T.C. KONYA BAM 5. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ... T.C. KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 5. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : ... KARAR NO : ... T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ..... (...) ÜYE : ..... (...) ÜYE : ..... (...) KATİP : ..... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 06/11/2024 NUMARASI : ... Esas - ... Karar DAVACILAR : 1-........ 2-........ 3-........ 4-........ VEKİLİ : Av..... DAVALI : 1- ....…
T.C. KONYA BAM 5. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ... T.C. KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 5. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : ... KARAR NO : ... T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ..... (...) ÜYE : ..... (...) ÜYE : ..... (...) KATİP : ..... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 06/11/2024 NUMARASI : ... Esas - ... Karar DAVACILAR : 1-........ 2-........ 3-........ 4-........ VEKİLİ : Av..... DAVALI : 1- ........ VEKİLLERİ : Av..... Av..... DAVALI : 2- ........ VEKİLİ : Av..... DAVANIN KONUSU : Hekim Hatası İddiasına Dayalı Maddi ve Manevi Tazminat (Vekalet Sözleşmesinden kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ : 23/02/2026 G. KARAR YAZIM TARİHİ : 06/03/2026 İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına yönelik davalı ........ vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş ve dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere Dairemize gönderilmiş olmakla 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ........'ın müvekkilleri ........ ve ........'in kızları, diğer müvekkillerinin kardeşi olan ........'ın ameliyatı sırasında komplikasyon yönetiminde tıbbi hata sonucu ölümüne sebebiyet verdiğini, olay neticesinde Konya .... Asliye Ceza Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyası ile kamu davası açıldığını, soruşturmaya izin alınması gerekçesiyle davanın durdurulduğunu, izin çıktıktan sonra yargılamanın devam edeceğini, soruşturma dosyasında bulunan otopsi raporu ve Adli Tıp Üçüncü Üst Kurulunun raporunda davalı ........'ın komplikasyon yönetiminde tıbbi hata olarak nitelendirildiğinin belirtildiğini, iddianamenin davalının cezalandırılmasına karar verilmesi talepli olduğunu, mahkemece durma kararı verilinceye kadar duruşmalarda bir çok tanık dinlendiğini, bunun bile ........' ın ceza alması için yeterli delil olduğunu, ihtisas kurulunca düzenlenen raporlardan, alınan ifadelerden ve sorulan sorulara verilen cevaplar da anlaşılacağı üzere davalı ........' ın tıbbi hatası sonucu ........' ın vefat ettiğinin açık olduğunu ileri sürerek, ........ için 3.000,00 TL, ........ için 3.000,00 TL, ........ için 2.000,00 TL, ........ için 2.000,00 TL olmak üzere toplam 10.000,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının gerçek kişi yönünden olay tarihinden, sigorta şirketi yönünden ise arabulucuya başvuru tarihi olan 09/09/2021 tarihinden itibaren uygulanacak yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, ........ için 400.000,00 TL, ........ için 400.000,00 TL, ........ için 200.000,00 TL, ........ için 200.000,00 TL olmak üzere toplam 1.200.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davalı ........' dan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 11/10/2024 havale tarihli ıslah dilekçesi ile; maddi tazminat taleplerini 1.432.138,22 TL olarak belirlemiştir. Davalı ........ vekili cevap dilekçesinde özetle; tazminat davalarında tarafların gerçek kişi olması durumunda görevli mahkemenin tüketici mahkemesi olduğunu, ayrıca davada arabuluculuk dava şartının gerçekleştirilmediğini, taraflar arasındaki olay nedeniyle Konya .... Asliye Ceza Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyası ile kovuşturma yapıldığını, işbu dosyanın bekletici mesele yapılması gerektiğini, müvekkilinin tanınan bir hekim olduğunu, müvekkilinin olaya ilişkin asli kusurunun olmadığı gibi tali kusurunun dahi bulunmadığını, tüm ifadelerde ittifakla belirtildiği gibi cerrahinin başlamasının saat 14:40 olduğunu, 14:45 de ilk komplikasyonun gerçekleştiğini, komplikasyon gelişmesinin saat 14:45 de olmasının sadece suprapubik trokar giriş sırasında olduğunun ispatı olduğunu, bu durumun aort veya dallarına bağlı oluşabilecek olan komplikasyonu kesin olarak ekarte ettiğini, ceza mahkemesindeki ifadelerle aort veya iliac damar zeedelenmelerinin olmadığının ispat edildiğini, müteveffanın ölüm nedeninin cerrahibir komplikasyon olmadığı, sekonder faktörlerle ortaya çıkan bir durum olarak değerlendirildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı ........ AŞ vekili cevap dilekçesi ile özetle; müvekkili sigorta şirketinin sorumluluğunun sigortalının kusuru nedeniyle ortaya çıkan zararın karşılanması ile sınırlı olduğunu, müvekkili şirketin 06/08/2018-06/08/2019 tarihleri arasında geçerli olmak üzere tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi düzenlendiğini, mevcut poliçenin olay tarihi esaslı bir poliçe değil, ihbar tarihi esaslı bir poliçe olduğunu, davacının dilekçesinde belirttiği gibi müvekkili şirketin tazminat talebinden arabuluculuk başvurusu ile haberdar olduğunu, bu nedenle tazminat talebinin poliçe kapsamında olmadığını, poliçe teminat limitinin olay başı 800.000,00 TL ile sınırlı olduğunu, sigorta şirketinin sorumluluğunun öncelikle hekimin sorumlu bulunmasına bağlı olduğunu, davacı tarafın talep ettiği tazminat miktarının yüksek ve afaki olduğunu, manevi tazminatın zenginleşme aracı olarak kullanılamayacağını, manevi tazminat verilirken müvekkili şirketin sigortalı gibi değil sigortalı yerine sorumlu olduğu hususuna dikkat edilmesi gerektiğini, müteveffanın kardeşlerinin destekten yoksun kalma tazminatı talep edemeyeceklerini, hukuk mahkemelerinin ceza mahkemelerine bağlı olmadığını, bu nedenle bilirkişi kusur raporu alınmasını talep ettiklerini, davanın açılmasına sebebiyet vermediklerini savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonunda; "...Dava, maddi ve manevi tazminat isteminden ibarettir. Haksız fiilden kaynaklı tazminat davalarında ispat yükü 6098 sayılı TBK'nın 50. Maddesi uyarınca zarar gören üzerinde olup, zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat etmek zorundadır. Somut olayda davacılar davaya konu hekim hatası neticesinde desteklerinin öldüğünü iddia ederek, destekten yoksun kalma tazminatı ile manevi tazminat istemlerinde bulunmuşlardır. Konya Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... S sayılı dosyasında, 31/05/2019 günü ........ Hastanesinde rahim kisti ameliyatı olan, ameliyat sonrası durumu kötüleşen ........'ın aynı gün Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildiği ve tedavisi devam ederken 02/06/2019 günü hastanede öldüğü dava konusu olayla ilgili olarak davalı ........'ın uygulamalarının komplikasyon yönetiminde tıbbi hata olarak nitelendirilerek davalı ........ hakkında iddianame düzenlendiği, iddianamenin Konya .... Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... E sırasına kaydedildiği ve 09/05/2023 tarihli, ... E. ... K sayılı karar ile durma kararı verildiği anlaşılmıştır. Bahsi geçen ceza dosyasında düzenlenen 11/08/2020 tarihli Adli Tıp 8. İhtisas Kurulu raporu ile, davalı ........'ın komplikasyon yönetimininde hatalı davrandığı mütalaa edilmiş, yine Adli Tıp 3. Üst Kurulu tarafından tanzim edilen 30/07/2021 tarihli rapor ile de davalı ........'ın kusurlu olduğu tespit edilmiştir. Mahkememizce tanzim ettirilen 13/06/2024 tarihli Adli Tıp 8. İhtisas Kurulu raporu ile, adet dönemlerinde şiddetli ağrı şikayeti bulunan, ultrasonografı tetkikinde sağ överde endometrioma, sol överde basit kist saptanan hastaya 31/05/2019 tarihinde uygulanan laparoskopik endometrioma ve över kist eksizyonu ameliyatının endikasyonu bulunduğu ve uygulama şeklinin tıbben doğru olduğu, laparoskopik girişimlerin veress iğnesi kullanılmadan direkt trokar girişiyle de yapılabileceği, hastada uygulanan laparoskopik girişime bağlı sağ iliak artere uzanan aort yaralanmasının her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilecek bir komplikasyon olarak nitelendirildiği, ancak dava dosyasında mevcut tıbbi belgeler ve ifadeler dikkate alındığında, ameliyata başlandıktan kısa bir süre sonra hastada hemodinamik bozulma geliştiğinde damar yaralanmasına bağlı kanama ön tanısına yönelik eksplorasyon yapılmamış olması, ameliyata ara verilerek büyük damar yaralanmasına erken müdahale edilmek üzere Kalp Damar Cerrahisi konsültasyonu istenmemiş olması ve batın içi yoğun kanamaya rağmen ameliyat tamamlandıktan sonra konsültasyonlar istenip hastaya müdahale edilmiş olması nedeniyle Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. ........’ın uygulamalarının komplikasyon yönetiminde tıbbi hata olarak nitelendirildiği mütalaa edilmiştir. Rapordaki bu tespitin savcılık dosyasında alınan rapor ile uyumlu olduğu, yine raporun dosya kapsamına ve olayın oluş şekline de uygun olduğu sonucuna varıldığından, müteveffa ........'ın ölümünde davalı ........'ın kusurlu olduğu kabul edilmiştir. Davacı ........ müteveffanın annesi, davacı ........ ise müteveffanın babası olup, kural olarak bu davacılar ile müteveffa arasında desteklik ilişkisi bulunduğunun kabulü gerekir. Bu karinenin aksinin ise davalı tarafça ispatlanması gerekir. Davalı tarafça bu yönde bir delil ibraz edilmediğinden müteveffa ile anne ve babası arasında desteklik ilişkisi bulunduğu kabul edilmiştir. Davacılar ........ ile ........ müteveffanın kardeşleridir. Bu davacılar yönünden ise durum farklıdır. Zira kardeşler arasında desteklik ilişkisi bulunduğu karine olarak kabul edilemez. Bunu ileri sürenin iddiasını usulünce ispatlaması gerekir. Müteveffa ........'un davacılar ........ ve ........'ye düzenli, sürekli ve fiili bir desteğinin var olduğuna dair herhangi dosyamıza bir belge ve bilgi sunulmadığından adı geçen davacılar yönünden destekten yoksun kalma tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir. Destekten yoksun kalma tazminatı hesabının ne şekilde yapılacağı konusunda 6098 sayılı TBK'da açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu kapsamda hesaplamanın yargı kararları ile yerleşik hale gelen uygulamalara göre yapılması gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 02/12/2021 tarihli, 2017/(21)10-1179 E, 2021/1563 K sayılı ilamı ve 21/12/2021 tarihli, 2018/10-1027 E., 2021/1708 K sayılı ilamı ile bakiye yaşam süresinin tespitinde ülkemize özgü ve güncel verileri içeren TRH 2010 yaşam tablosunun dikkate alınması gerektiğine işaret etmiştir. Yine, Yargıtay Dairelerinin uygulamaları da bu yönde olmuştur. Bu