı olarak belirlendiği, ... tarihli, ... sayılı parselasyon işlemi ile eski ... ada, ... sayılı parselin okul yeri olarak belirlenen kısmı ayrılarak oluşturulan ... ada, ... sayılı parselin davacıların murisi adına tescil edildiği,10/10/1990 tarihli 1/1000 ölçekli uygulama revizyon imar planında taşınmaz bakımından değişiklik olmadığı ve 23/08/2000 tarihli 1/1000 ölçekli uygulama revizyon imar planı ile taşınmaz ile güneyindeki bitişik parselin ilköğretim alanı olarak 07/08/2012 tarihli 1/5000 ölçekli nazım imar planı ile 1/1000 ölçekli uygulama imar planında eğitim alanı olarak tahsis edildiği anlaşılmaktadır. Mülkiyet hakkı Anayasanın 35.maddesine aykırı olarak ve ölçülülük ilkesine bakılmaksızın kısıtlandığından bahisle davacılar tarafından açılan kamulaştırmasız el atma davasında ... İdare Mahkemesince verilen ... tarihli, E:..., K:... sayılı kararının Danıştay Altıncı Dairesinin 29/11/2016 tarihli, E:2016/7267, K:2016/7883 sayılı kararı ile bozulması üzerine bozma kararına uyularak 6475 sayılı Kanunda belirlenen 5 yıllık süre dolmadığından dava hakkında karar verilmesine yer olmadığı yolunda verilen ... İdare Mahkemesinin ... tarihli, E:..., K:... sayılı kararı Danıştay Altıncı Dairesinin 19/10/2017 tarihli, E:2017/3710, K:2017/7972 sayılı kararıyla onanarak kesinleşmiştir. Anayasa Mahkemesinin 20/12/2018 tarihli, E:2016/181, K:2018/111 sayılı kararıyla Kamulaştırma Kanununun Ek 1. maddesinin birinci fikrasının ilk cümlesi dışındaki kısımlarının Anayasaya aykırı olduğundan iptaline karar verilmesi üzerine Aydın Valiliği İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne kısıtlılığının kaldırılması için 03/07/2019 tarihinde başvuru yapılmış, Aydın Valiliği İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından verilen ... tarihli, ... sayılı yanıtta, 3194 sayılı Kanunun 9.maddesi gereğince parselasyon yapılmadan kamulaştırma işleminin yapılamayacağı, parselasyon yapılmadan Bakanlık veya İl Müdürlüğünün kamulaştırma sorumluluğunun bulunmayacağı belirtilmiştir. 10/07/2019 tarihinden itibaren 5 yıl içerisinde düzenleme sahalarının tespit edilerek, parselasyon planlarının yapılması ve onaylanmasını öngören düzenlemenin Resmi Gazetede yayımlanması üzerine bakılmakta olan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: 3194 sayılı İmar Kanununun 10. maddesinde: "Belediyeler; imar planlarının yürürlüğe girmesinden en geç 3 ay içinde, bu planı tatbik etmek üzere 5 yıllık imar programlarını hazırlarlar. Beş yıllık imar programlarının görüşülmesi sırasında ilgili yatırımcı kamu kuruluşlarının temsilcileri görüşleri esas alınmak üzere Meclis toplantısına katılır. Bu programlar, belediye meclisinde kabul edildikten sonra kesinleşir. Bu program içinde bulunan kamu kuruluşlarına tahsis edilen alanlar, ilgili kamu kuruluşlarına bildirilir. Beş yıllık imar programları sınırları içinde kalan alanlardaki kamu hizmet tesislerine tahsis edilmiş olan yerleri ilgili kamu kuruluşları, bu program süresi içinde kamulaştırırlar. Bu amaçla gerekli ödenek, kamu kuruluşlarının yıllık bütçelerine konulur. İmar programlarında, umumi hizmetlere ayrılan yerler ile özel kanunları gereğince kısıtlama konulan gayrimenkuller kamulaştırılıncaya veya umumi hizmetlerle ilgili projeler gerçekleştirilinceye kadar bu yerlerle ilgili olarak diğer kanunlarla verilen haklar devam eder." hükmü yer almaktadır. 3194 sayılı İmar Kanununun 7181 sayılı Kanunla değiştirilen "İmar planlarında umumi hizmetlere ve kamu hizmetlerine ayrılan yerler" başlıklı 13. maddesinde; "Özel hukuk kişilerinin mülkiyetinde olup uygulama imar planında düzenleme ortaklık payına konu kullanımlarda yer alan taşınmazlar; a) Bu kullanımlardan umumi hizmetlere ayrılan alanlar öncelikle 18 inci maddeye göre arazi ve arsa düzenlemesi yapılarak, b) 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu kapsamında sırasıyla, ilgisine göre Hazine veya ilgili idarelerin mülkiyetindeki taşınmazlar ile trampa yapılmak veya satın alınmak suretiyle, ilgili kamu kurum ve kuruluşunca