Başvurucu, 17/4/2008 tarihinde İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde açtığı patent ve markaya tecavüzün önlenmesi ile tazminat davasında ve aleyhine açılan karşı davada makul sürede yargılama yapılmadığını, Anayasanın 90. maddesinin beşinci fıkrasına aykırı olarak uluslararası anlaşma hükümlerinin dikkate alınmadığını, eksik inceleme ve araştırmaya dayalı ve yerleşik Yargıtay içtihatlarına aykırı olarak davanın reddine, karşı davanın kabulü ile patentin hükümsüzlüğüne karar verildiğini,
Başvurucu, 17/4/2008 tarihinde İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde açtığı patent ve markaya tecavüzün önlenmesi ile tazminat davasında ve aleyhine açılan karşı davada makul sürede yargılama yapılmadığını, Anayasanın maddesinin beşinci fıkrasına aykırı olarak uluslararası anlaşma hükümlerinin dikkate alınmadığını, eksik inceleme ve araştırmaya dayalı ve yerleşik Yargıtay içtihatlarına aykırı olarak davanın reddine, karşı davanın kabulü ile patentin hükümsüzlüğüne karar verildiğini, Mahkeme ve Yargıtay kararlarının gerekçesiz olduğunu belirterek, adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, patent koruma süresinin yirmi yıl olduğunun tespit edilmesini, yargılamanın yenilenmesine karar verilmesini ve tazminata hükmedilmesini talep etmiştir. Başvuru, 1/2/2013 tarihinde İstanbul 4 Nolu Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 18/9/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 16/10/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 12/12/2014 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, 17/4/2008 tarihinde İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde açtığı patent ve markaya tecavüzün önlenmesi ile tazminat davasında, davalı şirketin, İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2008/19 Değişik İş sayılı dosyasında belirlenen, marka ve patentine tecavüz teşkil eden ürünleri Türkiye'ye ithal ettiğini, gümrük antreposunda bilirkişi incelemesi yaptırılarak bu durumun tespit edildiğini belirterek, Mahkemeye sunduğu deliller doğrultusunda patenti ile buna dayalı olarak sahip olduğu markalarına yönelik tecavüzün ve haksız rekabetin durdurulmasını, önlenmesini, tecavüz teşkil eden ürünlerin imhasını, uğradığı maddi ve manevi zararın giderilmesini, marka ve patentinin itibar zararı nedeniyle tazminata hükmedilmesini talep etmiştir. Başvurucu aleyhine açılan karşı davada ise, başvurucunun iddialarının haksız ve yersiz olduğu ileri sürülmüş, başvurucunun patentinin hükümsüzlüğüne ve davanın reddine karar verilmesi istenmiştir. Yapılan yargılama sonunda İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, 9/12/2009 tarih ve E.2008/45, K.2009/141 sayılı kararı ile, patente tecavüz davasının çözümlenebilmesi için öncelikle patentin hükümsüzlüğü konusunda açılan karşı davanın ele alınması gerektiğini belirterek bu kapsamda yaptığı değerlendirmede, davaya konu patente ilişkin Türk Patent Enstitüsünden gönderilen onaylı patent belgesinde geçerlilik süresinin 22/11/1990 tarihinden başlayarak on beş yıl olduğunun ve patentin yürürlükten kalkmış olan 23 Mart 1879 tarihli İhtira Beratı Kanunu’na göre verildiğinin ifade edildiğini, ayrıca yine Türk Patent Enstitüsünden gönderilen bir başka yazıda Türkiye’nin taraf olduğu Dünya Ticaret Örgütünün “Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşması (TRİPS)” hükümlerine göre de patentlerin koruma süresinin yirmi yıla çıkarılmasından dolayı ilgili patentin koruma süresinin 22/11/1990 tarihinden itibaren yirmi yıl olduğunun açıklandığını; ancak bu açıklamanın aksine, anılan anlaşmada öngörülen koruma süresinin buluşlara ilişkin olduğunu ve dava konusu patentin İhtira Beratı Kanunu’na göre değerlendirilerek düzenlendiğini, bu Kanun’un patentin verilmesi için buluş adımı kriterini aramadığını, bununla ayrıca söz konusu patentin, uluslararası anlaşmanın uygulanabilmesi amacıyla çıkarılan 24/6/1995 tarih ve 551 sayılı Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin (KHK) yürürlüğe girmesinden önceki dönemde düzenlendiğini, kaldı ki bu KHK’da da süresi dolan ihtira beratlarıyla ilgili bir uzatmanın öngörülmediğini; sonuç olarak İhtira Beratı Kanunu’na göre buluş kriteri aranmadan verilen bir belgenin süresi dolduktan sonra patentler için buluş adımı kriteri arayan uluslararası sözleşme hükümlerine dayanılarak koruma süresinin uzatılamayacağını, dolayısıyla