Başvuru, milletvekili hakkında uygulanan yakalama, gözaltına alma ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; tutuklamaya konu suçlamaların ifade özgürlüğü ve siyasi faaliyet kapsamındaki eylemlere ilişkin olması ve tutukluluk nedeniyle milletvekilliği görevinin yerine getirilememesi nedenleriyle ifade özgürlüğü ile seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, milletvekili hakkında uygulanan yakalama, gözaltına alma ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; tutuklamaya konu suçlamaların ifade özgürlüğü ve siyasi faaliyet kapsamındaki eylemlere ilişkin olması ve tutukluluk nedeniyle milletvekilliği görevinin yerine getirilememesi nedenleriyle ifade özgürlüğü ile seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 1/12/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:A. Genel Bilgiler PKK'nın terör örgütü olduğu ulusal ve uluslararası makamlar tarafından kabul edilmiş tartışmasız bir olgudur. Anılan örgütün gerçekleştirdiği terörist şiddet, bölücü amaçları dolayısıyla anayasal düzene, millî güvenliğe, kamu düzenine, kişilerin can ve mal emniyetine yönelik ağırtehdit oluşturmaktadır. Bu yönüyle ülkenin toprak bütünlüğünü hedef alan PKK kaynaklı terör, onlarca yıldır Türkiye'nin en hayati sorunu hâline gelmiştir. (bkz. Gülser Yıldırım(2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, §§ 7-18) Bununla birlikte kamuoyunda "Demokratik açılım süreci", "Çözüm süreci" ve "Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi" gibi farklı isimlerle ifade edilen süreç içerisinde 2012 yılının son döneminden itibaren PKK tarafından gerçekleştirilen terör saldırıları önemli ölçüde azalmıştır. Ancak Suriye'de son yıllarda yaşanan iç savaşın Türkiye'nin güvenliği üzerinde etkileri olmuş, PKK ve DAEŞ kaynaklı terör olayları yeniden artmaya başlamıştır. Kamuoyunda "6-7 Ekim olayları" ve "hendek olayları" olarak bilinen terör eylemleri bunların başında gelmektedir. (bkz. Gülser Yıldırım (2), §§ 19-27) Hendek olayları kapsamında PKK tarafından birçok yerleşim yerinde cadde ve sokaklara hendekler kazılıp barikatlar kurularak ve bu barikatlara bomba ve patlayıcılar yerleştirilerek teröristler tarafından şehirlerin bir kısmında "öz yönetim" adı altında hakimiyet sağlanmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda çok sayıda terörist, halkın bu yerlere giriş ve çıkışını engellemek istemiştir. Güvenlik güçleri, hendeklerin kapatılması ve barikatların kaldırılması suretiyle yaşamın normale dönmesini sağlamak amacıyla operasyonlar yapmış ve teröristlerle çatışmaya girmiştir. Aylarca devam eden bu operasyon ve çatışmalar sırasında çok sayıda güvenlik görevlisi hayatını kaybetmiş, tonlarca bomba ve patlayıcı imha edilmiştir. (bkz. Gülser Yıldırım (2), §§ 28-30) Terör saldırılarının gittikçe yoğunlaştığı ve ülkenin birçok bölgesine yayıldığı bu dönemde, hem güvenlik güçleri hem de siviller hedef alınmıştır. Bu bağlamda PKK tarafından (başvurucunun seçim bölgesi olan Hakkari, konuşma yaptığı Şırnak ve Diyarbakırillerinde); 6/9/2015 tarihinde Yüksekova'da askeri karakola, 28/11/2015 tarihinde Sur'da güvenlik görevlilerine, 13/1/2016 tarihinde Diyarbakır ili Çınar ilçesinde polis lojmanlarına,24/3/2016 tarihinde Sur'da askeri karakola, 31/3/2016 tarihinde Bağlar'da polis aracına, 11/4/2016 tarihinde Hani'de askeri karakola, 15/4/2016 tarihinde Şırnak'ta güvenlik görevlilerine, 1/5/2016 tarihinde Dicle'de jandarma binasına, 10/5/2016 tarihinde Bağlar'da polis aracına, 12/5/2016 tarihinde Sur'da doğrudan sivillere, aynı gün İstanbul'da askeri servis aracına, 29/5/2016 tarihinde Kulp'ta güvenlik görevlilerine, 30/5/2016 tarihinde Silopi'de polis aracına, 28/6/2016 tarihinde Dicle'de polis aracına, 10/8/2016 tarihinde Sur'da polis ekiplerine, 15/8/2016 tarihinde Bismil'de bölge trafik müdürlüğüne, 9/10/2016 tarihinde Şemdinli'de askeri kontrol noktasına ve 4/11/2016 tarihinde Bağlar'da emniyete ait hizmet binalarına yönelik silahlı ve/veya bombalı saldırılar düzenlenmiş, ayrıca bombalı intihar saldırıları gerçekleştirilmiştir. Bu saldırılarda, 60 güvenlik görevlisi ve -aralarında üç çocuk ve Diyarbakır Baro Başkanının da bulunduğu- 51 sivil hayatını kaybetmiş, 308 güvenlik görevlisi ve 289 sivil yaralanmıştır.B. Başvurucunun Tutuklanmasına İlişkin Süreç Başvurucu, 12/6/2011 tarihinde yapılan seçimlerde Barış ve Demokrasi Partisinden (BDP) Şırnak Milletveklili; 7/6/2015 ve 1/11/2015 tarihlerinde yapılan seçimlerde ise Halkların Demokratik Partisinden (HDP) Hakkari Milletvekili seçilmiştir. Başvurucu hâlen milletvekilidir. Başvurucu hakkında milletvekili olarak görev yaptığı dönemde işlediği iddia olunan bazı suçlara ilişkin olarak farklı Cumhuriyet başsavcılıklarınca soruşturmalar yürütülmüştür. Anayasa'nın maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan "Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz." hükmü uyarınca yasama dokunulmazlığına sahip olan başvurucunun dokunulmazlığının kaldırılması istemiyle yirmi üç ayrı fezleke düzenlenmiş ve Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmak üzere Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderilmiştir. Bu fezlekelerde başvurucuya isnat edilen suçlamalara ilişkin olay ve olgular şöyle özetlenebilir:i. Başvurucu 5/1/2014 tarihinde Şırnak merkezde BDP parti binası önünde birkısım milletvekillerinin tahliyesi nedeniyle yapılan gösteri ve basın açıklamasına katılarak konuşma yapmıştır. "Bu hakların elbet bir bedeli vardır, bedeli zindandır, bedeli dağ başıdır, bizim binlerce arkadaşımız cezaevlerinde binlerce arkadaşım dağlardadır. Zindanların kapılarını açmadan biz bütün kürdistan meydanlarını özgürleştirene kadar biz bu yolda yürüyeceğiz. Botan gençlerinin hepsini selamlıyorum, dağ ile ovalarımız sizinle var, bu sizin hizmetkarınız bizim elimizden geldiği kadar parlamenter gibi değil meydanlarda seçilen siyasetçiler gibi değil, militanlar gibi devrimci gibi mücadeleciler gibi yerine getireceğiz ..." şeklinde ifadelerin yer aldığı konuşmayla başvurucunun