kamulaştırılarak kamu mülkiyetine geçirilir. Düzenleme ortaklık payına konu kullanımlardan yol, meydan, ibadet yerleri, park ve çocuk bahçeleri hariç olmak üzere yapı yapılabilecek diğer alanlarda; alanların kamuya geçişi sağlanıncaya kadar maliklerinin talebi hâlinde ilgili kamu kuruluşunun uygun görüşü alınarak plandaki kullanım amacına uygun özel tesis yapılabilir. İlgili mevzuat uyarınca hiçbir şekilde yapı yapılamayacak alanlarda muvakkat da olsa yapı yapılmasına izin verilmez. Mevcut yapılar kamulaştırılıncaya kadar korunabilir. Bu alanlarda beş yıllık imar programı süresi içinde, birinci fıkranın (a) ve (b) bentlerine göre işlem tesis edilerek parsel, kamu mülkiyetine geçirilmek zorundadır. Bu süre en fazla bir yıl uzatılabilir. Parsel maliklerinin hisselerini idareye hibe etmeleri veya bedelsiz devretmeleri durumunda, idare devir işlemlerini bedel almaksızın gerçekleştirmekle yükümlüdür. Bu işlemler için parsel maliklerinden hiçbir vergi, resim, harç, döner sermaye ücreti ve herhangi bir ad altında bedel alınmaz. Kamu kullanımına ait sosyal, kültürel ve teknik altyapı alanlarının, Hazine veya kamu mülkiyetindeki alanlarla trampa yapılması hâlinde, şahıs veya özel hukuk kişilerinden hiçbir vergi, resim, harç, ücret, döner sermaye ücreti ve herhangi bir ad altında bedel alınmaz. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça hazırlanan yönetmelikle belirlenir. " hükmü yer almaktadır. 04/07/2019 tarihinde kabul edilip 10/07/2019 tarihinde yürürlüğe giren 7181 sayılı Kanunun 9.maddesiyle eklenen 3194 sayılı Kanunun 18.maddesinin 9.fıkrasında, "Belediye veya valiliğin; parselasyon planlarını, imar planlarının kesinleşme tarihinden itibaren beş yıl içinde yapması ve onaylaması esastır. Parselasyon planı yapmamaları sebebiyle doğacak her türlü kamulaştırma iş ve işlemlerinden belediyeler veya valilikler sorumludur.", yine 7181 sayılı Kanunun 15.maddesiyle eklenen 3194 sayılı Kanunun Geçici 19.maddesinde, "Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce, ilgili idare veya yetkili kurumca onaylanmış ancak tescil işlemi tamamlanmamış parselasyon planlarında hesaplanmış olan düzenleme ortaklık payı ve kamu ortaklık payı kesintilerine göre yürütülen iş ve işlemlere, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl süreyle devam edilir." hükmüne yer verilmiştir. 22/02/2020 tarih ve 31047 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Arsa ve Arazi Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin, 'Düzenleme sahalarının tespiti esasları' başlıklı 9. maddesinde; " (1) Belediye ve mücavir alan sınırları içinde belediyeler, belediye encümeni kararı ile; dışında ise valilikler, il idare kurulu kararı ile 5 yıllık imar programlarına öncelik tanımak ve beldenin inkişaf ve ihtiyaç durumuna göre, imar planları ile getirilen tüm kullanım alanlarını hazır bulunduracak şekilde düzenleme sahalarını tespit etmek ve kesinleşen uygulama imar planlarına göre parselasyon planlarını yaparak yeterli miktarda parseli oluşturmak mecburiyetindedir. (2) 10/7/2019 tarihinden sonra yapılan imar planlarında kesinleşme tarihinden itibaren 5 yıl içerisinde, 10/7/2019 tarihinden önce yapılmış imar planlarında 10/7/2019 tarihinden itibaren 5 yıl içerisinde; düzenleme sahalarının tespit edilerek, parselasyon planlarının yapılması ve onaylanması esastır. (3) İmar planı içerisinde düzenleme sahaları tespit edilirken, düzenleme sahalarındaki Düzenleme Ortaklık Payı oranlarının mümkün mertebe dengeli olmasına dikkat edilir. (4) Kamunun mülkiyeti ile Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununda belirtilen merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri yetkisi içindeki kamu yatırımlarının bulunduğu alanlar hariç olmak üzere, belirlenen düzenleme sahası bir müstakil imar adasından daha küçük olamaz. (5) Ancak, imar adasının bir kısmının imar mevzuatına uygun bir şekilde teşekkül etmiş olması nedeniyle, yeniden düzenlemesine ihtiyaç bulunmaması halinde adanın geri kalan kadastro parselleri müstakil bir imar