DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/1297 E. , 2024/370 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/1297 Karar No : 2024/370 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ...Kurulu VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 19/10/2021 tarih ve E:2016/51818, K:2021/3177 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişk
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/1297 E. , 2024/370 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/1297 Karar No : 2024/370 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ...Kurulu VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 19/10/2021 tarih ve E:2016/51818, K:2021/3177 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ...tarih ve ... sayılı kararının iptaline karar verilmesi istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 19/10/2021 tarih ve E:2016/51818, K:2021/3177 sayılı kararıyla; Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin esasına geçilmiş; "Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak, Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede; Davacı hakkında,... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraat kararı verildiği ve bu kararın 23/01/2019 tarihinde kesinleştiğinin anlaşıldığı, Bununla birlikte, davacının terör örgütüne üye olma suçundan beraat etmiş olmasının, FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi Daireleri tarafından yapılacak idari yargılama yönünden bağlayıcılığının da bulunmadığı, Davacı hakkındaki tanık beyanı ve davacının kendi beyanı yönünden, davacının üniversite döneminde örgüte yurtlarda kaldığına ve diğer hususlara yönelik tanık ifadesi ile üniversite döneminde örgüte yurtlarda kaldığına yönelik kendi ifadesinin birlikte değerlendirilmesi sonucunda, tanık ifadesine karşı beyanlarına itibar edilmeyerek anılan ifadelerin FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olduğu, YARSAV üyeliği yönünden, davacının YARSAV üyeliğinin FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olduğu sonucuna varıldığı, Unvanlı görev yönünden, davacının FETÖ/PDY terör örgütünün HSK'da etkin olduğu dönemde yargıda önemli bir temsil makamı olan Cumhuriyet Başsavcı Vekili olarak görevlendirilmiş olması hususunun, kararda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, anılan hususa ilişkin davacının beyanlarına itibar edilmeyerek, söz konusu örgütle iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olarak değerlendirildiği, Diğer hususlar yönünden, davacının çocuklarının FETÖ/PDY terör örgütüne müzahir okullarda eğitim almış olması hususunun kararda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, anılan örgütle iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olarak değerlendirildiği, Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, dava konusu işlemle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, işlemin niteliği gereği ceza hukukuna ilişkin teminatların uygulanması gerektiği; işlemde kanunilik unsurunun sorunlu olduğu ve şahsileştirme yapılmadığı; kanunların geriye yürümezliği ilkesinin ihlal edildiği; 667 sayılı OHAL KHK'sı hükmünün, AİHS anlamında bir kanunda bulunması gereken öngörülebilirlik ve erişilebilirlik niteliklerinden yoksun olduğu; OHAL KHK'ları ile kalıcı ve sürekli etki yapan tedbirler alınamayacağı; OHAL uygulamasına son verilmiş olduğundan hakkında uygulanan kamu görevinden çıkarma işleminin anayasal dayanağı kalmadığı; iltisak ibaresinin hukuki bir kavram olmadığı; savunmasının alınmadığı; makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği; anayasal düzene sadakat yükümlülüğü dava konusu kararda yer almadığı için Daire tarafından bu gerekçeye dayanılamayacağı; ceza mahkemesindeki yargılamada verilen beraat kararında suçun delili olarak tartışılan, işlenmediğine karar verilen fiillerin, işlenmiş olsalar bile suç kastı ile hareket edilmediğine dair tespit yapılan fiillerin, idari yargılamada tekrar tartışılamayacağı, konuyla ilgili emsal yargı kararları bulunduğu; masumiyet karinesinin ihlal edildiği; tanık beyanının ceza yargılamasında delil kabul edilmediği; Daire kararında, tanık beyanına karşı ayrıntılı olarak sunduğu cevaplarına itibar edilmediği, öncesinde hiçbir şekilde kendisini tanımayan, yalnızca 50 gün süreyle Silivri 6 Nolu... Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu ... koğuşunda tutuklu olarak birlikte kaldığı bir kişinin maddi delil ile desteklenmeyen ve tamamen kişisel yorumundan oluşan açıklamasına açık bir üstünlük tanındığı; orada bulunanların koğuş sorumlusu olarak kendisini seçtiklerini, koğuş sorumlusu olmayı kendisinin istemediği; tanığın niye bu şekilde yorumda bulunduğunu da anlayamadığı, muhtemelen yurtlarında kalmış olduğunu söyleyince kişisel düşüncesi olarak böyle bir yorumda bulunmuş olabileceği, ancak bu yorumlama tarzının maddi dayanağı olmadığı, soyut ve hukuksuz olduğu; tanığın ceza yargılamasındaki ifadelerinde de örgütsel bir davranış sergilememiş olduğunu tasdik ettiği; tanığın kendisinin koğuş temsilcisi olduğu şeklindeki beyanının, muhtemelen FETÖ/PDY suç grubundan tutuklanan diğer kişilerin barındırıldığı bazı koğuşlarda ortaya çıkan ve cezaevi idarelerince tespit edilen cemaatsel ve/veya örgütsel anlamdaki sorumluluk ve/veya imamlık olarak algılandığı, ancak gerçekte tanığın kastettiğinin, Türkiye genelinde koğuş sistemine sahip tüm kapalı ceza infaz kurumlarında uygulanan, her koğuşun genel ihtiyaçlarını, ortak tüketim malzemelerini takip eden, arıza vb. gibi durumlarda dilekçe yazarak durumu cezaevi idaresine bildiren kişi anlamında koğuş sorumlusu olduğu, koğuş sorumluluğu ile kastedilenin cemaatsel ve/veya örgütsel anlamdaki sorumluluk ve/veya imamlık olmadığı, bu hususun ceza yargılamasında iddia makamının sorusuna tanığın verdiği cevapta da açıkça ifade edildiği üzere örgütsel bağ olmadığı; YARSAV üyeliğinin de ceza yargılamasında tartışıldığı; bu Derneğe kendi isteğiyle üye olduğu; aidatlarını ödemediği ve faaliyetlerine katılmadığı; salt dernek üyeliğinin örgütsel faaliyet olarak kabul edilemeyeceği; Van ilinde yaşanan deprem nedeniyle yargı mensuplarının diğer mahallere atamasının yapılması dolayısıyla boşalan kadrolar nedeniyle olsa gerek, istek dışı olarak, ilk kez yapılan atama ile genel yetkili Van Cumhuriyet Başsavcı Vekili görevine atandığı; aynı kararname ile atamaları yapılan, üstelik Cumhuriyet savcısı olarak görev yapmakta iken ilk kez istekleri dahilinde Cumhuriyet başsavcı vekilliği görevine getirilen savcılar hakkında hiçbir işlem yapılmadığı, kendisine ayrımcılık yapıldığı; çocuklarını Tunceli ilinde zorunlu olarak söz konusu özel okula kaydettirdiği, Denizli ilindeki okula ise ekonomik sebeplerle çocuklarını gönderdiği, her iki okulda da çocuğu okuyan başka yargı mensuplarına işlem yapılmadığı; Van ilinde görev yaparken çocuklarını gönderdiği okulun halen faaliyette olduğu; bu okullara Devletin teşvik verdiği; kanunilik, meşru amaç, demokratik bir toplumda gereklilik, kanunsuz suç ve ceza olmayacağı ilkelerinin, adil yargılanma hakkının ve bu haktan türeyen hakların, aynı suçtan iki ceza verilemeyeceğine yönelik ilkenin, özel hayata saygı hakkının, dernek kurma hürriyetinin, mülkiyet hakkının, eşitlik ilkesinin ve ayrımcılık yasağının ihlal edildiği, adli yardım hükmün kesinleşmesine kadar devam etmesine rağmen kararın hüküm fıkrasının bu duruma aykırı yazıldığı belirtilerek, Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 667 sayılı KHK uyarınca, hâkimlerin ve savcıların terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti bulunmasa da terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olmaları nedeniyle meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına yönelik işlem tesis edilebilmesi mümkündür. Nitekim dava konusu işlemler de davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatının bulunduğu gerekçesiyle tesis edilmiştir. Anayasa Mahkemesi, 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamış, bu kavramların hukuki niteliği ve objektif anlamının yargı içtihatlarıyla belirlenebileceğini belirtmiştir. Bu kavramlar ile, kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda, kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hâl ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterlidir. Bu itibarla, davacının silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan beraatine karar verilmiş ise de, ceza muhakemesinde terör örgütüne üye olma suçu yönünden delil olarak değerlendirilemeyecek bir kısım fiil ve davranışlar ile bunlara ilişkin bilgi ve belgeler, üstün bir kamu gücü olan yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcılar hakkında tesis edilen idari tedbir niteliğindeki işlemlerde terör örgütüne irtibat veya iltisakın sübut bulup bulmadığı yönünden örgüt üyeliğine göre farklı değerlendirilebilecektir. Bu çerçevede, davacının terör örgütü ile iltisak veya irtibatının bulunup bulunmadığına yönelik yargısal denetime ilişkin işbu dava dosyasında yer verilen tespitler birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu sonucuna varıldığından bahisle verilen Danıştay Beşinci Dairesi kararı usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin reddine, 2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 19/10/2021 tarih ve E:2016/51818, K:2021/3177 sayılı kararının ONANMASINA, 3. Adli yardım kararından dolayı ertelenmiş olan temyiz aşamasına ilişkin yargılama giderlerinin, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin 1. fıkrası uyarınca davacıdan tahsili için Dairesince müzekkere yazılmasına, 4. 26/02/2024 tarihinde oybirliği ile kesin olarak karar verildi.