Başvuru, soy bağının reddi davasının hak düşürücü süreden reddedilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru; soy bağının reddi davasının hak düşürücü süreden reddedilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 30/11/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucunun annesi, G.A. ile 5/9/1962 tarihinde evlenmiştir. Başvurucu, evlilik birliği devam ederken 7/1/1964 tarihinde doğmuştur. Başvurucunun annesi, G.A.dan 18/2/1988 tarihinde boşanmıştır. Başvurucunun iddiasına göre gerçek babası R.A.A. olmasına rağmen başvurucunun nüfus kaydında annesinin G.A. ile olan resmî birlikteliğinden doğduğu görülmektedir. A. Nüfus Kaydının Tashihi (Babalık) Davasına İlişkin Süreç Başvurucu 27/2/2002 tarihinde Milas Asliye Hukuk Mahkemesinde nüfusta baba adının düzeltilmesi davası açmıştır. Dava dilekçesinde, annesinin G.A. ile gerçek bir evlilik birlikteliği kurmadığını, gerçek babası olan R.A.A.yla fiilen birliktelik kurduğunu, kendisinin de R.A.A. ile olan birliktelikten dünyaya geldiğini, murisi R.A.A.nın vefat ettiği 1985 yılına kadar kendisine ve kardeşlerine maddi ve manevi yardımda bulunduğunu, miras nedeniyle davalıların davayı reddettiğini, bu nedenle soy bağının reddi davası açmak zorunda kaldığını belirtmiştir. Başvurucunun soy bağının reddi, babalık ve nüfus kayıt düzeltim talepli olarak açtığı bu dava, Mahkemece babalık davası olarak nitelendirilerek davacının nüfus kayıtlarına göre babası olan G.A. tarafından çocuğun nesebi reddedilmedikçe babalık davası açılamayacağı gerekçesiyle 31/3/2003 tarihinde reddedilmiştir. Başvurucu tarafından temyiz edilen karar, Yargıtay Hukuk Dairesinin 13/12/2014 tarihli kararıyla bozulmuştur. Bozma ilamında; başvurucunun 7/11/2003 tarihinde açtığı soy bağının reddi davasının sonucunun beklenmeden karar verilmesinin ve davanın Cumhuriyet savcısı ile Hazineye ihbar edilmemesinin usul ve kanuna aykırı olduğu belirtilmiştir. Mahkemece bozma kararına uyulmuş, 16/12/2014 tarihli kararıda başvuru konusu nesebin reddi davasının reddedilmesi nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.B. Başvuru Konusu Dava Süreci Başvurucu, yukardaki dava sürecinde verilen mahkeme kararı doğrultusunda 7/11/2003 tarihinde Milas Asliye Hukuk Mahkemesinde nesebin reddi davası açmıştır. Mahkeme 13/9/2006 tarihli kararıyla davayı süre aşımı gerekçesiyle reddetmiştir. Kararın gerekçesinde; başvurucunun G.A.nın kendi babası olmadığını en geç nüfus kaydının düzeltimi davasının açıldığı 27/2/2002 tarihi itibarıyla öğrenmiş sayılması gerektiği vurgulanmış, buna göre davanın hak düşürücü süre içinde açılmadığı belirtilmiştir. Temyiz edilen karar, Yargıtay Hukuk Dairesinin 15/3/2011 tarihli ilamıyla davaya aile mahkemesi sıfatıyla bakılması gerektiği gerekçesi ile bozulmuştur. Mahkeme; bozma ilamına uymuş, 9/4/2013 tarihli kararıyla davayı süre yönünden reddetmiştir. Mahkeme gerekçesinde; davacının daha önce açtığı babalık davasının dava tarihi olan 27/2/2002 tarihi itibarıyla yani en geç bu tarihte davalı G.A.nın babası olmadığını öğrenmiş sayılması gerektiği, davacı vekilince dosyaya sunulan temyiz dilekçesinde de bu hususun bizzat davacı tarafından kabul edildiği ifade edilmiştir. Mahkeme 17/2/1926 tarihli ve mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nde çocuğa soy bağı reddi imkânı verilmemişken bu hakkın 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun maddesi ile tanındığını, buna göre davanın çocuğa bu hakkın tanınmasından itibaren 1 yıllık süre içinde açılmasının zorunlu olduğunu belirtmiştir. Mahkeme 4721 sayılı Kanun'un maddesinin üçüncü fıkrası gereğince başvurucu yönünden haklı sebebin ortadan kalktığı yani davalı G.A.nın babası olmadığını öğrendiği 27/2/2002 tarihinden itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içinde dava açılmadığını kabul etmiştir. Başvurucu, gerçek babasını öğrendiği tarihe göre süresinde dava açtığını, ilk açılan davanın bu davada öngörülen hak düşürücü süreyi durdurması gerektiğini belirterek hükmü temyiz etmiş; karar Yargıtay Hukuk Dairesinin 8/9/2014 tarihli ilamıyla onanmıştır. Karar düzeltme istemi, Yargıtay Hukuk Dairesinin 29/9/2016 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Başvurucu, nihai