düzenlenmesine konu teşkil edebilir." kuralına yer verilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Usul Yönünden; Davanın süresinde açılmadığı iddiası ile ilgili olarak; Davacı tarafından taşınmazının üstündeki kısıtlılığın kaldırılması istemiyle yapılan başvurunun, alanda parselasyon yapılması gerektiği, parselasyon işlemi yapılmadan kısıtlılığın kaldırılamayacağından bahisle reddedilmesine yönelik Aydın Valiliği İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından tesis edilen ... tarihli, ... sayılı işlemin tarafa tebliğ edilmesinden sonra 22/02/2020 tarihli, 31047 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 10/07/2019 tarihinden itibaren 5 yıl içerisinde düzenleme sahalarının tespit edilerek, parselasyon planlarının yapılması ve onaylanmasını öngören maddesinin iptalinin istenildiği anlaşılmaktadır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 7.maddesinde, ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı, ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililerin düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilecekleri hüküm altına alınmakla, ilanı gereken düzenleyici işlemler yönünden ilgililere uygulama üzerine dava açma olanağı tanındığı tartışmasızdır. 26/03/2020 tarih ve 31080 mükerrer sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7226 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un Geçici 1. maddesi uyarınca, Covid-19 salgın hastalığının ülkemizde görülmüş olması sebebiyle yargı alanındaki hak kayıplarının önlenmesi amacıyla; dava açma, icra takibi başlatma, başvuru, şikâyet, itiraz, ihtar, bildirim, ibraz ve zamanaşımı süreleri, hak düşürücü süreler ve zorunlu idari başvuru süreleri de dâhil olmak üzere bir hakkın doğumu, kullanımı veya sona ermesine ilişkin tüm sürelerin; 06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, 04/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve 12/01/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile usul hükmü içeren diğer kanunlarda taraflar bakımından belirlenen süreler ve bu kapsamda hâkim tarafından tayin edilen süreler ile arabuluculuk ve uzlaştırma kurumlarındaki sürelerin 13/03/2020 (bu tarih dâhil) tarihinden itibaren 30/04/2020 (bu tarih dâhil) tarihine kadar durduğu, bu sürelerin, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden itibaren işlemeye başlayacağı, durma süresinin başladığı tarih itibarıyla, bitimine on beş gün ve daha az kalmış olan sürelerin, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden başlamak üzere on beş gün uzamış sayılacağı, salgının devam etmesi halinde Cumhurbaşkanının durma süresini altı ayı geçmemek üzere bir kez uzatabileceği ve bu döneme ilişkin kapsamı daraltabileceği kabul edilmiş; 30/04/2020 tarih ve 31114 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 2480 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı uyarınca, 7226 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun Geçici 1. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen durma süresi 01/05/2020 (bu tarih dahil) tarihinden, 15/06/2020 (bu tarih dahil) tarihine kadar uzatılmıştır. Davacı tarafından 22/02/2020 tarihli, 31047 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin ilgili maddesinin iptalinin, 2577 sayılı Kanunun 7.maddesinin düzenleyici işlemin ilanını takip eden dava süresi içinde istendiği, ilanı takip eden altmış günlük dava açma süresinin normal koşullarda 22/04/2020 tarihinde dolduğu ancak yukarıda yer verilen mevzuat gereği dava açma süresinin 13/03/2020 tarihinden itibaren durduğu ve durma süresinin 15/06/2020 tarihine kadar uzatıldığı dikkate alındığında 08/06/2020 tarihinde açılan davada süre aşımı bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır Davacının dava açma ehliyeti bulunmadığı iddiası ile ilgili olarak; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun, 4577 sayılı Kanunla değişik 2. maddesinde; idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar "iptal davası" olarak tanımlanmıştır. Dosyanın incelenmesinden, davacının