10. Hukuk Dairesi 2024/5191 E. , 2024/8052 K. MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2021/22 E., 2022/118 K. KARAR : Kabul Taraflar arasında görülen rücuan tazminat istemli davadan dolayı verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir. Karar davacı Kurum ile davalılar ...ve ... vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinli…
**10. Hukuk Dairesi 2024/5191 E. , 2024/8052 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2021/22 E., 2022/118 K. KARAR : Kabul Taraflar arasında görülen rücuan tazminat istemli davadan dolayı verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir. Karar davacı Kurum ile davalılar ...ve ... vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1.Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı iş yeri sigortalılarından ...'ın 09.03.2013 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucunda vefat ettiğini, sigortalının mirasçı hak sahiplerine 108.315,21TL peşin sermaye değerli gelir bağlandığını, böylece 108.315,21 TL Kurum zararı meydana geldiğini, sigorta müfettişleri tarafından yapılan inceleme sonucunda düzenlenen raporda davalı işverenin %70 oranında kusurlu olduğunu, açıklanan nedenlerle kusur ve miktar bakımından fazlaya ilişkin talep ve dava haklarının saklı kalmak kaydıyla şimdilik meydana gelen Kurum zararının 10.831,52 TL sının davalıdan tahsiline, bu meblağın peşin sermaye değerini oluşturan 10.831,52 TL'sinin 9.766,31 TL'sine gelir bağlama kararının onay tarihi olan 06.12.2013 tarihinden 1.065,21 TL'sine 12.12.2013 tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. 2.Davacı vekili birleşen 2018/128 Esas sayılı dosyaya ait dava dilekçesinde özetle; Gaziantep SGK İl Müdürlüğünün ... sicil numaralı dosyasında işlem gören davalı firmaya ait iş yeri sigortalılarından ... T.C. Kimlik numaralı ...'ın 09.03.2013 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucunda vefat ettiğini, müvekkili Kurumca hak sahiplerine 108.315,21 TL tutarında peşin sermaye değerli gelir bağlandığını, Kurum zararının şimdilik toplam 108.315,21 TL olduğunu, iş kazası ile ilgili olarak sigorta müfettişi tarafından yapılan inceleme sonucunda tanzim edilen raporda; iş kazasının meydana gelmesinde ... İnşaat Taah. San. ve Tic. A.Ş.'nin %70 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiğini, bu tespitler doğrultusunda ... İnş. Taah. San. ve Tic. A.Ş. aleyhine Gaziantep 5. İş Mahkemesinin 2017/31 Esas sayılı dosyası ile rücuan tazminat davası açıldığını, bu dava dosyası üzerinden yapılan yargılama esnasında alınan 22.10.2017 tarihli bilirkişi raporunda olayın meydana gelişinde işveren ... İnş. Taah. San. ve Tic. A.Ş.'nin %70, davalı şantiye şefi ...'nın %3, davalı şantiye şefi yardımcısı ...'in %2 oranında kusurlu olduklarının tespit edildiğinden olay nedeniyle müvekkili Kurumca hak sahiplerine ödenen tazminat miktarının rücuan tazmini için eldeki davanın açılması gereğinin hasıl olduğunu, davalıların meydana gelen ve ileride meydana gelebilecek Kurum zararından 5510 sayılı yasanın 21 ve 76.maddeleri gereğince sorumlu olduğunu, açmış oldukları eldeki dava dosyasının aradaki hukuki ve fiili bağlantı sebebiyle Gaziantep 5. İş Mahkemesinin 2017/31 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine, yargılamanın bu dosya üzerinden devamına, kusur ve miktar bakımından fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik, meydana gelen Kurum zararı olan ilk peşin sermaye değerli gelir olan 10.831,52 TL'sinin davalıdan tahsiline, ilk peşin sermaye değerli gelire bağlama kararının onay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz yürütülmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin de davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkil iş yerinin gerek iş yasasının ve gerekse işçi sağlığı ve iş güvenliği tüzüğünün ilgili yükümlülüklerini eksiksiz olarak yerine getirdiğini, söz konusu iş kazasında müvekkil ... İnşaat Taah. Tic. A.