Başvuru, Yargıtay Başkanlığı bünyesinde zabıt kâtibi aday memur) olarak görev yapan başvurucunun memuriyet göreviyle ilgisi olmadığı ifade edilen iddialar nedeniyle kınama cezasıyla cezalandırılmasına ve memuriyetle ilişiğinin kesilmesine karar verilmesi suretiyle Anayasa nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, Yargıtay Başkanlığı bünyesinde zabıt kâtibi (aday memur) olarak görev yapan başvurucunun memuriyet göreviyle ilgisi olmadığı ifade edilen iddialar nedeniyle kınama cezasıyla cezalandırılmasına ve memuriyetle ilişiğinin kesilmesine karar verilmesi suretiyle Anayasa'nın maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 14/4/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık cevabında, başvuruya ilişkin olarak görüş bildirilmesine gerek görülmediği belirtilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 26/1/2012 tarihinde aday memur olarak açıktan atanma suretiyle Yargıtay zabıt kâtibi olarak göreve başlamıştır. A. Ceza Yargılamasına İlişkin Süreç Z.K. ile evli olan Bayan H.K., başvurucu hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. H.K. şikâyet dilekçesinde; başvurucunun kendisini evindeki sabit hatlı telefondan arayarak eşi Z.K. ile gönül ilişkisi yaşadığını, eşinden ayrılması gerektiğini söylediğini, bunun yanı sıra www.facebook.com adlı sosyal medya hesabından tarafına yönelik birtakım hakaret içeren paylaşımlarda bulunduğunu, bu nedenle kişilik haklarının saldırıya uğradığını belirtmiştir. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının (Savcılık) 6/12/2012 tarihli iddianamesi ile başvurucu hakkında 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun maddesinin (1) ve maddesinin (2) numaralı fıkraları uyarınca kişilerin huzur ve sükûnunu bozma ve hakaret suçlarını işlediği iddiasıyla kamu davası açılmıştır. (Kapatılan) Ankara Sulh Ceza Mahkemesinin 3/12/2013 tarihli kararı ile başvurucunun kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçundan 3 ay hapis, sesli, yazılı veya görüntülü bir ileti ile hakaret suçundan 240 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde; başvurucu suçlamaları kabul etmemiş ise de müştekinin beyanı, bu beyanı doğrulayan ve telefon görüşmeleri sırasında o an için müştekinin yanında bulunan komşusu, çocuklarının bakıcısı, annesi ve arkadaşları olan tanıkların yeminli beyanları, telefon görüşmeleri ile ilgili kayıtlar gibi delillerle başvurucunun müsnet suçları işlediğinin sabit olduğu açıklanmıştır. Anılan karar, itiraz edilmeksizin 17/12/2013 tarihinde kesinleşmiştir.B. Disiplin Soruşturması Süreci Savcılık, Yargıtay Genel Sekreterliğine hitaben yazdığı 6/12/2012 tarihli yazıda başvurucu hakkında kamu davası açıldığını bildirmiş ve iddianamenin bir örneğini yazı ekinde sunmuştur. Yargıtay Yönetim Kurulunun 27/12/2012 tarihli kararı ile iddianameye konu eylem nedeniyle başvurucu hakkında disiplin soruşturması açılmasına karar verilmiş ve Yargıtay Birinci Başkanlığı tetkik hâkimlerinden bir kişi soruşturmayı yürütmekle görevlendirilmiştir. Soruşturmayı yürüten hâkim tarafından disiplin soruşturması kapsamında 5/3/2013 günü başvurucunun savunması alınmıştır. Başvurucu savunmasında; arkadaşı olan Z.K.yı Yargıtayda göreve başladığı tarihten önce tanıdığını, şu an hâlâ kendisi ile görüştüğünü, kendisiyle karı-koca hayatının olmadığını, Z.K.nın sürekli kendisine resmî nikahlı eşi olan müşteki ile arasındaki sorunlardan söz ettiğini, müştekinin ise eşi ile arasındaki sorunların sorumlusu olarak kendisini gördüğünü ifade etmiştir. Başlangıçta farklı numaralı cep telefonlarından arayarak ismini öğrenmeye çalışan müştekinin