Başvuru, Türkiye'ye giriş yasağı nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, Türkiye'ye giriş yasağı nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 17/12/2018 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: Suriye Arap Cumhuriyeti (Suriye) vatandaşı olan başvurucu ve eşinin 2015 doğumlu bir çocukları bulunmaktadır. Bireysel başvuru formuna göre ailesi ile birlikte 2013 yılında yasal olarak Türkiye'ye geldiğini belirten başvurucu, Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinde (Fakülte) öğrencidir. Başvurucunun eşi ve çocuğu adına 28/9/2015 tarihinde düzenlenmiş geçici koruma kimlik belgeleri bulunmaktadır. Ayrıca Göç İdaresi Genel Müdürlüğünün 4/9/2018 tarihli kararı ile başvurucuya 11/9/2018 ile 5/6/2020 tarihleri arasında ikamet izni verilmiştir. Samsun Valiliği İl Göç İdaresi (İdare) 12/10/2017 tarihinde başvurucu hakkında İçişleri Bakanlığının G-87 kodlu genel güvenlik tahdit kaydının bulunduğunu belirterek bu kişinin 4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun maddesi uyarınca sınır dışı edilmesine karar vermiştir. Anılan karar gereği 13/10/2017 tarihinde Hatay'a götürülerek sınır dışı edilen başvurucu, kendi beyanına göre on beş gün sonra yasa dışı yollardan ülkemize girmiştir. A. Başvuru Konusu Yurda Giriş Yasağı Tahdit Kararına İlişkin Yargı Süreci Başvurucu 23/10/2017 tarihinde Ankara İdare Mahkemesinde (Mahkeme) İdare aleyhinde dava açarak yurda giriş yasağı tahdit kararının iptalini talep etmiştir. Dava dilekçesinde; genel güvenlik tahdit kaydına ilişkin işlemin hukuka aykırı olduğunu, 2013 yılından beri Türkiye'de yasal olarak ikamet ettiğini ve üniversite öğrenimini sürdürdüğünü beyan etmiştir. Başvurucu dilekçede ayrıca kamu güvenliğini tehdit edecek bir davranışının olmadığını, yalnızca isim benzerliği nedeniyle dava konusu işlemin tesis edildiğini ileri sürerek işlemin iptalini talep etmiştir. İdarenin cevap dilekçesinde; başvurucunun yurda girişinin ve yurtta kalışının kamu düzeni ve güvenliği açısından sakıncalı olduğu, dava konusu işlemin istihbari bilgiler doğrultusunda ve devletin hükümranlık yetkisine dayanılarak tesis edildiği belirtilerek davanın reddi gerektiği ifade edilmiştir. Mahkeme, başvurucunun isim benzerliğine ilişkin iddiası kapsamında Emniyet Genel Müdürlüğüne (Emniyet) yazı yazarak tahdit kaydına dayanak belgenin gönderilmesini istemiştir. Emniyet tarafından gönderilen cevapta başvurucuya A.A.A.A. (...seri numaralı kimlik hamili) ve A.A.A.A. (aynı kimlik seri numaralı) olarak yer yerilmesi nedeniyle Mahkeme, bu kez İdareye yazı yazarak anılan şahısların başvurucu ile aynı kişi olup olmadıklarının tespitini istemiştir. İdarenin 7/5/2018 tarihli cevabında kimlik numaralarının aynı olduğu dikkate alındığında anılan isimlerin aynı kişiye ait olabileceği ancak Emniyetten de görüş alınmasının uygun olacağı bildirilmiştir. Mahkeme 9/5/2018 tarihinde davanın kabulü ile yurda giriş yasağı tahdit kararının iptaline oyçokluğuyla karar vermiştir. Gerekçede; İdarece konulmuş genel güvenlik tahdit kaydının dayanağı olan istihbari bilginin başvurucu