Başvuru, güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesine dayanılarak iş akdine son verilmesi üzerine açılan işe iade davasında gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesine dayanılarak iş akdine son verilmesi üzerine açılan işe iade davasında gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 13/7/2018 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde, yargılama sürecindeki dava dosyalarında ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden elde edilen bilgi ve belgelerde yer aldığı şekliyle olaylar özetle şöyledir:A. İşe İade Davasına İlişkin Süreç 1989 doğumlu olan başvurucu, 2014 yılında çeşitli alt işveren şirketler nezdinde (şirket) asıl işveren Van Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü (Kurum) nezdinde su arıza işçisi olarak çalışmaya başlamıştır. Kurum tarafından alt işveren şirkete gönderilen talimat doğrultusunda 28/11/2017 tarihli bildirimle başvurucunun iş akdinin feshedilmesine karar verilmiştir. Başvurucu, feshin geçersizliğinin tespitine ve işe iadesine karar verilmesi talebiyle şirket ve Kurum aleyhine 12/12/2017 tarihinde dava açmıştır. Van İş Mahkemesine (Mahkeme) sunduğu dava dilekçesinde başvurucu; feshin usule aykırı olduğunu, feshin gerekçesi olarak kapatılan derneklerde üyeliğinin bulunduğu hususunun gösterildiğini ancak bu durumun gerçeği yansıtmadığını, herhangi bir dernekte üyelik kaydının bulunmadığını, bu kapsamda yeterli inceleme yapılmadan iş akdinin feshedildiğini, işverenin iddiasını somut bir bilgi yahut belgeye dayandırmadığını ileri sürmüştür. Davalı Kurum, cevap dilekçesinde usule ilişkin olarak süre aşımı ve husumet itirazlarında bulunmuş; esasa ilişkin olarak da Van Valiliği Olağanüstü Hâl Bürosu (OHAL Bürosu) tarafından sosyal çevre ve haricî araştırmalar sonucunda terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklı oldukları tespit edilen kişilerin kendilerine bildirildiğini, başvurucunun da bu kişilerden olduğunu, bu çerçevede ilgili kanun hükmünde kararname kapsamında yapılan feshin usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur. Mahkeme 19/2/2018 tarihli kararında davanın reddine hükmetmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:"... davacının PKK/KCK silahlı terör örgütüne üye olduğu iddiasıyla 07/11/2012 tarihinde emniyet güçlerince gözaltına alınıp, 10/11/2012 tarihinde silahlı terör örgütüne üye olma suçundan dolayı tutuklandığı, her ne kadar davacı taraf terör örgütüne üye olma suçundan dolayı hakkında açılan kamu davasından beraat etmişse de davacının PKK Terör Örgütü ile bağlantılı olabileceğine ilişkin davalı kuruma gönderilen 'Gizli' ibareli Van Emniyet Müdürlüğü'nün 17/11/2017 tarihli araştırma raporu ve davacı hakkında terör örgütü üyesi olduğu suçlamasıyla kamu davası açılmış olması hususları nazara alındığında taraflar arasındaki güven ilişkisinin sona erdiği, davalı işverenden iş akdinin devamının beklenemeyeceği, fesih tarihi itibariyle işe iade davası bakımından en azından geçerli nedenin bulunduğu, kaldı ki işe iade davalarında geçerli nedenin bulunup bulunmadığının davacının işvereni olan alt işveren açısından gerekmekte olup, davacının iş akdinin feshinin asıl işverence Ohal kapsamında PKK/KCK terör örgütü ile irtibatlı olduğu gerekçesiyle istenilmekle, alt işveren açısından feshin zorunlu hale geldiği ve geçerli fesih sebebinin oluştuğu anlaşılmakla davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis etmek gerekmiştir." Başvurucu, karara karşı 29/3/2018 