sonrasında boş mesajlar atarak ve cep telefonundan arayarak ya da farklı kişilere aratarak kendisini taciz ettiğini iddia etmiştir. Öte yandan müştekinin www.facebook.com adlı hesabına gönderdiği taciz içeren mesajına karşılık olarak gönderdiği 7/1/2012 tarihli mesajlar dışında iddianameye konu telefon aramalarını ve içeriklerini kabul etmediğini beyan etmiştir. Soruşturmacı hâkim tarafından tahkikat sonucunda hazırlanan 6/3/2013 tarihli raporda; başvurucunun evli olduğunu bildiği Z.K. isimli şahısla ilişkisinin devam ettiğini söylemesi karşısında memuriyet hizmeti dışında devlet memurunun itibarını sarsıcı davranışta bulunduğu hatta bu davranış tarzında ısrarcı olarak aynı eylemlerine devam ettiği, herhangi bir nedamet belirtisinin bulunmadığı belirtilmiştir. Bu davranışı nedeniyle başvurucunun disiplin yönünden kınama cezası ile cezalandırılması, aday memur statüsünde bulunduğu da dikkate alınarak idari yönden görevine son verilmesi teklif edilmiştir. Bu teklif doğrultusunda başvurucu, Yargıtay Yönetim Kurulunun 15/3/2013 tarihli ve 92 sayılı kararı ile 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun maddesinin birinci fıkrasının (B) bendinin (d) alt bendi uyarınca "hizmet dışında devlet memurunun itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışlarda bulunmak" fiilini işlediği kabul edilerek kınama cezasıyla cezalandırılması ve aday memur statüsünde olduğu da değerlendirilerek aynı Kanun’un maddesi uyarınca memuriyetle ilişkisinin kesilmesine karar verilmiştir. Başvurucu 5/4/2013 tarihli dilekçesiyle kararın itirazları doğrultusunda kaldırılmasını ya da değiştirilmesini Yargıtay Başkanlar Kurulundan talep etmiştir. İtirazında; aday memur olarak göreve başladığı tarihten önceki olaylar (iddialar) nedeniyle hakkında disiplin soruşturması başlatıldığını, Z.K.nın tanık olarak dinlenmeksizin ve henüz sonuçlanmamış adli soruşturmada müştekinin beyanları esas alınarak karar verildiğini belirtmiştir. Ayrıca görev yaptığı süre zarfında mesleğinin ve kurumun itibarını zedeleyecek hiçbir olumsuz davranışının olmadığını ifade etmiştir. Yargıtay Başkanlar Kurulunun 20/6/2013 tarihli ve 18 sayılı kararı ile başvurucu hakkında hazırlanan soruşturma raporuna göre söz konusu iddianame ve disiplin dosyası kapsamından başvurucunun eylemlerinin sübut bulduğu açıklanmıştır. Bu nedenle 4/2/1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin (d) alt bendi uyarınca Yargıtay Yönetim Kurulunun verdiği kınama cezası ile memuriyetle ilişiğin kesilmesi kararlarında bir isabetsizlik görülmediğinden itirazın kesin olarak reddine oyçokluğu (yedi adet itirazın kabulü oyuna karşılık otuz dört adet ret oyu) ile karar verilmiştir. İptal Davası Süreci Başvurucu, Yargıtay Yönetim Kurulunun kınama cezası ile cezalandırılması ve memuriyetle ilişiğinin kesilmesine ilişkin 15/3/2013 tarihli kararının iptali talebiyle Yargıtay Başkanlığı aleyhine Ankara İdare Mahkemesinde (Mahkeme) 7/6/2013 tarihinde dava açmıştır. Mahkeme 12/6/2013 tarihli kararıyla davada iptali istenen biri disiplin işlemi, diğeri aday memurluktan kaynaklanan göreve son verme işlemi olmak üzere iki ayrı hususun bulunduğu, her bir işlem için yapılacak hukuki irdelemelerin farklı olması nedeniyle bu iki konu hakkında tek dilekçe ile dava açılmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle otuz gün içinde usulüne uygun şekilde yeniden düzenlenecek dilekçeyle dava açılmak üzere dava dilekçesini reddetmiştir. Dilekçe ret kararı 9/7/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucu, dilekçe ret kararı üzerine yenilediği 11/7/2013 tarihli dava dilekçesiyle Yargıtay