başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir başvurucu mardin ili nusaybin ilçesinde askerlik görevini yapmakta iken tarihinde sınır hattındaki tel engellerin güçlendirilmesi sırasında meydana gelen mayın patlaması sonucunda yaralanmıştır bir dizi tedavi sonucunda gata haydarpaşa eğitim hastanesi komutanlığının tarihli heyet raporuyla başvurucunun barışta askerliğe elverişli olmadığı tespit edilmiştir öte yandan başvurucu tarihinde normal süresinde terhis edi
başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir başvurucu mardin ili nusaybin ilçesinde askerlik görevini yapmakta iken tarihinde sınır hattındaki tel engellerin güçlendirilmesi sırasında meydana gelen mayın patlaması sonucunda yaralanmıştır bir dizi tedavi sonucunda gata haydarpaşa eğitim hastanesi komutanlığının tarihli heyet raporuyla başvurucunun barışta askerliğe elverişli olmadığı tespit edilmiştir öte yandan başvurucu tarihinde normal süresinde terhis edilmiştir anılan raporun tarihinde onaylanarak kesinleşmesinden sonra tarihinden geçerli olmak üzere başvurucuya altıncı derecede vazife maluliyeti aylığı bağlanmış ve nakdi tazminat ödenmiştir başvuru numarası karar tarihi başvurucu tarihinde idari başvuru yapmadan doğrudan tam yargı davası açmıştır bunun üzerine askeri yüksek mahkemesi tarihli kararıyla dava dilekçesinin görevli idari tevdiine karar vermiştir tarafından altmış gün içinde cevap verilmemesi üzerine başvurucu o tarihinde yeniden dava açmıştır başvurucu özetle vazife malulü aylığı bağlanmasına ve nakdi tazminat ödenmesine karar verilmiş olmasına rağmen ömür boyu sürecek sakatlıkla karşı karşıya olduğunu anılan ödemelerden çok daha fazlasını kazanabilecekken sakatlık nedeniyle bundan mahrum kaldığını belirterek maddi ve manevi zararlarının tazmin edilmesini istemiştir dairesi tarihli ve sayılı kararıyla başvurucunun uğradığı zararı barışta askerliğe elverişsiz olduğuna ilişkin sağlık kurulu raporunun milli savunma bakanlığınca onaylanarak kesinleştiği tarih olan en geç tarihinde öğrendiğini bu tarihten itibaren bir yıl içinde maddi ve manevi tazminat istemiyle davalı idareye başvurması gerekirken anılan süreden sonra doğrudan tarihinde davayı açtığını bu durumda başvurucunun zararı öğrendiği raporun kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde davalı idareye başvurmadığı gerekçesiyle davayı süre aşımı nedeniyle ile reddetmiştir karara katılmayan üye ise özetle başvurucunun askerliğe elverişli olmadığına ilişkin kesinleşen sağlık raporunun başvurucuya tebliğ edilmemesi nedeniyle bir yıllık dava açma süresinin raporun onay tarihi olan tarihinden başlatılamayacağını savunmuştur bu karara karşı yapılan karar düzeltme istemi de aynı dairenin tarihli ve sayılı kararıyla reddedilmiştir bu karar tarihinde tebliğ edilmiştir başvurucu tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur iv hukuk a ulusal hukuk anayasa ve kanun hükümleri anayasanın maddesinin son fıkrası şöyledir kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür tarihli ve sayılı askeri yüksek mahkemesi kanununun maddesinin birinci fıkrası şöyledir eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların askeri yüksek mahkemesinde dava açmadan önce bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliği tarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler tarihli ve sayılı yargılama usulü kanununun maddesinin numaralı fıkrası şöyledir şöyledir eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının b numarası karar tarihi yerine getirilmesini istemeleri gereklidir bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava süresi içinde dava açılabilir danıştay danıştay onuncu dairesinin tarihli ve sayılı kararı şöyledir bir eylemin ve doğurduğu zarar bazı durumlarda eylemin gerçekleşmesiyle kimi zaman da değişik araştırma ve incelemelerden hatta ceza davalarından sonra ortaya çıkabilmektedir özelikle kamu görevlilerinin idari tasarrufta bulunurken uyulması zorunlu görülen kurallara uymamaları nedeniyle kendilerine izafe edilebilecek nitelikte