tarihli dilekçesi ile istinaf talebinde bulunmuş; derece mahkemesi tarafından yeterli inceleme ve araştırmanın yapılmadığını, işveren açısından feshin zorunlu olduğu sonucuna nasıl ulaşıldığı hususunun gerekçeli karardan anlaşılamadığını, beraat kararı gözetildiğinde feshin hukuki olmadığını belirterek davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi 24/5/2018 tarihli kararı ile istinaf talebinin reddine hükmetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:"Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı ve özellikle asıl işverence davacının güvenliği tehdit ettiğine ilişkin somut belge veya bilgi sunulmamışsa da asıl işverenin bir yazı ile, terör örgütü ile ilgili olarak yapılan değerlendirmeler sonucunda güvenlik tedbirleri nedeniyle davacının çalışmasının uygun görülmediğinin bildirilmesi üzerine, alt işveren açısından fesih zorunlu hale geldiğinden, feshin geçerli nedene dayandığı anlaşılmakla, davacının istinaf başvurusunun esas yönünden reddine karar verilmiştir." Nihai karar 13/6/2018 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucu 13/7/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. Ceza Yargılamasına İlişkin Süreç Başvurucu hakkında Demokratik Yurtsever Gençlik Meclisi (DYGM) ve Öz Savunma Birlikleri (ÖSB) içinde faaliyet yürüttüğü, ÖSB'nin üniversite sorumlusu olarak görev yaptığı iddialarıyla soruşturma başlatılmış; 7/11/2012 tarihinde gözaltı tedbiri uygulanmış, 10/11/2012 tarihinde de başvurucunun tutuklanmasına karar verilmiştir. 29/3/2013 tarihli iddianameyle başvurucu hakkında terör örgütüne üye olma isnadıyla Van Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde dava açılmıştır. Söz konusu iddianamede ÖSB'nin PKK/KCK terör örgütüne bağlı alt bir yapılanma olduğu, özellikle örgütün isteklerinin yerine getirilmemesi durumunda bombalı saldırıları organize etmekle sorumlu olduğu belirtilmiş; PKK/KCK terör örgütünün talimatlarıyla KCK tutuklamalarını protesto etmek amacıyla ceza infaz kurumlarında süresiz açlık grevleri başlatıldığı ancak grevlerin 18/11/2012 tarihinde sona erdiği ifade edilmiştir. Başsavcılık başvurucuya yönelik olarak iletişimin tespiti ve fiziki takip tedbirlerini de kullanmak suretiyle delil elde etme yoluna gitmiş ve örgüt mensubiyetine yönelik şu tespitlerde bulunmuştur:- Başvurucunun açlık grevlerinin sona ermesine ilişkin olarak arkadaşlarına içeridekiler ölümle burun buruna gelirken kendilerinin bayram yapamayacaklarını ifade eder nitelikte birtakım mesajlar atmış ve mesajlaşma içerikleri iddianameye yansıtılmıştır.- Telefon görüşmelerinden başvurucunun ceza infaz kurumlarındaki açlık grevlerine destek vermek için 30/10/2012 tarihinde Van Merkez Beşyol mevkiinde gerçekleştirilen yasa dışı gösterinin organizasyonunda yer aldığı ve eyleme bizzat katıldığı, 17/3/2011 günü Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Kampüsü'nde örgüt propagandasına dönüşen nevruz etkinliğine katıldığı, eylemci grup ile birlikte halay çektiği, “Özgürlük Mahkûmları” isimli sözde marşı söylediği ve alkışlayarak destek verdiği anlaşılmıştır.- Başvurucu, mesajlaşmaları gerçekleştirdiği kişilerden bir kısmı ile 9/10/2012 ve 20/9/2012 tarihlerinde örgütsel buluşma gerçekleştirmiştir.- Başvurucunun evinde yapılan aramada Abdullah Öcalan’ın yazdığı "Ortadoğu’da Uygarlık Krizi, Demokratik Uygarlık Çözümü" isimli kitap bulunmuş; ayrıca örgütü ve örgüt mensuplarını övücü, özendirici, şiddeti teşvik edici nitelikte doküman ele geçirilmiştir.