PKK terör örgütünün propagandasını yaptığı, ayrıca kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme, yönetme bunların hareketlerine katılma suçunu işlediği ileri sürülmüştür.ii. 20/3/2014 tarihinde Şırnak ilinde Nevruz etkinliği düzenlenmiş ve başvurucu bu etkinliğe katılarak bir konuşma yapmıştır. Başvurucunun " ... bu gün güller dağların başında açıyor, bugün kürdistan başında ... rehber aponun nevruzunu kutluyorum, nevruzun kutlu olsun lider apo, nevruz şehitlerini anıyoruz, onların sayesinde birlikteyiz ... saygı ve selamlarımı canlarını verenlere sunuyorum ... bu baharı hak ettik. Ellerimizle tırnaklarımızla elde ettik, kanlarla, fidanlarla, ellerimizle elde ettik ... " şeklinde ifadelerin yer aldığı konuşmasıyla PKK terör örgütünün propagandasını yaptığı, kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme, yönetme bunların hareketlerine katılma ve suçu/suçluyu övme suçlarını işlediği ileri sürülmüştür.iii. Diyarbakır ili Bağlar ilçesinde 9/1/2015 tarihinde düzenlenen ve PKK terör örgütünü simgeleyen pankart ve flamalar ile Abdullah Öcalan'ın posterleri taşınarak yapılan yürüyüşün sonunda başvurucu bir basın açıklaması yapmıştır. "Şehitlerin arkasından ağlamayacağımıza söz verdik ve yemin ettik, biz bunlara onların takipçisi olacağımız sözünü verdik. Onların söylemlerini sözlerini yaşantımızın anlamı yapacağız. Onların yolunu kendi yolumuz yapacağız ... Bir kez daha o kahraman kadınlar önünde saygıyla eğiliyoruz ... Kürt kadınları gibi kürdistanlı kadınlar gibi tüm kadınlara çağrıda bulunuyor ve diyoruz ki; Sara, Rojbin ve Ronahi [9/1/2013 tarihinde Paris'te öldürülen PKK terör örgütü üyelerinin kod adlarıdır] gibi kürdistanı ve halkı özgürleştirmelidirler." şeklinde ifadelerin yer aldığı konuşmasıyla başvurucunun PKK terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür.iv. Abdullah Öcalan'ın yakalanarak Türkiye'ye getirilişinin yıl dönümünde terör örgütünün çağrıları doğrultusunda 15/2/2015 tarihinde BDP Diyarbakır il binası önünde toplanan yaklaşık on bin kişilik grup, Abdullah Öcalan'ın posterlerini taşıyarak ve "PKK halktır, halk burada, Kürdistan faşizme mezar olacak, şehit namırın[şehitler ölmez]" şeklinde sloganlar atarakbir yürüyüş gerçekleştirmiş, başvurucu da bu yürüyüşe katılmış ve kalabalığa hitaben bir konuşma yapmıştır. "Ben bir kez daha bu kara gün protestosunda, Kürt halkının bu direnişini ve Kürt halk önderinin bu direniş gününü selamlıyorum ... Bu gün her bir kürdistanlı için, her bir Kürt için, her bir doğu için kendisine insanım diyen her bir insan için bu gün kara bir gün ve protesto günüdür. Neden? Çünkü Öcalan şahsında tüm toplum esir alındı ... Bizler bir kez daha bedenlerini veren o şehitleri saygıyla anıyor ve onlara diyoruz ki ey arkadaşlar ey şehitler ateşiniz halen de yanmaktadır. Sizler bilesiniz ki önder Apo çıkıp Amed [Diyarbakır] meydanına gelmediği sürece bu ateşi söndürmeyeceğiz ve bu direniş durmayacaktır diyoruz. Hangi insan tek başına bir hücrede 16 yıl boyunca işkenceler altında yaşayabilir ... sabrımızı fazla zorlamayın. Fazla zorlamayın yoksa İmralı Adasının suları hepinizi boğacaktır ... özgürlük için bir 30 yıl daha savaşabiliriz ... başkanımızın Kürdistan'da olması için ... bizler için yaşamak direnmektir, direniş olmadan yaşanamaz ... önderimizin direnişini selamlıyoruz. Halkımızın direnişini selamlıyoruz ..." şeklinde ifadelerin yer aldığı konuşmayla başvurucunun PKK terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür. v. PKK terör örgütünün çağrıları doğrultusunda 8/3/2015 tarihinde Diyarbakır'da Dünya Kadınlar Günü nedeniyle toplanan yaklaşık üç bin kişilik grubun, terör örgütü lehine sloganlar atarak yaptığı yürüyüşe başvurucu da katılmış ve kalabalığa hitaben bir konuşma yapmıştır. "... önder Apo sana selam olsun, selam olsun diyoruz. Biz peşindeyiz, biz senin yoldaşınız ... Kahraman kadınlar, yeni bir yaşamı inşa edeceklerini ifade ettiler ve bizler kadın mücadelesini, Semaları, Zilanları, Nudemleri, Çiçekleri, Beritanları unutmayacağız. Bizler Arinleri, Kaderleri unutmayacağız. O canını verenler, o şehitler daima önümüzdedirler ve bu yüzyıl o şehitlere bir cevap olacaktır. O kadınlar tüm dünya kadınlarına ve biz Kürt kadınlarına direniş alanları oluşturdular ..." şeklinde ifadelerin yer aldığı konuşmayla başvurucunun PKK terör örgütünün propagandasını yaptığı, suçu ve suçluyu övdüğü ileri sürülmüştür. vi. 9/7/2015 tarihinde Hakkari'de DBP (Demokratik Bölgeler Partisi) ve HDP'nin organize ettiği bir yürüyüş sonunda basın açıklaması yapıldığı, aynı gün DBP Hakkari il teşkilat binası önünde toplanan kalabalığın, "ÖNDER APO'ya ÖZGÜRLÜK HALKLARIN ÖZGÜRLÜK ÇİÇEĞİDİR" ibareli pankart ve Abdullah Öcalan posterleri taşıyarak "Biji Serok Apo [yaşasın başkan Apo]" şeklinde slogan attığı, burada Abdullah Öcalan'ın konuşmalarını içeren sinevizyon gösterimi yapıldığı, başvurucunun da bu etkinliğe katılarak terör örgütünün propagandasını yapma, suçu ve suçluyu övme, kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenleme, yönetme ve bunların hareketlerine katılma, silahlı terör örgütüne üye olma suçlarını işlediği ileri sürülmüştür.vii. Başvurucunun 25/8/2015 tarihinde Diyarbakır'da yapılan bir basın açıklamasında, "... belediye başkanlarımızın il ilçe yöneticilerimizin, meclis üyesi arkadaşlarımızın gözaltına alınmasına müsade etmemeliyiz. Gözaltı devam ederse belediyelerin biz hendek kazacağız, hendek kazıp gözaltılara engel olacağız ..." şeklinde ifadeler kullanarak PKK terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür. viii. Abdullah Öcalan'ın cezaevi koşullarını ve Diyarbakır ili Silvan ilçesinde "hendek olayları" nedeniyle uygulanan sokağa çıkma yasağını protesto etmek amacıyla 11/11/2015 tarihinde Hakkari'de organize edilen ve "önderine, şehidine, kendine, kimliğine sahip çık, şehid namırın[şehitler ölmez], işgalci TC, kürdistandan defol" şeklinde sloganların atıldığı -ve kolluk görevlilerinin müdahale ettiği- bir etkinliğe başvurucunun da katılarak terör