imar planı ile kamusal alana ayrılan ancak parselasyon yapılmadığından üzerindeki kısıtlılığın hala devam ettiği, taşınmazların maliki olduğu ve kısıtlılık halinin devamını öngören Yönetmelik hükmü sebebiyle menfaatinin etkilendiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, davacının dava konusu işlemle meşru ve güncel bir menfaat ilişkisinin bulunduğu sonucuna varıldığından davalı idarenin ehliyet itirazı yerinde görülmemiştir. Esas Yönünden; Dava dilekçesinde, 22/02/2020 tarihinde yürürlüğe giren Yönetmelik ile beş yıllık sürenin başlangıcı için yukarıda belirtilen 7181 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarih olan 10/07/2019 tarihinin esas alınacağının hükme bağlandığı, 35 yıllık mağduriyetin 5 yıl daha ötelenmesi durumunun ortaya çıktığı, Anayasa Mahkemesi kararıyla iptal edilen düzenlemenin tekrar ve yönetmelik olarak getirildiği, bu durumun Anayasanın 35.maddesine aykırılık taşıdığı, Anayasanın 13.maddesindeki sınırların aşıldığı, davacıya aşırı ve orantısız külfet yüklendiği iddia edilmiştir. Savunma dilekçesinde, 3194 sayılı Kanunun 10.maddesi, 13.maddesi, 18.maddesi, 2942 sayılı Kanunun Ek-1 maddesi hükümleriyle imar planlarının yürürlüğe girmesinden sonra beş yıllık süre içinde imar programlarının hazırlanması ve bütçe dahilinde taşınmazların ilgili idarece kamulaştırılması gerektiğinin düzenlendiği, ancak uygulamada genellikle bu hükümlerin uygulanmadığı, imar planlarındaki umumi hizmet alanlarının oluşturularak 5 yıllık imar programları dahilinde hizmete sunulmadığı, hazırlansa bile sistemli olarak sürecin yürütülemediği görüldüğünden İmar Kanununun 18/9.maddesinde onaylı imar planlarının bulunduğu alanlarda ister 5 yıllık imar programı içerisinde ister dışında olsun imar uygulamalarının 5 yıl içinde yapılması gerektiğinin hükme bağlandığı, bu hükmün suiistimal edilmeden uygulanmasını sağlamak için de 5 yıl içinde yapılamayacak imar uygulamaları dolayısıyla plan dahilinde doğacak her türlü kamulaştırma iş ve işlemlerinden belediyeler veya valiliklerin sorumlu olacağı belirtilerek, bu işlemlerin zamanında yapılmasının teşvik edildiği, dava konusu hükmün mağduriyetleri önlemek için getirildiği, davacıların taşınmazının eğitim alanında kaldığı ve imar planının uygulanamaması sebebiyle kamuya kazandırılamadığı, bu mağduriyetinin uzun süredir devam ettiği ancak belediyenin cevabının 18.madde uygulaması yapılacağı yönünde olduğu ve kamulaştırma iş ve işlemleri ile ilgili olmadığı, iddia edilenin aksine anılan hüküm mağduriyetleri gidermek için getirildiği savunulmuştur. Dairemizce yapılan değerlendirmede; Dava konusu yönetmeliğin 9.maddesinin 2.fıkrasında yer alan "10/7/2019 tarihinden önce yapılmış imar planlarında 10/7/2019 tarihinden itibaren 5 yıl içerisinde;" ibaresi yönünden; Anayasa Mahkemesinin 29/12/1999 tarihli ve E:1999/33, K:1999/51 sayılı kararıyla; 3194 sayılı İmar Kanununun 13. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları iptal edilmiş, iptal kararının gerekçesinde: "Çağdaş demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir. Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup onları büyük ölçüde kısıtlayan veya tümüyle kullanılamaz hale getiren sınırlamaların demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaştığı kabul edilemez. Demokratik hukuk devletinin amacı kişilerin hak ve özgürlüklerden en geniş biçimde yararlanmalarını sağlamak olduğundan yasal düzenlemelerde insanı öne çıkaran bir yaklaşımın esas alınması gerekir. Bu nedenle getirilen sınırlamaların yalnız ölçüsü değil, koşulları, nedeni, yöntemi, kısıtlamaya karşı öngörülen kanun yolları hep demokratik toplum düzeni kavramı içinde değerlendirilmelidir. Özgürlükler, ancak ayrık durumlarda ve demokratik toplum düzeninin sürekliliği için zorunlu olduğu ölçüde sınırlandırılabilmelidir. Demokratik bir toplumda temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamanın, bu sınırlamayla güdülen amacın gerektirdiğinden fazla olması düşünülemez. Demokratik hukuk devletinde güdülen amaç ne olursa olsun, kısıtlamaların, bu rejimlere özgü olmayan yöntemlerle yapılmaması ve belli bir özgürlüğün kullanılmasını önemli ölçüde zorlaştıracak ya da ortadan kaldıracak düzeye vardırılmaması gerekir. 