10. Hukuk Dairesi 2024/1435 E. , 2025/1147 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/729 E., 2023/806 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Dörtyol 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2021/141 E., 2022/549 K. Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemes
**10. Hukuk Dairesi 2024/1435 E. , 2025/1147 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/729 E., 2023/806 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Dörtyol 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2021/141 E., 2022/549 K. Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddi ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak yeniden esas hakkında davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve davalı vekili tarafından tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne ve duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hâllerden hiçbirine uymadığından, temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı işverenlik ... Metalurji San. Tic. ve Liman İşletmeciliği A.Ş. nezdinde elektrik bölümünde soğuk haddehanenin bakım ve arızalarından sorumlu elektrik bakım elemanı olarak çalışırken işverenliğin kusuru neticesinde sol ayağını iş makinesine kaptırarak iş kazası geçirdiğini, kaza sonucunda davacının sol ayağı tarak kemiğinden koptuğunu, müvekkilinin Dörtyol Devlet Hastanesi ve Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesinde tedavi gördüğünü, tedavi süresi sonrasında sol ayağına protez takıldığını, Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinden alınan 15.06.2012 tarihli özürlü sağlık kurulu raporu sonucunda çalışma gücü kaybı oranının %31 olarak belirlendiğini, müvekkilinin sol ayağını bilekten kaybetmesi sonucunda uzun bir tedavi süreci geçirdiğini, müvekkilinin genç yaşında davalı işverenliğin kusuru nedeniyle geçirdiği kaza sonrasında yaşadığı manevi çöküntü, elem ve ızdırap nedeniyle 200.000,00 TL manevi tazminat, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla meslekte kazanma gücünün kaybı nedeniyle 10.000,00 TL maddi tazminat talebi ile davanın kabulü yönünde karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; kendi kusuru ile zarara sebep olan kimse tazminat talebinde bulunamayacağını, davacının işini yaparken göstermesi gereken özen ve dikkatin davacı tarafından gösterilmediğini, bu nedenle maddi ve manevi tazminat davasının şartlarının oluşmadığını, zararın meydana gelmesinde illiyet bağının söz konusu olabilmesi ve işverenin sorumluluğunun doğması için kusurlu bir eylem sonucu zararın oluşması gerektiği oysa müvekkilini kusurunun söz konusu olmadığını, somut olayda şirket bünyesinde çalışırken kendi kusuru ile 04.10.2011 tarihinde iş kazasına uğrayan davacının kazayı engelleyecek hiçbir tedbir almadığını, kaza anında müvekkil şirketin soğuk hadde bölümünde asitleme P02-P03 kolonları arasında kenar merkezleme bölümünde arızalı olan swiç in değişimi işini yapmak isterken makinenin üstüne çıkan davacının gerekli iletişimi sağlamadan, çevresini kontrol etmeden ve iş güvenliği gereği verilen uyarıyı dikkate almaması sonucu hareket eden makine nedeniyle sol ayağı kenar merkezleyicinin arasına sıkışarak kazaya uğradığını, iş bu kaza nedeniyle müvekkil şirkete atfı kabil bir kusur bulunmadığını, davacının tedbirsiz, dikkatsiz ve hatalı davranışı sebebi ile meydana gelen kazada tazminat talebinde bulunamayacağını, mezkur sebeplerden ötürü haksız ve mesnetsiz iddialara havi nedenlerle açılmış olan iş bu davanın yasal dayanaktan yoksun olması nedeni ile davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; "...Tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde, Maddi tazminat talebi ile ilgili, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi 01.04.2021 tarih, 2019/4018 Esas, 2021/635 sayılı kararı ile belirtilen eksiklikler ikmal edilmiş, Mahkememizce raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi için yeniden heyet halinde bilirkişilere kusur raporu hazırlattırılmış, dosya kapsamındaki kusur raporları arasında çelişki giderilmiş, 26.07.2020 tarihli alınan kusur raporunun hüküm kurmaya elverişli, yasaya, usule, Yargıtay ve İstinaf denetimine elverişli olması nedeniyle hükme esas alınmış, alınan kusur raporuna göre yeniden aktüerya bilirkişisinden rapor alınmış, 30.09.2022 tarihli aktüerya ek bilirkişi raporunda belirlendiği üzere davacı tarafın mahkememizin BAM incelemesi