8. Ceza Dairesi 2024/21515 E. , 2024/9647 K. MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2023/7 E., 2023/830 K. SUÇ : Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik veya aşağılama HÜKÜM : Ceza verilmesine yer olmadığı kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Sanık hakkında bozma üzerine verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü te…
**8. Ceza Dairesi 2024/21515 E. , 2024/9647 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2023/7 E., 2023/830 K. SUÇ : Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik veya aşağılama HÜKÜM : Ceza verilmesine yer olmadığı kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Sanık hakkında bozma üzerine verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 06.02.2019 tarihli iddianamesi ile sanık hakkında halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 216 ncı maddesinin üçüncü fıkrası, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca dava açılmıştır. 2. Antalya 27. Asliye Ceza Mahkemesinin 20.02.2020 tarihli kararı ile sanık hakkında halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçundan 5237 sayılı Kanun'un 216 ncı maddesinin üçüncü fıkrası, 218 inci maddesinin birinci fıkrası, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 16 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. 3. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 16.12.2020 tarihli kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanığın istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. 4. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 16.12.2020 tarihli kararının sanık tarafından temyizi üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 29.11.2022 tarihli kararı ile basit yargılama usulü yönünden değerlendirilmesi için bozulmasına karar verilmiştir. 5. Antalya 27. Asliye Ceza Mahkemesinin 03.11.2023 tarihli kararı ile sanık hakkında halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçundan 5237 sayılı Kanun'un 32 nci maddesinin birinci fıkrası, 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına ve 5237 sayılı Kanun'un 57 nci maddesi gereği yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedavi altına alınmasına karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık müdafiinin temyiz isteği; Beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR 1. Dava konusu olay, sanığın halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağıladığı iddiasına ilişkindir. 2. Sanığın kendisine ait Facebook profil sayfasında 02.01.2016 ile 15.11.2017 tarihleri arasında yaptığı paylaşımlar dava dosyasında mevcuttur. 3. Sanık savunmasında, söz konusu paylaşımları kendisinin yaptığını, ancak dini aşağılama kastının bulunmadığını, mantığa uymayan çelişkili hususları araştırdığını ifade ettiği belirlenmiştir. 4. Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Adli Tıp Biriminin 02.10.2023 tarihli raporu ile sanığın belirtilen tarihte işlediği iddia edilen suç yönünden yargılamasının bozuk olduğu, 5237 sayılı Kanun'un 32 nci maddesinin birinci maddesi kapsamında olduğu tıbbi kanaatine varıldığının belirtildiği anlaşılmıştır. IV. GEREKÇE 1. 5237 sayılı Kanun'un 216 ncı maddesinin üç fıkrasında üç ayrı suça yer verilmiştir. Maddenin birinci fıkrası ile halkın kin ve düşmanlığa alenen tahrik eylemi suç haline getirilirken ikinci fıkrası ile halkın bir kesimini alenen aşağılama, üçüncü fıkrası ile de halkın bir kesimini benimsediği dini değerlerden dolayı aşağılama suçları hüküm altına alınmıştır. 