3194 sayılı Yasa'nın 13. maddesinin itiraz konusu birinci fıkrasında imar planlarında, resmi yapı, okul, cami, yol, meydan gibi umumi hizmetlere ayrılan yerlerin, imar programına alınıncaya kadar mevcut kullanma şeklinin devam edeceği öngörülmüştür. Yasa'nın 10. maddesinde de belediyelerin, imar plânlarının yürürlüğe girmesinden en geç 3 ay içinde bu planı uygulamak üzere 5 yıllık imar programlarını hazırlayacakları belirtilmiş, ancak Yasa’da bu plânların tümünün hangi süre içinde programa alınarak uygulanacağına ilişkin bir kurala yer verilmemiştir. 13. maddenin birinci fıkrası uyarınca imar planlarında umumi hizmetlere ayrılan yerlerin mevcut kullanma şekillerinin ne kadar devam edeceği konusundaki bu belirsizliğin, kişilerin mülkiyet hakları üzerinde süresi belli olmayan bir sınırlamaya neden olduğu açıktır. İmar plânlarının uygulamaya geçirilmesindeki kamusal yarar karşısında mülkiyet hakkının sınırlanmasının demokratik toplum düzeninin gerekleriyle çelişen bir yönü bulunmamakta ise de, itiraz konusu kuralın neden olduğu belirsizliğin kişisel yarar ile kamu yararı arasındaki dengeyi bozarak mülkiyet hakkını kullanılamaz hale getirmesi, sınırlamayı aşan hakkın özüne dokunan bir nitelik taşımaktadır. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi de 23.9.1981 günlü Sporrong ve Lonnroth kararında, kamulaştırma izni ile inşaat yasağının uzun bir süre için öngörülmüş olmasının, toplumsal yarar ile bireysel menfaat arasındaki dengeyi bozduğu sonucuna varmıştır. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir." nitelemelerine yer verilmiştir. Diğer taraftan, ... İdare Mahkemesinin E:... sayısına ve ... İdare Mahkemesinin E: ... sayısına kayıtlı dosyalarda, Kamulaştırma Kanunu Geçici 11. maddenin; derdest olan davaların esası hakkında karar verilmesini engelleyici bir düzenleme olduğu, mülkiyet hakkı üzerindeki kısıtlamaların daha uzun sürmesine yol açtığı, yargı yetkisinin kullanılmasında genel hukuk ilkelerine uygun olmayan sınırlamalar getirildiği, bu sebeple ilgili kuralın mülkiyet hakkını, hak arama hürriyetini ve hukuk devleti ilkesini zedelediği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 5., 9., 35. ve 36. maddelerine aykırı olduğundan bahisle itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulmasına karar verilmiş, bu başvurular üzerine Anayasa Mahkemesinin 28/03/2018 tarihli, E:2016/196, K:2018/34 sayılı kararıyla, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununa 6745 sayılı Kanunun 34. maddesi ile eklenen Geçici 11. maddenin Anayasaya aykırı olduğundan iptaline karar verilmiştir. Öte yandan, Anayasa Mahkemesinin 20/12/2018 tarihli, E:2016/181, K:2018/111 sayılı kararıyla da Kamulaştırma Kanununun Ek 1. maddesinin birinci fikrasının ilk cümlesi dışındaki kısımlarının Anayasaya aykırı olduğundan iptaline karar verilmiştir. Anayasa Mahkemesince verilen, 2942 sayılı Kanunun Geçici 11. maddesinin iptaline ilişkin kararın gerekçesinde, imar uygulamalarının geniş alanları kapsaması nedeniyle ve bütçeye yeterli ödeneğin konulması amacıyla kanun koyucunun kamulaştırma sürecinin beş yıllık süre içinde tamamlanmasını öngördüğü, mülkiyetin kamu yararı amacıyla kontrolüne ilişkin söz konusu müdahaleler bakımından kanun koyucunun takdir yetkisinin bulunduğu, bu takdir yetkisi çerçevesinde söz konusu kamu yararı amacının gerçekleştirilmesi yönünden belirtilen fiili ve hukuki engeller sebebiyle malikin makul ve belirli bir süre boyunca bu kısıtlamalara katlanabileceği, ancak bu sürenin uzaması hâlinde söz konusu kısıtlamaların, taşınmaz malikine yüklenen külfeti ağırlaştıracağı gibi kısıtlılık süresinin uzamasına bağlı olarak malikin zararını karşılayabilecek herhangi bir giderim imkânının getirilmemesinin de malike aşırı bir külfet yüklenmesine sebep olacağı, itiraz konusu