olmakla birlikte resmi yetkilerin kullanımı sırasında gerçekleştiği için idaresinden de ayrılamayan görev kusurlarından doğan zararın tazmini istemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin zararın kamu görevlisinin kişisel kusurundan mı görev kusurundan mı kaynaklandığının ceza muhakemesi sonucunda belirlenmesiyle ortaya çıkabilmektedir bu nedenlerle sayılı kanun un maddesinde öngörülen ve yıllık sürelerin eylemin idariliğinin ve doğurduğu zararın ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur aksi yorumun dava açma yolunun kullanımını güçleştirerek hak arama hürriyetini olumsuz etkileyeceğini belirtmek gerekir anılan yasa hükmünde öngörülen tam yargı davalarının idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminine yönelik olması sebebiyle davanın açılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol açtığı zararın ortaya çıkması zorunludur aynı dairenin tarihli ve sayılı kararında şöyle denilmiştir sayılı yargılama usulü kanununun maddesinde idari eylemlerden hakları ihlal edilen ilgililerin idari eylemleri öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve herhalde idari eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği hükme bağlanmıştır anılan kanun hükmünde idareye başvuru için öngörülen en geç beş yıllık sürenin hangi tarihten itibaren başlatılacağı zaman zaman duraksamalara yol açtığından bu hususun irdelenmesi gerekmektedir tam yargı davaları idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminini ifade etmektedir bu nedenle tam yargı davasının açılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol açtığı zararın ortaya çıkması zorunludur eylem idarenin işlevi sırasında bir hareketi bir davranışı bir tutumu veya hareketsizliği idari karar ve işlemle ilgisi olmayan başka bir deyişle öncesinde temelinde bir idari karar veya işlem olmayan salt maddi tasarrufları ifade etmektedir söz konusu eylemlerin ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken bazen de çok sonra değişik araştırma inceleme ve hatta ceza yargılamaları sonucu ortaya çıkabilmektedir özellikle kamu görevlilerinin idari bir tasarruf yaparken mevzuatın üstlendiği ödevin ve yürüttüğü hizmetin kural usul ve gereklerine aykırı olarak kendisine izafe edilebilecek boyutta ve biçimde ancak yine de resmi yetki görev ve olanaklardan yararlanarak onları kullanarak hareket ettiği bu nedenle de idaresinden tamamen ayrılmasını önleyen ve engelleyen görev kusurları nedeniyle doğan zararların tazmini istemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin bazen ceza davalarıyla personelin şahsi kusuru sonucu mu yoksa görev kusuru sonucu mu zararın ortaya çıktığının belirlenmesinden sonra saptanabilmektedir başvuru numarası karar tarihi bu itibarla sayılı kanun un üncü maddesinde öngörülen ve yıllık sürenin eylemin idariliğinin ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur aksi yorumun zarara yol açan eylemin idariliğinin ortaya çıkmasıyla kullanılması mümkün olan dava açma hakkını ortadan kaldıracağı hak arama özgürlüğüyle bağdaşmayacağı açıktır b uluslararası hukuk avrupa hakları sözleşmesinin maddesinin numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir avrupa hakları mahkemesi sözleşmenin maddesinin numaralı fıkrasında ifade edilen hakkın kurucu unsurlarından birinin mahkemeye erişim hakkı olduğunu belirtmiştir krallık b no mahkemeye erişim hakkı sözleşmenin maddesinde yerini bulan güvencelerin doğal bir parçası olup partners b no bu kapsamda numaralı fıkra herkesin kişisel hakları ve yükümlülükleriyle ilgili her türlü iddiasını bir mahkeme veya bir yargı yeri önüne çıkarma hakkını güvence altına alır krallık mahkemeye erişim hakkı niteliği gereği devlet tarafından düzenleme yapılmayı gerektirdiğinden mutlak bir hak olmayıp sınırlamalara tabidir göre bu hak sözleşmenin tanımlamaksızın kabul ettiği bir hak olduğundan bir hakkın kapsamını belirleyen çerçevesini çizen sınırlardan başka sınırlamalara da tabi olabilir ancak hiçbir durumda bu sınırlamalar hakkın özünü zedelememelidir