örgütünün propagandasını yapma, kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenlemeve bu gösterilere katılma suçlarını işlediği ileri sürülmüştür.ix. 11/11/2015 tarihinde yapılan etkinliğe yönelik müdahaleyi protesto etmek amacıyla ertesi gün Hakkari Belediyesi önünde toplanan ve aralarında başvurucunun da bulunduğu yaklaşık yüz kişilik grubun basın açıklaması yaptıktan sonra "biji serok apo,şehit namırın, kürdistan TC'ye mezar olacak, kürdistan faşizme mezar olacak" şeklinde slogan attıkları ileri sürülmüştür.x. Başvurucu, 13/12/2015 tarihinde Diyarbakır'da yaptığı konuşmada "... sayın Öcalan'ın yoldaşlarını herkesi canı gönülden selamlıyorum ... Kürtler söyleyeceklerini söyleyip bitirdiler. Artık gerçekleştirme zamanıdır. Sıra kurma aşamasına gelmiştir, isteğimiz eşit ve özgür bir yaşamdır ... Sadece kendimiz için değil tüm kürdistan halkı için bunu istiyor ve diyoruz ki bu talep yerine getirilmez ise mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz ... şehitlerimiz, yaşamını bu uğurda bu halka feda eden yoldaşlarımız bize bu mirası bıraktı ve onların son söylemleri, son görüşleri bize şunu anlatmakta! Bugün hepimiz için direniş günüdür ... Tanklarla toplarla üzerimize gelenler, müzakere olmasını istemeyenler, sadece tüfeğin ağzı [ile] konuşanlara karşı elbette ki bizler de onların diliyle konuşacağız ... hendeklerimiz keyfimizden değildir, barikatlarımızı canı[mız] sıkıldı diye kurmadık. Bir talebimiz var! Kürt ve kürdistanlılar artık statüsüz yaşamak istemiyor özgürlük olmadan artık yaşayamayız ... şehitlerinin isteklerini, şehitlerinin anmalarını, önderin söylemlerini yerine getirecekler. Bizler Sur'da, Yüksekova'da, Kerboranda [Dargeçit] kürdistanın diğer her yerinde, bugün hendeklerde ve barikatlarda direnen o Kürt kızı ve Kürt gençlerini selamlıyoruz, önlerinde eğiliyoruz. Çünkü onlar kürdistanın geleceğini savunuyorlar. Çünkü onlar işgal karşısında tarihi direnişi gündemleştiriyorlar." şeklinde ifadeler kullanarak PKK terör örgütünün propagandasını yaptığı ve terör örgütü üyesi olduğuileri sürülmüştür. xi. 14/12/2015 tarihinde Diyarbakır E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu önünde gözaltındaki kadınlara yönelik taciz iddialarıyla ilgilidüzenlenen basın açıklamasında başvurucunun "... Bugün dağıtımla, zindanlarda, sokaklarda, meydanlarda hendek ve barikatlarda direnen nine, kadın, çocuk ve direnen arkadaşlarımız ... Bizler onların direnişine saygıyla eğiliyoruz ..." şeklinde ifadelerin bulunduğu konuşmasıyla PKK terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür.xii. Başvurucunun 29/12/2015 tarihinde katıldığı bir televizyon programında '' ... Kürt sorununumüzakere edebileceğiniz son siyasetçiler belki de bizleriz. Bu vakitten sonra artık başka araçların devreye girebileceği ve başka söylemler ve taleplerin gündemleşeceği bir süreç olacaktır ... öfkeli bir nesil yetiştirdi bu devlet ve şimdi bu öfkeli neslin öfkesiyle karşı karşıyadır. Biz de diyoruz ki bu noktadan sonrası kıyamettir. Bu bir tehdit değil. Bu bir uyarıdır. Bu bir noktaya dikkat çekmektir. Bu son viraj da yol ayrımına gitmeden yeniden bu işin müzakereyle çözümüne olanak tanımaktır ... Aslında 15 Ağustos ilk kurşun atılımı [PKK, 1984 yılında Hakkârinin Şemdinli ve Siirt'in Eruh ilçelerinde güvenlik güçlerine yönelik büyük çaplı silahlı saldırılarda bulunmuştur] silahlı mücadelenin başlangıcı devlet tarafından idrak edilmedi ve bunlar yeteri kadar analiz edilemediği için de sorun buraya kadar büyüdü geldi. Bugün de aynı şey var. Bakın bu halkın önüne hendek kazmaktan, barikat kurmaktan başka şans bırakılmamıştır ... Şimdi hal böyleyken ve amansız bir savaş başlatılmışken bu halkın kendini savunması en meşru hakkıdır. Bu hak konusunda söz söyleyenler ancak bu ateşe odun taşıyanlar olabilir yani ben başka türlü tanımlayamıyorum. Şu anda bu halkın bu şekilde kendini savunmaya çalışması en meşru, en özgürlükçü, en doğal hakkıdır ve bunun destek görmesi gerekiyor ... Temizlik tırnak içinde söylüyorum ... gerçekleştirilemiyor. Demek ki sonuç alınamıyor ... Kürtler artık statüsüz yaşamak istemiyor bunu anlamak çok zor değildir ... Eğer müzakereyi kabul etmiyorsanız halk zaten direniyor ve bu biçimiyle kendini ortaya koyuyor bundan geri adım atılmayacaktır bundan herkes emin olsun. Bizler de Kürt siyasetçiler olarak bu halkın direnişinin yanında olmaya devam edeceğiz buna arkamızı dönmeyeceğiz bu bilinmelidir ..." şeklinde açıklamalarda bulunarak PKK terör örgütünün propagandasını yaptığı ve halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik ettiği ileri sürülmüştür. xiii. Başvurucu, Şırnak ili Silopi ilçesinde PKK terör örgütüne yönelik operasyonlar sırasında hayatını kaybeden üç kişi ile ilgili olarak 6/1/2016 tarihinde Diyarbakır'da gerçekleştirilen basın toplantısında bir konuşma yapmıştır. PKK güdümünde yayın yaptığı belirtilen bir televizyon kanalında canlı olarak yayımlanan bu konuşmada başvurucunun "... Kürt ve kürdistan halkına yönelik ölüm fermanı gelmiş. Bu fermanda ön saflarda koşan ve direniş bayrağını kaldıran kadınlar hedef alındı ... üç arkadaşımız nasıl korkusuzca, zılgıtlarla sıcak bir yürekle yüksek bir direnişle bu direnişe öncülük yaptılar. Onlar Yüzyılda Mirabel kardeşler oldular ve Paris'te katledilen Kürtlerin [Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez isimli PKK terör örgütü üyeleri] üç kelebeği oldular. Biz de onların davacısı, takipçisi ve yoldaşlarıyız ... Bildiğimiz gibi Seve arkadaşımızın son sözlerinde söylediği gibi direniş yaşamdır ... Bundan dolayı diyoruz ki bugün Seve, Fatma, Pakize, Sara, Ronahi, Rojbin, Zilan. Sema, Beritan, Kader ve Sibel gibi buralardayız ve bizler acımızla direniyoruz ... Cizre'nin direnişi elbet istilacı güçlerin zihniyetini vahşice defedilerek sonuçlanacaktır. Pakize'nin dediği gibi eğer Cizre direnerek ayağa kalkarsa bütün kürdistan ve dünya kurtulacaktır ... Bu yaşanan vahşeti tekrardan şiddetle kınıyoruz ... Ancak direniş başarıyı getirecektir ... Gün direniş günüdür ..." şeklinde sözler söyleyerek PKK terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür. xiv. Başvurucu;Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez isimli PKK terör örgütü üyelerinin Paris'te 9/1/2013'te öldürülmelerinin yıl dönümünde Diyarbakır ili Bağlar ilçesinde 9/1/2016 tarihinde gerçekleştirilen basın açıklaması sırasında bir konuşma yapmıştır. "Ya özgürlük! Ya özgürlük! Ölen arkadaşlarımızı saygıyla, hatırlıyoruz. Bugün onların katledilmesinin yıl dönümüdür. Bizler onların yoldaşlarıyız. Her birimiz Sara'yız, Rojbin'iz ve Ronahi'yiz[Paris'te öldürülen PKK üyelerinin kod adlarıdır] Sizler duyun ki bizler Seve'yiz, Fatma'yız, Pakize'yiz [Seve Demir, Fatma Uyar, Pakize Nayır, Şırnak Valiliğinin 7/1/2016 tarihli basın açıklamasına göre 4/1/2016 tarihinde Şırnak ili Silopi ilçesinde güvenlik güçleri ile girdikleri çatışmada ölen terör örgütü mensuplarıdır] ve Rozerin'iz[hendek olayları sırasında Diyarbakır'da hayatını kaybetmiştir] ... elbette bizler onun takipçisi olacağız. Direnişimiz başarıyla sonuçlanana kadar davamızdan vazgeçmeyeceğiz ... ey kahraman kadınlar! Ey şehitler! andımız olsun ki özgürlüğü size armağan edene kadar oturmak ve yatmak bize haram olsun. Mezarlarınıza geleceğiz ve diyeceğiz ki: Ey arkadaşlar rahat uyuyun, vatanımız artık özgürdür." şeklinde ifadelerin yer aldığı konuşmasıyla başvurucunun PKK terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür.xv. Başvurucunun, 21/2/2016 tarihinde Diyarbakır ili Yenişehir ilçesinde Dünya Anadil Günü vesilesiyle yapılan basın açıklamasında "... Şu anda hendeklerin arkasında durup bizim için canlarını feda edenler, dilimizin özgürleşmesi içindir ... Sizlerin de bildiği üzere Sur'da seksen gün geçmesine rağmen ahlaksız ve hukuksuz sert bir abluka ve bir sert katliam devam ediyor. Çok sayıda insanımız doksan beş günlük bebekten tutun da yetmiş yaşındaki ihtiyara kadar tıpkı Cizre'de olduğu gibi evlerin içinde, bodrumlarda sıkışmış durumdalar ve üzerlerine bombardıman gerçekleşiyor. Bugün saat ikide, bir kez daha bir yürüyüş gerçekleştireceğiz ve çağrıda bulunuyoruz; Cizre'deki vahşet Sur'da da tekrarlanmasın diye kendimizi canlı kalkan yapmalıyız ve bu sokaklarda o canları korumalıyız. Çağrımızı Diyarbakır'ın tamamına yapıyoruz. Diyoruz ki ey değerli Amed halkı; çocuklarını o bodrumlarda öldürtmek istemeyen halkımız eğer onlar için canlı kalkan olursak onlar çocuklarımızı o zaman öldüremezler. Onun için 3-4 gün içinde çocuklarımızı o vahşilerin ellerinden alıp çıkartmamız gerekir." şeklinde ifadeler kullanarak PKK terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür.xvi. Başvurucu Diyarbakır ili Sur ilçesinde yapılan operasyonları protesto etmek amacıyla 26/2/2016 tarihinde yaptığı basın açıklamasında "... Sur'da kıracağımız abluka, aslında yaşamın etrafında örülmeye çalışılan ablukanın da kırılması anlamına geleceğini biz halkımızla paylaşmak isteriz. Bu ablukanın mutlaka kırılması ve ikinci bir Cizre'nin yaşatılmaması lazım, bir Cizre, büyük oranda, kitlede bir acı uyandırdı ve bir derin bir kopuş oluşturdu ... bu vahşete ortak olmamak, yeni bir vahşet dalgasıyla saldıranlara cesaret vermemek adına bütün Amed halkını Sur'a sahip çıkmaya davet ediyoruz. Yarın Sur'un etrafında örülen bu abluka, insan çemberiyle kırılırsa inanıyorum ki bütün ülkede sürdürülen ablukanın da kırılması söz konusu olacaktır. Bu düşüncelerle insanlarımızın, halkımızın, direnişçi Amed halkının, Sur'a yönelmesi Sur'daki bu insanlık dışı ablukayı kırması ve bu vahşi planları boşa çıkarmasını bekliyoruz. Yarın saat birde Koşuyolu'nda direnen Amed halkını, kürdistanın kalbini, kürdistanın başkentini, kürdistanın etrafında örülen bu insanlık dışı uygulamayı sona erdirmeye çalışıyoruz. Saat birde orada buluşalım. Orada olalım ve Sur'u ve Amedi, kürdistanın kadim kentini ve orada şu anda esir tutulan, rehin tutulan, abluka altında tutulan ve katledilmekle yüz yüze kalan arkadaşlarımızı oradan çıkaralım çağrısını yineliyoruz ..." şeklinde ifadeler kullanarak PKK terör örgütünün propagandasını yaptığı ve terör örgütü üyesi olduğu ileri sürülmüştür. xvii. Başvurucunun, 29/2/2016 tarihinde Diyarbakır'da düzenlenen basın toplantısına ve yürüyüşe katıldığı, bu sırada yaptığı konuşmada "... Hendek, barikat ve çatışmaların da ortadan kalkacağı seviyesine gelmişiz ... ille de öldüreceğiz diyorlar ... Biz de onlara büyük bir engel çıkarmak için kararlılıkla ve her şekilde Sur'a akacağız ... Bir kez daha söylüyoruz ne olursa olsun kararlılıkla şehrimizin yıkımını ve ölümleri durdurmak için Sur'a doğru akmalıyız. Sadece bir gün değil eylem çalışmalarımız günlerce devam etmelidir. Bu eylem insanlık eylemidir, akan kanın ve insan ölümlerini durdurma eylemidir. Bu kutlu bir eylemdir bunun için katılmaları konusunda herkese çağrıda bulunuyoruz ... yeni katliamlara engel olacağız ..." şeklinde ifadeler kullanarak PKK terör örgütünün propagandasını yaptığı ve halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik ettiği ileri sürülmüştür. xviii. Başvurucunun, Diyarbakır'da 26/3/2016 tarihinde yapılan DTK olağanüstü kongresindeki konuşmasında "... Bu arada elbette KCK'nin de bir çağrısı oldu. KCK'nin nevruz mesajı çok önemliydi. Bu mesajda birçok şey çıkarmak isteyenler çıkartabilirler ... Sayın Öcalan'ın özgürlüğü gerçekleşsin biz hazırız demiştir. Bizler savaşın devam etmesini istemiyoruz ... Devlet, nevruzun, KCK'nin ve halkın mesajına kulak vermelidir ... Aşiretleri, aileleri halkından ayırmak istiyorlar. Halkımıza bu konuda çağrı yapmak istiyoruz. Bu oynanan kirli oyunlara karşı herkesin uyanık olması gerekmektedir ... Düşman karşısındaki duruş, ağacın kurdun karşısındaki duruşu gibidir ... Kürt halkı da iradesini önderine bağlamıştır ... en büyük muhatabın sayın Öcalan olduğunu biliyoruz ...'' şeklinde ifadeler kullanarak PKK terör örgütü üyesi olduğuileri sürülmüştür. 