öncesi ilk kararını istinaf etmemesi ve Yargıtayın yerleşik içtihatlarında bahsi geçtiği gibi davalı tarafın usuli kazanılmış hakkı da dikkate alınarak BAM incelemesi öncesi Mahkeme kararına en yakın tarihli asgari ücrete dair verileri belirleyen ve 08.01.2018 tarihli aktüerya bilirkişi raporunda belirlenen asgari ücret verileri dikkate alınarak yapılan 42.341,73-TL maddi tazminat hesabının hüküm kurmaya elverişli, yasaya, usule, Yargıtay ve İstinaf denetimine elverişli olması nedeniyle hükme esas alınmış ve tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile maddi tazminat talebinin kabulü ile 42.341,73-TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 04.10.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. Manevi tazminat talebi ile ilgili, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 56. maddesi gereğince manevi tazminatın belirlenmesi yönünden davacının kaza tarihinde yaşı, davacının maluliyet oranı, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, ülkenin ekonomik şartları, tarafların kusur durumu, olay tarihi, olayın oluş şekli ve niteliği, manevi tazminatın gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandırması gerektiği dikkate alınarak davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne karar verilmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulduğu ..." gerekçesiyle; "Davanın kısmen kabulüne, 1-Tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile maddi tazminat talebinin kabulü ile, 42.341,73-TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 04.10.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 2-Manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile, 45.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 04.10.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine," şeklinde karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; 09.05.2022 tarihli bilirkişi raporunun 1. sayfasında dosyada maddi hata yapıldığı, "...davacının dava dosyası içerisindeki 2011 yılından 2013 yılı dahil maaş bordroları incelenerek davacının yıllar itibariyle asgari ücretin kaç katı kazanç elde ettiği hesaplanmıştır. Yukarıda gösterildiği üzere davacının 2011 yılında ( 2,19 ) , 2011 yılının 2. Yarısında ( 2,31 ) , 2012 yılında ( 2,17 ) , 2013 yılında ( 2 ) katı yüksek kazanç elde edildiği ancak mahkemenizin 12.07.2019 tarih ve 2013 /145 E. 2019/204 K. sayılı kararına esas alınan 8.01.2018 tarihli hesap bilirkişi raporunda davacının kazancının net asgari ücretin 2011 yılında ( 2,11 ), 2012 yılında ( 1,99), 2013 ve sonrasında ( 1,91538 ) katı yüksek olduğu hesaplandığı, davacı tarafından istinaf yoluna müracaat edilmediği ve bu hususun kaldırma nedeni yapılmadığı anlaşılmakla tarafımızdan hesaplanan katsayılar değil, davalı lehine olan ve önceki hükme esas alınan katsayılar kullanılacaktır." şeklinde raporda izahat yapıldığı, Yargıtay içtihatlarına göre maddi yanılgıya dayalı usuli kazanılmış hak oluşturmayacağı, bu durumda tarafımızca istinaf edilmeyen ilk karara esas alınan bilirkişi raporunda müvekkil davacının aldığı ücretin asgari ücrete oranı hesabında "maddi hata" olduğundan davalı lehine usuli müktesep hak oluşmayacağı, bu durumda asgari ücret artışlarının dava konusuna uygulanmaması, aynı zamanda maddi yanılgıya dayalı bir uygulama olduğu, 08.01.2018 tarihli bilirkişi raporuna göre müvekkil davacının zararı 248.774,22 TL olarak belirlenmiş, bu tutardan kurumca rücu edilebilecek %90 kısmı olan 62.024,79 TL ve güncel sigorta ödemesi tenzili 90.450,36 TL düşülerek 96.299,07 TL maddi tazminat tutarı hesaplandığı, 21.05 2018 tarihli ıslah dilekçemizle fazlaya ait haklarımız saklı tutulmak kaydıyla, dava değerinin ıslah edildiği ve dava değeri 10.000,00TL'den 96.299,07 TL'ye yükseltildiği, itiraz üzerine dosya tekrar bilirkişiye gitmiş, 11.09.2018 tarihli bilirkişi raporuyla bu kere maddi tazminat tutarı 92.538,31 TL olarak hesaplandığı 28.11.2018 tarihli bilirkişi raporuna beyan dilekçemizle bilirkişi raporundaki maddi hatanın düzeltilerek, maddi tazminat tutarından indirilmesi gereken tutarın rapor tarihine güncellenen 94.211,12 TL değil, 62.000,00 TL olarak indirilmesinin gerektiği, itiraz üzerine aynı heyetten alınan 7.05.2019 tarihli bilirkişi raporunda müvekkil davacının gerçek zararı 179.009,29 TL olarak hesaplandığı 21.05.2018 tarihli ıslah dilekçemizde "fazlaya ait haklarımız saklı tutulmuş" olduğundan 179.009,29 TL