- Gizli tanık ifadelerine göre başvurucu, üç gün süren örgütsel eğitime katılan on beş kişiden biridir ve ÖSB yapılanması içinde faaliyet yürütmüştür. Başvurucu, Emniyette ve Başsavcılıkta alınan beyanlarında ileri sürülen iddiaları reddetmiş; örgüt ile bağlantısının bulunmadığını belirtmiştir. 30/1/2014 tarihinde başvurucunun tahliyesine karar verilmiştir. Van Ağır Ceza Mahkemesi 30/11/2015 tarihli kararı ile başvurucunun atılı suçtan beraatına hükmetmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir: "Sanıklar Furkan ASLAN ve [H.Ç.] ye ait cep telefonu numaralarının, örgüt üyesi olduğu ve Van ilinde ÖSB faaliyetleri yürüttüğü bildirilen Y. adlı şahsın üzerinden ele geçtiği sabit ise de; bu hususun tek başına sanıkların Y. adlı şahısla birlikte örgütsel faaliyette bulunduklarını göstermeyeceği, sanıklar Furkan ASLAN, [H.Ç] ve [] ye ait telefon tapeleri incelendiğinde sanıkların Y. adlı şahıstan talimat aldıklarına, yapılan eylemlere ilişkin adı geçen şahsa rapor verdiklerine dair her hangi bir delil bulunmadığı, PKK terör örgütünün Van ilindeki ÖSB bünyesinde faaliyet yürüttüklerine dair somut bir tespitin bulunmadığı, sanıkların evlerinde yapılan aramalarda örgüt propagandası niteliğindeki örgüte bir kısım yayınlar ile görüntü ve ses kayıtlarının (müzik dosyalarının) ele geçmesinin sanıkların örgüte sempati duyduklarını göstermekle birlikte tek başına örgüt üyesi sayılmalarında yeterli olmayacağı, aralarında yaptıkları telefon görüşmelerinde örgütün propagandasına dönüşen bir kısım gösterilere katıldıklarına ilişkin görüşme yapmalarının da tek başına sanıkların örgüt hiyerarşisine tabi olduklarını göstermeyeceği, eylemlerinde çeşitlilik ve yoğunluk bulunmadığı anlaşılmakla sanıkların atılı suçu işledikleri sabit olmadığından CMK'nun 223/2-e maddesi uyarınca atılı suçtan beraatlerine karar vermek gerekmiştir." Karar 8/12/2015 tarihinde temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. A. İlgili Mevzuat İlgili mevzuat için bkz. Berrin Baran Eker [GK], B. No: 2018/23568, 2/7/2020, §§ 20-B. Yargıtay Kararları Yargıtay Hukuk Dairesinin 22/10/2007 tarihli ve E.2007/16878, K.2007/30923 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Davalı işveren, davacının geçmişten gelen sabıkası ve özellikle yasadışı örgütle bağlantısı nedeni ile güvenlik önlemi olarak iş sözleşmesini feshetmiştir. Bu fesih Alman Hukukunda ve Alman Federal Mahkemelerinde şüphe feshi olarak adlandırılmaktadır. Böyle bir fesihte, işverenin işçisine karşı duyduğu şüphe, aralarındaki güven ilişkisinin zedelenmesine yol açmaktadır. İşverenden katlanması beklenemeyecek bir şüpheden dolayı, işçinin iş ilişkisinin devamı için gerekli olan uygunluğu ortadan kalktığından, güven ilişkisinin sarsılmasına yol açan şüphe, işçinin kişiliğinde bulunan bir sebeptir. Ciddi, önemli ve somut olayların haklı kıldığı şüphe, güven potansiyeline sahip olmaksızın ifa edilemeyecek iş için işçinin uygunluğunu ortadan kaldırdığından, şüphe feshi, işçinin yeterliliğine ilişkin fesih türü olarak gündeme gelecektir. Davacının geçmişte yasadışı örgüt üyesi olması, davacının görev yaptığı bölgede terör olaylarının artması ve demiryolu ulaşımının da hedefte bulunması, davalı işveren açısından iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güvenin sarsıldığı, elverişli objektif olay ve vakıalara dayanan güçlü bir şüphenin bulunduğu anlamına gelmektedir. Davacının iş sözleşmesinin feshinin geçerli nedenle yapıldığı kabul edilmelidir. Davanın reddi yerine yazılı şekilde kabulü hatalıdır." Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15/11/2018 tarihli ve E.2015/22-2715, K.2018/1720 sayılı kararı şöyledir:"... şüphe feshinin söz konusu olabilmesi için iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güveni yıkmaya elverişli, objektif olay ve vakıalara dayanan güçlü bir şüphe mevcut olması ve ayrıca olayın aydınlatılması için işverenin kendisinden beklenebilecek bütün çabaları göstermesine karşın eylemin gerçekleştiğinin kanıtlanamaması gerektiğinden, somut uyuşmazlıkta davacının sabit olan, doğruluk ve bağlılığa uymayan nitelikteki eyleminin şüphe feshi teşkil etmediği de açıktır..." Yargıtay Hukuk Dairesinin 26/11/2018 tarihli ve E.2018/11097, K.2018/25472 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Taraf iradesine öncelik verilmesi sadece davanın açılmasında değil, yargılama sırasında taraflara ait bir çok usul işleminde de kendisini gösterir...Yani, yargılamada esas olan, dava malzemelerinin taraflarca toplanması ve mahkemeye sunulması olarak tanımlayabileceğimiz 'taraflarca hazırlama (getirilme) ilkesi'dir. Bu ilkenin geçerli olduğu davalarda, dava malzemelerinin mahkemeye tam olarak getirilmemesinin sorumluluğunu taraflar üstlenmiş olup; hakim, kural olarak tarafların ileri sürmediği vakıaları ve belirli bir delili kendiliğinden araştıramaz ve taraflara hatırlatamaz. Diğer yandan, kamu düzenini ilgilendiren davalarda, irade serbestisinin ve taraf iradesine tanınan üstünlüğün bir sonucu olan 'taraflarca hazırlama ilkesi' yerine, kendiliğinden (resen) araştırma ilkesinin uygulanması esastır. Kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda; hâkim, davanın ispatı için gereken bütün delillere kendiliğinden başvurur; taraflar da yargılama bitinceye kadar delil gösterebilirler. Bu davalarda bir bakıma, dava ile ilgili olguların hazırlanmasında, tarafların yanında, hakimin de görevli olması söz konusudur.Bu açıklamalar karşısında kamu ya da özel hukuk tüzel kişiliği de olsa işçinin terör örgütleri ile irtibatının bulunması halinde bu durumun hem kamu güvenliğini hem de özel güvenliği tehdit edeceği açıktır. Bu nedenle davalı tarafın cevap dilekçesi ile davacının iş akdinin .../... bağlantısı bulunduğuna dair kuvvetli şüphe duyulması sebebi ile feshedildiğini belirttiği görülmekle; eldeki davada taraflarca hazırlama ilkesi yerine istisnai nitelikteki kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulanması gerekmektedir." Yargıtay Hukuk Dairesinin 24/4/2018 tarihli ve E.2018/3002, K.2018/9593 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Davacının iş akdi, hakkında .... Savcılığı tarafından bylock kullanıcısı olduğu iddiasıyla soruşturma başlatılmış olması, hakkında yurt dışı çıkış yasağı ve adli kontrol kararı verilmesi akabinde, davalı işyerinin faaliyet alanı bakımından stratejik önem taşıyan durumu gözetilerek çalıştırılmasında sakınca bulunduğu gerekçesiyle İş K. 25/II e-h-ı maddeleri gereğince haklı neden iddiasıyla feshedilmiştir. İlk Derece Mahkemesi ise feshin şüphe feshi olduğu ve davalının özel durumu gözetilerek geçerli nedene dayalı olduğu kabulüyle davanın reddine karar vermiş olup, davacı tarafın istinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesi tarafından da aynı gerekçelerle esastan reddedilmiştir. ...Davacının hakkında derdest bulunan ceza yargılamasında, 'mor beyin' uygulaması kapsamında davacı ...'