başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve numaralı bireysel başvuru dosyasında yer alan bilgi ve belgelere göre olaylar özetle şöyledir başvurucu doğumlu olup antalya ili serik ilçesinde ikamet etmektedir a başvuru konusu uyuşmazlığın arka planı antalya ili merkez zeytinköy de çamköy bulunan nisan ve nisan tarihli kayıtlara göre dönüm büyüklüğünde olan taşınmaza ilişkin olarak antalya sulh hukuk mahkemesinde açılan ve hazinenin taraf olmadığı izaleişüyu davasında mahkemece tarihli ka
başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve numaralı bireysel başvuru dosyasında yer alan bilgi ve belgelere göre olaylar özetle şöyledir başvurucu doğumlu olup antalya ili serik ilçesinde ikamet etmektedir a başvuru konusu uyuşmazlığın arka planı antalya ili merkez zeytinköy de çamköy bulunan nisan ve nisan tarihli kayıtlara göre dönüm büyüklüğünde olan taşınmaza ilişkin olarak antalya sulh hukuk mahkemesinde açılan ve hazinenin taraf olmadığı izaleişüyu davasında mahkemece tarihli kararla taşınmazın büyüklüğü artırılarak tapu kayıtlarının kapsadığı alan olarak belirlenmiş ve hisseleri oranında sahipleri taşınmazın adına tesciline karar verilmiştir büyüklüğündeki taşınmaz antalya satış memurluğunun sayılı satış dosyası ve açık arttırma suretiyle tarihli tapu kaydıyla kk ve hüye satılmıştır bahsedilen taşınmaz yılında tarihli ve sayılı mülga orman kanununa göre yapılan orman tahdidinde orman sınırları içinde kalmıştır başvurucuya ait olduğu iddia edilen taşınmazı da kapsayan bölge yılında yapılan orman tapulaması kadastrosu sırasında orman sınırı içinde bulunduğundan tapulama dışı bırakılmıştır yılında orman kadastro komisyonunca tarihli ve sayılı orman kanununun maddesi uygulamasıyla olarak adlandırılan uygulama taşınmazın bulunduğu saha hazine adına orman dışına çıkarılarak numaralı orman kadastro parseli içinde kalmıştır bu uygulamaya herhangi bir itirazda bulunulmaması üzerine uygulama tarihinde kesinleşmiştir bu arada kk ve hü yılında taşınmazı ifraz ettirmiş ve muhtelif kişilere satmışlardır taşınmazın bölümü tarihli tapu kaydıyla fundalık olarak başvurucuya satılmıştır yılında yapılan kadastro çalışmasında başvurucunun da hissesinin bulunduğunu iddia ettiği taşınmaz makilik niteliğiyle numaralı parsel olarak maliye hazinesi adına tespit edilmiştir kadastro çalışmaları sırasında bu tapu kaydının yaklaşık civarı bir alana uygulandığı saptanmıştır tapulama komisyonuna yapılan itirazlar tarihli komisyon kararıyla reddedilmiştir b diğer tapu malikleri tarafından açılan kadastro tespitine davası çamköy numaralı parselde mülkiyet iddiasında bulunan ve itirazları reddedilen çok sayıda kişi tarihinde antalya tapulama hakimliğine dava açmıştır başvuru numarası karar tarihi ancak başvurucu bu davada taraf olmadığı gibi mülkiyet iddiasıyla başka bir dava da açmamıştır mahkeme tarihli kararıyla hazine adına tespit işlemini iptal etmiştir gerekçede yılında yapılan ve kesinleşen tapulama dışı bırakma işleminin de bir tapulama olduğu vurgulanmış ve yılında ikinci defa yapılan kadastro çalışmasının da bir yerde iki defa tapulama yapılamaz ilkesine aykırı olduğu belirtilmiştir kararda ayrıca taşınmazın yılında sayılı kanunun maddesi uygulamasıyla orman rejimi dışına çıkarıldığının altı çizilmiştir kararın temyizi üzerine incelemeyi yapan yargıtay hukuk dairesi tarihli kararıyla hükümden sonra yürürlüğe giren ve elde bulunan davalara da uygulanacağı öngörülen tarihli ve sayılı kadastro kanunu ile yeni bir sisteme geçildiği kanunun öngördüğü sicilleri