T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 35. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/133 - 2026/239 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 35. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/133 KARAR NO : 2026/239 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 27/11/2024 NUMARASI : 2021/686 Esas - 2024/806 Karar DAVANIN KONUSU : Tazminat KARAR TARİHİ : 19/02/2026 GEREKÇELİ KARAR YAZILMA TARİHİ : 20/02/2026 Mahalli mahkemesince verilen …
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 35. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/133 - 2026/239 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 35. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/133 KARAR NO : 2026/239 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 27/11/2024 NUMARASI : 2021/686 Esas - 2024/806 Karar DAVANIN KONUSU : Tazminat KARAR TARİHİ : 19/02/2026 GEREKÇELİ KARAR YAZILMA TARİHİ : 20/02/2026 Mahalli mahkemesince verilen karara karşı taraf vekillerince süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI Davacı vekili dava dilekçesinde; 19/03/2014 tarihinde dava dışı ...'ın sevk ve idaresinde bulunan ... plakalı araç ile dava dışı ...'ün sevk ve idaresindeki ... plakalı aracın çarpışması neticesinde ... plakalı araçta yolcu olan davacı müvekkili ...'nın malul-sakat kaldığını, müvekkilinin araçta yolcu olup kusura katılma etkisinin bulunmadığını, içerisinde yolcu olarak bulunduğu ... plakalı aracın ZMMS sigortasının davalı ... Sigorta A.Ş. tarafından yapılmış olduğunu, müvekkilinin kaza neticesi ağır şeklide yaralandığını, eski sağlığına kavuşamadığını, davalı sigorta şirketine başvurduklarını, yasal süre içeresinde çözüm bulunamadığını, arabuluculuğa başvurmalarına rağmen sonuç alamadıklarını belirterek, HMK'nın 107. maddesi uyarınca şimdilik 200,00TL bakıcı gideri, 300,00TL geçici iş görmezlik, 9.500,00TL daimi iş görmezlik tazminatı olmak üzere toplam 10.000,00TL maddi tazminatın temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; ... plakalı aracın davalı müvekkili sigorta şirketinde ZMMS poliçesi ile sigortalı olduğunu, poliçe teminat limitinin ölüm ve sakatlık halinde kişi başına 244.035,45 TL ile sınırlı olduğunu, teminat limitini bildirmelerinin nedeni mutlak suretle bu miktarda ödeneceğini, manevi tazminatın poliçe teminatına dahil olmadığını, huzurdaki davanın iki yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını, davacıya 23/03/2016 tarihinde 21.990 TL ödeme yapıldığını, zararın karşılanmış olduğunu, davacının başkaca bakiye zararlarının bulunmadığını, 2016 senesinde yapılan ödeme ile birlikte davacı tarafından 26/11/2021 tarihinde huzurdaki davayı ikame etmiş olduğunu, aradan 5 yıl 8 ay geçtiğini, KTK'daki 2 yıllık hak düşürücüsü süre içerisinde davanın ikame edilmediğini, buna göre davanın reddi gerektiğini, bu sürenin hakim tarafından resen gözetilmesi gerektiğini, ayrıca davacı tarafın Sigorta Tahkim Komisyonu'na başvurmuş olduğunu, buraca talebin kısmen kabulü ile 1.974,55 TL'nin 25/04/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ... Sigortadan tahsiline karar verilmiş olduğunu, kararın kesinleştiğini, davacının da bu sefer eldeki 9.500 TL daimi iş görmezlik tazminatı talep ettiğini, kesin hüküm bulunduğundan davanın reddi gerektiğini, davacının zararının müvekkili şirket tarafından yapılan ödeme ile karşılandığını, davacıya yapılan ödemenin denetlenmesi bakımından da Yargıtay kararlarında belirtildiği şekilde ödeme tarihinden