meblağ üzerinden verilecek olası bir kararda ek tutar için dava ve tahsilat hakkımız saklı tutulduğu, İlk Derece Mahkemesinin 2013/145 E. 2019/204 K. sayılı ilamıyla müvekkil davacı lehine 96.299,07 TL maddi tazminata, 50.000,00 TL manevi tazminata hükmolunduğu böylece hükme esas alınan raporda 179.009,29 TL bilirkişi raporu esas alındığı için bu tutar üzerinden verilen kararda, ıslah ettiğimiz 96.299,07 TL'nin üzeri miktar için ek dava haklarının olduğunu, davalı tarafın 6.09.2019 tarihli istinaf dilekçesinde " sigorta şirketi tarafından yapılan ödemenin ifa amacıyla ödeme " olduğuna dair herhangi bir istinaf başvurusu bulunmadığını Bilahare Adana BAM 7 Hukuk Dairesi 2019 /4018 E. 2021 /635 K. sayılı kararla istinaf incelemesi yapılarak HMK md. 355'e göre "İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır" böylece istinaf mahkemesi davalı tarafın kusur oranına ilişkin istinaf talebiyle sınırlı olarak inceleme yapmış olup, sadece tarafların kusur oranı konusundaki belirsizliğin giderilmesi amaçlı kaldırma kararı verildiği, kusur oranı konusunda 26.07.2021 tarihli bilirkişi raporuna göre müvekkil davacıya %30 oranında kusur atfedildiği, müvekkil davacıya atfedilen %30 kusur oranına göre alınan 15.03.2022 tarihli hesap bilirkişi raporuna göre müvekkil davacının karşılanmamış gerçek zararının 240.224,34 TL olduğu hesaplanmıştır. Müvekkil davacı için esas alınan %30 kusur raporuna göre 353.973,11 TL maddi tazminat tutarından, ... sigortanın yaptığı 62.000,00 TL ödeme, 113,748,77 TL güncel bedel olarak bulunarak tenzil edilmiş ve 240.224,34 TL tazminat tutarı hesaplandığı, dosya tekrardan aktüerya bilirkişisine gönderilmiş ve 17.05.2022 tarihli bilirkişi raporuna göre "1)5.12.2012 ödeme tarihinde davacının bakiye ömrü PMF1931 yaşam tablosuna göre belirlenir ise 45.832,88 TL, bakiye ömrü TRH -2010 yaşam tablosuna göre belirlenirse 54.738,81 TL gerçek zararının olduğu, ancak dava dışı sigorta şirketi tarafından davacıya 62.000,00 TL ödenmiş olmakla davacının ödeme tarihinde karşılanmamış zararının bulunmadığı, 2)Ödeme tutarının ödeme tarihinden hesap tarihine kadar yasal faiz ölçüsünde güncelleştirilmiş değerinin zarardan mahsup edilmesi gerektiği kanaati hasıl olur ise , davacının bakiye ömrü PMF 1931 yaşam tablosuna göre belirlenir ise 241.976,21 TL, bakiye ömrü TRH -2010 yaşam tablosuna göre belirlenir ise 298.236,78 TL bakiye zararının oluşacağı" belirlemesinin yapıldığı, 4.07.2022 tarihli bilirkişi raporuna itiraz dilekçemizde bilirkişi raporundaki 1 no'lu seçeneğe göre hüküm kurulamayacağı, 1 no'lu seçeneğin "ifa amacıyla ödeme" yapılmış gibi hesaplama yapıldığı, davalı tarafın 6.09.2019 tarihli istinaf dilekçesinde de, davaya cevap dilekçesinde de bu konuda bir talepleri ve itirazları olmadığından ve yasa gereği istinaf sebepleriyle sınırlı olarak kaldırma kararı verildiğinden böyle bir seçenek hesaplaması yapılmasının hukuka ve kanuna aykırı olduğu belirtilerek itiraz edildiği ayrıca iş hukukunda amir olan "işçi lehine yorum ilkesi" gereğince PMF 1931 yaşam tablosu artık uygulanmadığından, Yargıtay içtihatları doğrultusunda tek seçenek olarak TRH 2010 yaşam tablosunun uygulanması gerektiği de belirtilerek, bu yönde de itiraz edildiği, itirazlar üzerine aynı aktüerya bilirkişisinin 30.09.2022 tarihli raporuna göre " ...12.07.2019 tarihli mahkemeniz hükmüne esas alınan 8.01.2018 tarihli hesap bilirkişi raporundaki esas alınan asgari ücret verilerinin güncel tarihe çekilmeksizin sadece BAM kaldırma kararına göre sonradan alınan davalı işverenin %70 kusurlu olduğuna dair kusur raporuna göre değişiklik yapılması ancak sair hususların artık davalı lehine usuli müktesep hak olduğu kanaati hasıl olur ise davacının 42.341,73 TL bakiye zararının olduğu; sayın mahkeme davacının ilk karara karşı istinaf yoluna müracaat etmemesinin asgari ücretin güncelleştirilmesi yönünden davalı lehine usuli müktesep hak teşkil etmeyeceğinin kabul edilmesi halinde, 2022 yılı 2. dönem güncel veriler ile yapılan hesaplama neticesinde; ödeme tutarının ödeme tarihinden hesap tarihine kadar yasal faiz ölçüsünde güncelleştirilmiş değerinin zarardan mahsup edilmesi sonucu; davacının bakiye ömrü PMF 1931 yaşam tablosuna göre belirlenir ise 338.606,20 TL, bakiye ömrü TRH 2010 yaşam tablosuna göre belirlenir ise 411.360,43 TL bakiye zararının oluşacağı" belirlemesi yapıldığı, işbu bilirkişi raporuna karşı 24.10.2022 tarihli itiraz