oluşturabilmek için kadastro yapılması gerektiği ve tapulama dışı bırakılan yerlerde tekrar kadastro yapılmayacağına dair bir hüküm bulunmadığı gerekçesiyle kararı bozmuştur bozma sonrası antalya kadastro mahkemesi tarihli kararıyla numaralı parselin yüz ölçümünün olarak düzeltilmesine teknik bilirkişilerce hazırlanan krokide a b c d harfleriyle gösterilen toplam m bölümün hazine adına kalan yerin ise krokide müstakil harflerle gösterilen tapu malikleri adına hisseleri nispetinde tespitine karar vermiştir bahsedilen karar da temyiz edilmiş ve yargıtay hukuk dairesinin tarihli kararıyla ilk derece mahkemesinin hazine adına tespite ilişkin hüküm fıkrası onanmış kişiler adına tespite ilişkin hüküm fıkrası ise bozulmuştur kararın gerekçesinde yılında yapılan orman tahdidi ve yılında yapılan orman dışına çıkarma işlemi konusunda bir tartışma bulunmadığı tartışmanın orman dışına çıkarılan alanın zilyetlikle kazanılıp kazanılamayacağına ve bir kısım davanın dayanak olarak aldığı tapu kayıtlarının taşınmazın bu kısmını kapsayıp kapsamadığına ilişkin olduğu hatırlatılmıştır gerekçenin devamında orman dışına çıkarılmadan tespit tarihine kadar yirmi yıllık süre geçmediğinden zilyetliğe dayanarak dava açanların temyiz istemlerinin reddine karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir kararda sayılı kanunun maddesinde orman sınırları dışına çıkarılacak yer sınırlaması itirazsız kesinleşmiş tapulu arazi ise mülkiyet tekrar sahiplerine geçer hükmü gereği orman tahdidinin itirazsız kesinleşip kesinleşmediğinin ve davacıların dayandıkları tapu kayıtlarının revizyon görüp görmediğinin araştırılması gerektiği tapu kayıtlarının uyması halinde miktarı kadar arazinin kayıt maliklerine verilebileceği ifade edilmiştir derece mahkemesi bozma kararına uyduğunu belirtmiş ancak tarihli kararıyla sayılı parselin kesinleşmeyen bölümünün haritasında bağımsız parseller olarak gösterilmek suretiyle payları oranında tapu malikleri adına tesciline karar vermiştir kararın temyizi üzerine incelemeyi yapan yargıtay hukuk dairesi tarihli kararıyla bozma kararının uygulamasının yapılmadığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararını tekrar bozmuştur derece mahkemesi tarihli kararıyla bozma kararına direnmiştir direnme kararını inceleyen yargıtay hukuk genel kurulu hgk tarihli kararıyla direnme kararında hüküm fıkrası oluşturulmadığı gerekçesiyle direnme kararını bozmuştur derece mahkemesi tarihli kararıyla tekrar direnme kararı vermiştir başvuru numarası karar tarihi direnme kararını inceleyen yargıtay hgk tarihli kararıyla yargıtay hukuk dairesinin görüşünü haklı bularak ikinci direnme kararını da bozmuştur bu kez bozma kararına uyan ilk derece mahkemesi tarihli kararıyla taşınmazın yüz ölçümünün düzeltilerek tespit edilmesi için hazine adına tesciline karar vermiştir kararın gerekçesinde davacıların dayandığı nisan ve nisan tarihli kayıtların paylı olması nedeniyle antalya sulh hukuk mahkemesinin tarihli kararıyla izaleişüyu davasında mahkeme kararında tapu kayıtlarının kapsadığı alanın olduğunun belirlendiği hatırlatılmış dayanak tapu kayıtlarının miktarının ise çok düşük olduğu ve kök tapu kayıtlarının değişebilir sınırlı olduğu vurgulanmıştır gerekçede miktarın artırılması talebi ve miktarın düzeltilerek tapuya tesciline ilişkin karar bulunmadığı belirtilerek tarihli tescilin yolsuz olduğu saptamasında bulunulmuş ve bu nedenle dayanılan tapu kaydının ihdas tarihindeki miktarı olan esas alınması gerektiği ifade edilmiştir mahkeme tapunun yüz ölçümü