Ş tarafından gerekli tüm önlemlerin alındığını, koruyucu malzemeler temin edilerek bu malzemelerin kullanılıp kullanılmadığını düzenli olarak denetlediğini, işçinin kendi dikkatsizliği sebebiyle kazanın oluşumuna sebep olduğunu, Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı isteği üzerine düzenlenen bilirkişi raporu ile iş ve sigorta müfettişi tarafından düzenlenen raporlar arasında uçurum olduğunu, anılan diğer sebeplerlerle yeni bir bilirkişi raporu düzenlenmesini, arz edilen sebeplerle davanın reddine, muhakeme masrafları ve ücreti vekaletin davacı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Özetle; davanın kabulüne dair karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı Dairece özetle; “... üçüncü kişi konumundaki kusurlu diğer davalılar yönünden sorumluluğun belirlenmesinde ise 21/4 üncü madde çerçevesinde, sigortalıya bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısına, tüm davalıların kusurları toplamı oranının uygulanması gerekirken, hak sahibi Ceylan Bakar yönünden gerçek zarar hesabı ile gelirin ilk peşin sermaye değeri mukayese edilerek gerçek zararın fazla olduğu ve işveren yönünden gerçek tavan sınırlaması bulunduğu belirtilerek gerçek zararın fazlasından üçüncü kişilerin müstakilen sorumlu olduğu belirtilerek hesaplanan gelire hükmedilmesi isabetsiz bulunmuştur.” gerekçesi ile İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla özetle; “Taleple bağlı olarak davanın kabulü ile Kurum zararının davalılar ... ve ...'nın müteselsil sorumluluklarının 40.618,20 TL miktar bakımından sınırlı olmak kaydıyla, hak sahiplerine bağlanan gelirlerin peşin sermaye değeri olan 63.402,05 TL'nin gelir bağlama onay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı Kuruma verilmesine” dair karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Kurum vekili, davalılar ... İnş. Taah. Tic. A.Ş. vekili ve ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı Kurum vekili özetle; kararın bozulmasını talep etmiştir. 2.Davalı ... İnş. Taah. Tic. A.Ş. vekili özetle; hükmün bozulmasını talep etmiştir. 3.Davalı ... vekili özetle; hükmün bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, rücuan tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 3. Değerlendirme Davanın gelirler yönünden yasal dayanağı olan 5510 sayılı Kanun'un 21 inci maddesinin 1 inci fıkrasında, iş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir davranışı sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamının, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirileceği, 4. fıkrasında, iş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle gerçekleşmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısının, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücû edileceği belirtilmiştir. Anlaşılacağı üzere 21/1 inci madde işverenin, 21/4 üncü madde üçüncü kişinin rücu alacağından sorumlulukları düzenlenmiş olup bu maddelere göre açılan rücuan tazminat davalarında işveren ile üçüncü kişi arasında müteselsil borçluluk ilişkisi bulunduğundan konuya ilişkin olarak 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun irdelenmesi de gerekmektedir. Söz konusu Kanun'un 141 - 148 inci maddelerinde müteselsil borçlara yer verilmiş olup 141 inci maddede, alacaklıya karşı, her biri borcun tümünden sorumlu olma yükümü altına girdiklerini beyan eden birden çok borçlu arasında teselsül bulunduğu, böyle bir beyanın yokluğunda teselsülün ancak kanunun belirlediği durumlarda olacağı, 142 nci maddede, alacaklının, müteselsil borçluların tümünden veya birinden borcun tamamen veya kısmen ödenmesini istemekte serbest olduğu, borç tamamen ödeninceye dek borçluların tümünün sorumluluklarının devam edeceği, 145 inci maddede, yaptığı ödeme veya takas ile borcun tamamını veya bir kısmını sona erdirmiş olan müteselsil borçlulardan birinin, sona eren borç oranında diğer borçluları borçtan kurtarmış olacağı, 146 ncı maddede, borcun niteliğinden aksi anlaşılmadıkça, müteselsil borçlulardan her birinin alacaklıya yapılan ödemeden birbirine eşit birer payı üzerine almak zorunda olduğu ve payından çok ödeme yapanın, fazla tutar yönünden diğer borçlulara rücu hakkının bulunduğu, 147 nci maddede, rücu hakkından yararlanan