hakkında değil A.A.A.A. ve A.A.A.A. hakkında düzenlendiği belirtilmiştir. Başvurucunun isminin A.A.A. olduğunu vurgulayan Mahkeme, başvurucunun kamu düzeni ve güvenliği açısından tehdit oluşturduğuna dair herhangi bir somut bilgi bulunmadığını ifade ederek dava konusu işlemin hukuka aykırı olduğu sonucuna ulaşmıştır. Karşıoy gerekçesinde; Emniyet tarafından gönderilen yazıda A.A. ve A.A.A.A. isimlerine yer verilmesi itibarıyle başvurucunun ismi ile farklılık bulunsa da kimlik numaraları arasında bir farklılık bulunmadığından istihbari bilgiye konu olan kişinin başvurucu olduğu belirtilmiştir. Karşıoy gerekçesinde ayrıca Mahkemenin bu kişinin kimliği konusunda şüpheye düşmesi hâlinde resen araştırma ilkesinin geçerli olması nazara alınarak gerekli araştırmanın yapılabileceği vurgulanmıştır. İdare istinaf talebinde bulunmuştur. İstinaf dilekçesinde; davaya konu işlemin başvurucunun genel güvenlik için tehlike oluşturduğuna dair istihbari bilgiye dayandığını, devletin hükümranlık yetkisi dâhilinde yapılan işlemde hukuka aykırılık bulunmadığını belirtmiştir. Ayrıca istihbari bilgiye konu olan kişi ile başvurucunun aynı kişi olduğu konusunda tereddüt oluşması hâlinde Mahkemenin karşılaştırma yaparak karar verebileceğini ifade etmiştir. Ankara Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi (Daire) 15/11/2018 tarihinde istinaf isteminin kabulü ile davanın kesin olarak reddine karar vermiştir. Gerekçede; başvurucu hakkında ilgili ülke makamlarından edinilen istihbari bilgilerde bu kişinin çatışma bölgeleriyle bağlantılı faaliyet gösterdiğinin bildirilmesi nedeniyle güvenlik tahdit kodu girişi yapıldığı belirtilmiştir. Gerekçede ayrıca istihbari bilgide ve işlemde adı geçen kişinin kimlik numarası ile başvurucunun kimlik numarasının aynı olması dikkate alındığında istihbari bilginin başvurucuya ilişkin olduğu konusunda bir tereddüt bulunmadığı vurgulanarak davaya konu işlemin hukuka uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Nihai karar, başvurucu vekiline 8/1/2019 tarihinde tebliğ edilmiş; başvurucu tebliğ tarihinden önce 17/12/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. Sınır Dışı Etme Kararına İlişkin Yargı Süreci Başvurucu 27/10/2017 tarihinde Samsun İdare Mahkemesinde İdare aleyhine dava açarak sınır dışı edilmesine ilişkin kararın iptalini talep etmiştir. Dava dilekçesinde; 2013 yılından itibaren yasal şekilde Türkiye'de bulunduğunu, fakülte öğrencisi olduğunu belirten başvurucu; hakkında hiçbir suç isnadı bulunmamasına rağmen genel güvenlik tahdit kodu uyarınca sınır dışı edilmesinin hukuka aykırı olduğunu beyan etmiştir. İdare; cevap dilekçesinde, başvurucunun 13/3/2015-11/3/2016 tarihleri arasında turistik ikamet izin kaydı bulunduğunu, ayrıca 10/12/2016 tarihinde Samsun'da kısa dönem ikamet iznine başvurduğunu belirtmiştir. Bu başvuru kapsamında yapılan araştırmada başvurucu hakkında Samsun Cumhuriyet Başsavcılığında (Başsavcılık) terörün finansmanı ile ilgili soruşturma olduğunun belirlenmesi nedeniyle genel güvenlik tahdit kaydı konulduğunu ifade etmiştir. Sınır dışı etme kararının mahkûmiyet