olduğu halde tapu maliklerine yer verildiği kanaatini açıklamıştır mahkeme davacılara verilen yer ile dayanak tapunun yüz ölçümü arasında fark olduğunu tapunun revizyon gördüğü parsellerin sınırlarının değişebilir nitelikte bulunduğunu ve yılında hazine adına orman sınırları dışına çıkarılmış arazinin zilyetlikle kazanılmasının mümkün olmadığını belirterek netice itibarıyla taşınmazın hazine adına tescili gerektiği sonucuna ulaşmıştır kararın temyizi üzerine incelemeyi yapan yargıtay hukuk dairesi tarihli kararıyla ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır başvurucuların murisinin karar düzeltme talebi yargıtay aynı dairesinin tarihli kararıyla reddedilmiş ve karar bu tarihte kesinleşmiştir c başvurucu tarafından açılan tazminat davası kadastro tespitine itiraz olarak açılan davanın tarafı bulunmayan başvurucu yukarıda değinilen kararın kesinleşmesinden sonra tapu siciline güvenerek aldığı taşınmazın hazine adına kaydı nedeniyle zarara uğradığını ileri sürmek suretiyle tarihli ve sayılı türk medeni kanununun maddesine dayanarak tarihinde antalya asliye hukuk mahkemesinde mahkeme tazminat davası açmıştır mahkeme tarihli kararıyla davayı reddetmiştir mahkeme kadastro mahkemesi kararına atıfta bulunarak başvurucunun satın aldığı tapu kayıtlarının numaralı parsele ait olduğu iddiasının kadastro mahkemesince reddedildiğini hatırlatmıştır mahkeme tapu maliklerine dayanılan tapu kayıtlarının miktarından daha fazla yer verildiğini ve davacılar adına mevcut kayıtların numaralı parsel dışında çok sayıda parsele revizyon gördüğünü ifade etmiştir mahkeme dava dilekçesinde belirtilen hususların tapu kaydının yanlış tutulmasından kaynaklanmadığı sonucuna ulaşmıştır mahkeme ayrıca başvurucunun kadastro öncesi satın aldığı tapu kayıtları hangi kadastral parsellere uygulanmış ise yasal süresi içinde o parsellerin tespit malikleri aleyhine talepte bulunabileceği hususunu kararında işlemiştir kararın temyizi üzerine yargıtay hukuk dairesi daire tarihli kararıyla mahkeme kararını farklı bir gerekçeyle onamıştır daire sayılı kanunun maddesi uyarınca devletin kusursuz sorumluluğu nedeniyle açılacak tazminat davalarının tarihli ve sayılı mülga borçlar kanununun maddesi gereğince on yıllık genel zamanaşımı süresine tabi olduğunu belirtmiştir başvurucunun yılında hazine adına yapılan tespite karşı kadastro mahkemesinde açılan davanın tarafı olmadığını anımsatan daire davanın on yıllık zamanaşımı süresi içinde açılmadığını tespit etmiş ve bu gerekçeyle mahkeme kararının sonucu itibarıyla doğru olduğunu ifade etmiştir b numarası karar tarihi başvurucunun karar düzeltme talebi dairenin tarihli ilamıyla reddedilmiş ve karar kesinleşmiştir nihai tarihinde tebliğ edilmiştir başvurucu tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur iv a ulusal hukuk sayılı kanunun maddesi şöyledir tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan devlet sorumludur devlet zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder devletin sorumluluğuna ilişkin davalar tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür dava tarihinde yürürlükte bulunan sayılı mülga kanunun maddesi şöyledir bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava on senelik müruru zamana tabidir yargıtay hgknın tarihli ve sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir bu aşamada kadastro işlemlerinden doğan zararın tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan zarar kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususunun açıklanmasında yarar bulunmaktadır