nedenle, hesaplamalarda TRH 2010 yaşam tablosunun dikkate alınmasının hakkaniyete daha uygun olacağı kabul edilmiştir. Mahkememizce temin edilen 03/10/2024 tarihli aktüerya bilirkişi raporu ile, TRH 2010 Yaşam Tablosuna göre anne ........' ın 818.081,83 TL destekten yoksun kalma zararının hesaplandığı, hesaplanan bu miktarın 456.984,85 TL lik kısmının garame hesabı uyarınca poliçe limitinde kaldığı, baba ........' ın ise 614.056,39 TL destekten yoksun kalma zararının hesaplandığı, hesaplanan bu miktarın 343.015,15 TL lik kısmının garame hesabı uyarınca poliçe limitinde kaldığı tespit edilmiştir. Rapordaki tespitlerin dosya kapsamına uygun olduğu sonucuna varıldığından Mahkememizce davacılar ........'ın destek zararının 818.081,83 TL, ........'ın destek zararının ise 614.056,39 TL olduğu kabul edilmiştir. Desteğin, davalı ........'ın kusurlu hareketleri neticesinde ölmesi karşısında, davalı ........'ın oluşan bu zarardan sorumlu olduğu noktasında bir duraksama yoktur. Davalı ........ A.Ş. ise 25/03/2021 tarihli Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesi'ne istinaden oluşan zarardan poliçe limiti tutarı kadar sorumludur. Poliçe limiti 800.000 TL olup, davacıların toplam zararı bu tutarın üstünde olduğundan garame hesabı yapılması gerekir. 03/10/2024 tarihli raporda yapılan garame hesabının dosya kapsamına uygun olduğu kabul edildiğinden, davalı ........ A.Ş.'nin sorumlu olduğu tutarın ........ yönünden 456.984,85 TL, ........ yönünden ise 343.015,15 TL olduğu kabul edilmiştir. Her ne kadar davalı sigorta şirketi tarafından vekalet ücreti, yargılama gideri ve faiz gibi feri nitelikteki alacakların da limit içinde olduğu iddia edilmiş ise de, davalı sigorta şirketinin kendisinin sebebiyet verdiği feri nitelikteki gider ya da alacağın tutarın poliçe limitinden mahsup edilmesi mümkün olmadığından bu iddianın dinlenebilir nitelikte olmadığı kabul edilmiş ve davacı ........ ile davacı ........'ın maddi tazminat davalarının kabulüne karar vermek gerekmiştir. Dava haksız fiile dayalı olduğundan haksız fiil sorumlusu davalı ........'ın olay tarihinde temerrüde düştüğü kabul edilmelidir. davalı sigorta şirketi yönünden ise temerrüdün 6102 s. TTK'nın 1475. maddesindeki atıf nedeniyle aynı Yasa'nın 1427. maddesine göre belirlenmesi gerekir. Buna göre sigorta şirketinin ihbardan itibaren 45 gün içinde sigorta tazminatını ödemesi gerekir. Somut olayda, ihbar tarihine ilişkin herhangi bir delil ibraz edilmediğinden arabulucuya başvuru tarihinden itibaren işleyen 45 gün sonrasındaki gün olan 25/10/2021 tarihinde sigorta şirketinin temerrüde düştüğü kabul edilmiştir. 6098 sayılı TBK'nın 56. Maddesine göre; Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek, tazminata benzer fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim, bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Hakimin, bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminatı takdir etmesi gerekir( HGK 23/06/2004, 13/291-370 ) Somut olayda, müteveffa ile davacılar arasındaki yakınlık derecesi, paranın alım gücü, tarafların sosyal ekonomik durumları, manevi tazminatın tatmin ve caydırıcılık fonksiyonu dikkate alınarak davacıların manevi tazminat davalarının kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesiyle; davacı ........ ile davacı ........'ın maddi tazminat davalarının reddine, davacı ........'ın maddi tazminat davasının kabulü ile (davalı ........ A.Ş.'nin sorumluluğu 343.015,15 TL ile sınırlı olmak üzere) 614.056,39 TL destekten yoksun kalma tazminatının, davalı ........ A.Ş. yönünden 25/10/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, davalı ........ yönünden ise 02/06/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ........'a verilmesine, davacı ........'ın maddi tazminat davasının kabulü ile (davalı ........ A.Ş.'nin sorumluluğu 456.984,85 TL ile sınırlı olmak üzere) 818.081,83 TL destekten yoksun kalma tazminatının, davalı ........ A.Ş. yönünden 25/10/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, davalı ........ yönünden ise 02/06/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ........'a verilmesine, davacıların manevi tazminat davalarının kabulü ile, davacı ........ için 400.000,00 TL, davacı ........ için 400.000,00 TL, davacı ........ için 200.000,00 TL ve davacı ........ için 200.000,00 TL olmak üzere toplam 1.200.000,00 TL manevi tazminatın 02/06/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ........'dan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı ........ vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Yerel Mahkemenin 13.06.2024 tarihli Adli Tıp 8. İhtisas Kurulu raporuna karşı itirazlarını değerlendirmeden karar verdiğini, Adli Tıp 8. İhtisas Dairesinin savcılık dosyasında bahsi geçen olayla ilgili hem kendi içinde hem de raporlar arası çelişkili ifadelerde bulunduğunu, Konya .... Asliye Ceza Mahkemesi ... E. sayılı dosyasının adli tıp kurumuna dahi gitmediğini, sunulan mütalaalarda davalının bahsi geçen olayda herhangi bir kusurunun bulunmadığının görüleceğini, adli tıp kurumu ile uzman görüşlerinin çeliştiğini, sunulan uzman görüşleri ve Koç Üniversitesi Tıp Fakültesinden alınan raporların gözardı edildiğini, yerel mahkemenin baz aldığı hesaplama yönteminin hatalı olduğunu, ceza dosyasını beklemeden karar verildiğini, ceza dosyasında alınacak adli tıp raporu ve olası beraat kararı ile davalının kusurunun olmadığının ortaya çıkacağını belirterek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: Dairemizce HMK'nın 355. maddesi kapsamında istinaf dilekçesinde belirtilen hususlarla sınırlı olmak üzere ve kamu düzenine ilişkin hususlar resen dikkate alınarak yapılan inceleme neticesinde; Dava; vekalet ilişkisinden kaynaklı hekim hatası iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat davasına ilişkindir. Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. Yapılacak işlem ve/veya müdahale sonrasında bir komplikasyon gelişme ihtimali varsa hastanın bu konuda da bilgilendirilmesi ve bu konuda hastaya tercih hakkının sağlanması gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Aynı hususlar adam çalıştıran sıfatı ile doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşları için de geçerlidir. Dava konusu olayla ilgili, soruşturma esnasında alınan ATK 8. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 30/10/2019 tarihli raporunda, davalı hekime kusur atfedilmemiş, aynı kuruldan alınan 24/06/2020 tarihli raporda da Dr. ........ ve hemşire ........ ifadeleri esas alındığında, davalı tarafın, geç dönemde kalp damar cerrahi ve genel cerrahi konsültasyonlarını istediğinden komplikasyon yönetiminde tıbben hatalı olduğu belirtilmiş, ATK Adli Tıp Üçüncü Üst Kurulundan alınan 01/07/2021 tarihli raporda ise Laparoskopik girişimlerin veress iğnesi kullanılmadan direkt trokar girişiyle de yapılabileceği, hastada uygulanan laparoskopik girişime bağlı sağ iliak artere uzanan aort yaralanmasının her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilecek bir komplikasyon olarak nitelendirildiği, ameliyata başlandıktan kısa bir süre sonra hastada