Yönetim Kurulunun kınama cezası ile cezalandırılmasına ilişkin 15/3/2013 tarihli kararının iptali talebinde bulunmuştur. Dava dilekçesinde 26/1/2012 tarihinde aday memur olarak açıktan atanma suretiyle Yargıtay zabıt kâtibi unvanını intisap etmek üzere göreve başladığını, Savcılıkça yürütülen soruşturma neticesinde düzenlenen iddianamenin Yargıtay Başkanlığına gönderilmesi üzerine hakkında disiplin soruşturması başlatıldığını ifade etmiştir. Ayrıca disiplin soruşturması kapsamında savunmasının alındığını, olayın müştekinin ve yakın çevresinin beyanlarına dayandırıldığını, yargılamanın da devam ettiğini belirtmiştir. Başvurucu; görev yaptığı süre içinde mesleğini ve kurumunun itibarını zedeleyecek herhangi bir davranışının bulunmadığını, soruşturma dosyasına konu olayın evli bir kadının kocasını kıskanması nedeniyle kendisini hedef alan iddialarından ibaret olduğunu ileri sürmüştür. Mahkemenin 22/8/2013 tarihli kararı ile davanın incelenmeksizin reddine hükmedilmiştir. Karar gerekçesinde; 2797 sayılı Kanun’un maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin (d) alt bendinde geçen "kesin olarak" ibaresinin ve "Başkanlar Kurullarının itiraz üzerine veya doğrudan doğruya verdikleri bütün kararlar kesin olup, bu kararlar aleyhine başka bir yargı merciine başvurulamaz." şeklindeki son fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğu iddiası ile iptali isteminde bulunulduğu, Anayasa Mahkemesinin 21/1/2010 tarihli ve E.2008/74, K.2010/15 sayılı kararı ile anılan düzenlemelerde Anayasa'ya aykırılık görülmeyerek itirazın reddedildiği vurgulanmıştır. Buna göre Yargıtay Başkanlar Kurulunun uyuşmazlığa ilişkin nihai kararının kesin nitelikte olduğu, yargı yolu kapalı olduğundan davanın esasının incelenmesine hukuken olanak bulunmadığı belirtilmiştir. Anılan kararın temyizi üzerine Danıştay Onikinci Dairenin 28/11/2013 tarihli kararı ile başvurucunun temyizen inceleme isteğinin görev yönünden reddine, dosyanın kararı itirazen incelemeye görevli ve yetkili olan Ankara Bölge İdare Mahkemesine gönderilmek üzere mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Karar gerekçesinde, uyuşmazlığın 657 sayılı Kanun uyarınca başvurucunun kınama cezası ile cezalandırılmasına ilişkin işlemden kaynaklandığı belirtilerek 22/8/2013 tarihinde karara bağlanan davada verilen karara karşı 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun maddesince aynı yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine itiraz edilebileceği, temyiz isteminin Danıştayca incelenmesine olanak bulunmadığı açıklanmıştır. Bu defa yapılan itiraz incelemesinde karar, Ankara Bölge İdare Mahkemesinin ( Kurul) 22/5/2014 tarihli kararıyla bozulmuş ve işin esasına girilerek yeniden karar verilmek üzere dava dosyasının mahkemesine iadesine karar verilmiştir. Karar gerekçesinde, Yargıtay Yönetim Kurulu kararlarına karşı Yargıtay Başkanlar Kuruluna itirazın ihtiyari olduğu ve menfaatinin ihlal edildiğini düşünen kamu görevlilerinin doğrudan idari yargıda dava açabilecekleri gibi Yargıtay Yönetim Kurulu kararına karşı Yargıtay Başkanlar Kuruluna da itiraz haklarını kullanabilecekleri belirtilmiştir. Bu nedenle tek başına hukuki sonuç doğuran, kesin ve yürütülmesi zorunlu bir idari işlem olan Yargıtay Yönetim Kurulu kararına karşı itirazda bulunulmuş olsa bile 2797 sayılı Kanun'da bu kararın tek başına iptal davasına konu edilmesini engelleyen bir hüküm de bulunmadığı vurgulanarak Yargıtay Başkanlar Kurulunun itirazın reddi kararından bağımsız olarak Yargıtay Yönetim Kurulu kararının iptali istemiyle açılan davanın idari yargı yerinde incelenmesinde usul