hükmüne bağlı olmadığını belirten İdare, işlemin hukuka uygun olduğunu beyan etmiştir. Samsun İdare Mahkemesi 12/7/2018 tarihinde davanın kabulüne ve sınır dışı etme işleminin iptaline karar vermiştir. Gerekçede, başvurucu tarafından Ankara İdare Mahkemesinde tahdit kaydı konulmasına ilişkin işlemin iptaline karar verildiği belirtilmiştir. Ayrıca başvurucunun ülkemizde bulunmasının kamu düzeni ve kamu güvenliği açısından tehlike oluşturduğunun somut olarak ortaya konulamadığı belirtilerek sınır dışı etme işleminin iptaline karar verildiği belirtilmiştir. İdarenin kanun yoluna başvurmaması üzerine 7/9/2018 tarihinde kesinleşen karar, başvurucu vekiline 7/8/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir. 7/2/2019 tarihinde Anayasa Mahkemesine ek beyanda bulunan başvurucu, bireysel başvuru formunun ekinde bildirdiği yazıdan da anlaşılacağı üzere hakkında terörün finansmanı nedeniyle soruşturma bulunan kişinin kendisi olmadığını, bu yazıda belirtilen doğum tarihi ile kimlik numarasının kendisine ait olmadığını ifade etmiştir. A. Ulusal Hukuk 6458 sayılı Kanun’un “Türkiye'ye giriş yasağı” kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:“(1) Genel Müdürlük, gerektiğinde ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının görüşlerini alarak, kamu düzeni veya kamu güvenliği ya da kamu sağlığı açısından Türkiye’ye girmesinde sakınca görülen yabancıların ülkeye girişini yasaklayabilir. (2) Türkiye’den sınır dışı edilen yabancıların Türkiye’ye girişi, Genel Müdürlük veya valilikler tarafından yasaklanır. (3) Türkiye’ye giriş yasağının süresi en fazla beş yıldır. Ancak, kamu düzeni veya kamu güvenliği açısından ciddi tehdit bulunması hâlinde bu süre Genel Müdürlükçe en fazla on yıl daha artırılabilir.” 6458 sayılı Kanun’un "Sınır dışı etme kararı alınacaklar" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Aşağıda sayılan yabancılar hakkında sınır dışı etme kararı alınır:a) 5237 sayılı Kanunun 59 uncu maddesi kapsamında sınır dışı edilmesi gerektiği değerlendirilenlerb) Terör örgütü yöneticisi, üyesi, destekleyicisi veya çıkar amaçlı suç örgütü yöneticisi, üyesi veya destekleyicisi olanlarc) Türkiye’ye giriş, vize ve ikamet izinleri için yapılan işlemlerde gerçek dışı bilgi ve sahte belge kullananlarç) Türkiye’de bulunduğu süre zarfında geçimini meşru olmayan yollardan sağlayanlard) Kamu düzeni veya kamu güvenliği ya da kamu sağlığı açısından tehdit oluşturanlare) Vize veya vize muafiyeti süresini on günden fazla aşanlar veya vizesi iptal edilenlerf)İkamet izinleri iptal edilenlerg) İkamet izni bulunup da süresinin sona ermesinden itibaren kabul edilebilir gerekçesi olmadan ikamet izni süresini on günden fazla ihlal edenlerğ) Çalışma izni olmadan çalıştığı tespit edilenlerh) Türkiye’ye yasal giriş veya Türkiye’den yasal çıkış hükümlerini ihlal edenlerı) Hakkında Türkiye’ye giriş yasağı bulunmasına rağmen Türkiye’ye geldiği tespit edilenleri) Uluslararası koruma başvurusu reddedilen, uluslararası korumadan hariçte tutulan, başvurusu kabul edilemez olarak değerlendirilen, başvurusunu geri çeken, başvurusu