hemodinamik bozulma geliştiğinde damar yaralanmasına bağlı kanama ön tanısına yönelik eksplorasyon yapılmamış olması, ameliyata ara verilerek büyük damar yaralanmasına erken müdahale edilmek üzere Kalp Damar Cerrahisi konsültasyonu istenmemiş olması ve batın içi yoğun kanamaya rağmen ameliyat tamamlandıktan sonra konsültasyonlar istenip hastaya müdahale edilmiş olması nedeniyle davalının uygulamalarının komplikasyon yönetiminde tıbbi hata olarak nitelendirildiği belirtilmiştir. Anılan her üç raporda da ölüm nedenin laparoskopik over kist eksizyonu ameliyatı sırasında gelişen büyük damar yaralanmasına bağlı iç kanama ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu anlaşılmıştır. Mahkemece, ayrıca olayla ilgili ATK 8. Adli Tıp İhtisas Kurulundan 29/05/2024 tarihli rapor alınmıştır. Alınan raporda ise, ölüm nedeni yukarıda belirtildiği şekilde olduğu açıklanmış ve laparoskopik girişimlerin veress iğnesi kullanılmadan direkt trokar girişiyle de yapılabileceği, hastada uygulanan laparoskopik girişime bağlı sağ iliak artere uzanan aort yaralanmasının her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilecek bir komplikasyon olarak nitelendirildiği, ancak dava dosyasında mevcut tıbbi belgeler ve ifadeler dikkate alındığında, ameliyata başlandıktan kısa bir süre sonra hastada hemodinamik bozulma geliştiğinde damar yaralanmasına bağlı kanama ön tanısına yönelik eksplorasyon yapılmamış olması, ameliyata ara verilerek büyük damar yaralanmasına erken müdahale edilmek üzere Kalp Damar Cerrahisi konsültasyonu istenmemiş olması ve batın içi yoğun kanamaya rağmen ameliyat tamamlandıktan sonra konsültasyonlar istenip hastaya müdahale edilmiş olması nedeniyle davalı ........’ın uygulamalarının komplikasyon yönetiminde tıbbi hata olarak nitelendirildiği belirtilmiştir. Somut olayda ise, mahkemece alınan ATK raporundan hastada uygulanan laparoskopik girişime bağlı sağ iliak artere uzanan aort yaralanmasının her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilecek bir komplikasyon olarak nitelendirilmiştir. Ayrıca davalı tarafça yapılan müdahalenin varess iğnesi kullanılmaksızın da yapılabileceği, mahkemece alınan raporda ifade edilmiştir. Bu durumda taraflar arasındaki uyuşmazlığın müteveffa ........'nin ameliyatı esasında meydana gelen komplikasyonlara (büyük damar yaralanmasına) davalı hekim tarafından zamanında müdahale edilip edilmediği, diğer bir değiş ile gerekli konsültasyonların zamanında yapılıp yapılmadığı hususlarında toplanmaktadır. Mahkemece ATK 8. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 29/05/2024 tarihli rapor esas alınarak davalı hekimin kusurlu olduğu kabul edilmiş ise de, aynı kurul tarafından verilen 30/10/2019 tarihli rapor ile hükme esas alınan raporların birbirleri ile çeliştiği gibi, dosyaya sunulan 19/08/2024 tarihli ve bila tarihli tıbbi mütalaaların da hükme esas alınan rapor ile çeliştiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla mahkemece Hacettepe Üniversitesi hastanelerinde görevli (1 Kadın Doğum Uzmanı 1 Kalp Damar Cerrahı Uzmanı 1 Genel Cerrah 1 Adli Tıp Uzmanı) akademisyenlerden oluşan ve konusunda uzman 5 kişilik bir bilirkişi heyetine dosyanın tevdi, dosyadaki bilgi, belge ve beyanlar da nazara alınarak davalı hekim tarafından gerçekleştirilen ameliyat esnasında meydana gelen komplikasyonlara (büyük damar yaralanmasına) davalı hekimin zamanında müdahale edip etmediği, gerekli konsültasyonları zamanında isteyip istemediği, meydana gelen ölüm olayı ile komplikasyonlar arasında illiyet bağının bulunup