kararı 31/10/2016 tarihinde tebellüğ etmesinin ardından 30/11/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Milas Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2013/508 Sayılı Dosyasındaki Dava Süreci Bu arada başvurucunun kız kardeşi olan F.E.; Milas Asliye Hukuk Mahkemesinde 16/9/1987 tarihinde açtığı davada G.A.nın kendi babası olmadığını, gerçek babasının R.A.A. isimli şahıs olduğunu belirterek nesebin reddini talep etmiştir. Yargılama sırasında 16/6/2015 tarihli adli tıp raporunda, müteveffa G.A.nın davacı F.E. ile olan biyolojik babalığının reddedildiği belirtilmiştir. Başvurucu, yargılama devam ederken feri müdahale talebinde bulunmuş; Mahkemece masraflar yatırılmadığı gerekçesi ile başvurucunun talebi reddedilmiştir. Mahkeme 9/11/2015 tarihli kararında, davanın kabulüne F.E.nin G.A.nın kızı olmadığının tespitine karar vermiştir. Karar temyiz edilmiş, Yargıtay Hukuk Dairesinin 24/9/2018 tarihli kararıyla temyiz dilekçelerinin reddine karar verilmiş, karar düzeltme talebi aynı Dairenin 2/5/2019 tarihli kararıyla reddedilerek 2/5/2019 tarihinde kesinleşmiştir. A. Ulusal Hukuk Kanun Hükümleri 4721 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir: “Koca, soybağının reddi davasını açarak babalık karinesini çürütebilir. Bu dava ana ve çocuğa karşı açılır.Çocuk da dava hakkına sahiptir. Bu dava ana ve kocaya karşı açılır." 4721 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir:"Koca, davayı, doğumu ve baba olmadığını veya ananın gebe kaldığı sırada başka bir erkek ile cinsel ilişkide bulunduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl, (...) içinde açmak zorundadır. Çocuk, ergin olduğu tarihten başlayarak en geç bir yıl içinde dava açmak zorundadır. Gecikme haklı bir sebebe dayanıyorsa, bir yıllık süre bu sebebin ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlar." Anayasa Mahkemesi Kararları Anayasa Mahkemesi norm denetimi kapsamında özellikle nesep ve evlat edinme davalarında hak düşürücü sürelerin davacılar yararına geniş yorumlanması gerektiğini ifade etmiş ve bunu sınırlayan 4721 sayılı Kanun'un bazı hükümlerinin iptaline karar vermiştir (E.2010/71, K.2011/143, 27/10/2011; E.2013/62, K.2013/115, 10/10/2013; E.2011/116, K.2012/39, 15/3/2012). Yargıtay Kararları Yargıtay haklı sebep kavramında gecikmenin davacıların iptal sebebini geç öğrenmeleri mi yoksa dava açmayı imkânsız kılacak zorunlu ve öngörülemeyen bir olaya mı işaret edildiği hususuyla ilgili olarak davacıların somut olgularla ispatlamaları hâlinde ve olayın özelliğine göre dava nedenini hak düşürücü sürelerden sonra öğrenmelerinin başlı başına haklı sebep kavramı içinde değerlendirilebileceğini kabul etmiştir (Yargıtay Hukuk Dairesi, E.2017/8395, K.2019/1853, 25/2/2019; E.2017/7142, K.2018/9420, 15/3/2018). Yargıtay Hukuk Dairesinin 29/6/2020 tarihli ve E.2019/2086, K.2020/4056 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"...1-HMK'nin maddesine göre Hakim, Türk hukukunu resen uygulamak zorundadır. Bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme Hakime aittir. Bu nedenle tarafların hukuki nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu yoktur. Başka bir ifade ile Hakim, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur..." Yargıtay Hukuk Dairesinin 13/11/2018 tarihli ve E.2017/1159, K.2018/11427 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"...1958 gün 15/6 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında da vurgulandığı gibi; bir davada dayanılan maddi vakıaları açıklamak tarafların, bu olguları hukuken nitelendirmek, uygulanacak yasa maddelerini arayıp bulmak ve doğru olarak yorumlayıp uygulamak da hâkimin görevidir. Diğer bir deyişle; bir davada maddi olayı anlatmak taraflara, hukuki nitelendirmeyi yapmak hakime aittir. (HMK. madde 33)..."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı maddesi şöyledir: “(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.” Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM), Çapın/Türkiye (B. No: 44690/09, 15/10/2019) kararına konu olayda, 1958 yılında doğan ve New York'ta yaşayan başvurucu A.