dilekçemizde" iş kazasından kaynaklanan maddi -manevi tazminat davaları res'en araştırma ilkesine tabii olup, yaşam tablolarına ilişkin "usuli kazanılmış hak"tan bahsedilemez. Yine iş hukuku yargılamasında hakim olan " işçi lehine yorum" ilkesi gereğince de işçinin lehine olan yaşam tablosunun hesaplamaya esas tablo olarak kullanılması gerekmektedir. Dolayısıyla müvekkil davacının lehine olan TRH -2010 yaşam tablosuna göre müvekkil davacının bakiye zararının 411.360,43 TL üzerinden hesaplanarak davamızın kabulü", talep edildiği, yerel mahkeme kararında birden çok hata yapmış ve en büyük hata da müvekkil davacının tazminat oranının belirlenmesinde maddi hata içeren bilirkişi raporunun ve ilk kararın esas alınarak "usuli kazanılmış hak" oluşturduğu şeklinde hatalı hukuk nitelemeyle asgari ücretteki artışların hesaba katılmaması olduğu, istinaf mahkemesinin verdiği kaldırma kararından sonra, kusur oranına göre yapılan yeni bilirkişi incelemesinde hesaplama yapılırken, asgari ücretteki artışların ve uygulanması gereken yaşam tablosunun hesaplamaya esas alınmasının zorunlu olduğu, maddi hataya dayalı usuli kazanılmış hak oluşmayacağı ve re'sen araştırma - İşçi lehine yorum ilkeleri gözardı edilerek hem davacı lehine olan yaşam tablosu uygulanmadığı ve hem de davalı taraf lehine hesaplamaya esas ücret konusunda "olmayan" bir usuli kazanılmış hak varmış gibi hüküm tesis edildiği, davacı tarafın, müvekkil şirketin sigortalı, sigorta ettiren ve prim ödeyen konumunda bulunduğu bu poliçeye istinaden müvekkil şirketten habersiz bir şekilde sigorta şirketine başvurduğu davacının bu başvurusu sigorta şirketi tarafından tarafımıza bildirilmeden Garanti Bankası dekontundan da anlaşılacağı üzere 05.12.2012 tarihinde davacıya 62.000,00 TL ödeme yapıldığı bu ödemeden müvekkil şirketin henüz haberinin olduğunu bu nedenle bu ödemenin müvekkil şirketin kusurlu olduğu yönünde bir anlam taşımaması gerektiği, mahkeme tarafından takdir edilen 45.000,00 TL manevi tazminatın son derece yetersiz olduğu, Müvekkil davacının bir uzuv kaybıyla sonuçlanan tazminat davası olağan sürelerin üzerinde bir zaman almış ve 10 yılı aşan yargılama sonucunda adil yargılanma hakkının ihlal edildiği, diğer yandan hukukun temel ilkelerinin ve yasaların dava konusuna uygulanmaması sonucunda müvekkil davacının Mahkemeye erişim hakkı, hukuki dinlenilme hakkının da ihlal olduğu, bu nedenlerle yerel mahkeme kararının ortadan kaldırılmasını talep etmiştir. Davalı ... Metalurji San. Tic. ve Liman İşletmeciliği A.Ş. vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu kaza tamamen işçinin kendi kusurundan kaynaklandığı, kazazede işçiye müvekkil şirket tarafından iş mevzuatı gereğince verilmesi gereken tüm eğitimler verildiği, alınması gereken tüm önlemler alındığı, iş kazalarında işçinin ya da üçüncü kişilerin ağır kusur ile illiyet bağı kesildiği, somut olayda davacı kazanın meydana gelmesinde kendi tam ve bağışlanamaz kusuru ile sebep olduğu, davacının iş güvenliği ve sağlığı konusunda gerekli eğitimleri aldığı şahsi sicil dosyası kapsamında bellidir. Davacının şahsi sicil dosyasında bulunan eğitim katılım formuna göre İş Güvenliği Mühendisi ... ve İş Güvenliği Uzmanı ... tarafından verilen Temel İş Güvenliği Eğitimi, Kişisel Koruyucuların önemi ve kullanım alanları eğitimi davacıya verildiği buna rağmen kazazede kendi iş güvenliğini bizzat tehlikeye düşürdüğü Müvekkil şirketin bir kusuru, ihmali ve tedbirsizliğinin olmadığını, hükmedilen kusur oranını, maluliyet oranını ve fahiş tazminat tutarlarının istinaf ettiklerini, kusur raporları arasındaki çelişki giderilmediğini, Mahkeme tarafından hüküm kurmaya ve denetime elverişli olmayan bilirkişi raporlarına karşı sunmuş oldukları itirazların hiçbir şekilde dikkate alınmadığı dosyada keşif yapılmadan hazırlanan bilirkişi raporlarına göre karar verildiği, davacıya ödenmesine hükmedilen manevi tazminatı da istinaf ettiklerini, yerel mahkemece davacı tarafın ıslah talebinden sonra arttırdığı maddi ve manevi tazminat tutarı için, kaza tarihinden itibaren faiz yürütülmesine karar verilmesinin HMK'ya aykırı olduğu, davacının tüm alacak kalemlerinin zamanaşımına uğradığını bu nedenlerle Mahkeme kararının ortadan kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...Yapılan açıklamalar ve değinilen ilke ve kararlar doğrultusunda, eldeki dosyada maddi olgunun açıklığa kavuşturularak tarafların kusur oran