geri çekilmiş sayılan, uluslararası koruma statüleri sona eren veya iptal edilenlerden haklarında verilen son karardan sonra bu Kanunun diğer hükümlerine göre Türkiye’de kalma hakkı bulunmayanlarj) İkamet izni uzatma başvuruları reddedilenlerden, on gün içinde Türkiye’den çıkış yapmayanlar(2) Başvuru sahibi veya uluslararası koruma statüsü sahibi kişiler hakkında, sadece ülke güvenliği için tehlike oluşturduklarına dair ciddi emareler bulunduğunda veya kamu düzeni açısından tehlike oluşturan bir suçtan kesin hüküm giymeleri durumunda sınır dışı etme kararı alınabilir."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı maddesi şöyledir: “(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. (2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.” Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) öncelikle uluslararası yerleşik hukuk çerçevesinde ve Sözleşme'ye dâhil diğer antlaşmalardan doğan yükümlülüklerine dayalı olarak Sözleşmeci devletlerin yabancıların ülkeye giriş, ülkede ikamet ve ülkeden sınır dışı edilmelerini denetlemek hakkına sahip olduğunu teyit etmektedir (Vilvarajah ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 13163/87; 13164/.., 30/101991, § 102; Ahmut/Hollanda, B. No: 21702/93, 28/11/1996, § 67-b). Sözleşme, bir yabancının ülkeye giriş yapma veya orada ikamet etme hakkını yahut bir kişinin aile yaşamını belirli bir ülkede kurma şeklindeki bir hakkı güvence altına almaz (Abdulaziz, Cabales and Balkandali/Birleşik Krallık, B. No: 9214/80, 9473/81, 9474/81, 28/5/1985 § 68; Ahmut/Hollanda, § 67-c). Bunun yanı sıra aile hayatına saygı hakkının kamusal makamlara yüklediği yükümlülüğün çiftlerin evlenme suretiyle ikamet edecekleri ülkeyi seçmelerini ve aynı ülke vatandaşı olmayan eşlerin bu ülkeye yerleşmelerini kabul etmek şeklinde genel bir yükümlülüğü kapsadığı söylenemez (Biao/Danimarka [BD], B. No: 38590/10, 24/5/2016, § 117). Ayrıca AİHM, devletlerin yabancı ile bir vatandaş arasında gerçekleştirilen evlenmenin sadece o ülkede ikamet izni alabilmek amacıyla yapılmış olup olmadığını araştırma ve gerektiğinde bu tip evlilikleri engelleme konusunda yetkilerinin olduğunu, bu yönde bir araştırmanın Sözleşme'nin maddesinde düzenlenen evlenme hakkını ihlal etmeyeceğini kabul etmektedir (O'donoghue ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 34848/07, 14/12/2010 § 87; Frasik/Polonya, B. No: 22933/02, 5/1/2010 § 89). Öte yandan Sözleşme'nin maddesinde düzenlenen aile hayatına saygı hakkı, aile kurma hakkını güvenceye almaz. Söz konusu hak, hâlihazırda mevcut olan ve hakiki aile yaşamı oluşturan fiili, yakın ve şahsi bağların kurulduğu aile ilişkilerini korumaktadır. Bu hüküm kapsamında aile kavramı, evliliğe dayalı ilişkilerle sınırlı değildir ve tarafların evlilik olmadan bir arada oturduğu fiili aile bağlarını da kapsayabilir. Dolayısıyla Sözleşme ve AİHM içtihadı resmî evlilik akdi gibi şeklî unsurlarla ilgilenmemekte, gerçek ve mevcut aile yaşamını korumayı esas almaktadır. AİHM'e göre Sözleşme'nin maddesinin amaçları bakımından aile hayatının varlığı ya da yokluğu, somut