hükümlerine aykırılık görülmediği açıklanmıştır. Bu arada başvurucu, Mahkemeye sunduğu 19/9/2014 tarihli dilekçesinde 657 sayılı Kanun’un maddesinin birinci fıkrasının "Adaylık süresi içinde disiplin cezası almış olanların disiplin amirlerinin teklifi ve atamaya yetkili amirin onayı ile ilişikleri kesilir." şeklindeki birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline ilişkin olarak Anayasa Mahkemesinin 14/11/2013 tarihli ve E.2013/15, K.2013/131 sayılı kararının 28/2/2014 tarihli ve 28927 sayılı Resmî Gazete'de yayımlandığını bildirmiştir. Dava konusu idare işlemi ve bunun sonucu aynı Kanun'un maddesi dayanak gösterilmek suretiyle uygulananmemuriyetle ilişiğin kesilmesine ilişkin işlemin ölçülülük ilkesi ile bağdaşmadığını ifade etmiştir. Mahkemenin 13/3/2015 tarihli kararı ile dava reddedilmiştir. Karar gerekçesinde, disiplin soruşturma dosyası içeriğinde yer alan bilgi ve belgeler değerlendirilerek başvurucunun hizmet dışında özel hayatına bir devlet memurunun göstermesi gereken özen ve dikkati göstermediği, devlet memuruna duyulan güven duygusunu sarsacak ve memuriyet itibarını zedeleyecek nitelikte davranışlarda bulunduğu, bu davranışlarından nedamet duymadığı gibi eylemlerine ısrarla devam ettiği belirtilmiş; dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Söz konusu karara karşı yapılan itiraz Kurulun 26/11/2015 tarihli kararıyla onanmış, karar düzeltme talebi de 1/3/2016 tarihli kararla reddedilmiştir. Nihai karar 22/3/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 14/4/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Diğer taraftan UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerden anlaşıldığı üzere müşteki H.K. ileZ.K. Ankara Aile Mahkemesinin 11/12/2013 tarihinde kesinleşen kararı ile boşanmışlardır. Başvurucu ve Z.K.nın 15/5/2015 tarihinde evlendikleri ve bu evlilikten 14/3/2018 tarihinde bir çocuklarının dünyaya geldiği anlaşılmıştır. A. Ulusal Hukuk Mevzuat Hükümleri 657 sayılı Kanun'un "Adaylık devresi içinde göreve son verme" kenar başlıklı maddesi şu şekildedir:"(1)Adaylık süresi içinde temel ve hazırlayıcı eğitim ve staj devrelerinin her birinde başarısız olanlarla adaylık süresi içinde hal ve hareketlerinde memuriyetle bağdaşmıyacak durumları, göreve devamsızlıkları tespit edilenlerin disiplin amirlerinin teklifi ve atamaya yetkili amirin onayı ile ilişkileri kesilir. (2)İlişkileri kesilenler ilgili kurumlarca derhal Devlet Personel Başkanlığına bildirilir." 657 sayılı Kanun'un "Adaylık süresi sonunda başarısızlık" kenar başlıklı maddesinin ilk cümlesinin 13/2/2011 tarihli ve 6111 sayılı Kanun'la değişik ve memuriyetten çıkarılma işleminin tesis edildiği 15/3/2013 tarihinde yürürlükte bulunan hâli şöyledir:"Adaylık süresi içinde disiplin cezası almış olanların disiplin amirlerinin teklifi ve atamaya yetkili amirin onayı ile ilişikleri kesilir." 657 sayılı Kanun'un maddesinin ilk cümlesinin 10/9/2014 tarihli ve 6552 sayılı Kanun'un maddesi ile değişik ve günümüz itibarıyla yürürlükte bulunan hâli şöyledir:"Adaylık süresi içinde aylıktan kesme veya kademe ilerlemesinin durdurulması cezası almış olanların disiplin amirlerinin teklifi ve atamaya yetkili amirin onayı ile ilişikleri kesilir." 657 sayılı Kanun'un "Disiplin cezalarının çeşitleri ile ceza uygulanacak fiil ve haller" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısımları şöyledir:"Devlet memurlarına verilecek disiplin cezaları ile her bir disiplin cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:...B - Kınama : Memura, görevinde ve davranışlarında kusurlu olduğunun yazı ile bildirilmesidir.Kınama cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:...d) Hizmet dışında Devlet memurunun itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışlarda bulunmak,..." 