ve aidiyetlerinin tespitinden sonra belirlenecek kusur oranlarına göre yeniden hesap raporu alınması gerektiği gözetildiğinde, taraflarca hükmün esas alınan hesap raporu yönünden istinaf edilmemesi nedeniyle taraflar yönünden oluşan usuli kazanılmış hak çerçevesinde hükme esas alınan hesap raporuna uygulanması, bu raporda bilinen dönem başlangıcı ile esas alınan bilinen (işlemiş) devre sonu değiştirilmeksizin dolayısıyla esas alınan bilinen (işlemiş) devre sonundan sonra yürürlüğe giren asgari ücret değişikliklerini rapora yansıtmadan davacının maddi tazminat alacağı ve usuli kazanılmış hakka göre manevi tazminatın belirlenmesi gerekmektedir. Dosya kapsamından, aldırılan 15.03.2022 tarihli raporun, 17.05.2019 tarihli raporda bilinen dönem başlangıcı ile esas alınan bilinen (işlemiş) devre sonu değiştirilmeksizin dolayısıyla esas alınan bilinen (işlemiş) devre sonundan sonra yürürlüğe giren asgari ücret değişikliklerini rapora yansıtmadan yeniden belirlenen kusur oranlarına göre hazırlandığı bu nedenle hüküm kurmaya elverişli olduğu anlaşılmaktadır. Bahsi geçen raporda davacının karşılanmamış gerçek zararının 240.224,34 TL olduğu belirlenmiştir. Yapılması gereken iş, davacının talebiyle bağlı kalınarak belirlenen bu miktar doğrultusunda karar vermektir. Mahkemece yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmiş olması ortadan kaldırma nedeni olmakla birlikte bu husus yeninde yargılama yapılmasını gerektirmediğinden esas hakkında düzelterek yeniden karar vermek gerekmiştir. Değinilen sebeplerle, davacı vekilinin manevi tazminata ilişkin istinaf talebi dışındaki istinaf itirazları ile davalı vekilinin tüm istinaf itirazlarının reddi gerekmiştir. Kabule göre de ortadan kaldırma kararına konu ilam taraflarca manevi tazminat yönünden istinaf edilmediğinden taraflar yönünden kesinleştiği gözetilmeksizin önceki kararda hükmedilen tutarın altında manevi tazminata hükmedilmiş olması isabetsiz olup davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf itirazlarının kabulü gerektiğinden..." gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddi ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırılarak yeniden esas hakkında davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili katılma yolu ile sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesindeki sebeplerini yineleyerek tazminatın tam olarak kabulü gerektiğini beyanla Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369. maddesinin birinci fıkrası ile 371. maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21. maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesi 3. Değerlendirme A) Taraf vekillerinin manevi tazminat alacağına ilişkin temyiz istemi yönünden; Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. Dosya içeriğine göre davacı vekilince dava dilekçesinde 200.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunulduğu, İlk Derece Mahkemesince davalı şirket aleyhine 45.000,00 TL manevi tazminata karar verildiği, taraf vekillerinin manevi tazminat yönünden istinaf başvurusu üzerine istinaf mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile davacı lehine bu kez 50.000,00 TL manevi tazminata hükmolunduğu gözetildiğinde reddine ve kabulüne karar verilen manevi tazminat miktarının Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 238.730,00 TL’nin altında kaldığı anlaşıldığından taraf vekillerinin temyiz itirazlarının miktardan reddine karar verilmiştir. B) Taraf vekillerinin maddi tazminat alacağına ilişkin temyiz istemi yönünden; Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Dosya kapsamından; Mahkemece kaldırma ilamı öncesi hükme esas alınan kusur oranlarının davalı işverenin % 80, dava dışı makine operatörü ...'un % 20, ... işçinin kusurunun bulunmadığı şeklinde belirlendiği, bu kusur oranlarının uygulanması sonucu 08.01.2018 tarihli kök hesap bulurkişi raporunun aldırıldığ ve maddi zararın 96.299,07 TL olarak hesaplandığı, davacı vekilince 08.01.2018 tarihli kök hesap raporuna itiraz edilmeksizin raporda belirtilen tutar üzerinden maddi zararın 21.05.2018 tarihli dilekçe ile talep ettiği devamla mahkemece davalı vekili itirazı üzerine 11.09.2018 tarihli 1. ek raporun aldırıldığı, bu kez 1.ek rapora taraf vekillerinin itiraz etmesi üzerine 07.05.2019 tarihli 2. ek raporun aldırıldığı, 2. ek raporda davacının maddi zararının yukarıda belirtilen kusur oranlarının uygulanması ile 179.009,29 