olayda yakın kişisel bağların mevcut olup olmadığına bağlı olan olgusal bir sorundur (K. ve T./ Finlandiya [BD], B. No: 25702/94, 12/7/2001, § 150; Marckx/Belçika, B. No: 6833/74, 13/6/1979, § 31). AİHM Schembri/Malta (B. No: 66297/13, 19/9/2017) kararında; göçmenlerle ilgili kurallardan kurtulmak, ikamet izni veya vatandaşlık kazanmak için yapılan, böylelikle hakiki olmayan anlaşmalı evliliklerin aile hayatı kapsamında olmadığını, dolayısıyla da konu bakımından maddenin kapsamında bulunmadığını vurgulamıştır (Schembri/Malta, §§ 53, 54). Avrupa İnsan Hakları Komisyonu (AİHK) da evliliğin amacının bir aile hayatı kurmak değil ülkeye giriş, çalışma ve/veya ikamet izni almak için yapıldığının tespit edildiği başvuruları, ortada Sözleşme'nin maddesi kapsamında korunması gerekli gerçek bir aile hayatı bulunmadığı gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur (Ayhan Yavuz/Avusturya (k.k.), B. No: 25050/94, 16/1/1996; F.P./Birleşik Krallık (k.k.), B. No: 20118/92, 12/10/1992). Sözleşme; yabancıların ülkeye girişi veya oraya yerleşmeleri hususundaki bir hakkı güvence altına almamakla birlikte kişinin yakın aile bireylerinin bulunduğu bir ülkeden ayrılmak zorunda olması, belirli koşullar altında aile hayatına saygı hakkının ihlal edilmesine neden olabilir (Boultif/İsviçre, B. No: 54273/00, 2/8/2001, § 39). Aile hayatına saygı hakkının yalnızca vatandaşlar tarafından değil hukuka uygun şekilde ikamet eden yabancılar tarafından oluşturulan aile birliklerini de koruduğunun kabulü gerekir. Bunun yanı sıra kimi zaman ülkede hukuka aykırı olarak bulunan yabancıların aile yaşamının da belirtilen güvenceden yararlanması söz konusu olabilir (Slivenko/Litvanya, B. No: 48321/99, 9/10/2003, § 94; Amara/Hollanda (k.k.), B. No: 6914/02, 5/10/2004). Bununla birlikte AİHM tarafından, sınır dışı etme ve ülkeye kabul ile madde bağlantısı kurularak değerlendirme yapılan davalarda aile kavramının çekirdek aile olarak yani çiftler arasındaki ilişkiler ile ebeveyn ve çocuklar arasındaki ilişkileri kapsayacak şekilde ele alındığı, yetişkin çocukların ise aileye bağımlı ve muhtaç olduklarının ispat edilebildiği ölçüde aile kavramına dâhil edildikleri ve bu suretle aile kavramının bu alanda oldukça dar yorumlanmasının tercih edildiği anlaşılmaktadır (Slivenko/Litvanya, § 94). Sınır dışı kararı alınması ile ülkeden fiilen çıkarılma işlemleri arasında belirli bir zaman aralığı söz konusu olabilir. Bu zaman aralığı içinde kişilerin özel ve aile hayatlarında birtakım değişikliklerin olması mümkün olup bir aile yaşamının mevcut olup olmadığının hangi tarihe göre belirleneceği sorunu ortaya çıkmaktadır. AİHM, sınır dışı gibi tedbirlerin söz konusu olduğu başvurularda Sözleşme'nin maddesi kapsamında bir aile hayatının mevcut olup olmadığını hangi tarihe göre belirleyeceğini kararlarında göstermiştir. Buna göre AİHM, aile hayatına müdahale oluşturan tedbirin kesinleştiği ve nihai hâle geldiği tarihte mevcut bir aile hayatı olup olmadığını dikkate almaktadır (Maslov/Avusturya [BD], B. No: 1638/03, 23/6/2008, § 61; Ezzouhdi/Fransa, B. No: 47160/99, 