2014 yılının Ekim ayında yaşanan ve ülkenin büyük bir bölümünü etkileyen şiddet olayları ve sonrasında 2015 yılının Haziran ayından itibaren ülkede yaşanan terör saldırılarının artması dolayısıyla siyasi çevrelerde ve kamuoyunda milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması hususunda yoğun tartışmalar yaşanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda değişiklik yapılmasını öngören kanun teklifi 12/4/2016 tarihinde TBMM Başkanlığına sunulmuştur. Bu teklif, hâlihazırda Bakanlıkta, Başbakanlıkta, TBMM Başkanlığında, Anayasa ve Adalet Komisyonlarının üyelerinden kurulu Karma Komisyonda bulunan yasama dokunulmazlığı dosyalarıyla ilgili olarak Anayasa ve TBMM İçtüzüğü'nde öngörülen yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin usulün uygulanmamasını ve bu dosyaların gereğinin yapılması amacıyla yetkili mercilere iade edilmesini öngörmektedir. TBMM Genel Kurulunda 20/5/2016 tarihinde kabul edilen 6718 sayılı Kanun'un maddesiyle Anayasa'ya eklenen geçici madde ile "Bu maddenin Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edildiği tarihte; soruşturmaya veya soruşturma ya da kovuşturma izni vermeye yetkili mercilerden, Cumhuriyet başsavcılıklarından ve mahkemelerden; Adalet Bakanlığına, Başbakanlığa, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına veya Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon Başkanlığına intikal etmiş yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosyaları bulunan milletvekilleri hakkında, bu dosyalar bakımından, Anayasanın 83 üncü maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi hükmü uygulanmaz./ Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde; Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon Başkanlığında, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığında, Başbakanlıkta ve Adalet Bakanlığında bulunan yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosyalar, gereğinin yapılması amacıyla, yetkili merciine iade edilir." hükmü getirilmiştir. Anayasa değişikliği 8/6/2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Buna göre anılan maddenin TBMM'ce kabul edildiği 20/5/2016 tarihi itibarıyla maddede sayılan mercilere intikal etmiş olan dosyalar hakkında Anayasa'nın maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan yasama dokunulmazlığına ilişkin hüküm uygulanmayacaktır. Ayrıca Anayasa değişikliğinin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on beş gün içinde Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon Başkanlığında, TBMM Başkanlığında, Başbakanlıkta ve Adalet Bakanlığında bulunan yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosyaların gereğinin yapılması amacıyla yetkili merciine iade edileceği öngörülmüştür. Böylece Bakanlık verilerine göre Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) grubuna mensup 29 milletvekiline ait 50, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) grubuna mensup 59 milletvekiline ait 215, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) grubuna mensup 10 milletvekiline ait 23, HDP grubuna mensup 55 milletvekiline ait 518 ve 1 bağımsız milletvekiline ait 5 fezlekeyle ilgili olarak yasama dokunulmazlığına ilişkin hükümler uygulanmamış ve bu dosyalar gereği için ilgili mercilere iade edilmiştir. Bu kapsamda başvurucu hakkındaki yirmi üç ayrı fezlekeye konu olan soruşturma dosyaları da Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü aracılığıyla 2016 yılının Haziran ayında gereğinin takdir ve ifası bakımından ilgili Diyarbakır, Şırnak ve Hakkari Cumhuriyet Başsavcılıklarına gönderilmiştir. Diyarbakır ve Şırnak Cumhuriyet Başsavcılıkları başvurucu hakkındaki soruşturma dosyalarını yetkisizlik kararıyla Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığına göndermişlerdir. Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucu hakkındaki fezlekelere konu tüm soruşturma dosyalarının 2016/1535 sayılı soruşturma dosyasında birleştirilmesine karar verilmiştir. Böylece başvurucu hakkında farklı Cumhuriyet Başsavcılıklarınca düzenlenen fezlekelerde suça konu edilen tüm fiillerin birlikte değerlendirilmesi mümkün hâle gelmiştir. Başvurucu, ifadesi alınmak üzere soruşturma makamları tarafından çağrı kağıdı gönderilerek savcılıklara davet edilmiş, bu bağlamda Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca çıkarılan çağrı kağıdı başvurucuya 20/7/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir. Ayrıca Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 30/9/2016 ve 4/10/2016 tarihli davetiyeler çıkarılmış, başvurucu bu çağrılara uymamış ve ifade vermek üzere savcılığa gitmemiştir. Bu sürecin öncesinde -dokunulmazlıklara ilişkin Anayasa değişikliği teklifinin TBMM Başkanlığına sunulmasından sonra- HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş 9/4/2016 tarihinde TBMM'de yaptığı grup konuşmasında "Biz mahkemelerde süründürüleceğiz, yok öyle bir şey. Şunu da net olarak söyleyeyim: Bu hafta öbür hafta dokunulmazlıklarımızı kaldırabilirler. Fakat tek bir arkadaşım kendi ayağıyla ifade vermeye gitmeyecek. Nasıl götürüyorlarsa kendileri bilirler. Bu iş öyle kolay olmayacak. Zannediyorlar ki dokunulmazlığı kaldırırız, tereyağından kıl çeker gibi bunları mahkemenin önüne atarız. Yok öyle yağma!" şeklinde ifadeler kullanmıştır. Başvurucu Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı uyarınca 4/11/2016 tarihinde Mardin ili Kızıltepe ilçesinde yakalanmış ve aynı gün soruşturma işlemlerinin yürütüldüğü Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığına getirilmiştir. Öte yandan Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığı 4/11/2016 tarihinde başvurucunun üzerine atılı suçlarınvasıf ve mahiyetini dikkate alarak, dosya içeriğinde bulunacak olan tüm bilgi ve belgelerin gizli tutulmamasının soruşturmayı tehlikeye düşürebileceğinden bahisle, alınan tüm kararların ve yapılan tüm işlemlerin 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ve belirtilen sebeplerle soruşturma dosyasında bulunan evrakın şüpheli, şüpheli müdafisi ve suçtan zarar görenlerin ve vekilleri tarafından incelenmesi ve suret alınması hakkının kısıtlanmasına karar verilmesiniHakkari Sulh