2797 sayılı Kanun’un maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin (d) alt bendi ve üçüncü fıkrası şöyledir:"Başkanlar kurullarının görevleri şunlardır: Başkanlar Kurulunun Görevleri:…d) Birinci Başkanlık Kurulu, Yüksek Disiplin Kurulu ile Yönetim Kurulu kararlarına karşı yapılan itirazları kesin olarak karara bağlamak. Bu itirazların incelenmesinde karara katılan kurul üyesi daire başkanları Kurula katılamaz ve eksiklikler o dairenin kıdemli üyeleriyle tamamlanır.…Başkanlar kurullarının itiraz üzerine veya doğrudan doğruya verdikleri bütün kararlar kesin olup, bu kararlar aleyhine başka bir yargı merciine başvurulamaz." 2797 sayılı Kanun'un maddesi şu şekildedir:"Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır.Hakimlik ve savcılık sınıfından olmayan Yargıtay personelinin atama ve nakil, yükselme, disiplin ve sair özlük işlerini yürütmek ve bunlarla ilgili karar ve tedbirleri almak ve yönetmelikleri yapmak,Kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirmek.Yönetim Kurulu üye tamsayısıyla toplanır." Anayasa Mahkemesi Kararları Anayasa Mahkemesinin 2797 sayılı Kanun'un maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin (d) alt bendinde yer alan "…kesin olarak…" ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın oybirliğiyle reddi ile aynı maddenin "Başkanlar kurullarının itiraz üzerine veya doğrudan doğruya verdikleri bütün kararlar kesin olup, bu kararlar aleyhine başka bir yargı merciine başvurulamaz." biçimindeki son fıkrasının birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin (d) alt bendinde yer alan "yönetim kurulu kararları" yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın oyçokluğuyla reddine ilişkin 21/1/2010 tarihli ve E.2008/74, K.2010/15 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:"...Yargıtay Kanunu’nun maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin (d) alt bendinde geçen 'kesin olarak' ibaresi, Yönetim Kurulu kararlarına yönelik itirazların inceleme mercii olan Başkanlar Kurulunun bu konudaki kararlarının biçimsel yönden kesin, uygulanabilir ve bağlayıcı nitelikte olduğunu ifade etmektedir. Yargıtay Yönetim Kurulunun 2797 sayılı Yasa’nın maddesinin birinci fıkrasındaki, hâkimlik ve savcılık sınıfından olmayan Yargıtay personeline ilişkin atama ve nakil, yükselme, disiplin ve sair özlük işlerini yürütme, bunlarla ilgili karar ve tedbirleri alma ve yönetmelikleri yapma görevleri çerçevesinde aldığı kararlar, ilgililerce itiraz edilmesi durumunda ancak Başkanlar Kurulunun kararının ardından kesin ve uygulanması gerekli işlem hâlini almaktadırlar.Bu nedenle Yönetim Kurulunun kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine Yargıtay Başkanlar Kurulunca verilen kararların idarî bakımdan kesin olması, savunma ve hak arama özgürlüklerinin sınırlandırılamayacağı ve idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu yönündeki Anayasa kurallarına aykırı değildir....2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun maddesinin son fıkrasında başkanlar kurullarının gerek doğrudan ve gerekse itiraz üzerine verdikleri tüm kararların kesin olduğu ve bunların aleyhine başka bir yargı merciine başvurulamayacağı düzenlenmiştir. Bu kural ile Yargıtay Yönetim Kurulunca yapılan işlemlere yönelik itirazlar nedeniyle Yargıtay Başkanlar Kurulunun verdiği kararlara karşı başka yargı mercilerine müracaat edilebilmesinin ve iptal davası açılabilmesinin önü kapatılarak yargısal