Başvuru, yurt dışına çıkış yasağı öngören adli kontrol tedbiri nedeniyle özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru; yurt dışına çıkış yasağı öngören adli kontrol tedbiri nedeniyle özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 6/9/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Almanya vatandaşı olup anılan ülkede yaşamaktadır. Kocaeli Emniyet Müdürlüğüne 12/12/2016 tarihinde yapılan bir ihbarda sosyal medyada hakaret içerikli paylaşımlar yapıldığı belirtilmiş, Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün açık kaynak araştırmasında paylaşımları yapan kişinin başvurucu olabileceği tespit edilmiştir. Başvurucu hakkında başlatılan ceza soruşturması kapsamında Büyükçekmece Sulh Ceza Hâkimliği Cumhurbaşkanı'na hakaret suçundan 17/5/2017 tarihinde yakalama kararı vermiştir. Başvurucu 9/7/2017 tarihinde tatil amacıyla Türkiye'ye gelmiştir. Tatilini tamamlayarak Almanya'ya dönmek isteyen başvurucuya, Kapıkule sınır kapısında, hakkında yakalama kararı olduğu gerekçesiyle geçiş izni verilmemiştir. Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucunun, sosyal medyada 2016 yılında yaptığı iddia edilen paylaşım nedeniyle 10/8/2017 tarihinde ifadesi alınmıştır. Başvurucu ifadesinde; paylaşım yapılan sosyal medya hesabında künyede yer alan bazı bilgilerin kendisine ait olmadığını dolayısıyla bu hesabın başkasına ait de olabileceğini vurgulamıştır. Ayrıca aktif olarak kullanmadığı Facebook hesabının olduğunu ancak bu hesaptan şimdiye kadar hakaret içerikli bir paylaşım yapmadığını, hesabının açık olması nedeniyle işçileri veya başkası tarafından da paylaşım yapılmış olabileceğini belirterek suçlamayı kabul etmemiştir. İfadesi alınan başvurucu, adli kontrol talebi ile sorguya sevk edilmiştir. Büyükçekmece Sulh Ceza Hâkimliği 10/8/2017 tarihinde, başvurucunun 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun maddesinin (3) numaralı fıkrasının (a) bendine göre yurt dışına çıkmamak suretiyle adli kontrol altına alınmasına karar vermiştir. Kararda, atılı suçun işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe uyandıracak somut delillerin bulunduğu vurgulanarak, suçun vasıf ve mahiyeti ile soruşturmanın devam etmesi nedeniyle delillerin tam olarak toplanmaması, başvurucunun kaçma ve gizlenme ihtimalinin var olması hususları tedbirin gerekçeleri olarak belirtilmiştir. Başvurucu anılan karar itiraz etmiştir. Başvurucu; Almanya'da yaşadığını ve anılan ülke vatandaşı olduğunu, ailesinin Almanya'da yaşadığını ve yaklaşık 100 işçi çalıştıran bir şirketin sahibi olduğunu vurgulayarak yurt dışına çıkma yasağının ticari hayatında ve aile hayatında zarara neden olacağını belirterek kefalet karşılığı yasağın kaldırılmasını veya tedbirin değiştirilmesini talep etmiştir. Büyükçekmece Sulh Ceza Hâkimliği 15/8/2017 tarihli kararıyla yukarıda belirtilen gerekçeleri yineleyerek itirazı reddetmiştir. Anılan karar, başvurucu vekiline 21/8/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir. Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden yapılan incelemede, başvurucunun tedbirin kaldırılması veya değiştirilmesi yönündeki 13/9/2017 tarihli talebi de Büyükçekmece Sulh Ceza Hâkimliği tarafından reddedilmiştir. Kararın gerekçesinde mevcut delil durumu, yurt dışında yaşayan başvurucunun kaçacağına dair somut hâl ve davranışlarının bulunması ve suç karşılığı yaptırım miktarının gözetildiği vurgulanmıştır. Anılan karara itiraz da Büyükçekmece Sulh Ceza Hâkimliği tarafından, itiraza konu kararın usul ve yasaya uygun olduğu belirtilerek 26/9/2017 tarihinde reddedilmiştir. Ayrıca Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığının 28/2/2018 tarihli iddianamesiyle başvurucunun Cumhurbaşkanı'na hakaret suçundan cezalandırılmasının talep edildiği ve 5/3/2018 tarihinde Büyükçekmece Asliye Ceza Mahkemesinde görülmeye başlanan yargılamanın hâlen derdest olduğu tespit edilmiştir. Başvurucu vekilinin dava açılması nedeniyle adli kontrol kararının tensiben kaldırılmasına yönelik 7/5/2018 tarihli talebi hakkında anılan Mahkeme