Ceza Hâkimliğinden talep etmiştir. Hâkimlik 4/11/2016 tarihinde dosya içeriğinden veya belgelerden örnek alınmasının kısıtlanmasına karar vermiştir. Başvurucunun Savcılıktaki ifade alma işlemi sırasında müdafii de hazır bulunmuştur. İfade tutanağında belirtildiğine göre başvurucuya ifade alma işlemi öncesinde isnat edilen suçlamalar açıklanmıştır. Başvurucu ifadesinde "... Hiçbirimizin kendi adıma da söylüyorum yargıdan kaçma, yargı önüne çıkmama yada yargılanmadan kaçınma şeklinde bir durum söz konusu değildir. Elbette hukuk hepimiz içindir. Ve hepimiz bu hukuki çerçeveye riayet etmek durumundayız. Ancak ülkedeki siyasi atmosferin bizi getirdiği sonuç bir milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması gecenin bir yarısı kolluk kuvvetleri ile silahlı kişilerle kapının çalınıp içeri girilmesi ve gözaltına alınmam ve helikopter ile buraya getirilmem kanaatimce bu operasyonun hangi çerçevede yapıldığını göstermektedir. Başsavcılık makamına yönelik hiçbir saygıyı zedeleyecek bir tutum içerisinde olmadığımı belirtmek isterim. Sadece oluşturulan ortamın ve operasyonun siyasi mahiyet içerdiğini düşündüğümden dolayı söyleyeceklerimi bu şekilde ifade etmek istedim. Millet meclisinin bir üyesi olarak ve halkın oylarıyla seçilmiş biri olarak suç diye nitelendirilen tüm faaliyetlerin siyasi partinin ve bir siyasetçinin aktiviteleri olduğunu düşünüyorum. Ülkede kanın durması için demokratik siyasetin önünü açmaya çalışıyoruz ve demokratik siyasetin işlemesi için ifade özgürlüğünün korunması gerektiğini düşünüyorum. Demokratik siyasetten ayrılmadığını ve bunu yapmaya devam edeceğimi belirtmek istiyorum.'' şeklinde beyanda bulunmuş ancak suçlamalara ilişkin ayrıntılı savunma yapmamıştır. Başvurucunun müdafii ise ''... Müvekkilim siyasi bir partinin üyesi olup Türkiye'de gerçekleştirilen genel seçimde halkın oyuyla milletvekili seçilmiştir. Her ne kadar TBMM'de genel kurulda oylanan milletvekillerinin dokunulmazlığı ile ilgili oylamada milletvekillerinin dokunulmazlığı kaldırılmış olsa da bu karar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşınmış olup bu süreç halen devam etmektedir. Müvekkilimin dosyada kendisine isnat edilen eylemler ve etkinliklerle ilgili kendi beyanına göre Türkiye'detıkanan demokratik siyasetin önünün açılması ve kendisinin milletvekili ve siyasi parti üyesi olması olarak değerlendirmiştir müvekkilim. Dosyada isnat edilen suçlara ilişkin herhangi somut bir delil bulunmamaktadır. Tüm bu hususlar gözönünde bulundurularak makamınız tarafından serbest bırakılmasını talep ediyorum ..." şeklinde beyanda bulunarak suçlamaları kabul etmemiş, yapılan işlemlerin hukuka uygun olmadığını belirterek başvurucunun serbest bırakılmasını talep etmiştir. Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığı 4/11/2016 tarihinde "şüphelinin üzerine atılı terör örgütü propagandası yapma,halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme,kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenleme, yönetme ve bunların hareketlerine katılma, suçu/ suçluyu övme ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarını işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve tutuklama nedeninin bulunduğu, suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, suça dair yasada yazılı cezanın üst haddin yüksek olması" gerekçeleriyle başvurucunun tutuklanması istemiyle Hakkari Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. Tutuklama talep yazısında, başvurucuya isnat edilen suçlamalara ilişkin ayrıntılı açıklamalara yer verilmiştir. Savcılığa göre başvurucu, konuşmalarında toplumu oluşturan bireyler arasında sosyal sınıf, ırk, din, mezhep ve bölge bakımından farklılıklar ortaya koymuş ve bu farklılıkları kin ve düşmanlığa neden olacak şekilde dile getirmiştir. Savcılık, anılan konuşmaların düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceğini, DTK eş başkanı olan başvurucununkonuşmalarındadaha önce PKK'nın yayın ve haber ajanslarında yayımlanan talimatları aktardığını, bu itibarla suça konu eylemlerin salt siyasi faaliyet kapsamında görülemeyeceğini iddia etmiştir. Anılan talep yazısı, sorgu işlemi öncesinde Hakkari Sulh Ceza Hâkimliği tarafından başvurucuya okunmuştur. Sorgu tutanağında, başvurucuya isnat edilen suçların okunup anlatıldığı da belirtilmiştir. Bu sırada başvurucunun üç avukatı hazır bulunmuştur. Başvurucu Hâkimlikteki ifadesinde "... bugün itibariyle 16 arkadaşımız aynı saatlerde gözaltına alındı, eş başkanlarımızda buna dahildir, ben bunun siyasi bir kararolduğunu düşünüyorum, bundaki amaç bizi siyaset yapmaktan men etmektir, 2009 yılında da benzer bir siyasi düşünceyle gözaltına alındık, ancak bunu yapan kişiler cemaat olduğu söylendi, o gün görev alan birçok kişi şu anda ceza evindedir, o operasyonda siyasi olduğu gibi, bununda siyasi olduğunu düşünüyorum, yapmış olduğum konuşmalar tamamen demokratik siyasetin gereği olup, ülke içerisindeki savaşın barışa kavuşturulması ve müzakereler sonucunda uzlaşmanın sağlanması amacıyla yapılmış konuşmalardır" şeklinde beyanda bulunmuştur. 14/12/2015 tarihli konuşmasında yer alan "bu gün dağlarda, zindanlarda, sokaklarda meydanlarda, hendek ve barikatlara karşı direnen anne, kadın, çocuk ve direnen arkadaşlarımız bütün kadınların onurudur, bizler onların direnişine saygıyla eğiliyoruz" şeklindeki ifadelerle neyi kastettiği sorulduğunda başvurucu "Benim buradaki direnişten kastım kesinlikle kana kan ile silaha silah ile verilecek bir karşılık değildir, halkın kendisini demokratik yollarla savunması gerektiği için söylediğim sözdür, önceki verdiğim savunmam aynen geçerlidir," şeklinde açıklama yapmıştır. Başvurucu sorulan diğer sorulara ise "bu soruya cevap vermek istemiyorum, çünkü bunun siyasi bir operasyon olduğunu düşünüyorum" şeklinde cevap vermiştir. Başvurucunun müdafileri, başvurucunun soruşturma konusu konuşmaları siyasi kimliği gereği yaptığı ve tamamen düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında kalan konuşmalar olduğunu ifade ederek yapılan