Ç., biyolojik babasının İ.S. isimli şahıs olduğunun tespiti istemiyle 31/10/2003 tarihinde dava açmıştır. Başvurucu, annesinin ikinci evliliğinden sonra dört yaşında yetimhaneye yerleştirilmiştir. Babasının trafik kazasında öldüğüne ve annesinin ilk eşi olduğuna inanan başvurucu Ekim 2003'te evlilik dışı doğduğunu, biyolojik babasının hayatta olduğunu ve İsviçre'de yaşadığını öğrenmiştir. Babalık davasında, davalı İ.S. başvurucunun iddialarını kabul etmeyerek benzer davanın 1958 yılında başvurucunun annesi tarafından açıldığını ve bu davanın kesin olarak reddedildiğini, ayrıca davanın zamanaşımına uğradığını ileri sürmüştür. Yerel mahkeme, yargılama sırasında ölen İ.S.nin mirasçılarının dosyaya sunduğu delilleri ve başvurucunun tanıklarının beyanlarını aldıktan sonra davayı hak düşürücü süreden reddetmiştir. Başvurucu 2003 yılına kadar gerçek babasının varlığından haberdar olmadığını, ebeveynini bilme hakkının zaman sınırlamasına konu edilmemesi gerektiğini belirterek temyiz yoluna başvurmuştur. Temyiz mahkemesi 2009 yılında başvurucunun davayı geç açmasında haklı ve kabul edilebilir nedenler bulunmadığını belirterek başvurucunun temyiz talebini reddetmiş ve hükmü onamıştır (Çapın/Türkiye, §§ 7-17). Başvurucu, biyolojik babası ile ilgili gerçeği öğrenmesinin hak düşürücü süre nedeniyle engellenmesinin Sözleşme'nin maddesinde düzenlenen özel hayata saygı hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür (Çapın/Türkiye, § 27). AİHM; başvurucunun 2003 yılının Ekim ayından önce öz babası hakkında bilgi sahibi olup olmadığı ile ilgilenmediğini, başvurucunun babasının İ.S. olduğuna ilişkin iddialarını destekleyecek somut bir delil ve belge bulunmadığını, zaten bu konuda söz konusu delili elde etmek amacıyla davayı açtığını, İ.S. ve mirasçılarının babalığı reddetmesinden dolayı bu şahıslardan DNA delilinin ancak dava yoluyla elde edilebileceğini, başvurucunun daha önce annesi ve kayyımı tarafından açılan babalık davalarını reddeden mahkeme kararlarının daha sonra ortadan kaldırılan ve babalığın nihai olarak tespit etmeyen karine temelinde alındığını ifade etmiştir. AİHM; başvurucunun 45 yaşından önce dava açmama sebebinin haklılığı ile ilgili istisnai koşullara sahip olduğunu, başvurucunun 4 yaşında yetimhaneye yerleştirildiğini, annesinin kendisine söylediği gibi babasının bir trafik kazasında hayatını kaybettiğine inanarak yetim büyüdüğünü, 18 yaşında ülkeyi terk ettiğini, 25 yıl boyunca yurt dışında yaşadığını, bu süreçte annesi ve akrabaları ile nadiren iletişime geçtiğini vurgulamıştır. Ulusal mahkemenin başvurucunun davasını hak düşürücü süre nedeniyle reddederken söz konusu istisnai durumunu dikkate almadığını, bu temelde yerel mahkeme ve Yargıtayın başvurucunun öz babasının kimliği hakkında 2003 yılının Ekim ayından önce haberdar olmamasının hayatın olağan akışına aykırı düştüğünü belirtirken babalık davaları bağlamında bu kavramın ne anlama geldiği ve başvurucunun koşullarında bunun nasıl uygulandığı hususunda bir gerekçe sunmadıklarını belirtmiştir (Çapın/Türkiye, §§ 71-74). AİHM, ilk derece mahkemesi ve Yargıtay kararının başvurucunun ebeveyni hakkındaki gerçeği öğrenmesinin tek yolundan mahkûm bırakılarak davasının usule ilişkin nedenlerle reddedilmesinin özel hayatına saygı gösterilmesi hakkını ne şekilde etkilediği hususunda yeterli bir cevap sunmadığını belirtmiştir. AİHM bu doğrultuda özel hayata saygı hakkı bağlamında tarafların menfaatleri arasındaki dengenin kurulmasının gerekli olduğunu, babalık davalarında çocuğun yararının gözetilmesine öncelik verilmesi gerektiğini, başvurucunun babası olduğu varsayılan kişinin kimliğini öğrendikten sonra bunu kesinleştirmek için gerekli ve içten adımlar attığını, bu bilgiyi öğrenmesindeki çıkarının yaşının ilerlemesi gerekçesiyle ortadan kalkmadığını ifade ederek başvurucunun davasının hak düşürücü süre ile reddedilmesine dayanak söz konusu hükmün ulusal mahkemeler tarafından somut davanın koşullarında taraflar arasındaki hak ve menfaat dengesi kurulmadan uygulanmasının ve yorumlanmasının gözetilen meşru amaç kapsamında orantısız olduğunu ifade etmiş ve başvurunun özel hayatına saygı gösterilmesi hakkının korunmasının sağlanamadığı sonucuna ulaşmıştır (Çapın/Türkiye, §§ 75-79).