tarafından bir karar verilmediği görülmüştür. Ayrıca başvurucu vekili, yurt dışı adresini bildirerek başvurucunun savunmasını yurt dışında vereceğini beyan etmesi üzerine, istinabe yoluyla başvurucunun savunmasının alınmasına 7/2/2019 tarihinde karar verilmiştir. Başvurucu vekilinin talebi üzerine 19/1/2021 tarihinde adli kontrol kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. Almanya'ya yazılan istinabe evrakının atılı suçun siyasi nitelikli olduğu değerlendirilerek Ceza İşlerinde Karşılıklı Adli Yardım Avrupa Sözleşmesi'ne aykırılık teşkil edeceğinden bilaikmal iade edilmesi, başvurucunun duruşmada hazır olmaması nedenleriyle savunmanın alınması için 23/3/2021 tarihinde yakalama kararı çıkarılmıştır. Diğer yandan başvurucu vekili, itirazlara rağmen adli kontrol kararının devam ettirilmesi üzerine şirketinin ekonomik kayıplara uğraması ve ailevi ilişkileri nedeniyle müvekkilinin yasa dışı yollardan 21/12/2017 tarihinde yurt dışına çıktığını, 17/7/2019 tarihli ek dilekçe ile Anayasa Mahkemesine bildirmiştir. A. Ulusal Hukuk 5271 sayılı Kanun'un "Adlî kontrol" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:" Bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar verilebilir. (2) Kanunda tutuklama yasağı öngörülen hallerde de, adlî kontrole ilişkin hükümler uygulanabilir. (3) Adlî kontrol, şüphelinin aşağıda gösterilen bir veya birden fazla yükümlülüğe tabi tutulmasını içerir:a) Yurt dışına çıkamamak..." 5271 sayılı Kanun'un maddesinin "Adlî kontrol kararı ve hükmedecek merciler" kenar başlıklı (1) ve (2) numaralı fıkrası şöyledir:"(1) Şüpheli, Cumhuriyet savcısının istemi ve sulh ceza hâkiminin kararı ile soruşturma evresinin her aşamasında adlî kontrol altına alınabilir.(2) Hâkim, Cumhuriyet savcısının istemiyle, adlî kontrol uygulamasında şüpheliyi bir veya birden çok yeni yükümlülük altına koyabilir; kontrolun içeriğini oluşturan yükümlülükleri bütünüyle veya kısmen kaldırabilir, değiştirebilir veya şüpheliyi bunlardan bazılarına uymaktan geçici olarak muaf tutabilir."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. (2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir." Sözleşme'ye ek 4 No.lu Protokol'ün "Serbest dolaşım özgürlüğü" kenar başlıklı maddesi şöyledir:" Bir devletin ülkesi içinde usulüne uygun olarak bulunan herkes, orada serbestçe dolaşma ve ikametgahını seçebilme hakkına sahiptir. Herkes, kendi ülkesi de dahil, herhangi bir ülkeyi terk etmekte serbesttir. Bu haklar, ancak ulusal güvenlik, kamu emniyeti, kamu düzeninin korunması, suç islenmesinin önlenmesi, sağlık ve ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler olarak ve yasayla öngörülmüş sınırlamalara tabi tutulabilir. Bu maddenin fıkrasında sayılan haklar, belli yerlerde, yasayla konmuş ve demokratik bir toplumda kamu yararının gerektirdiği sınırlamalara tabi tutulabilir." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), alınan bir tedbir sonucu bir kimsenin pasaport gibi bir seyahat belgesinden yoksun bırakılmasını Sözleşme'ye ek 4 No.lu Protokol'ün maddesinde güvence altına alınan serbest dolaşım özgürlüğünün kullanılmasına yönelik bir müdahale olarak değerlendirmektedir (Baumann/Fransa, B. No: 33592/96, 22/5/2001, § 62; Sissanis/Romanya, B. No: 23468/02, 23/1/2007, § 63). Ancak AİHM, anılan Protokol hükümlerinin Protokol'e taraf olmayan ülkeler ile ilgili davalarda uygulanamayacağına dikkat çekerek bu durumda serbest dolaşıma ilişkin şikâyetlerin konu bakımından Sözleşme'yle bağdaşmayacağına karar vermiştir (Riener/Bulgaristan B. No: 28411/95, 11/4/1997, § 2; Paşaoğlu/Türkiye, B. No: 8932/03, 8/7/2008, § 41). Öte yandan AİHM, Sözleşme'nin madde hükümlerinin 4 No.lu ek Protokol'ün maddesi ile değiştirilemeyeceğine dikkat çekerek Protokol maddesi hükmüyle madde arasında sıkı bir bağ olduğunu kabul etmiştir. Bu bağlamda AİHM; serbest dolaşımın ve özellikle sınır ötesi serbest dolaşımın özel hayatın geliştirilmesi açısından esas olarak değerlendirildiği bir çağda, başka ülkede ailevi, mesleki ve ekonomik bağlara sahip olan kişiler söz