müteselsil borçlulardan her birinin, ödediği tutar oranında alacaklının haklarına halef olacağı bildirilmiştir. Diğer taraftan Kanunun haksız eylem yönünden müteselsil sorumluluğa ilişkin 50. maddesinde, birden çok kimseler birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri takdirde, önayak olan (kışkırtan) ile asıl gerçekleştiren ve yardımcı olanların, ayırım gözetilmeksizin müteselsilen sorumlu olacakları, hakimin, bunların birbiri aleyhinde rücu hakları olup olmadığını takdir ve gerektiğinde bu rücunun kapsamının derecesini saptayacağı belirtilmiş, çeşitli nedenlerin birleşmesi bakımından müteselsil sorumluluğa dair 51 inci maddesinde, birden çok kimseler çeşitli nedenlere (haksız eylem, sözleşme, kanun) dayanarak sorumlu oldukları takdirde haklarında, birlikte bir zarara sebebiyet veren kimselere ilişkin hükümlere göre işlem yapılacağı, kural olarak haksız bir eylemi ile zarara sebebiyet vermiş olan kimsenin en önce, tarafından hata gerçekleşmemiş ve üzerine borç alınmamış olmasına karşın yasal olarak sorumlu olan kimsenin de en sonra, zarar ile yükümlü tutulacağı açıklanmıştır. Müteselsil borç, birden çok borçlunun alacaklıya karşı borcun tümünden sorumlu olduğu, alacaklının tamamen veya kısmen edayı her bir borçludan isteyebildiği, eda tamamen yerine getirilinceye dek borçluların sorumluluklarının süregeldiği, her borçlunun iç ilişkideki payına bakılmaksızın borcun tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu, borçlulardan birinin borcu ödemesi durumunda diğerlerinin de alacaklıya karşı borçtan kurtulduğu, borcun, her bir borçlu yönünden tali değil asli nitelik taşıdığı, alacaklı karşısında birden çok borç ve borçlunun bulunduğu borç ilişkisidir. Bu ilişkide ifa, asıl alacağı ortadan kaldırmayıp alacak hakkı, ödeme yapmak suretiyle rücu hakkını kazanan borçluya geçtiğinden, anılan borçlu, alacaklının halefi olarak diğerlerine rücu edebilmektedir. Bununla birlikte, rücua konu olan borcun müteselsil niteliği bulunmadığından, sorumluluktan kurtulmak için her borçlunun borcun tümü yerine, kendine düşen payını ödemesi yeterli olmaktadır ki burada kanundan doğan halefiyet söz konusudur. Kuşkusuz, ödeme yapan borçlu ile alacaklının öncesinde, halefiyeti ortadan kaldırıcı sözleşme yapmak yetkileri de bulunmaktadır. Öğreti ve yargı kararlarında, borçların aynı sebepten doğması durumuna “tam teselsül” denilmekte ve değinilen 50 nci maddenin bunu karşıladığı ifade edilmekte, borçların farklı nedenlerden (kanun, sözleşme, haksız eylem) doğması halinde ise “eksik teselsül”ün varlığından söz edilerek 51 inci maddenin de bunu tanımladığı kabul edilmektedir. 50 nci maddede, aynı zarardan dolayı birden çok kişinin birlikte müteselsilen sorumlu tutulmaları, birden çok kişinin ortak kusurlarıyla zarara birlikte sebebiyet vermiş olmaları koşuluna bağlanmıştır. 51 inci maddede ise müteselsil sorumluluk, ortak kusur yerine farklı hukuksal nedenlere bağlanmıştır ve bunlar kanun, sözleşme veya haksız eylemdir. Birden çok kişi, kanun, sözleşme veya haksız eylem nedeniyle aynı zarar için, zarara uğrayana karşı sorumlu iseler, bunlar arasında, bir zarara ortaklaşa sebep olanlar hakkındaki dönmeye (rücu) ilişkin kurallar uygulanmakta, kural olarak ilk önce, haksız eylemiyle zarara yol açan sorumlu tutulmakta, en son olarak da kusuru olmaksızın ve sözleşme gereği sorumluluğu olmadığı halde kanun hükmü gereğince sorumlu tutulan kişiye başvurulmaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.2013 gün ve 2013/9-1559 Esas - 2013/1461 Karar, 15.05.2015 gün ve 2013/17-2267 Esas - 2015/1352 Karar, 19.06.2015 gün ve 2013/10-2281 Esas - 2015/1727 Karar, 24.06.2015 gün ve 2014/13-19 Esas - 2015/1743 Karar sayılı ilamlarında aynı görüşlere yer verilmiştir. Önemle vurgulanmalıdır ki 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda eksik ve tam teselsül ayırımına son verilmiş, 61 inci maddede, birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerin uygulanacağı, 62 nci maddede, tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğunun göz önünde