(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi 2009/2113 E. , 2009/11229 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tapu iptali ve alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacı, davalı ile aralarındaki şifai anlaşma gereğince, davalı adına kayıtlı bulunan Tekirdağ, ... ada
**(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi 2009/2113 E. , 2009/11229 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tapu iptali ve alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacı, davalı ile aralarındaki şifai anlaşma gereğince, davalı adına kayıtlı bulunan Tekirdağ, ... ada, 8 parselde kayıtlı arsa üzerine yapılan binanın imalat masraflarını müştereken ödediklerini, bu nedenle binanın ikinci ve dördüncü katı ile zemin kattaki dükkanın yarı hissesinin tapuda kendi adına tescil edilmesi gerekirken, davalının edimini yerine getirmediğini ileri sürerek, söz konusu taşınmazların tapuda adına tesciline, olmadığı takdirde ise bedelleri olan 16.755.675.000 TL’nin yasal faizi ile birlikte ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Davalı, binada bazı imalatların davacı tarafından yapıldığını kabul etmekle birlikte, davacı ile aralarında iddia edildiği gibi bir sözleşme ilişkisi bulunmadığını, binanın bulunduğu arsanın ve inşaata ilişkin proje bedellerinin de tamamen kendisi tarafından karşılandığını savunarak, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, tescil talebinin reddine, tazminat talebinin ise kısmen kabulüne, dosya kapsamına göre davacı tarafından yapılan iki kat daire ile zemin katın yarısının dava tarihi itibariyle toplam rayiç değeri olan 50.734,50 YTL’nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin talebin ise reddine karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir. HUMK.nun 76. maddesi uyarınca davada maddi olguların açıklanması taraflara, ileri sürülen maddi olguların hukuki nitelendirilmesi ve uygulanacak yasa maddelerinin tespit edilmesi ise hakime ait bir görevdir. Dava konusu olayda davacı, tapuda davalı adına kayıtlı bulunan arsa üzerine davalı ile müştereken bina inşa ettiklerini, aralarındaki sözlü anlaşma gereğince binanın ikinci ve dördüncü katı ile zemin kattaki dükkanın yarı hissesinin kendisi adına tescili gerekirken davalı tarafından tescil işleminin yapılmadığını ileri sürerek, tescil, olmadığı takdirde ise tazminat istemiyle eldeki davayı açmış olup, davada sözleşme ilişkisine dayanmıştır. Davadaki ileri sürülüşe göre davacı tarafından varlığı iddia edilen bu sözleşme ise, Borçlar Kanununun 520 ve devamı maddelerinde düzenlenen adi ortaklık sözleşmesi olup, uyuşmazlığın da adi ortaklık hükümlerine göre çözümlenmesi gereklidir. Borçlar Kanununun adi ortaklığa ilişkin 520 ve onu izleyen maddeleri gereğince adi ortaklığın kurulabilmesi için yazılı şekil gerekli olmayıp, adi ortaklık sözleşmesi sözlü olarak da yapılabilir. Somut olayda taraflar arasında iddia edildiği gibi sözlü bir ortaklık ilişkisinin bulunması halinde, adi ortaklığın kendine özgü yapısı gereğince ortaklar, diğer sözleşmelerden farklı olarak emek ve sermayelerini ortak bir amaç doğrultusunda birleştirdiklerinden, ortaklardan birinin diğer ortağa ortaklık konusu taşınmazın mülkiyetini geçirme borcu altına girmesi hukuken mümkün ve geçerlidir. (Bkz. Yargıtay HGK.nun 1991/13-76 esas 1991/199 karar ve 10.4.1991 tarihli kararı) Tapulu taşınmazlar için öngörülen resmi şekil şartı ise, ancak tapulu bir taşınmazın mülkiyetinin sermaye olarak ortaklığa konulması için aranmaktadır. Buna göre dava konusu olayda davacı, adi ortaklık sözleşmesinin varlığının ispatı halinde, ortaklık faaliyeti sonucu elde edilen söz konusu taşınmazların kendisi adına tescilini veya aynı taşınmazların rayiç bedellerinin ödetilmesini talep edebilecektir. Ne var ki davalı, davacı ile aralarında iddia edildiği gibi bir sözleşme bulunmadığını savunarak, akdi ilişkiyi inkar etmiştir. Bu durumda davacı, söz konusu akdi ilişkinin varlığını yasal delillerle ispat etmekle yükümlüdür. Davalının açık muvafakatı bulunmadığından, HUMK.nun 288. maddesi gereğince miktar itibariyle olayda tanık da dinlenemez. Davacı, taraflar arasındaki akdi ilişki yasal delillerle ispat edememişse de, dava dilekçesinde “her türlü delil” demek suretiyle yemin deliline de dayanmış olduğundan, mahkemece davacıya, bu konuda karşı tarafa yemin yöneltme hakkı bulunduğu hatırlatılarak sonucuna göre bir karar verilmelidir. Öte yandan, davalı tarafından akdi ilişki inkar edilmekle beraber, davalıya ait arsa üzerinde inşa edilen binada davacının bazı imalatlar yaptığı bizzat davalının da kabulündedir. Bu nedenle adi ortaklığın, davalıya yöneltilecek “yemin” delili sonucunda da ispat edilememesi halinde ise, “çoğun içinde az da vardır” kuralı gereğince davacının, binanın yapıldığı tarih itibariyle serbest piyasa fiyatlarına göre malzeme ve işçilik bedelleri dahil olmak üzere kendisi tarafından yapılan tüm yapım masraflarının ödetilmesini talep edebileceğinin kabulü gerekir. O halde mahkemece, diğer yasal delillerle kanıtlanamayan adi ortalığın ispatı için, davacıya öncelikle bu konuda karşı tarafa yönelteceği “yemin” delili hatırlatılmalı, sonucuna göre hüküm kurulmalı, adi ortaklığın yemin delili ile de kanıtlanamaması halinde ise, davalıya ait binada davalının da kabulünde olan davacı tarafından yapılan imalatların, yapıldığı tarih itibariyle serbest piyasa fiyatlarına göre malzeme ve işçilik bedelleri dahil olmak üzere tüm yapım masrafları, konusunda uzman bilirkişi veya bilirkişi kurulundan açıklayıcı ve denetime elverişli rapor alınmak suretiyle belirlenmeli ve belirlenecek bu miktarın ödetilmesine karar verilmelidir. Açıklanan tüm bu hususlar gözardı edilerek, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine, 12.10.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.