bağışıklık getirilmiştir. ...Bir yüksek yargı organı olan Yargıtay’ın iç düzeni ve işleyişi bakımından, aslî görevleri esasen adlî ihtilafları çözüme kavuşturmak olan yüksek yargıçların oluşturduğu ve Yargıtay Birinci Başkanı, Birinci Başkan Vekilleri ile Yargıtay’daki tüm Daire Başkanlarından meydana gelen Başkanlar Kurulu tarafından Yönetim Kurulu kararlarına karşı yapılan itirazların bir sonuca bağlanması işinin, yargısal ağırlıklı bir faaliyet olduğu ve Yargıtay’ın aslî temyiz görevine ilaveten yasakoyucu tarafından anılan Kurula verilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Yasakoyucu Yargıtay Başkanlar Kurulunu işlevsel olarak 'idare' kabul etmemiş ve Kanun’la kendisine verilen görevleri ifade ederken bu Kurulun verdiği kararları idarî tasarruf saymayarak, bunları yargı denetimi dışında tutmuştur. Bu nedenle, Yargıtay mensuplarının Yargıtay’ın ifa ettiği yüksek yargı hizmetinin işleyişi ile ilgili olarak doğabilecek kimi ihtilafların Yargıtay’ın içinde belirtilen çözüm mekanizmaları yoluyla sonuçlandırmasının öngörülmesinde Anayasa’nın yargı ve yüksek yargıyı düzenleyen hükümleri yönünden bir aykırılık söz konusu değildir.İtiraz konusu kuralla Yargıtay Başkanlar Kurulunun 'Yönetim Kurulu' kararlarına itiraz üzerine verdiği kararların aleyhine başka yargı merciine başvuru olanağının ortadan kaldırılmasının, savunma ve hak arama özgürlüklerinin sınırlandırılamayacağı ve idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu yönündeki Anayasa kurallarına aykırı bir yönü görülmemiştir. ..." Anayasa Mahkemesinin 657 sayılı Kanun'un maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Adaylık süresi içinde disiplin cezası almış olanların disiplin amirlerinin teklifi ve atamaya yetkili amirin onayı ile ilişikleri kesilir." ibaresinin iptaline ilişkin 14/11/2013 tarihli ve E.2013/15, K.2013/131 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:"Kanun koyucu hukuk devletinde kamu hizmetlerinin uyum ve düzen içinde yürütülmesini sağlamak amacıyla hizmeti sunan kamu görevlileri için disiplin düzenlemeleri içeren kurallar öngörebilir ve bu kurallara uyulmasını temin etmek amacıyla çeşitli disiplin yaptırımları benimseyebilir. Ancak disipline konu eylemler ile yaptırımlar arasında adil bir dengenin gözetilmesi de hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir. Eylem ile yaptırım arasında bulunması gereken adil denge, “ölçülülük ilkesi” olarak da adlandırılmakta ve bu ilkenin alt ilkelerini de elverişlilik, zorunluluk ve orantılılık ilkeleri oluşturmaktadır.'Elverişlilik ilkesi', öngörülen yaptırımın ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, 'zorunluluk ilkesi' öngörülen yaptırımın ulaşılmak istenen amaç bakımından zorunlu olmasını ve 'orantılılık ilkesi' ise öngörülen yaptırım ile ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken orantıyı ifade etmektedir.İtiraz konusu kuralda disiplin cezası gerektiren farklı fiiller için ayrım yapılmaksızın tek bir yaptırım benimsenmiştir. Diğer bir ifadeyle uyarma cezasını gerektirecek bir fiil karşılığında uygulanacak yaptırım ile daha ağır bir disiplin cezasını gerektirecek bir davranış aynı sonuca bağlanmıştır. Buna göre bireyin kamu hizmetinde kalmasının, disiplin cezası gerektiren eylemlerin ağırlığına uygun herhangi bir kademelendirme yapılmayarak, adil ve makul bir denge gözetilmeksizin ölçüsüz bir biçimde memuriyetten çıkarılma yaptırımına tabi tutulmasının hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmayacağı açıktır." Danıştay İçtihadı Başvurucunun aynı olaya ilişkin olarak ancak bireysel başvuru konusu olmayan 657 sayılı Kanun'un