kuralda, mülkiyet hakkından dilediği gibi tasarruf edebilmesi ve yararlanabilmesi, kısıtlanan malikin kamulaştırma bedeline kavuşabilmesi veya söz konusu kısıtlılık hâlinin kaldırılarak mülkiyet hakkından yararlanabilmesi için geçmesi gereken beş yıllık sürenin yeniden başlamasının söz konusu olduğu, kanun koyucunun bu süre nedeniyle malikin uğradığı zararları telafi etmeye veya gidermeye yönelik herhangi bir düzenleme getirmediği, üstelik bu kısıtlılık nedeniyle açılacak davalarda taşınmazı kullanamamaktan doğan zararların tazminine yönelik bir düzenlemenin mevcut olmadığı gibi bu kuralın, yürürlük tarihinden önceki kısıtlılık sürelerinin de dikkate alınmamasına yol açtığı ve malike aşırı bir külfet yüklediği, kamu yararı ile malikin mülkiyet hakkı arasında gözetilmesi gereken adil dengeyi malik aleyhine bozduğu, dolayısıyla itiraz konusu kuralın Anayasanın 13. ve 35. maddelerine aykırı olduğu, birinci fıkrasının iptal edilmesi nedeniyle itiraz konusu ikinci fıkranın uygulanma olanağının kalmadığı belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesinin Ek 1. maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesi dışında kalan bölümünün iptaline ilişkin kararın gerekçesinde ise söz konusu düzenlemeler gereği süresinde kamulaştırma yapılmaması hâlinde taşınmaz malikleri ilgili idare aleyhine dava açma hakkını elde etmekle birlikte, Kanun’un geçici 6. maddesindeki malik aleyhine olan hükümlerin sürekli nitelikte uygulanmasının Anayasa Mahkemesinin 1/11/2012 tarihli ve E.2010/83, K.2012/169 sayılı kararında da açıklandığı üzere bu davalarda kamulaştırma için Anayasa’nın 46. maddesinde öngörülen güvenceleri etkisiz bırakacağı, maddenin bu bölümünün Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren sürekli uygulanmasının, idarelerin özel mülkiyete kamulaştırmasız el atma yoluyla müdahalesinin de sürekli hâle gelmesine sebep olabilecek nitelikte olduğu, idarelerin kural ile kamulaştırma yapmak yerine kamulaştırma için Anayasada belirtilen ilkelere aykırı olarak taşınmazları elde edebilme imkânına sahip olabileceği, böyle bir durumda devletin hukuka bağlılığı ilkesinin zedeleneceği gibi bireyler açısından hukuki güvenlik ve öngörülebilirliğin de ortadan kalkacağı, bir hukuk devletinde kanunların hukuka aykırı uygulamaları teşvik etmesinin kabul edilemeyeceği tespitlerine yer verilmiştir. Anayasanın 35. maddesinde: "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." hükmü yer almaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Ek 1 Nolu Protokolünün "Mülkiyetin korunması" başlıklı 1. maddesinde: "Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." hükmüne yer verilmiştir. Anılan mevzuat hükümleri açısından bakıldığında, özel mülkiyet hakkının korunması gereken temel insan hakları arasında öngörüldüğü, anayasa ve uluslararası sözleşmelerde mülkiyet hakkını korumaya yönelik düzenlemelere yer verildiği, bu düzenlemelerde mülkiyet hakkına müdahalelerin olabileceğinin öngörüldüğü, ancak bu müdahalelerde kamu yararı gerekçesi, kanuni düzenleme gereği ve ölçülülük ya da orantılılık gibi uluslararası hukukun genel ilkelerinin varlığının dikkate alınması gerektiği, aksi durumda müdahalenin mülkiyet hakkı ihlaline neden olacağı kabul edilmiştir. Nitekim Anayasa Mahkemesi kararları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarıyla da bu hususların açık bir şekilde ortaya konulduğu görülmektedir. Bu açıdan, kamu gücü kullanılarak özel mülkiyetteki taşınmazların kullanımına engel olunması anlamında mülkiyet hakkına söz konusu müdahalede yukarıda yer alan hükümler çerçevesinde kamu yararının varlığının, kanuni düzenleme gereğinin ve orantılılık noktasında adil dengenin sağlanıp sağlanmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir. “Hukuk güvenliği ilkesi” hukuk devletinde uyulması zorunlu temel ilkelerden birini oluşturmaktadır. Anayasada öngörülen temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının ve insan haklarının yaşama egemen kılınmasının önkoşulu olan hukuk güvenliği ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Hukuk devletinin gereği olan hukuk güvenliğini sağlama yükümlülüğü, kural olarak yasaların geriye yürütülmemesini gerekli kılar. “Yasaların geriye yürümezliği ilkesi” uyarınca yasalar, kamu yararı ve kamu düzeninin gerektirdiği, kazanılmış hakların korunması, mali haklarda iyileştirme gibi kimi ayrıksı durumlar dışında ilke olarak yürürlük tarihlerinden sonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarılırlar. Yürürlüğe giren yasaların geçmişe ve kesin nitelik kazanmış hukuksal durumlara etkili olmaması hukukun genel ilkelerindendir. İmar Kanunu 10. maddesiyle imar planlarının yürürlüğe girmesinden itibaren üç ay içinde imar planlarının uygulanmasını sağlamak için beş yıllık imar programlarının hazırlanması görevi yetkili idarelere yüklenmiş olup bu yükümlülüğün imar mevzuatında belirlenen süreler içerisinde yerine getirilmemesi halinde taşınmaz maliklerinin katlanması beklenen külfetlerin malik aleyhine ağırlaşması söz konusu olacağından Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle korunan mülkiyet hakkı ihlal edilmiş olur. Yukarıda yer verilen Kanun hükümlerine ve yargı kararlarına göre taşınmazı uzun yıllar imar programına almayan, imar planını fiilen hayata geçirmeyen, parselasyon, kamulaştırma veya takas yoluna başvurmayan idarenin, malikin taşınmaz üzerindeki tasarruf hakkını belirsiz süre ile kullanılamaz hale getirdiği açıktır. Bu durumda, malikin mülkiyet hakkının özüne uygun şekilde yararlanma olanağı kalmadığından taşınmaz malikinin mülkiyet hakkının hukuksal nedene dayanmadan, idarece engellendiğinin kabul edilmesi gerekir. Dava konusu Yönetmelik hükmü yürürlüğe girmeden önceki yukarıda da yer verilen Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile yargı kararları gereği her halükarda imar planlarının yürürlüğe girdiği tarihten itibaren Kanunda öngörülen süreler içinde imar programına alınarak mülkiyet hakkı üzerindeki kısıtlılığın kaldırılması gerekmekte iken 10/07/2019 tarihi itibariyle bu tarihten önce yapılan imar planları da dahil edilmek suretiyle parselasyon planlarının yapılması için yeniden beş yıllık sürenin tanımlanmasına ilişkin Yönetmelik hükmünün yürürlüğe girdiği görülmektedir. İdarelerin, yönetmeliklerle yapacakları düzenlemelerin üst kurallara aykırı olmaması; düzenlemenin kanunlarla idarelere tanınan yetkiler çerçevesinde ve kanunla belirlenen sınırlara bağlı olarak, tamamlayıcı, açıklayıcı ve üst normların uygulanmasına yönelik olması gerekmektedir. 7181 sayılı Kanunla 3194 sayılı Kanunun 18.maddesine eklenen hükme göre ilgili idarelerin imar planlarının kesinleşme tarihinden itibaren beş yıl içinde parselasyon planlarını yapması ve onaylaması esas iken uyuşmazlığa konu Yönetmelik maddesi ile 7181 sayılı Kanun değişikliğinin yürürlüğe girdiği 10/07/2019 tarihten önce imar planı onaylanan alanlarda parselasyon planlarının yapılması için 5 yıl ek bir süre uygulanacağı öngörülmek suretiyle, Kanunla belirlenen sürelere ek bir süre kabul edilmiştir. Parselasyon işleminin yapılmasıyla taşınmazı kamusal alanda kalan taşınmaz maliklerine yapılaşabilecekleri imar parselinin tahsis edilmesi kuraldır. 3194 sayılı Kanun hükümlerine göre imar planlarının yapılmasından sonra ilk olarak ilgili belediye encümeni kararıyla veya valilikçe parselasyon işlemi yapılması ve yapılaşmanın sağlanacağı imar parselleri oluşturulması gerekirken dava konusu düzenleme ile imar planı 10/07/2019 tarihinden önce kabul edilen tüm planlı alanlar için herhangi bir ayrım gözetilmeksizin beş yıl daha süre tanınması sureti ile mülkiyet hakkı üzerindeki kısıtlılıkların uzatılması öngörülmektedir. Dava konusu taşınmazın amacına uygun şekilde kullanılmasını ve imar mevzuatına uygun olarak yapılaşmasını süresi belli olmayacak şekilde engelleyen davalı idarelerin neden olduğu bu belirsizlik, kişisel yarar ile kamu yararı arasındaki dengeyi bozarak, mülkiyet hakkını kullanılamaz hale getirmekte, davacıyı mülkiyet hakkını kullanmaktan yoksun bırakarak sınırlamayı