5237 sayılı Kanun'un 216 ncı maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen suç işlendiğinde, halkın bir kesimi diğer kesimi aleyhine kamu güvenliği açısından tehlikeli olacak şekilde tahrik edildiğinde halk kitlelerinin birbirine girmesi ve toplum içinde kargaşa çıkması tehlikesi kendini gösterecektir. Yine ikinci ve üçüncü fıkralarında olduğu gibi, halkın bir kesimi belli nedenlerle aşağılandığında, bu kesim kendisini dışlanmış hissedecek ve böylece toplum dışına itilen kimselerin suça karışması ve diğer kesimini düşmanca görmesi riski ortaya çıkacaktır. O halde bu suçla korunan asıl hukuki yararın kamu barışının korunması olduğunu söylemek mümkündür. Anılan maddenin birinci ve üçüncü fıkralarında geçen din kavramını yakından incelemek gerekirse; Din, genellikle doğaüstü, kutsal ve ahlaki öğeler taşıyan, çeşitli ayin, uygulama, değer ve kurumlara sahip inançlar bütününe verilen isim veya tanımdır. Zaman zaman inanç sözcüğünün yerine kullanıldığı gibi bazen de inanç sözcüğü din sözcüğü yerine kullanılır. Dinler tarihine bakıldığında, birçok farklı kültür, topluluk ve bireyde din kavramının farklı biçimlere sahip olduğu görülür. Arapça kökenli bir sözcük olan din sözcüğü, köken itibariyle "yol, hüküm, mükafat" gibi anlamlara sahiptir. Türk Dil Kurumuna göre sözcük olarak dinin tanımı; "Tanrı'ya, doğaüstü güçlere, çeşitli kutsal varlıklara inanmayı ve tapınmayı sistemleştiren toplumsal bir kurum, diyanet" ve "Bu nitelikteki inançları kurallar, kurumlar, töreler ve semboller biçiminde toplayan, sağlayan düzen" anlamına gelir. Farklı din tanımlamalarının ortak noktaları birleştirildiğinde, din insanlara bir hayat tarzı sunan, onları belli bir dünya görüşü içinde toplayan kurum, bir değer biçme ve yaşama tarzı; yaratıcıya isteyerek bağlanma, birtakım şeyleri duyma, onlara inanma ve onlara uygun iradi faaliyette bulunma olgusu; üstün varlıkla ona inanan insan arasındaki ilişkiden ... deneyimin inanan kişinin hayatındaki etkileri olarak tanımlanabilir. 5237 sayılı Kanun'un 216 ncı maddesinin birinci fıkrasında, halkın din bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması şartıyla cezalandırılır. O halde bu suçun işlenebilmesi için, halkın bir kesiminin, diğer kesimi aleyhine tahrik edilmesi gerekir. Kin ve düşmanlığa tahrikin anlamı "husumet beslenen konuya karşı tasarlayarak zarar vermeye, öç almayı gerektirecek şiddette nefret duymaya yönelik hareketlerin zeminini oluşturan psikolojik hal" olarak belirlenebilir. Tahrik ise, başkalarına, belirli yönde hareket etmeleri için, açık bir psikolojik baskı demektir. Suçun oluşması için "grupların, gruplara karşı kin ve düşmanlığa bilfiil tahrik edilmiş olmaları" gerekir. 5237 sayılı Kanun'un 216 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen suçun hareket unsuru ise, halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri kamu barışını bozmaya elverişli bir biçimde alenen aşağılamaktır. Madde metni, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (765 sayılı Kanun) 175 inci maddesinin üçüncü fıkrasına benzer şekilde düzenlenmiştir. Ancak 765 sayılı Kanun'un anılan hükmünde, dini değerden ne anlaşılması gerektiğini "Allah, dinler, dinlerin peygamberleri ve kutsal kitapları" şekilde sınırlı şekilde saymışken, 5237 sayılı Kanun'daki düzenlemede bu sınırlama kaldırılarak sadece "dini değerlerden" söz edilmiştir. Maddenin üçüncü fıkrasında düzenlenen suçun oluşması için bu dini değerlerin halkın bir kesimi tarafından benimsenmiş olmalıdır. Madde metnindeki asıl hareket unsuru, dini değerleri aşağılamaktır. Bu aşağılamanın, mutlaka alenen yapılması ve kamu barışını bozmaya elverişli nitelikte olması gerekir. Kamu barışını bozmaya elverişli olmaktan maksat, aşağılama fiilinin bireylerin taşıdıkları, ... esasına dayalı bir hukuk toplumunda yaşadıklarına dair duyguyu zedelemesi veya zedeleme ihtimalinin somut biçimde ortaya koymasıdır. Tehlike suçu olması nedeniyle eylemin yapılması ile halkın dini değerlerinin aşağılandığı duygusuna kapılması önemli değildir, objektif olarak eylemin aşağılayıcı nitelikte olması yeterlidir. 2. Düşünce özgürlüğü ile ilgili gerek uluslararası hukuk gerekse ulusal hukuk alanında ayrıntılı düzenlemeler bulunmaktadır. 10 Aralık 1948 tarihli Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 19 uncu maddesi; "Her ferdin fikir ve fikirlerini açıklamak hürriyetine hakkı vardır. Bu hak fikirlerinden ötürü rahatsız edilmemek, memleket sınırları mevzubahis olmaksızın malümat ve fikirleri her vasıta ile aramak, elde etmek veya yaymak hakkını içerir." 