konusu olduğunda herhangi bir gerekçe göstermeksizin bu özgürlüğü reddetmesinin Sözleşme'ye taraf devlet açısından yükümlülüklerin ciddi ihlalini teşkil edeceğini ifade etmiştir (İletmiş/Türkiye, B. No: 29871/96, 6/12/2005, § 50; Paşaoğlu/Türkiye, § 42). Bu bağlamda AİHM, Türkiye'nin ek Protokol'ü imzalamasına rağmen onay sürecinin tamamlanmadığını tespit ettiği iki kararında serbest dolaşım/seyahat özgürlüğüne ilişkin şikâyetleri giriş yapılmak istenen ülkede kişisel, ailevi ve ekonomik bağların olması ölçütünü uygulayarak özel hayata saygı hakkı kapsamında incelemiştir. İletmiş/Türkiye (aynı kararda bkz. §§ 8-15) kararında eşi ve iki çocuğu ile Almanya'da ikamet eden ve bu ülkede çalışan başvurucu, Türkiye'ye ziyarete geldiği sırada 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu'nun maddesinde düzenlenen yabancı ülkede millî menfaatlere zarar verici faaliyette bulunmak suçundan yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınmış, ifadesi alınarak serbest bırakılmasına rağmen pasaportuna el konulmuş, pasaportu ise on beş yıl süren yargılama sonunda verilen beraat kararı sonrası iade edilmiştir. Anılan kararda; başvurucunun uzun süredir Almanya'da yaşadığı, tüm ailesinin ve işinin bu ülkede olduğu, dolayısıyla gitmek istediği ülke ile sıkı kişisel bağlarının mevcut olduğu kabul edilerek pasaporta el konulması ve uzun süre iade edilmemesi nedeniyle özel hayata saygı hakkına müdahale edildiği sonucuna varılmıştır. AİHM'e göre hiçbir gelişme göstermeden yargılama uzadıkça ve başvuran aleyhine kanıt yokluğu devam ettikçe önleyici tedbirin meşru amacına bağlı yarar, zamanla ağırlığını yitirecektir. Bu bağlamda AİHM, başvurucu hakkında yurt dışı çıkış yasağını öngören bir mahkeme kararının mevcut olmadığını, idari makamların yasağı gerekçelendiremediğini belirttikten sonra alınan tedbirin belirsiz bir şekilde uzun süre devam ettirilmesinin kaçınılmaz sosyal bir ihtiyaç olmadığı ve izlenen müdahalenin Sözleşme'nin maddesinde verilen amaçlarla orantılı olmadığı sonucuna ulaşmıştır (İletmiş/Türkiye, §§ 42-50). Son olarak AİHM'in Parmak ve Bakır/Türkiye (B. No: 22429/07 ve 25195/07, 3/12/2019) kararında ikinci başvuran, hakkında uygulanan yurt dışına çıkış yasağı tedbirinin haksız olduğundan ve bunun sonucunda özel hayatına yapılan müdahalenin orantısız olduğundan şikâyet etmiştir. İkinci başvuran ayrıca, yakalanmadan önce tüm hayatı boyunca Almanya’da kaldığını ve Türkiye’de kendini idame ettirecek bir geliri, ikameti veya sağlık güvencesi olmadığını belirtmiştir. Somut davada AİHM; seyahat yasağının ikinci başvurana, tutukluluk yerine önleyici tedbir olarak 21/1/2003 tarihinde tahliye edilmesinin ardından konulduğunu ve cezasını çektikten sonra talebi üzerine 24/6/2009 tarihinde kaldırıldığını tespit etmiştir. AİHM; ikinci başvuranın yargılama süresince, her defasında söz konusu tedbirin yerleşik bulunduğu Almanya’yla olan kişisel ve mesleki bağlarını sürdürmesine engel olduğunu belirterek ve kefalet gibi daha uygun bir tedbir uygulamasını isteyerek yasağın kaldırılması talebiyle yerel mahkemelere yedi kez başvuruda bulunduğunu ancak mahkemelerin her defasında, devam eden kısıtlamanın belirli bir zamanın geçmesinden sonra davanın kendine özgü koşullarında hâlen orantılı olup olmadığını değerlendirmeksizin sadece yargılamanın bulunduğu aşamaya işaret etmek suretiyle bu başvuruları incelememiş ya da onlara bir yanıt vermemiş olduğunu ifade etmiştir (Parmak ve Bakır/Türkiye, § 93). Anılan kararda AİHM; bir bireyin seyahat özgürlüğü üzerindeki kısıtlamaya başlangıçta izin verilse dahi bunun uzunca bir süre otomatik şekilde devam ettirilmesinin bireyin haklarını ihlal ederek orantısız bir tedbir hâline gelebileceğini belirterek somut davada yerel mahkemelerin ikinci başvuranın mükerrer başvurularına karşın söz konusu seyahat yasağının haklılığını yeniden değerlendirmemeleri ve söz konusu tedbiri otomatik bir şekilde onayladıklarını ifade etmiş ve Sözleşme’nin maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (Parmak ve Bakır/Türkiye, § 94).