aşmakta ve hakkın özüne dokunan bir nitelik taşımaktadır. Bu itibarla, Kanun hükmünü aşacak şekilde mülkiyet hakkının korunması ile kamu yararı arasında olması gereken adil dengeyi davacı aleyhine bozan ve mülkiyet hakkını belirsiz süre kısıtlayarak müdahale edilmesine sebep ek bir süre öngören dava konusu yönetmeliğin 9.maddesinin 2.fıkrasında yer alan "10/7/2019 tarihinden önce yapılmış imar planlarında 10/7/2019 tarihinden itibaren 5 yıl içerisinde;" ibaresinde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Dava konusu yönetmeliğin 9.maddesinin 2.fıkrasında yer alan "10/7/2019 tarihinden önce yapılmış imar planlarında 10/7/2019 tarihinden itibaren 5 yıl içerisinde;" ibaresi dışındaki kısımlar yönünden; 7181 sayılı Kanunla 3194 sayılı Kanunun 18.maddesine eklenen hükme göre ilgili idarelerin imar planlarının kesinleşme tarihinden itibaren beş yıl içinde parselasyon planlarını yapması ve onaylaması esas olup dava konusu yönetmeliğin 9.maddesinin 2.fıkrasının yukarıdaki başlık altında değerlendirmeye alınan kısmında; anılan kanun hükmüne uygun şekilde bir düzenlemeye gidilerek 10/7/2019 tarihinden sonra yapılan imar planlarında kesinleşme tarihinden itibaren 5 yıl içerisinde düzenleme sahalarının tespit edilerek, parselasyon planlarının yapılması ve onaylanmasının esas olduğu hükmüne yer verildiği görülmektedir. İdarelerin, yönetmeliklerle yapacakları düzenlemelerin üst kurallara aykırı olmaması; düzenlemenin kanunlarla idarelere tanınan yetkiler çerçevesinde ve kanunla belirlenen sınırlara bağlı olarak, tamamlayıcı, açıklayıcı ve üst normların uygulanmasına yönelik olması gerekmekte olup belirtilen hususlar yönünden yönetmeliğin dava konusu edilen bu kısmında yasaya herhangi bir aykırılık bulunmamaktadır. Davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü iddialar ele alındığında ise temelde dava konusu yönetmeliğin 9.maddesinin 2.fıkrasında yer alan düzenlemenin, 10/7/2019 tarihinden önce yapılmış imar planlarında 10/7/2019 tarihinden itibaren 5 yıl içerisinde düzenleme sahalarının tespit edilerek, parselasyon planlarının yapılması ve onaylanmasına olanak tanınmasına ilişkin kısmına itiraz edildiği ve yönetmeliğin 9.maddesinin 2.fıkrasının "10/7/2019 tarihinden önce yapılmış imar planlarında 10/7/2019 tarihinden itibaren 5 yıl içerisinde;" ibaresi dışındaki kısmına yönelik herhangi bir itirazda bulunulmadığı, buna karşın söz konusu 9.maddenin 2.fıkrasının tamamının iptali istemiyle dava açıldığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla yönetmeliğin anılan kısmının hukuka aykırılığı sonucunu doğuran hangi nedenlerle iptalinin gerektiğine ilişkin davacı tarafından herhangi bir açıklama yapılmadığı ve tamamen soyut bir şekilde yönetmeliğin ilgili fıkrasının tamamının iptalinin istenildiği anlaşıldığından, dayanağı yasa hükmüne uygun bir düzenleme içeren anılan kısım yönünden dava konusu yönetmelik fıkrasında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Dava konusu yönetmeliğin 9.maddesinin 2.fıkrasında yer alan "10/7/2019 tarihinden önce yapılmış imar planlarında 10/7/2019 tarihinden itibaren 5 yıl içerisinde;" ibaresinin İPTALİNE, 2. Dava konusu yönetmeliğin 9.maddesinin 2.fıkrasında yer alan "10/7/2019 tarihinden önce yapılmış imar planlarında 10/7/2019 tarihinden itibaren 5 yıl içerisinde;" ibaresi dışındaki kısımlar yönünden DAVANIN REDDİNE, 3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ...-TL yargılama giderinin yarısı tutarındaki ...-TL'lik kısmının davacılar üzerinde bırakılmasına, kalan ...-TL'nin davalı idareden alınarak davacılara verilmesine, 4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ...-TL maktu vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine, ...-TL maktu vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalı idareye verilmesine, 5. Posta gideri avanslarından artan tutarların kararın kesinleşmesinden sonra taraflara iadesine, 6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 13/05/2024 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.