maddesi uyarınca memuriyetle ilişkisinin kesilmesine dair Yargıtay Yönetim Kurulunun 15/3/2013 tarihli kararının iptali talebiyle açtığı davanın yargılama sürecinde Danıştay Onikinci Dairenin 11/6/2014 tarihli ve E.2013/10090, K.2014/4876 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:" ... İdare Mahkemesince, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 17/1-d maddesinde; Birinci Başkanlık Kurulu'nun, Yüksek Disiplin Kurulu ile Yönetim Kurulu kararlarına karşı yapılan itirazları kesin olarak karara bağlayacağının Başkanlar Kurulunun görevleri arasında sayıldığı, aynı maddenin son fıkrasında ise, Başkanlar kurullarının itiraz üzerine veya doğrudan verdiği kararların kesin olup, bu kararlar aleyhine başka bir yargı merciine başvurulamayacağı hükmüne yer verildiği,17/1-d maddesinde yer alan "... kesin olarak ..." ibaresinin ve "Başkanlar Kurullarının itirazı üzerine veya doğrudan doğruya verdikleri bütün kararlar kesin olup, bu kararlar aleyhine başka bir yargı merciine başvurulamaz." biçimindeki son fıkrasının Anayasaya aykırılığı savıyla Ankara İdare Mahkemesince yapılan iptal başvurusunun, Anayasa Mahkemesinin [1].2010 tarih ve E:2008/74; K:2010/15 sayılı kararı ile anılan düzenlemelerde Anayasa'ya aykırılık görülmediği gerekçesiyle reddine karar verildiği, buna göre, Yargıtay Başkanlar Kurulunun uyuşmazlığa ilişkin nihai kararının kesin nitelikte olup, yargı yolu kapalı olduğundan, bakılan davanın esasının incelenmesine hukuken olanak bulunmadığı gerekçesiyleincelenmeksizin reddine karar verilmiştir....Yargıtay Kanunu'nun anılan hükümlerine göre, Yargıtay Yönetim Kurulu kararlarına karşı Yargıtay Başkanlar Kurulu'na itiraz edilebileceği düzenlenmiş ise de; itirazın ihtiyari olduğu anlaşılmaktadır. Yargıtay Yönetim Kurulu'nca verilen kararlar neticesinde, menfaatinin ihlal edildiğini düşünen kamu görevlileri, doğrudan idari yargıda dava açabilecekleri gibi Yargıtay Yönetim Kurulu kararına karşı, Yargıtay Başkanlar Kurulu'na da itiraz haklarını kullanabilecektir.Yargıtay Başkanlar Kurulu'na itirazın zorunlu olmadığı Yargıtay Yönetim Kurulu kararlarının, Yargıtay Başkanlar Kurulu kararından bağımsız tek başına hukuki sonuç doğuran kesin ve yürütülmesi zorunlu bir idari işlem olduğu sonucuna varılmaktadır.Kesin ve yürütülmesi zorunlu bir idari işlem olan Yargıtay Yönetim Kurulu kararına karşı itirazda bulunulmuş olsa bile, Yargıtay Kanunu'nda; Yönetim Kurulu Kararının tek başına iptal davasına konu edilmesini engelleyen bir hüküm bulunmamaktadır.Nitekim, davacı da anılan Kanun hükümleri doğrultusunda, Yargıtay Yönetim Kurulu Kararının kaldırılması istemiyle Yargıtay Başkanlar Kurulu'na başvuruda bulunmuş, itirazınreddi üzerine de Yargıtay Yönetim Kurulu Kararının iptali istemiyle bakılan davayı açmıştır.Yargıtay Kanunu'nun anılan hükümleri doğrultusunda, Yargıtay Başkanlar Kurulu'nun itirazın reddi kararından bağımsız olarak, Yargıtay Yönetim Kurulu kararının iptali istemiyle açılan davada, usul hükümlerine aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. ..." B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. (2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir." Özel hayata saygı hakkına kamu makamlarının keyfî bir şekilde müdahale etmesinin önlenmesi, Sözleşme'nin maddesi ile sağlanan güvenceler kapsamında yer almaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), özel hayata saygı hakkı kapsamında bulunan bir menfaate devletin müdahale ettiğini tespit ettiğinde Sözleşme'nin maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen koşulları incelemektedir. Buna göre kamu makamlarının