işlemlerin hukuka uygun olmadığını belirtip başvurucunun serbest bırakılmasını talep etmişlerdir. Hakkari Sulh Ceza Hâkimliği 4/11/2016 tarihinde başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar vermiştir. Kararın ilgili bölümü şöyledir: "Şüphelinin üzerine atılı 26/03/2016 tarihli Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçunu işlediğine ilişkin 05/01/2014 tarihinden 29/02/2016 tarihine kadar birden çok terör örgütü propagandasına dönüşen yürüyüş ve toplantılara katıldığı, bu toplantılarda halkı kin ve düşmanlığa tahrik edici, Abdullah Öcalan'ı övücü, suç ve suçluyu övücü konuşmalar yaptığı, bu toplantı ve yürüyüşlerin silahlı terör örgütü ile bağ oluşturacak şekilde süreklilik ve yoğunluk oluşturduğu dikkate alındığında kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin dosyada yer aldığı, şüphelinin üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyetimevcut delil durumu, şüphelinin üzerine atılı suçun CMK'nın 100/3-a maddesinde sayılan katalog suçlardan olduğu ve bu nedenle tutuklama nedeninin var sayıldığı,söz konusu suça ilişkin olarak ön görülen ceza miktarının alt ve üst sınırları dikkate alındığında TCK 109 ve adli kontrol hükümlerinin bu aşamada yetersiz kalacağı anlaşılmakla tutuklama tedbirinin bu aşamada isnat edilen suçlar ile ölçülü ve orantılı olacağı kanaatine ulaşılmakla CMK 100 ve devamı maddeleri gereğince ... TUTUKLANMASINA [karar verildi] " Başvurucu 8/11/2016 tarihinde tutuklama kararına itiraz etmiştir. Yüksekova Sulh Ceza Hâkimliği 20/11/2016 tarihinde benzer gerekçelerle itirazın kesin olarak reddine karar vermiştir. Başvurucu anılan kararı 29/11/2016 tarihinde öğrendiğini bildirmiştir. Başvurucu 2/12/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığının 16/11/2016 tarihli iddianamesi ile başvurucunun "silahlı terör örgütüne üye olma, suçu ve suçluyu övme, terör örgütü propagandası yapma, kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenleme, yönetme ve bunların hareketlerine katılma" suçlarını işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır. İddianamede başvurucu hakkında daha önce düzenlenen fezlekelerdeki olaylar suçlamaya konu edilmiştir. Savcılık suçlamaya konu olaylarla ilgili dosyaların eylem bütünlüğü açısından birleştirildiğini ve bir bütün olarak suç nitelendirilmesi yapılması yoluna gidildiğini belirttikten sonra başvurucuya yöneltilen eylemlere ilişkin hukuki değerlendirmelerini ortaya koymuştur. Bu değerlendirmelerin ilgili bölümü şöyledir:"Şüphelinin Diyarbakır, Hakkari ve Şırnak'taki gerçekleştirmiş olduğu eylemleri incelendiğinde yaptığı hemen hemen bütün konuşmalarda toplumu oluşturan bireyler arasında sosyal sınıf, ırk, din, mezhep ve bölge bakımından farklılıklar ortaya koyduğu ve bu farklılıkları halkın kin ve düşmanlığına neden olacak şekilde dile getirdiği, yerleşik Yargıtay kararlarında da açıklandığı üzere halkı, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep ve bölge farklılığına dayanarak birbirine karşı kamu güvenliği açısından açık ve yakın tehlikenin ortaya çıkmasına neden olabilecek şekilde düşmanlığa veya kin beslemeye alenen tahrik etme doğrultusunda basın açıklamalarının düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği, Yine TCK 314/2 maddesinde silahlı örgüte üye olma suçu bakımından korunmak istenen hukuki yarar gözönünde tutulduğunda devletin ülkesinin ve ulusun bütünlüğü ve egemenliğin anayasal düzenin ve kişi güvenliğinin korunmasının olduğu, Yargıtay Ceza Dairesinin 28/11/2011 tarih 2011/10371-30709 sayılı kararında PKK/Kongra-gel terör örgütünü bir devlet sistemi gibi yapılandırmayı hedefleyip birimlerini ve yapılarını sistematik bir yapıya kavuşturmayı amaçlayan örgütün yasama meclisi KONGRA-GEL tarafından kabul edilip, sistemin anayasası olarak kabul edilen KCK sözleşmesinde KCK ile PKK'nın ideolojik, ahlaki, felsefi ve örgütsel bağlantısının açıkça anlatıldığı ve KCK yapılanması bağlamında PKK'nın amaç ve stratejisinin benimsendiği, şüphelinin de KCK'nın söylemlerinde basın açıklamalarında KCK'nın talimatlarından bahsettiği, sözde ana sözleşmede yer alan hükümlerini anlattığı, örgüt üyeliği için aranan, örgüte hakim olan hiyerarşik gücün emrine girdiğinin görüldüğü, nitekim birkaç konuşmasında ertesi gün şu saatte şurda toplanacağız şeklinde beyanlarda bulunarak daha önce PKK/KCK terör örgütünün yayın ve haber ajanslarının talimatlarını dile getirdiği, bunun en açık göstergelerinden biri de 16-22 Mayıs 2007 tarihleri arasında gerçekleştirilen PKK kongragel terör örgütünün Genel kurulunun sonuç bildirisinde ilan edilen KCK terör örgütü yapılanmasının örgütün amacı doğrultusunda tabana yayılması amacıyla silahlı terör örgütünün kurucusu Abdullah Öcalan'ın ortaya koyduğu 4 ayaklı paradigma; 'kent meclisleri, demokratik siyaset akademisi, demokratik toplum kongresi ve kooperatifler hareketinden' oluştuğu, şüphelinin de demokratik toplum kongresi eş başkanı olduğu ve halen bu görevi yürüttüğü, Bir siyasi partinin milletvekili olan şüphelinin siyasi faaliyet görünümü adı altında gerçekleştirdiği dosyamıza yansıyan ve hemen hemen hepsi şiddet içeren eylemlerinin salt siyasi faaliyet kapsamında görülemeyeceği ve düşünülemeyeceği, eylemlerinin bir bütün halinde silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısı içinde yer alma suçunu oluşturacağı [anlaşılmıştır.]" Hakkari Ağır Ceza Mahkemesi 21/11/2016 tarihinde iddianamenin kabulüne karar vermiş ve E.2016/242 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır. Mahkeme, aynı tarihte güvenlik nedeniyle davanın nakli için Bakanlığa başvurmuştur. Bakanlığın talebi üzerine Yargıtay Ceza Dairesi 6/1/2017 tarihinde davanın Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesine nakline karar vermiştir. Bunun üzerine yargılamaya dava dosyasının gönderildiği Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinde E.2017/49 sayılı dosya üzerinden başlanmıştır. Davanın ilk duruşması 18/4/2017 tarihinde yapılmıştır. Duruşma Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) üzerinden kayıt altına alınmıştır. Savunmasını tercüman aracılığıyla Kürtçe yapan başvurucu özetle, Anayasa'nın maddesinde yapılan değişikliğin hukuka uygun olmadığını, bu değişiklik ile milletvekilleri hakkındaki normal soruşturma sürecinin yürütülmesinin engellendiğini, eylem ve konuşmalarının yasama dokunulmazlığı kapsamında olması nedeniyle yakalanmasının, gözaltına alınmasının ve tutuklanmasının hukuka aykırı olduğunu, iddianamede belirtilen konuşmaları ve basın açıklamalarını yaptığını ancak kendisinin bir siyasi partinin milletvekili olduğunu, konuşma içeriklerinin bir çoğunun TBMM'de dile getirdiği konuşmalar olduğunu, konuşmalarının suç unsuru taşımadığını, bunların siyasi faaliyet ve ifade özgürlüğü kapsamında kaldığını belirterek tahliyesini talep etmiştir. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonunda 3/11/2017 tarihli celsede başvurucunun, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 7 yıl 6 ay hapis, terör örgütünün propagandasını yapma suçundan ise 1 yıl 18 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"...A) Terör Örgütüne Üye Olma Suçu Açısından; Sanık Selma IRMAK'ın yukarıda oluş ve kabulü anlatılan 09/01/2015 ila 26/03/2016 tarihleri arasında katılmış olduğu toplamda 15 adet olmak üzere, özellikle Sur operasyonlarının devam ettiği tarihler olan Aralık 2015'ten Nisan 2016'ya kadarki dönemde yoğunluk arz eden (bu dönemde 9 adet) terör örgütünün propagandasına dönüşen eyleme katılmak şeklindeki eylemi, eylemlerindeki süreklilik, çeşitlilik ve sıklık gözetildiğinde mahkememizce de benimsenen Yargıtay Ceza Dairesinin 27/04/2015 tarih ve 2015/1381 esas, 2015/930 karar sayılı ilamında açıklandığı üzere TCK'nın 314/ maddesinde düzenlenen terör örgütüne üye olma suçu olarak mahkememizce vasıflandırılmıştır. ...B) Terör Örgütü Propagandası Yapma Suçu Açısından;Sanığın her ne kadar terör örgütünün propagandasına dönüşen eylemlerine yoğun ve çeşitli bir şekilde katıldığı gerekçesi ile terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılmasına karar verilmiş ise de; sanığın katılmış olduğu bu eylemlerden 25/08/2015 tarihli eylemde terör örgütüne yapılan eylemleri katliam olarak nitelendirip, belediye başkanları, ilçe yöneticileri ve meclis üyelerine karşı gözaltıların devam etmesi durumunda hendek kazacakları, hendek kazıp gözaltılara engel olacak şeklindeki beyanı, 13/12/2015 tarihinde yaptığı konuşmada, 'hendeklerimiz keyfimizden değildir, barikatları canımız sıkıldı diye kurmadık, hendeklerde ve barikatlarda direnen Kürt kızı ve Kürt gençlerini selamlıyoruz, önlerinde eğiliyoruz, onlar Kürdistan'ın geleceğini savunuyorlar, işgal karşısında tarihi direnişi gündemleştiriyorlar' şeklindeki konuşması,15/02/2015 tarihinde 'Kürt halkının hırsını sınamayınız, sabrımızı fazla zorlamayın, yoksa İmralı adasının suları hepinizi boğacaktır, önderimizin özgürlüğü bizim için müzakerelerin devam etmesi demektir, eğer bu gerçekleşmezse iyi bilsinler ki özgürlük için bir otuz [yıl] daha savaşabiliriz' şeklindeki konuşması,26/02/2016 tarihinde 'Bütün Amed halkını Sur'a sahip çıkmaya davet ediyoruz. Yarın Sur'un etrafında örülen bu abluka insan çemberi ile kırılırsa inanıyorum ki bütün ülkede sürdürülen ablukanın da kırılması söz konusu olacaktır. Direnişçi Amed halkının Sur'a yönelmesi, Surdaki bu insanlık dışı ablukayı kırmasını bekliyoruz. Saat 1'de orada buluşalım, orada olalım ve Sur'u ve Amed'i Kürdistan'ın kadim kentini ve orada şuanda esir tutulan, rehintutulan, abluka altında tutulan ve katledilmekle yüz yüze kalan arkadaşlarımızı oradan çıkaralım' şeklindeki konuşması, 29/12/2015 tarihinde 'Ayrılıkçılık ya da farklı bir yapılanma talebi olsa bunu gizlemek gibi bir durumumuz olmaz. Bunda ne utanılacak ne korkacak bir şey var. Yani bunu söylersiniz ben ayrı bir devlet istiyorum, ben kopmak istiyorum kardeşim ve bunun mücadelesini yürütürüm. Mücadelesi yürütülür. Bu bir tehdit değil, uyarıdır. Bu noktadan sonrası kıyamettir. Bakın bu halkın önüne hendek kazmaktan, barikat kurmaktan başka şans bırakılmamıştır, yani kendini savunmak durumundadır. Hal böyle iken ve amansız bir savaş başlatılmışken bu halkın kendini savunması en meşru hakkıdır. Halkın bu şekilde kendini savunmaya çalışması en meşru, en özgürlükçü en doğal hakkıdır ve bunun destek görmesi gerekiyor' şeklindeki konuşması, 14/12/2015 tarihinde 'Bugün dağıtımla zindanlarda, sokaklarda, meydanlarda hendek ve barikatlarda karşı direnen arkadaşlarımız bütün kadınların onurudur. Bizler onların direnişine saygı ile eğiliyoruz.' şeklindeki konuşması, 21/2/2016 tarihinde 'Bu halka yaşamlarını adayıp şehit olan arkadaşlar Kürtçe dili yaşasın diye şehit oldular. Elbette ki bu direnmeden olmaz. Şu anda hendeklerin arkasında durup bizim için canlarını feda edenler dilimizin özgürleşmesi içindir. Sur'da 80 gündür ahlaksız ve hukuksuz sert bir abluka ve bir sert katliam devam ediyor. Cizredeki vahşet Sur'da da tekrarlanmasın diye kendimizi canlı kalkan yapmalıyız ve bu sokaklarda o canları korumalıyız. Eğer canlı kalkan olursak onlar çocuklarımızı öldüremezler. 3-4 gün içinde çocuklarımızı o vahşilerin ellerinden çıkarmamız gerekir' şeklindeki konuşması 3713 sayılı Yasanın 7/ maddesinde düzenlenen terör örgütünün propagandasını yapma suçu olarak mahkememizce vasıflandırılmıştır...." Başvurucu karara karşı istinaf kanun yoluna başvurumuş, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi 15/2/2018 tarihli kararıyla başvurucu hakkında terör örgütü propogandası yapma suçundan verilen hüküm yönünden istinaf talebini redderek hükmü onamış ve karar kesinleşmiştir. Mahkeme silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen hüküm yönünden de istinaf talebbinin reddine karar vermiş, başvurucu -ceza süresi itibarıyla temyiz yolu açık olan- bu hüküm yönünden kararı temyiz etmiştir. Bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla dava temyiz aşamasında olup halen derdesttir. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Gülser Yıldırım (2), §§ 64-