verilere göre hesaplama yapılması gerektiğini, kusura ilişkin olarak da sigortalı aracın kusur oranının tespiti için ATK Trafik İhtisas Dairesinden kusur raporu alınması gerektiğini, SGK tarafından rücuya tabi ödeme yapılıp yapılmadığının araştırılması gerektiğini, geçici iş görmezlik tazminatının SGK sorumluluğunda olduğunu, hatır taşıması ve müterafik kusur yönünden ise davacının araçta yolcu olduğu, sigortalı araç sürücüsünün ise arkadaşı olduğundan araçta hatır için taşındığını, buna göre %20 oranında hatır taşıması indirimi yapılması gerektiğini, tedavi evraklarında davacının lezyonlarının baş ve boyun olarak bildirilmesi, yaralanma bölgeleri şikayetleri incelendiğinde, davacının kaza esnasında emniyet kemeri takmadığının sabit olduğunu, buna göre en az %20 oranında müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, davacı tarafın kaza tarihinden itibaren ticari temerrüt avans faizi talebinin haksız olduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte faize hükmedilecek ise dava tarihinden itibaren yasal faiz talep edilmesi gerektiğini bildirerek, açılan haksız ve hukuka aykırı davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece yapılan yargılama sonunda; 19/03/2014 tarihinde dava dışı ...'ın sevk ve idaresinde bulunan ... plakalı araç ile dava dışı ...'ün sevk ve idaresindeki ... plakalı araca arkadan çarpması neticesinde ... plakalı araçta yolcu olan davacı ...'nın yaralandığı, davalı sigorta şirketinin ... plakalı aracı sigortalayan şirket olduğu, davalı sigorta şirketinin sorumluluğunun 19/03/2014 tarihinde kaza tarihini kapsayan ZMSS poliçesine dayandığı, İstanbul Adli Tıp Kurumu İkinci Üst Kurulu tarafından düzenlenen 25/07/2024 tarihli maluliyet raporunda, davacı ... hakkında düzenlenmiş adli ve tıbbi belgelerde bildirilen veriler İkinci Üst Kurulca tekrar değerlendirildiğinde, mevcut belgelere göre, Hacı Mehmet oğlu, 1982 doğumlu ...’nın 19.03.2014 tarihinde geçirmiş olduğu trafik kazasına bağlı yaralanmasının, %4.2 (yüzdedörtnoktaiki) oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı, iyileşme (geçici iş göremezlik) süresinin kaza tarihinden itibaren 2 (iki) aya kadar uzayabileceği, dava konusu olay nedeniyle başka birinin sürekli veya geçici olarak bakımına muhtaç durumda olmadığı, alınan aktüer bilirkişi raporuna göre, davacının talep edebileceği tazminat tutarının 244.035,45 TL olduğu, davacının kaza esnasında emniyet kemerini takmadığı kanaati ile davalının sorumlu olduğu tazminat miktarından %20 oranında müterafik (birlikte) kusur indirimi yapılması gerektiği, ayrıca davalı vekili tarafından 03/03/2022 tarihli beyan dilekçesinde hatır taşıması def'i ile davacının emniyet kemeri takılmadığına ilişkin savunmada bulunmuşsa da, hatır taşıması savunmasının itiraz değil def'i olduğu ve alacağın talep edilebilirliğini engelleyici işlev gören def'ilerin ancak belirli sürelerde ileri sürülebileceği, alacağı ortadan kaldıran ve her aşamada ileri sürülebilen itirazlardan olmadığı dikkate alınmak suretiyle, davalı tarafça savunmada süresinde ileri sürülmeyen hatır taşıması indirimi yapılamayacağı, (Yargıtay 17.Hukuk Dairesinin 19/03/2021 tarihli 2020/834 Esas, 2021/2992 Kararı) davalı sigorta vekiline dava dilekçesi ile duruşma gün ve saatini bildirir davetiyenin 13/12/2021 tarihinde tebliğ edildiği, 2 haftalık cevap beyan süresi, süre uzatım talebinin kabulü ile birlikte cevap dilekçesi sunmak için son günün 10/01/2022 olmasına rağmen, davalı vekili tarafından 03/03/2022 tarihinde