müdahalesinin yasal bir dayanağı bulunup bulunmadığı, anılan fıkrada yer alan meşru amaçlara dayalı ve demokratik bir toplumda gerekli ve orantılı olup olmadığı araştırılmaktadır (Dudgeon/Birleşik Krallık [GK], B. No: 7525/76, 22/10/1981, § 43; Olsson/İsveç No.1 [GK], B. No: 10465/83,24/3/1988; De Souza Ribeiro/Fransa [BD], B. No: 22689/07, 13/12/2012, § 77). AİHM mesleki hayatla ilgili başvuru türlerinde özel hayat kavramını iki farklı yaklaşıma göre uygulamaktadır: özel hayata ilişkin bir unsurun anlaşmazlık nedeni olup olmadığı (sebebe dayalı yaklaşım) ve itiraz edilen tedbirin sonuçları bakımından özel hayata dokunan bir meselenin olup olmadığı (sonuca dayalı yaklaşım). AİHM'e göre özel hayata ilişkin unsurların mesleğin icrası bakımından aranan nitelik ve yeterlilik koşulları bakımından gözetilmiş veya kişinin mesleği ile ilgili tasarruflara esas alınmış olduğu durumlardan kaynaklanan başvurular; sebebe dayalı yaklaşım çerçevesinde, özel hayata saygı hakkı kapsamında değerlendirilir (Denisov/Ukrayna [BD], B. No: 76639/11, 25/9/2018, §§ 100-103). AİHM, kişinin meslek hayatını etkileyen bir tedbir için öne sürülen gerekçelerin kişilerin özel hayatına ilişkin olmadığı ancak söz konusu tedbirin kişinin özel hayatına yönelik ciddi olumsuz etkilerinin bulunduğu veya bulunma ihtimalinin olduğu durumların konu edildiği başvuruların sonuca dayalı yaklaşım çerçevesinde Sözleşme'nin maddesinin kapsamına girebileceğini ifade etmiştir. Bu bağlamda söz konusu olumsuz etkilere ilişkin değerlendirmede AİHM; kişinin yakın çevresi üzerindeki özellikle de maddi bakımdan ortaya çıkan sonuçları, diğerleri ile ilişki kurma ve geliştirme olanakları ile itibarı üzerindeki olumsuzlukları dikkate almaktadır (Denisov/Ukrayna, § 107). AİHM sebebe dayalı yaklaşımın Sözleşme'nin maddesinin uygulanmasını gerekli kılmadığı durumlarda söz konusu tedbirin sonuçlarının özel hayat üzerindeki etkilerine ilişkin bir inceleme yapılması gerektiğini vurgulamıştır. Bununla beraber söz konusu bu ayrımın ilgili tedbirin altında yatan sebepleri ve tedbirin sonuçlarını incelerken her iki yaklaşımın birlikte uygulanmasına engel teşkil etmediğini de belirtmektedir (Denisov/Ukrayna, § 109). AİHM, sonuca dayalı yaklaşım uyarınca inceleme yapılabilmesi için söz konusu meslekle ilgili tasarrufun özel hayat üzerinde yarattığı etkilerin belirli önem ve ciddiyette olması şartını aramakta; asgari ağırlık seviyesine ulaşmış olması gerektiğini vurgulamaktadır. AİHM, sadece bu sonuçların çok ağır olduğu ve kişinin özel hayatını önemli derecede etkilediği durumlarda Sözleşme'nin maddesinin uygulanabilir olduğunu kabul etmektedir (Denisov/Ukrayna, §§ 113, 116). AİHM,sonuca dayalı yaklaşımı uyguladığı başvurularda iddia edilen ihlallerin ağırlık ve ciddiyet derecesini değerlendirmeye yönelik kıstaslar oluşturmuştur. Bu kapsamda başvurucunun söz konusu tedbir öncesi ve sonrasındaki yaşamı kıyaslanarak maruz kaldığı olumsuz etki değerlendirilmektedir. Ayrıca sonuçların ciddiyetinin belirlenmesinde başvurucunun iddia ettiği öznel algıların somut başvuruda mevcut nesnel koşullarla birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Bunun yanı sıra yapılacak incelemenin iddia edilen tedbirin hem maddi hem de manevi etkilerini kapsaması gerekmektedir. AİHM, başvurucuların şikâyet ettikleri tasarrufun özel hayatları üzerindeki olumsuz sonuçlarını somut verilere dayalı olarak, uygun şekilde ispatlamakla yükümlü olduklarını ifade etmektedir. Ayrıca başvurucular söz konusu şikâyetlerini ulusal merciler önünde de uygun şekilde dile getirmiş olmalıdırlar (Denisov/Ukrayna, §§ 113-117).