TL olarak hesaplandığı , Mahkemece kaldırma ilamı öncesi verilen 12.07.2019 tarihli 1.kararında 07.05.2019 tarihli hesap raporunun hükme esas alındığı ancak davacı talebi ile bağlı kalınarak hüküm kurulduğu, karara karşı yalnızca davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulduğu, Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesince hükme esas alınan kusur raporunun denetmen raporu ile rücu dosyasında aldırılan kusura ilişkin bilirkişi raporuyla çeliştiği ve çelişkinin giderilmesi gerektiği gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulü ile eksik inceleme nedeni ile kararın kaldırılarak İlk Derece Mahkemesine gönderildiği, Mahkemece kaldırma ilamı sonrası 26.07.2021 tarihli kusur raporu aldırıldığı bu kez davacının % 30 oranında, davalı işverenin % 50; dava dışı operatörün ise % 20 oranında kusurlu bulunduğu tespitinin yapıldığı Mahkemece dosyanın yeniden hesap bilirkişisine tevdi olunduğu, 15.03.2021 tarihli 3. ek raporun aldırıldığı raporda bilinen dönemin ileriye çekilmesi ve bakiye ömür tablosunun TRH-2010 tablosu olarak esas alınması sonucu davacı zararının 240.224,34 TL hesaplandığı, taraf itirazları üzerine aldırılan 30.09.2022 tarihli aktüerya ek bilirkişi raporunda seçenekli hesaplama yapılarak 2. seçenekte davacı tarafın 07.05.2019 tarihli istinaf incelemesi öncesi ilk kararını istinaf etmemesi ve Yargıtayın yerleşik içtihatlarında bahsi geçtiği gibi davalı tarafın usuli kazanılmış hakkı da dikkate alınarak BAM incelemesi öncesi mahkeme kararına en yakın tarihli asgari ücrete dair verileri belirleyen ve 08.01.2018 tarihli aktüerya bilirkişi raporunda belirlenen asgari ücret verileri dikkate alınarak yapılan hesaplamada davacı zararının 42.341,73-TL maddi tazminat olarak tespit edildiği, 3. seçenekte ise davacının ilk karara karşı istinaf yoluna müracaat etmemesinin asgari ücretin güncelleştirilmesi yönünden davalı lehine usulî müktesep hak teşkil etmeyeceğinin kabul edilmesi halinde, 2022 yılı ikinci dönem güncel veriler ile yapılan hesaplama neticesinde; ödeme tutarının ödeme tarihinden hesap tarihine kadar yasal faiz ölçüsünde güncelleştirilmiş değerinin zarardan mahsup edilmesi sonucu; davacının bakiye ömrü PMF.1931 Yaşam Tablosuna göre belirlenir ise 338.606,20 TL, bakiye ömrü TRH-2010 Yaşam Tablosuna göre belirlenir ise, 411.360,43 TL bakiye zararının oluşacağının tespit edildiği, davacı vekilince maddi tazminat yönünden 411.360,43 TL üzerinden karar verilmesinin talep edildiği, İlk Derece Mahkemesince 30.09.2022 tarihli ek bilirkişi raporunun 2. seçeneğinin kabul edilerek davacı lehine 42.341,73 TL maddi tazminata karar verildiği, anılan karara karşı istinaf yoluna başvurulması üzerine ise Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak yeniden esas hakkında davacı lehine 15.03.2021 tarihli hesap bilirkişi raporunu hükme esas almak suretiyle davacının 240.224,34 TL maddi tazminata hak kazandığı ancak taleple bağlı kalınarak 96.299,07 TL maddi tazminat miktarına karar verildiği anlaşılmaktadır. Usuli kazanılmış hak davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrarı sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Usulü müktesep hak, anlam itibariyle, bir davada, Mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Mahkemenin, Yargıtayın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulü kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK). Kazanılmış haklar “Hukuk Devleti” kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasa'nın 2. maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk Devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usulü kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Örneğin Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Usulü kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya Mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir. (HGK.nun 12.07.2006 T., 2006/4-519 E, 2006/527 K, 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.) Zira usulü kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.1959 gün 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı) Somut olayda, İlk Derece Mahkemesince yerinde değerlendirme yapmak suretiyle davalı lehine oluşan usuli kazanılmış hakkın gözetilmesi sonucu maddi tazminatın 42.341,73 TL olarak esas alınması gerekirken Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin Mahkemece verilen 1. karara karşı istinaf başvurusunun