beyan dilekçesi sunulmuş olduğundan, hatır taşıması def'i süresi içerisinde ileri sürülmediğinden buna göre hükmedilen tazminat üzerinden hatır taşımasına ilişkin indirim yapılmasına gerek olmadığı gerekçesiyle, davacı tarafın sürekli iş görmezlik ile geçici iş görmezlik tazminat talebinin kabulü ile, 195.228,36 TL sürekli iş göremezlik tazminatı ile 762,35 TL geçici iş görmezlik tazminatı olmak üzere toplam 195.990,71 TL maddi tazminatın, poliçe limiti ile sınırlı olmak kaydı ile temerrüt tarihi olan 13/07/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, davacı tarafın bakıcı gideri tazminat talebinin reddine karar verilmiş, karara karşı taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvuru yapılmıştır. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili istinaf dilekçesinde; ilk derece mahkemesi tarafından hükmedilen tazminat tutarından müvekkilinin emniyet kemeri takmadığı gerekçesiyle %20 müterafik kusur indirimi yapılmasının doğru olmadığını, müvekkilinin kaza anında emniyet kemerinin takılı olmadığına ilişkin iddiaların gerçeği yansıtmadığını, kaldı ki emniyet kemeri takılı olmasa dahi kazanın oluşu ve şiddeti nedeniyle müvekkilinde aynı hasarın meydana gelebileceğini, ilk derece mahkemesince yapılan müterafık kusur indiriminin toplam tazminat yerine bakiye poliçe teminat limitinden indirilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek, istinaf isteminin kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde; huzurdaki davanın 2 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını, 19/03/2014 tarihinde meydana gelen ve müvekkili şirket nezdinde sigortalı ... plakalı aracın karıştığı trafik kazası nedeniyle müvekkili tarafından davacıya 23/03/2016 tarihinde 21.990 TL ödeme yapıldığını, ödemeden 5 yıl sonra huzurdaki davanın açıldığını, davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını, ayrıca kesin hüküm varlığı sebebiyle davanın reddi gerektiğini, davaya sebebiyet veren kaza neticesinde davacının malul kaldığını ve müvekkili sigorta şirketi tarafından yapılan ödemenin yetersiz olduğu iddiasıyla Sigorta Tahkim Komisyonu'na 2016 yılında başvuru yapıldığını, bu başvuru neticesinde Sigorta Tahkim Komisyonu tarafından yapılan yargılama sonunda davacı lehine daimi iş göremezlik tazminatına hükmedilerek kararın kesinleştiğini, davacı zararının müvekkili şirket tarafından yapılan ödemeler ile karşılandığını, bilirkişi raporunda ödeme tarihindeki veriler dikkate alınmadan hesaplama yapıldığını, davacının artan maluliyeti olmadığı gibi 19/06/2023 tarihli ATK raporunda maluliyetinin dahi olmadığının sübuta erdiğini ileri sürerek, istinaf isteminin kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı taraf vekillerince yukarıda yazılı sebeplerle istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Dairemizce, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi gereğince istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlar resen gözetilerek inceleme yapılmıştır. Tüm dosya kapsamından; olay tarihi olan 19/03/2014 günü davacının içinde yolcu olarak bulunduğu, davalı şirkete sigortalı ... plakalı araç sürücüsünün kavşakta aynı yöne giden ... plakalı araca arkadan çarpması nedeniyle meydana gelen trafik kazasında, ... plakalı araç içerisinde yolcu olarak bulunan davacının yaralandığı, bu yaralanmadan kaynaklı olarak geçici ve sürekli iş göremezlikten kaynaklı maddi zararları ile bakıcı giderinin ödetilmesi istemiyle eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır. Dava