krallık ayrıca bu sınırlama meşru bir amaç izlemeli ve kullanılan araçlarla gerçekleştirilmek istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi bulunmalıdır aksi takdirde sınırlama maddenin numaralı fıkrasıyla bağdaşmaz birleşik krallık b no temyize başvurma dava açma gibi usul kurallarına ilişkin kanunlarda birtakım süreler öngörülmesi hukuksal güvenlik ilkesi ve mahkemelerin zamanın geçmesi nedeniyle güvenilirliği kalmayan ve eksik olan kanıtlara dayanarak uzak geçmişte meydana gelmiş olaylar hakkında karar vermelerini istemekle oluşabilecek adaletsizliklerin önüne geçmek gibi önemli ve meşru amaçlara hizmet etmektedir ve b no süre koşulu gibi dava açmaya ilişkin usul koşulları birden fazla yoruma neden olabilecek nitelikte ise mahkemeye erişim hakkı kapsamında o yorumlardan birinin davayı açmak isteyen kişileri engelleyecek şekilde katı bir şekilde kullanılmaması veya söz konusu koşulların katı bir uygulamaya tabi olmaması gerekir ve cumhuriyeti b no b no kararında süre aşımı nedeniyle davası reddedilen başvuranın mahkemeye hakkının engellenip engellenmediği hususunu değerlendirmiştir söz konusu olayda başvurucu askerlik hizmetini yerine getirirken tarihinde yaşanan bir çatışmada yaralanmış tedavisi uzunca bir süre devam etmiş ve sonunda başvurucunun yılında askerlikle ilişiği kesilmiştir başvurucu sonraki yıllarda sürekli baş ağrısından ve baş dönmesinden yakınmış yılında başında belirlenemeyen metal bir cismin olduğu tespit edilmiş yılında gatadaki muayenesinde başvurucunun başında mermi olduğu anlaşılmıştır başvurucu il ı ı başvuru numarası karar tarihi tarihinde tazminat almak amacıyla idareye başvurmuş ancak başvurucunun bu talebi reddedilmiştir bunun üzerine başvurucunun idare aleyhine maddi ve manevi tazminat istemiyle açtığı davada söz konusu olayın yaşandığı tarihten itibaren beş yıl içinde dava açılmadığı gerekçesiyle davayı süre aşımı yönünden reddetmiştir anılan kararında davanın temelinde yer alan konunun aslen beş yıllık süre sınırını başvurucunun yaralandığı tarihten itibaren hesaplayan yerel mahkeme kararındaki gerekçelendirme olduğunu ifade etmiş başvurucunun tarihinde kafatasındaki mermiden haberdar olmaması tartışma konusu olmadığından kendisinden beş yıl içinde tazminat davası açmasının beklenmesinin makul olarak değerlendirilemeyeceğine mahkemenin nazarında şahsi yaralanmayla ilgili tazminat davalarında dava açma hakkının tarafların uğradığı zararı gerçekte değerlendirebildiğinde kullanılması gerektiğine hükmetmiş ve süre sınırı hakkındaki katı yorumunun davanın esasının tam olarak incelenmesine engel olması nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır ve ve başvurusunda da başvurusundaki içtihadını sürdürmüştür başvuruya konu olayda başvuranlar yılından yılına kadar çalışma ortamında asbest maruz kalması sebebiyle oluşan hastalık nedeniyle yılında vefat eden bir teknisyenin eşi ve çocuklarıdır olayda hastalığın amyanttan kaynaklandığı yılında belli olmuş ve başvuranların mirasçısı tarihinde işveren aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açmıştır federal mahkemesi on yıllık zamanaşımı süresinin zararın ortaya çıktığı andan değil olayın oluş anından itibaren başlayacağını belirterek davacının yılından sonra maruz kalmadığını önceki olaylar açısından ise taleplerin zamanaşımına uğradığına karar vermiştir söz konusu başvuruda zamanaşımına ilişkin kuralların yol açtığı gibi tetikleyici olaylardan ancak yıllar sonra teşhis edilebilen hastalıklardan muzdarip kişilere sistematik olarak uygulanmasının bu kişileri iddialarını mahkemeler önünde ortaya koyma olanağından yoksun bırakma ihtimali bulunduğuna dikkat çekmiştir kişinin belli bir hastalıktan muzdarip olduğunu bilemeyeceğinin bilimsel olarak kanıtlanmış olduğu durumlarda bu gerçeğin zamanaşımı süresinin hesaplanmasında dikkate alınması gerektiğini belirterek zamanaşımı sürelerinin uygulanmasının başvuranların mahkemeye erişimini söz konusu haklarının özüne halel getirecek derecede kısıtlamış olduğuna karar vermiştir ve v