bulunmadığı gözden kaçırılarak kaldırma ilamı sonrası aldırılan ve bilinen dönemin ileriye çekilmesi ile açıkça itiraza uğramamasına rağmen bakiye ömür süresinin tespitinde TRH-2010 tablosunun esas alınması nedeniyle zararın daha fazla hesaplandığı 15.03.2021 tarihli 3. ek rapora itibar edilerek hüküm kurulması isabetsiz olmuştur. Ne var ki bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370. maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca kararın düzeltilerek onanması gerekir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, 1.Taraf vekillerinin manevi tazminat alacağına yönelik temyiz dilekçesinin miktardan reddine, 2.Davalı vekilinin maddi tazminat alacağına yönelik temyiz dilekçesi yönünden; A.Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçe kısmında yer alan; "...Dairemizin ortadan kaldırma kararına konu ilamında hükme dayanak alınan hesap raporunun 17.05.2019 tarihli ek rapor olduğu, kararın davalı vekili tarafından 08.01.2018 tarihli ve 11.09.2018 tarihli hesap raporlarının eksik inceleme ve hatalı değerlendirme yapılması ve yüksek tutarda hesaplama yapılması nedeniyle istinaf edildiği, dolayısıyla davacı ve davalı tarafça bu rapora yönelik istinaf itirazı ileri sürülmemesi nedeniyle taraflar yönünden kesinleştiği, bu nedenle Mahkeme tarafından yapılacak işin ortadan kaldırma kararı sonrasında aldırılan 26.07.2020 tarihli kusura ilişkin bilirkişi raporu doğrultusunda taraflar yönünden kesinleşen 17.05.2019 tarihli hesaba ilişkin bilirkişi raporu dikkate alınarak aynı bilirkişiden ek rapor aldırılıp sonucuna göre bir karar vermekten ibaret olduğu açıktır. Ne var ki, eldeki kararın belirtilen usulü işlemlere riayet edilerek yapıldığından bahsmetmek mümkün değildir."... Maddi olgunun açıklığa kavuşturularak tarafların kusur oran ve aidiyetlerinin tespitinden sonra belirlenecek kusur oranlarına göre yeniden hesap raporu alınması gerektiği gözetildiğinde, davacının kararı temyiz etmemiş olması nedeniyle davalılar lehine oluşan usuli kazanılmış hak çerçevesinde hükme esas alınan hesap raporuna uygulanması, bu raporda bilinen dönem başlangıcı ile esas alınan bilinen (işlemiş) devre sonu değiştirilmeksizin dolayısıyla esas alınan bilinen (işlemiş) devre sonundan sonra yürürlüğe giren asgari ücret değişikliklerini rapora yansıtmadan davacının maddi tazminat alacağı ve usuli kazanılmış hakka göre manevi tazminatın belirlenerek sonucuna göre karar verilmesinden ibarettir..." (Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 2021/10428 E.-2023/2234 K. sayılı ilamı)Yapılan açıklamalar ve değinilen ilke ve kararlar doğrultusunda, eldeki dosyada maddi olgunun açıklığa kavuşturularak tarafların kusur oran ve aidiyetlerinin tespitinden sonra belirlenecek kusur oranlarına göre yeniden hesap raporu alınması gerektiği gözetildiğinde, taraflarca hükmün esas alınan hesap raporu yönünden istinaf edilmemesi nedeniyle taraflar yönünden oluşan usuli kazanılmış hak çerçevesinde hükme esas alınan hesap raporuna uygulanması, bu raporda bilinen dönem başlangıcı ile esas alınan bilinen (işlemiş) devre sonu değiştirilmeksizin dolayısıyla esas alınan bilinen (işlemiş) devre sonundan sonra yürürlüğe giren asgari ücret değişikliklerini rapora yansıtmadan davacının maddi tazminat alacağı ve usuli kazanılmış hakka göre manevi tazminatın belirlenmesi gerekmektedir. Dosya kapsamından, aldırılan 15.03.2022 tarihli raporun, 17.05.2019 tarihli raporda bilinen dönem başlangıcı ile esas alınan bilinen (işlemiş) devre sonu değiştirilmeksizin dolayısıyla esas alınan bilinen (işlemiş) devre sonundan sonra yürürlüğe giren asgari ücret değişikliklerini rapora yansıtmadan yeniden belirlenen kusur oranlarına göre hazırlandığı bu nedenle hüküm kurmaya elverişli olduğu anlaşılmaktadır. Bahsi geçen raporda davacının karşılanmamış gerçek zararının 240.224,34 TL olduğu belirlenmiştir. Yapılması gereken iş, davacının talebiyle bağlı kalınarak belirlenen bu miktar doğrultusunda karar vermektir. Mahkemece yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmiş olması ortadan kaldırma nedeni olmakla birlikte bu husus yeninde yargılama yapılmasını gerektirmediğinden esas hakkında düzelterek yeniden karar vermek gerekmiştir. Değinilen sebeplerle, davacı vekilinin manevi tazminata ilişkin istinaf talebi dışındaki istinaf itirazları ile davalı vekilinin tüm istinaf itirazlarının reddi gerekmiştir." ibarelerinin silinerek