ihtira beratının patent tescil koşullarını taşımadığını, taşıdığı kabul edilse bile koruma süresinin de dolmuş olduğunu, ayrıca davalının, davacı adına tescilli markaları kullanma şeklinin markasal bir kullanım olmadığını, davalının, davacıya ait markaya tecavüz olgusunun gerçekleşmediğini belirterek, patente ve markaya tecavüz davasının ve tazminat isteminin reddine, ihtira beratının hükümsüzlüğüne dair açılan karşı davanın kabulüne ve ihtira beratının (patentin) hükümsüzlüğüne, sicilden terkin edilmesine karar vermiştir. Yapılan temyiz incelemesi sonunda Yargıtay Hukuk Dairesi, 17/4/2012 tarih ve E.2010/6528, K.2012/6193 sayılı ilâmı ile “dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, Mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, davalı-karşı davacının, davacı-karşı davalıya ait markaları izinsiz şekilde kullandığının kanıtlanmamasına, ithal ettiği emtialarla ilgili olarak düzenlenen faturadaki açıklamanın ürünü tanımlamak için kullanılmış olmasına, bu kullanımın 556 sayılı KHK’nın maddesi kapsamında yer almasına göre, davacı-karşı davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine ve hükmün onanmasına” karar vermiştir. Karar düzeltme talebi üzerine aynı Daire tarafından, 30/11/2012 tarih ve E.2012/11555, K.2012/19563 sayılı ilâm ile “dosyadaki yazılara, Mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davacı-karşı davalı vekilinin HUMK’un maddesinde sayılan hallerden hiçbirisini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddine” karar verilmiştir. Bu karar, başvurucuya 3/1/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu, 1/2/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk Anayasanın “Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma” kenar başlıklı maddesinin beşinci fıkrası şöyledir: “… Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır. …” 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Usul ekonomisi ilkesi" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür." 551 sayılı KHK’nın “Amaç ve Kapsam” kenar başlıklı maddesi şöyledir: “Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin amacı, buluş yapma faaliyetini özendirmek, buluşların sanayiye uygulanması ile teknik, ekonomik ve sosyal ilerlemenin gerçekleştirilmesini sağlamak için buluşlara patent veya faydalı model belgesi vererek korumaktır. Bu Kanun Hükmünde Kararname, sınai hakkın tesisine uygun buluşlara patent veya faydalı model belgesi verilerek bunların korunması ile ilgili esasları, kuralları ve şartları kapsar.” 551 sayılı KHK’nın “Milletlerarası Anlaşmaların Öncelikle Uygulanması” kenar başlıklı maddesi şöyledir: “Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası anlaşma hükümlerinin bu Kanun Hükmünde Kararname hükümlerinden daha elverişli olması halinde 2nci maddede belirtilen kişiler, elverişli hükümlerin uygulanmasını talep etme hakkına sahiptir.” 26/1/1995 tarihli ve 4067 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan ve 3/2/1995 tarihli ve 95/6525 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan TRİPS’in “Patent Verilebilir Konular” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: “Paragraf 2 ve 3 hükümlerine tabi olarak, patentler, yeni olmaları, yaratıcı bir adım, bir buluş basamağı içermeleri ve sanayide uygulanabilmeleri koşuluyla, teknolojinin her alanında, ürünlerle veya usullerle ilgili her türlü buluş için verilebilecektir.^1) 65 inci Maddenin 4 üncü paragrafına, 70 inci Maddenin 8 inci paragrafına ve bu Maddenin 3 üncü paragrafına tabi olarak, buluş yeri, teknoloji alanı ve ürünlerin ithal veya yerli üretim olup olmadığı konusunda herhangi bir ayrım yapılmadan patent verilebilecek ve patent haklarından yararlanabilecektir.” TRİPS’in “Koruma Süresi” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“Koruma süresi başvuru tarihinden itibaren hesaplanan yirmi yıllık bir süreye tabidir.” 24/6/1995 tarih ve 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin “Marka tescilinden doğan hakların kapsamında istisna” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“Dürüstce ve ticari veya sanayi konularıyla ilgili olarak kullanılmaları koşuluyla üçüncü kişilerin, ad ve adresini, mal veya hizmetlerle ilgili cins, kalite, miktar, kullanım amacı, değer, coğrafi kaynak, üretim veya sunuluş zamanı veya diğer niteliklere ilişkin açıklamaları kullanmaları marka sahibi tarafından engellenemez.”