ın kullandığı telefona ait gsm hattının iradesi dışında bylock IP'lerine yönlendirilmiş olduğunun bilirkişi raporuyla tespit edildiği gerekçesiyle beraat kararı verildiği, isnat edildiği üzere terör örgütü ile bağlantısı bulunduğunu gösterir aleyhine başkaca somut bir delil de olmadığı anlaşılmakla, 4857 sayılı Kanun'un maddesinin fıkrası uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması..." Yargıtay Hukuk Dairesinin 8/4//2019 tarihli ve E.2019/1352, K.2019/7992 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Somut uyuşmazlıkta davalı işveren tarafından yapılan fesih bildiriminde, fesih nedeni olarak davalı işverene ait fabrikada 04/02/2015 tarihi ve öncesinde davacı ile bir kısım çalışanların işyerinde üretilen rakıları çaldıkları ve çalışan işçilerden ...'in hırsızlık suçuna yardım ettikleri iddiasının feshe gerekçe gösterildiği ve davacının iş akdinin davalı şirkette çalışırken 17/03/2015 tarihinde ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzeri nedenle feshedildiği anlaşılmıştır.... Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2015/257 esas 2015/777 karar sayılı dosyası kapsamına göre davacının hırsızlık olayından mahkum olan ... ile aynı fabrikada çalışıp, işyerinde servis bulunmaması nedeniyle aynı kişinin aracı ile muhtelif zamanlarda iş yerinden ayrıldığı, davacının sırf bu kişinin aracına binmesinin ve araçtaki alkol kokusunu farketmemesinin feshe dayanak yapılamayacağı, rakı dinlenme bölümünde çalışan davacının aynı araçta bulunan ve hırsızlığa konu olan rakının ... tarafından araçta taşındığına ilişkin bilgi sahibi olamayacağı, işverenin davacının bu hırsızlık olayından haberdar olduğu yönündeki şüphesinin makul ve objektif bir şüphe olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı anlaşılmakla, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken aksi gerekçeler ile reddine karar verilmesi hatalıdır." Yargıtay Hukuk Dairesinin 18/4/2013 tarihli ve E.2012/32147, K.2013/12471 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Somut olayda bir şüphe feshi söz konusudur. Bu tür fesihte, işverenin işçisine karşı duyduğu şüphe, aralarındaki güven ilişkisinin zedelenmesine yol açmaktadır. İşverenden katlanması beklenemeyecek bir şüpheden dolayı, işçinin iş ilişkisinin devamı için gerekli olan uygunluğu ortadan kalktığından, güven ilişkisinin sarsılmasına yol açan şüphe, işçinin kişiliğinde bulunan bir sebeptir. Ciddi, önemli ve somut olayların haklı kıldığı şüphe, güven potansiyeline sahip olmaksızın ifa edilemeyecek iş için işçinin uygunluğunu ortadan kaldırdığından, şüphe feshi, işçinin yeterliliğine ilişkin fesih türü olarak gündeme gelecektir.Davalı işyerinde fesih bildirgesinde anılan olayın davacı tarafından gerçekleştirildiği ceza yargılaması sonucunda da ispatlanmamış, davacı hakkında delil yetersizliğinden beraat kararı verilmiştir. Ancak davacının kendi kredi kartının sorgulanması ile bilgisi olmaksızın kredi kartından alışveriş yapılan müşterinin kredi kartının sorgulanmasının zamanlama yönünden iç içe geçmesi ve sorgulamanın yapıldığı terminalin aynı olması dikkate alındığında, bu hususun iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güveni ortadan kaldırmaya elverişli bir şüphe olup, davacı ile işveren arasındaki güven ilişkisinin sarsıldığı kabul edilmelidir. Bu durumda davalı işverenin artık işçiyi çalıştırması mümkün değildir. Bu sebeple iş sözleşmesinin feshi haklı sebebe dayanmasa da, feshin geçerli nedene dayandığı kabul edilmelidir. İşverence yapılan fesih geçerli nedene dayandığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile kabulü hatalı olmuştur."