davaya konu somut olayda yapılan kadastro işlemine süresi içinde hazine adına itiraz etmekle yükümlü olan görevliler düşen görevlerini yapmamışlardır tapu işlemleri kadastro tespiti işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğundan ve tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan bu kayıtlarda yapılan hatalardan tmk anlamında devletin sorumlu olduğunun kabulü gerekir burada devletin sorumluluğu kusursuz sorumluluktur kusursuz sorumluluk tapu siciline bağlı çıkarların ve ayni hakların yanlış tescili sonucu değişmesi yada yitirilmesi ile bu haklardan yoksun kalınması temeline dayanır çünkü sicillerin doğru tutulmasını üstlenen ve taahhüt eden devlet gerçeğe aykırı ve dayanaksız kayıtlardan doğan zararları da ödemekle yükümlüdür bu itibarla kadastro görevlilerinin dayanaksız yada gerçek hukuksal duruma uymayan kayıtlar düzenlemelerini ve taşınmazın niteliğinde yanlışlıklar yapmalarını da aynı kapsamda düşünmek gerekir sonuç itibariyle davacının devletin kusursuz sorumluluğundan kaynaklanan bir zararının oluştuğu ve bu zararın tazminini devletten isteyebileceği devletin kadastro işlemlerinden kaynaklanan sorumluluğunun da kapsamında olması gerektiği bu nedenle görülmekte olan davanın adli yargıda bakılması gerektiği sonucuna varılmıştır yargıtay hukuk dairesinin tarihli ve sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir başvuru numarası karar tarihi il yargıtay hukuk genel kurulunun gün ve e k gün ve e k sayılı kararlarında da vurgulandığı gibi tapu işlemleri kadastro işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğundan ve tapu oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan bu kayıtlarda yapılan hatalardan tmk m anlamında devletin sorumlu olduğunun kabulü gerekir burada devletin sorumluluğu kusursuz sorumluluktur bu işlemler nedeniyle zarar görenler medeni kanunun maddesi gereğince zararlarının tazmini için borçlar kanununun maddesi gereğince zamanaşımı süresinde hazine aleyhine yargıda dava açabilirler maddesine dayanılarak açılan davalar için ayrıca zamanaşımı öngörülmediğinden sayılı borçlar kanunun mülga sayılı borçlar kanunun maddesindeki yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanması söz konusu olacaktır il b uluslararası hukuk avrupa hakları sözleşmesinin sözleşme maddesinin birinci fıkrasının ilgili bölümü şöyledir herkes medeni hak ve yükümlülükleri hakkında karar verilmesi için kanun tarafından kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir yargı makul bir süre içinde adil ve kamuya açık bir şekilde yargılanma hakkına sahiptir avrupa hakları mahkemesi sözleşmenin maddesinin fıkrası açık bir biçimde mahkeme veya yargı erişim hakkından söz etmese de maddede kullanılan terimler bir bütün olarak dikkate alındığında anılan fıkranın mahkemeye erişim hakkını da garanti altına aldığı sonucuna ulaşıldığını belirtmiştir krallık b no göre mahkemeye erişim hakkı sözleşmenin maddesinin fıkrasına içkindir bu çıkarsama sözleşmeci devletlere yeni yükümlülük yükleyen genişletici bir yorum olmayıp maddenin fıkrasının birinci cümlesinin lafzının sözleşmenin amaç ve hedefleri ile hukukun genel prensiplerinin birlikte okunmasına dayanmaktadır sonuç olarak sözleşmenin maddesinin fıkrası herkesin medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili iddialarını mahkeme önüne getirme hakkına sahip olmasını kapsamaktadır krallık adil yargılanmanın bir unsurunu teşkil eden mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığını doğası gereği devletin düzenleme yapmasını gerektiren