tutulacağı, tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişinin, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olacağı bildirilmiştir. İşveren veya üçüncü kişiye karşı açılan davalarda 5510 sayılı Kanun'un 21 inci maddesine göre rücu alacağından sorumluluk belirlenirken kural olarak, işveren yönünden 1 inci fıkraya göre gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri ile yargılamada yöntemince hesaplanacak gerçek (maddi) zarar karşılaştırması yapılıp düşük (az) olan tutar esas alınmalı, üçüncü kişi bakımından 4 üncü fıkra gereğince gerçek zarar gözetilmeksizin gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı benimsenmeli ve bunlara kusur oranları uygulanmalı ise de işveren ve üçüncü kişinin birlikte taraf olarak yer aldığı, başka anlatımla aynı anda 1 ve 4 üncü fıkralara dayalı uyuşmazlıklarda, fıkralarda yer alan hükümlerin nasıl anlaşılması ve giderek ne şekilde uygulama yapılması gerektiği önem arz etmektedir. Sigortalının iş kazası veya meslek hastalığına uğramasına birden çok kişinin birlikte kusurlarıyla neden olmaları durumunda, anılan 50 ve 51 inci maddeler (6098 sayılı Kanun'un 61 ve 62 nci maddeleri) gereğince teselsül hükümleri kapsamında bu kişilerin birlikte sorumlulukları vardır ve 146 ncı maddeye (6098 sayılı Kanun'un 62 nci maddesine) göre, kendi payından fazlasını ödeyenin diğer müteselsil borçlulara karşı rücu hakkı saklı kalmak kaydıyla, her bir borçlu yönünden kusurlarına karşılık gelen miktar ayrılmaksızın teselsül kurallarına göre sorumluluklarına karar verilmelidir. İş kazası veya meslek hastalığına birlikte sebebiyet veren sorumluların işveren ve üçüncü kişi olması durumunda ise işverenden istenebilecek gerçek zararı aşmayan gelirin ilk peşin sermaye değerinin müteselsil sorumluların toplam kusuruna düşeninden işveren, gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısının müteselsil sorumluların toplam kusuruna karşılık gelen tutarından da üçüncü kişi sorumlu tutulmalıdır. Daha açık anlatımla, işverenin müteselsilen sorumlu olacağı tutar, 1 inci fıkra gereğince kendi kusur payı gözetilerek sorumlu tutulacağı miktarın (gelirin ilk peşin sermaye değeri X işverenin kusur oranı), üçüncü kişinin 4 üncü fıkraya göre sorumlu olacağı tutar (gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı X üçüncü kişinin kusur oranı) ile toplamı kadar olmalı, kanun koyucunun getirdiği “gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı” sınırlaması karşısında üçüncü kişinin müteselsilen sorumlu tutulacağı miktarın ise gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı ile işveren de dahil olmak üzere tüm davalıların kusurları toplamının çarpımı sonucu elde edilecek tutar kadar olması gerekmektedir. Bu yaklaşım ve uygulama, işvereni, iç ilişkide üçüncü kişiye rücu edemeyeceği miktarı Kuruma ödemek zorunda bırakmadığından da hakkaniyete uygundur. Yukarıdaki maddi ve hukuki olgular dikkate alınarak, özellikle TRH 2010 sistemi esas alınarak gerçek zarar hesabı yapılmalıdır. Buna göre belirtilen esaslar dahilinde eldeki dava dosyası değerlendirildiğinde, hesap bilirkişi raporunun yukarıdaki esaslara uygun hazırlanmadığı, özellikle işveren sorumluluğunun hesaplanmasında 5510 sayılı Kanun'un 21/1 ve 21/4 üncü maddelerinin yanlış tatbik edildiği, bunun yanında benimsenen hesap raporunda bir hak sahibinin gerçek zarar tutarının daha düşük çıkmasına karşın bu hak sahibi için de peşin sermaye değerli gelir hesaplamasının yapılması sebebiyle üçüncü kişi hesabında da hataya düşüldüğü, ayrıca davacının ıslah dilekçesinde tedavi gideri talebi bulunmasına rağmen Mahkeme tarafından bu hususun davacıya açıklatılmadığı gibi anılan konuda herhangi bir araştırma yapılmadan davacının tedavi giderine yönelik talebi hakkında da bir hüküm tesis edilmediği anlaşılmakla, Mahkemece belirtilen tüm bu esaslara aykırı, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir ve anılan hususlar bozmayı gerektirir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle, Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 11.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.