16 Aralık 1966 tarihli Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmenin 19 uncu maddesi; "Herkesin, söz özgürlüğüne hakkı vardır; bu hak gerek sözlü, yazılı ya da basılı veya sanat eseri şeklinde, gerekse seçilen diğer herhangi bir yoldan, ülke sınırları söz konusu olmaksızın, her türlü haber ve düşünceyi araştırma, alma ve verme özgürlüğünü içerir." 4 Aralık 1950 tarihli İnsan Hakları ve ... Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin 10 uncu maddesinin birinci fıkrası; "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları sözkonusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir." Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 13 üncü maddesi; "... hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." 14 üncü maddesi; "Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan ... hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir." 25 inci maddesi; "Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz." 26 ncı maddesi; "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet Resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir. Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin ... nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir. Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz. Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir." Açıklanan normlar birlikte değerlendirildiğinde, özgürlüklerin demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, kamu güvenliği ve düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın ve ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli kalması gereken haberlerin yayılmasına engel olunması veya yargı gücünün otorite veya tarafsızlığının korunması için kanunla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlama ve yaptırımlara tabi tutulacağı anlaşılmaktadır. Ancak düşünceyi açıklama özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemelerin olabildiğince dar yorumlanması gerektiği, sınırlandırma için önemli bir toplumsal gereksinim veya zorunluluğun bulunması, bu sınırlandırmanın meşru bir amacı gerçekleştirmek için yapılması, sınırlandırmada aşırıya gidilmemesi ve her hal ve koşulda sınırlandırmanın bireysel ve toplumsal gelişimi zedelemeyecek ölçüde olması kabul görmekle birlikte, iftira, sövme, ..., ... ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini zor ve cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, farklılıklar arasında nefret, ayrımcılık, kavga, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik beyan, ifade ve eylemler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle cezai yaptırımlara bağlanmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10 uncu maddesi kapsamında düşüncenin açıklanması özgürlüğü ile ilgili kararlarında, düşüncenin açıklanması özgürlüğünün sınırlanmasında aradığı koşullar; a. Yasal bir düzenleme bulunması, b. Sınırlamanın meşru bir amaçla yapılması, c. Sınırlamanın demokratik bir toplum için gerekli olması, d. Kanunilik ilkesine uygun olarak verilen cezanın, güdülen meşru amaçla orantılı olması, Şeklindedir. 3. Sanığın, İslam dininin peygamberi Hz. ...'i aşağılamaya yönelik paylaşımlarının, 5237 sayılı Kanun'un 216 ncı maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında, Ülkemizin çoğunluk yapısı itibariyle İslam dinine mensup olan halk nazarında paylaşıma karşı yapılan ihbar da dikkate alındığında kamu barışını bozmaya elverişli olduğu ve bu nedenle objektif cezalandırılabilme koşulunun da oluştuğunun anlaşılmakta ise de; sanık hakkında Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesince düzenlenen 23.05.2022 ve 02.10.2023 tarihli raporlara göre anılan hükümde hukuka aykırılık bulunmamış ve sanık müdafiinin temyiz itirazı redddedilmiştir. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Antalya 27. Asliye Ceza Mahkemesinin 03.11.2023 tarihli ve 2023/7 Esas, 2023/830 Karar sayılı kararında sanık müdafiince ileri sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 12.12.2024 tarihinde karar verildi.