bu hakkın belli ölçüde sınırlanabileceğini kabul etmektedir ancak bu sınırlamaların kişinin mahkemeye erişimini hakkın özünü zedeleyecek şekilde ve genişlikte kısıtlamaması ayrıca zayıflatmaması gerektiğini ifade etmektedir göre meşru bir amaç taşımayan ya da uygulanan araç ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi gözetmeyen sınırlamalar sözleşmenin maddesinin fıkrasıyla uyumlu olmaz sefer yılmaz ve meryem b no b no march b no dava hakkını süre sınırına bağlayan iç hukuk hükümlerinin yorumlanmasının öncelikli olarak kamu otoritelerinin ve özellikle mahkemelerin görevi olduğunu belirtmekte ve rolünün bu yorumun etkilerinin sözleşmeyle uyumlu olup olmadığının tespitiyle sınırlı olduğunu ifade etmektedir süre sınırı getiren kuralların iyi adalet yönetiminin güvence altına alınması amacına dayandığına işaret eden bu kuralların veya bunların uygulanmasının ilgililerin ulaşılabilir başvuru yollarına başvuru numarası karar tarihi müracaatlarını engelleyecek mahiyette olmaması gerektiğini değerlendirmektedir bu bağlamda her bir olayın somut başvuru yolunun özellikleri ışığında ve sözleşmenin maddesinin birinci fıkrasının amaç ve hedefleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizmektedir bu ilkeler uyarınca mahkemelerin dava açılabilmesi için öngörülen yasal yükümlülükleri uygularken hem yargılama adaletinin zayıflamasına yol açacak düzeyde aşırı şekilcilikten hem de kanunlarda öngörülen usule ilişkin gereklilikleri abes hale getirecek seviyede aşırı esneklikten kaçınması gerektiğini belirtmektedir kuralların belirliliği ve iyi adalet yönetimini sağlama amacına hizmet etme işlevlerini yitirmesi halinde ve ilgililerin davalarının esasının yetkili mahkeme tarafından karara bağlanmasını önleyecek birtakım bariyerler oluşturma fonksiyonu görmesi durumunda mahkemeye erişim hakkının zedeleneceğini ifade etmektedir hem kıyılar hem de ormanlarla ilgili kararlarında kadastro tespiti ya da satın alma yoluyla tapulu taşınmazları edinen kişilerin tapularının kıyı kenar çizgisi ya da orman alanı içinde kaldığı gerekçesiyle ve herhangi bir tazminat ödenmeksizin iptal edilmesini sözleşmeye ek nolu protokolün maddesinin ihlali olarak nitelendirmiştir bu kararlarında çevrenin korunmasına ilişkin kamu yararı ile bireyin mülkiyet hakkının korunması arasında makul bir dengenin bulunması gerektiğini belirterek karşılığı ödenmeksizin mülkiyet hakkına müdahale edilemeyeceği sonucuna ulaşmıştır na ve b no bir başvurucunun tazminat ödenmeksizin taşınmazının elinden alınması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak yargıtay hgknın kasım tarihinde daha önceki içtihadında değişikliğe gittiğini bu konudaki içtihatlarına dayanarak tapu kayıtlarındaki yanlış kayıtlardan kaynaklanan ayni hak veya menfaatleri kaybolmuş ya da kısıtlanmış olanların tapu kayıtlarındaki düzensizliklerden dolayı devleti sorumlu tutabileceğine hükmettiğini tazminat miktarının söz konusu arazinin kullanılma şekli niteliği ve değeri temelinde muhtemel getirisi ve emsal değerlerin dikkate alınarak değerlendirme yapılması gerektiğine dikkat çektiğini bu başvuru yolunun düzenli olarak kullanılmakta olduğunu ulusal mahkemelerin içtihatlarını ve sözleşmeye ek nolu protokolün maddesine dayanarak ilgili mevzuat hükümlerini uyguladıklarını başvurucunun tapu belgesinin iptali yönündeki kararın kesinleşmesinden itibaren on yıl içinde tazminat talebinde bulunabileceğini belirterek iç hukuk yolları tüketilmediği gerekçesiyle başvurunun kabul edilemez olduğuna hükmetmiştir kk b no v