13/2/2001, § 25; Yıldız/Avusturya, B. No: 37295/97, 31/10/2002, § 34; Mokrani/Fransa, B. No: 52206/99, 15/7/2003, § 34). AİHM birçok içtihadında, belirli suçları işlemiş olmaları nedeniyle kamu düzeni açısından tehlike oluşturduğu kanaatiyle sınır dışı edilmesine karar verilen başvurucuların aile hayatına saygı hakkı bağlamında ileri sürdüğü ihlal iddialarını değerlendirmiş ve kamu makamlarının sınır dışı etme, zorla çıkarma, ülke topraklarına girmeyi yasaklama gibi işlemlerinin kişilerin aile hayatına müdahale oluşturduğunu belirtmiştir (Nasri/Fransa, B. No: 19465/92, 13/7/1995, § 34; Berrehab/Hollanda, B. No: 10730/84, 21/06/1988; § 23; Boultif/İsviçre, § 40; Maslov/Avusturya, § 61). AİHM, kamu makamlarının oturma izni vermeme gibi hareketsiz kaldığı durumlarda ise aile hayatına saygı hakkı bakımından pozitif yükümlülüklerinin gündeme geleceğini ifade etmiştir (Jeunesse/Hollanda, B. No: 12738/10, 3/10/2014, § 105; Butt/Norveç, B. No: 47017/09, 4/12/2012, § 78). AİHM, sınır dışı işlemi gibi aile hayatına saygı hakkına yönelik müdahaleleri Sözleşme'nin maddesinin ikinci fıkrasında yer alan kanunilik, meşru amaç, demokratik toplumda gereklilik ve orantılılık ilkeleri bakımından incelemeye tabi tutmaktadır. AİHM, orantılılık incelemesi yaparken başvurucuların aile hayatı ile sınır dışı işleminin uygulanması bağlamında gözetilen kamusal menfaat arasında adil bir denge kurulması gereğine işaret etmiştir. Söz konusu değerlendirmede dikkate alınması gereken unsurlar arasında başvurucunun işlediği suçun niteliği ve ağırlığı, sınır dışı edilmeden önce başvurucunun ülkede ikamet süresi, suçun işlenmesinin ardından geçen süre, ilgili diğer kişilerin vatandaşlıkları, aile durumu, evliliğinin süresi, çiftin gerçek ve hakiki bir aile yaşamı sürdürüp sürdürmediğini gösteren diğer etkenler, eşin aile yaşamını kurduğu anda söz konusu suçtan haberdar olup olmadığı, evlilikte çocuk sahibi olup olmadıkları ve varsa çocukların yaşı gibi hususlar yer almaktadır. Her ne kadar bir kişinin sınır dışı edilen eşi ile sınır dışı edildiği ülkede birlikte yaşamasının beraberinde bazı zorlukları getireceği olgusu tek başına sınır dışı edilmeye engel oluşturmasa da AİHM özellikle eşin başvurucunun ülkesinde karşılaşması muhtemel zorlukların ciddiyetini de gözönünde tutmaktadır (Boultif/İsviçre, § 48; Üner/Hollanda [BD], B. No: 46410/99, 18/10/2006, §§ 62-66). AİHM'e göre hakkında millî güvenlik hususlarına dayanan bir tedbir uygulanan kişi, keyfîliğe karşı tüm garantilerden mahrum edilmemelidir. Söz konusu tedbirin hukuka uygunluğunu denetlemek, olası keyfîlik ve kötüye kullanmayı engellemek için somut olayın koşulları ve ilgili mevzuata ilişkin tüm ilgili sorunları gözden geçirme yetkisine sahip bağımsız ve tarafsız bir organ tarafından incelenmesine imkân tanınmalıdır. Hakkında tedbir uygulanan kişinin bu organ önünde iddia ve görüşlerini sunabilmesi ve hakkındaki isnatları çürütebilmesi için çelişmeli yargılama imkânlarına sahip olması gerekir (Lupsa/Romanya, B. No:10337/04, 8/6/2006, § 38; Al-Nashif/Bulgaristan, B. No: 50963/99, 20/6/2002, §§ 123,124).