bulunmadığı ve davalı vekilince mahkemece alınan ATK raporuna karşı itirazlarında ileri sürdüğü itirazlar hususunda uzman raporunu da değerlendirir şekilde, anılan raporlar arasındaki çelişkiyi de giderecek şekilde, rapor alınarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olmuştur. Davalı vekilinin bu hususlara değinilen istinaf talepleri yerindedir. Ayrıca, davacılar tarafından karar tarihinden sonra verilen 24/12/2024 tarihli beyan dilekçesinde, davalı sigorta şirketi yönünden feragat ettiğini ve davalı sigorta şirketinin 800.000,00 TL ödeme de yaptığı beyan edilmiştir. Bu itibarla mahkemece, davalı sigorta şirketi yönünden feragat nedeni ile davanın reddine karar verilmelidir. Öte yandan, mahkemece hükme esas alınan aktüerya raporunun 03/10/2024 tarihinde ve düzenlendiği tarih itibari ile belirlenen asgari ücreti baz alınarak düzenlendiği ve hükmün 06/11/2024 tarihinde verildiği görülmektedir. Gerçek zararın belirlenmesi bakımından karar tarihine en yakın tarihlerdeki ölçütlerin kullanılması gerekmektedir. Gerçek zararın tespiti noktasında, asgari ücret kamu düzeni ile ilgili olup, mahkemece re’sen gözönünde tutulması zorunludur. O halde mahkemece, kusura yönelik raporun aldırılmasından sonra ve davalı doktorun kusurlu olduğunun tespiti halinde, tazminat hesabının karar tarihine en yakın (güncel) verilerle yapılması gerektiği gözetilerek rapor düzenleyen bilirkişiden güncel verilerle (güncel asgari ücret üzerinden) hesap yapılması, hesap yapılır iken de davacı tarafın karar tarihinden sonraki ödeme beyanları nazara alınmalı ve bu hususlar hakkında ek rapor alınarak hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekmektedir. Kabule göre de, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2021/575 E., 2022/1660 K. sayılı kararında "Hukuk Genel Kurulunda da hangi yaşam tablosunun esas alınması gerektiği yönündeki uyuşmazlık tartışılmış ve gerçek zarar hesabının özü itibariyle varsayımlara dayalı bir hesaplama olması nedeniyle gerçeğe en yakın verilerin kullanılması gerekliliği karşısında bakiye ömür süresinin belirlenmesinde ülkemize özgü ve güncel verileri içeren TRH 2010 yaşam tablosunun esas alınması gerektiği sonucuna varılmıştır" içtihadına yer verilmiştir. Anılan içtihat uyarınca da mahkemece TRH 2010 yaşam tablosunun esas alınmasında bir isabetsizlik bulunmadığından davalı tarafın buna yönelik istinaf talebi yerinde değildir. Açıklanan nedenlerle, davalı ........ vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere; 1-Davalı ........ vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE, 2-6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6.maddesi uyarınca Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesinin 06/11/2024 tarihli ve ... Esas - ... Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın İlk Derece Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-Davalı ........ tarafından yatırılan 44.951,00 TL istinaf karar harcının talep halinde İlk Derece Mahkemesince bu davalıya iadesine, 5-Davalı ........ tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin İlk Derece Mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, 6-Karar tebliği ve harç işlemlerinin İlk Derece Mahkemesince yerine getirilmesine, Dair, 6100 sayılı HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.23/02/2026 ..... Başkan ... ¸e-imzalıdır. ..... Üye ... ¸e-imzalıdır. ..... Üye ... ¸e-imzalıdır. ..... Katip ... ¸e-imzalıdır. ¸Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu kapsamında Elektronik İmza ile imzalanmıştır.¸