yerine gelmek üzere, "Dairemizin ortadan kaldırma kararından önce Mahkemece aldırılan 08.01.2018 tarihli kök bilirkişi raporuna davacı vekilince itiraz edilmemesi nedeniyle iş bu raporda esas alınan verilerin korunması gerekmekte olup rapora dosya kapsamına uygun görülen 26.07.2021 tarihli kusur raporunda belirlenen kusur oranlarının uygulanması sonucu maddi zararın 42.341,73 TL olarak hesaplandığı 30.09.2022 tarihli ek raporun 2. seçeneğine itibar eden İlk Derece Mahkemesi hükmü yerinde görülmüştür . Değinilen sebeplerle, davacı vekilinin manevi tazminat talebi dışındaki istinaf itirazları ile davalı vekilinin tüm istinaf itirazlarının reddi gerekmiştir." ibarelerinin yazılması, B. Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının tamamen silinerek yerine geçmek üzere; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine, 2-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının hmk 353/1-b.2 maddesi uyarınca ortadan kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi hükmü yerine geçmek üzere; A-Davanın kısmen kabülüne, a)Tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile maddi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 42.341,73 maddi tazminatın kaza tarihi olan 04.10.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, b)Manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile, 50.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 04.10.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, c)Davacı tarafça yatırılan 1.012,05 TL harcın toplamda alınması gereken 5.966,31 TL den mahsubu ile geriye kalan 4.954,26 TL nin davalıdan tahsil olunarak hazine adına irat kaydına, ç)Davacı tarafça yatırılan 1.012,05 TL harcın davalıdan tahsil edilerek davacıya verilmesine, d)Bilirkişi masrafı olarak 3.100,00 TL, posta, tanıklık ücreti ve müzekkere masrafı olarak 719,25 TL olmak üzere davacı tarafça katlanılan toplam 3.819,25 TL'nin red kabul oranına göre 1.125,82 TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiyesinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına, e)Davalı tarafça katlanılan toplam 2.311,30 TL yargılama giderinin red kabul oranına göre 1.629,98 TL'sinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, bakiyesinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına, f)Tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile davacının kendisini vekil ile temsil ettirdiği anlaşılmakla karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince maddi tazminat talebi yönünden 17.900,00 TL, manevi tazminat talebi yönünden 17.900,00 TL olmak üzere toplam 35.800,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsil edilerek davacıya verilmesine, g)Tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile davalı tarafın kendisini vekil ile temsil ettirdiği anlaşılmakla karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince maddi tazminat talebi yönünden 17.900,00 TL, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince manevi tazminat yönünden 17.900,00 TL vekalet ücreti olmak üzere toplam 35.800,00 TL vekalet ücretinini davacıdan tahsil edilerek davalıya verilmesine, ğ)Karar kesinleştiğinde kullanılmayan gider avansının yatıran tarafa iadesine, 3-Davacı tarafça yatırılan istinaf karar harcının talep halinde iadesine, 4-Davacı tarafından yapılan 200,25 TL istinaf yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5-Davalı tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 6-Alınması gereken 5.966,31 TL nisbi istinaf karar ve ilam harcından peşin olarak yatırılan 1.491,58 TL'nin mahsubu ile bakiye kalan 4.474,73 TL istinaf karar ve ilam harcının davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 7-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından, taraflar yararına istinaf vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 8-İstinaf gider avansından arta kalanın talep halinde yatırana iadesine, 9-6100 sayılı HMK'nın 359. maddesinin 3. fıkrası gereği kararın tebliği ile aynı Kanunun 302. maddesinin 5. fıkrası gereği harç tahsil müzekkeresi yazılması işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılmasına, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda temyiz yolu açık olarak oy birliği ile 19.10.2023 tarihinde karar verildi." İbarelerinin yazılması suretiyle kararın DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 23.01.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.