Başvuru İnternet te yayın yapan bir haber sitesinin genel yayın yönetmeninin yayımlanan bir haber nedeniyle cezalandırılmasının basın özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru İnternet'te yayın yapan bir haber sitesinin genel yayın yönetmeninin yayımlanan bir haber nedeniyle cezalandırılmasının basın özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 6/3/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, www.borsagundem.com adlı İnternet sitesinin genel yayın yönetmeni ve sarı basın kartı sahibi bir gazetecidir. Adı geçen site; Türk ve dünya borsalarının ve sermaye piyasalarının canlı olarak takibinin yapıldığı, sermaye piyasalarına ilişkin haberlerin geçtiği, çok sayıda gazeteci ve yazarın köşe yazılarının periyodik olarak yayımlandığı bir İnternet sitesidir. 5/11/2012 tarihinde adı geçen İnternet sitesinde, İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında (İMKB) hisseleri işlem gören bir dizi şirketin hissedarları, yönetim kurulu üyeleri ve aynı zamanda bir aracı kurumun sahipleri olan iki kişi hakkında (müştekiler) bir haber yer almıştır. Söz konusu habere göre müştekiler geçmişte manipülasyon suçundan yargılanmış ve mahkûm olmuşlar ancak davanın zamanaşımına uğraması nedeniyle mahkûmiyet kararı kesinleşmemiştir. Haberde müştekilerin bu kez de İstanbul Asliye Ceza Mahkemesinde 6/12/2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'na muhalefet, dolandırıcılık, silahlı terör örgütüne silah sağlama, silahlı terör örgütüne üye olma, suç işlemek amacıyla örgüte üye olma ve suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçlarından yargılandıkları dile getirilmiştir. Haberin geri kalan bölümünde müştekilerin son zamanlarda satın aldıkları şirketler hakkında bilgiler verilmiş, bu kişilerin lüks içinde yaşadığı ve servetlerinin kaynağının merak edildiği iddia edilmiştir. Haklarında düzenlenen iddianameye göre müştekiler; gerçekte 6362 sayılı Kanun'a muhalefet, manipülasyon, ticareti ve sermaye piyasası araçlarının değerini etkileyecek yalan yanlış, mesnetsiz şekilde içeriden öğrenenlerin bilgi verme, haber yayma, yorum yapma suçlarını işlemek amacıyla örgüt kurma, örgüte üye olma ve örgüt üyesi olmamakla birlikte kurulan örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçlarından yargılanmaktadırlar. Müştekiler; haberde yer alan bilgilerin doğru olmadığı, çarpıtıldığı ve bu sebeple itibarlarının zedelendiği, bu haber nedeniyle İMKB'ye kote edilmiş şirketlerinin hisselerinin değerinin azaldığı iddiası ile başvurucu hakkında suç duyurusunda bulunmuşlardır. Hakaret ve fiyatları etkileme suçlarından cezalandırılması için Sulh Ceza Mahkemesine başvurucu hakkında ceza davası açılmıştır. İddianameye göre haberlerde yer alan ve müştekilerin yargılandığı ceza davası devam etmektedir ve başvurucunun asıl amacı müştekilere ait şirketlerin hisselerinin düşmesi için sürekli asılsız haber üretmektir. Yapılan haberler neticesinde müştekilere ait şirketin hisselerinin İMKB'deki değeri beklenmedik ve ani bir şekilde düşmüştür. Savcıya göre başvurucu "kendi veya birileri yararına" borsada lehe işlem sağlamaya yönelik hareket etmektedir. İddianameye göre haberde yer alan bilgiler nedeniyle müştekilere yönelik yayın yoluyla hakaret ve fiyatları etkileme suçları oluşmuştur. Başvurucu, Ceza Mahkemesindeki savunmasında haberde yer alan bilgilerin doğru olduğunu belirttikten sonra müştekilerin geçmişte yargılandıkları davanın iddianamesini ibraz etmiştir. Başvurucu ayrıca, müştekilerin haber tarihinde yargılandıkları davaya ilişkin bilgilerin yer aldığı ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi'nden (UYAP) alındığını iddia ettiği bir evrakı Mahkemeye ibraz etmiştir. Başvurucu, haberde yer alan suçların tam olarak iddianame ile örtüşmese bile UYAP bilgileri ile aynı olduğunu ve bu durumun Mahkemece UYAP üzerinden araştırılabileceğini belirtmiştir. Yapılan yargılama sonucunda başvurucunun hakaret suçundan iki kez 2 ay 27 gün hapis cezası ilecezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Başvurucu, diğer suçlamalardan beraat etmiştir. Mahkeme gerekçesinde, gerçekte silahlı terör örgütüne silah sağlama ve üye olma suçlarından yargılanmadıkları hâlde haberde bu suçların yer almış olmasının müştekilerin kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğuna karar vermiştir. Mahkemeye göre gazeteci olan başvurucu, doğru haber yapma yükümlülüğüne aykırı davranmıştır. Mahkeme, haberin geri kalanı hakkında bir değerlendirme yapmamıştır. Sulh Ceza Mahkemesinin kararına karşı yapılan itiraz, Asliye Ceza Mahkemesinin 24/1/2014 tarihli kararı ile reddedilmiştir. Red kararı 7/2/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 6/3/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.. A. Ulusal Hukuk 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Hakaret” kenar başlıklı maddesinin ilgili kısımları şöyledir: “(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden ... kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır...(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur." 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması” kenar başlıklı maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir: “Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tâbi tutulur..." B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) maddesi şöyledir:“ Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar... Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, (...) için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.” Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Castells/İspanya ve Colombani ve diğerleri/Fransa (B. No: 11798/85, 23/4/1992, §§ 47, 48) başvurularında, şikâyet konusu beyanda bulunan kişinin aleyhine açılmış olan davaya yanıt verme konusunda aşılmaz güçlüklerle karşı karşıya bırakılması hakkındaki endişelerini dile getirmiştir. Castells/İspanya davasında, ulusal yargılamaları yürüten yüksek mahkemeye göre millî kurumları karalamakla suçlanan bir kişinin gerçeği ispat hakkı bulunmamaktadır. AİHM, başvurucunun kendisi hakkında açılan söz konusu hakaret davasında gerçeği ispatlamasına ve iyi niyetini ortaya koymasına izin verilmediğine dikkat çekmiştir. AİHM'e göre başvurucu tarafından ileri sürülen olgusal iddiaların birçoğunun gerçekte olup olmadığı yerel mahkemelerin atacağı adımlarla ortaya çıkarılabilir ve başvurucu makul bir çerçevede iyi niyetini ortaya koymaya çalışabilir. AİHM, başvurucu hakkındaki mahkûmiyet kararının Sözleşme'nin maddesini ihlal ettiği sonucuna varmıştır. AİHM, daha yakın tarihli Colombani ve diğerleri/Fransa (B. No: 51279/99, 25/6/2002, § 66) davasında hakaret suçundan yapılan yargılama sırasında gazeteci olan başvuruculara iddialarını gerekçelendirebilecek bir savunma yapma olanağı verilmemiş olmasını eleştirmiştir: "... [M]evcut başvuruda başvurucuların suçlanmasının sebebi Fas Kralının itibarının ve haklarına zarar veren bu makaledir.Hakaret suçunu düzenleyen olağan hukuk kurallarının aksine, yabancı bir devlet başkanına hakaret suçlamasından kurtulabilmeleri için başvuruculara, iddialarını gerekçelendirebilecekleri bir savunma yapma olanağı verilmemişti. Başvuruculara savunma yapma olanağının tanınmaması, kişinin haklarının ve itibarının korunması ihtiyacı karşısında - söz konusu kişi bir devlet veya hükumet başkanı olsa dahi- orantısız bir önlem oluşturacaktır." AİHM, Kasabova/Bulgaristan (B. No: 22385/03, 19/7/2011, § 62) davasında bir hakaret davası sanığının ispat yükünü yerine getirirken bir beyanın doğruluğunu kanıtlayan savcı gibi hareket etmesinin beklenmemesi gerektiğini ortaya koymuştur: "Nihai bir mahkumiyet kararı prensip olarak bir kişinin suç işlemiş olduğuna dair yadsınamaz bir kanıt oluşturur. Bununla birlikte, maddenin fıkrasında yer alan masumiyet karinesinin gereksinimleri göz önüne alınsa bile, hakaret davalarında suç teşkil eden davranış iddialarını kanıtlama biçimini bununla sınırlandırmak apaçık bir mantıksızlık olacaktır. Basında çıkan iddialar, ceza yargılamalarında öne sürülen iddialarla eşit mevkiye konulamazlar." AİHM, Cumpane ve Mazare/Romanya (B. No: 33348/96, 17/12/2004, §§ 114-119) davasında bir basın suçundan dolayı hapis cezası verilmesinin gazetecilerin ifade özgürlüğüyle ancak istisnai hâllerde bağdaşabileceğini, bu hâllerin başında da -nefret söylemi ya da şiddete tahrik hâllerigibi- başka temel hakların ciddi biçimde zarar görmüş olduğu durumların geldiğini ifade etmiştir. AİHM'e göre "klasik hakaret davalarında" hapis cezası verilmesi doğası itibarıyla kaçınılmaz olarak "caydırıcı bir etki" (chilling effect) yaratmaktadır. AİHM'e göre yaptırım korkusundan kaynaklanan caydırıcı etkinin, gazetecilerin ifade özgürlüğü alanındaki faaliyetleri üzerindeki etkisi açıktır. Bu sebeple AİHM, başvurucuların ifade özgürlüğü hakkına yönelik müdahale haklı gerekçelere dayanıyor olsa bile Romanya mahkemeleri tarafından başvurucular hakkında hükmedilen cezai yaptırımın ve gazetecilikten bir yıl süreyle men cezasının niteliği ve ağırlığı bakımından güdülen meşru amaçla orantısız olduğuna kanaat getirmiş; bu nedenle de Sözleşme'nin maddesine yönelik bir ihlal tespitinde bulunmuştur. AİHM, daha yakın tarihli bir kararında(Nıskasaarı ve diğerleri/Finlandiya, B. No: 37520/07, 6/10/2010, § 78) mevcut davaya benzer davalarda izlenmek üzere Sözleşme'ye tarafdevletlere daha açık bir yol göstermiştir:"Mahkeme, bir yayın sonucunda maddi ya da manevi zarara uğramış bir kişinin yanlış bilgiler yayınlayan gazeteci aleyhine, en azından özel hukuk kapsamında bir dava açılabileceğini kabul edebilir.Bireyin zarar gördüğü kabul edilse bile Mahkeme, mevcut davadaki gibi ciddi cezai yaptırımlarla birlikte tazminat ödenmesini -mevcut davanın koşullarında- çekişme halindeki ifade özgürlüğünü de dikkate alarak orantısız bulmaktadır."