konusu kaza sonrasında, davalı sigorta şirketi tarafından 18/03/2016 tarihinde davacıya maluliyeti nedeniyle 21.990,00 TL tazminat ödemesi yapıldığı, bu ödemeden sonra davacının bakiye zararının ödetilmesi istemiyle Sigorta Tahkim Komisyonu'na başvurması üzerine Uyuşmazlık Hakem Heyeti tarafından verilen 18/10/2016 tarih 2016/29299 sayılı karar ile davacının maluliyetinin % 4.2 olduğu, sigortalı araç sürücüsünün %100 kusurlu olduğu kabul edilerek alınan aktüer bilirkişi raporu doğrultusunda sürekli ve geçici iş görmezlikten kaynaklı tazminat alacağının toplam 24.962,23 TL olduğu, bu tutardan davalı sigorta şirketi tarafından yapılan ödeme düşüldükten sonra bakiye zararın 1.974,55 TL olduğu kabul edilerek 1.974,55 TL alacağın 25/04/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ... Sigorta A.Ş.’den tahsiline dair itiraz yolu açık olmak üzere karar verildiği, bu karar sonrasında davalı sigorta şirketi tarafından davacıya bakiye alacağın 09/11/2016 tarihinde ödendiği, davacı tarafından bu ödemelerden sonra 26/11/2021 tarihli dilekçe ile eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır. 1-Dava konusu uyuşmazlık hakkında kesin hüküm bulunuyorsa, aynı konuda, aynı taraflar arasında ve aynı dava sebebine dayanılarak yeni bir dava açılamaz. Kesin hüküm itirazı, davanın her aşamasında ileri sürülebilir ve mahkemenin de (Bölge Adliye Mahkemesinin ve Yargıtay’ın da) davanın her aşamasında kesin hükmün varlığını kendiliğinden gözetip, davayı kesin hükümden (dava şartı yokluğundan) reddetmesi gerekir. Yine kesin hüküm itirazı mahkemede ileri sürülmemiş olsa dahi, ilk defa Yargıtay'da (temyiz veya karar düzeltme aşamasında) ve dahası bozmadan sonra da ileri sürülebilir. Bu bakımdan usulü kazanılmış hakkın istisnasıdır ve tarafların iradesine de bağlı olmayan mutlak bir etkiye sahiptir. O nedenle kesin hükmün varlığının, yargılamanın bir kesiminde nazara alınmamış olması diğer bir kesiminde ele alınmasını engellemez. Maddi anlamda kesin hükmün koşulları 6100 sayılı HMK’nın 303/1. maddesinde; “Bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir.” şeklinde düzenlenmiştir. Kesin hükümden söz edebilmek için ilk kararın mahkemece hükme bağlanması şart olmayıp, uyuşmazlık konusunda tarafların tahkim yoluna gitmeleri halinde, Hakem/Hakem Heyetlerince verilen esasa ilişkin kararların da usulünce kesinleşmesinden sonra, kesin hüküm oluşturacağından aynı uyuşmazlık konusunda yeniden dava açılmaz. Kesin hükmün ilk koşulu, her iki davanın taraflarının aynı kişiler olması, ikinci koşulu, müddeabihin aynılığı, üçüncü koşulu ise, dava sebebinin aynı olmasıdır. Kesin hükmün ikinci koşulu olan müddeabih, dava konusu yapılmış olan hak, yani dava ile elde edilmek istenilen sonuçtur. Önceki dava ile yeni davanın müddeabihlerinin (konularının) aynı olup olmadığını anlamak için hâkimin, eski davada verilen kararın hüküm fıkrası ile yeni davada ileri sürülen talep sonucunu karşılaştırması gerekir. Eski ve yeni davanın konusu olan maddi şeyler fiziki bakımdan aynı olsa bile, bu şeyler üzerinde talep olunan haklar değişikse, müddeabihler aynı değil demektir. Kesin hükmün üçüncü koşulu ise dava sebebinin aynı olmasıdır. Dava sebebi, hukuki sebep olmayıp, davacının davasını dayandırdığı vakıalardır. Öyle ise; her iki davanın da dayandığı maddi vakıalar (olaylar) aynı ise, diğer iki koşulun da bulunması halinde kesin hükmün bulunduğundan söz edilebilir. Yukarıdaki bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından davalı sigorta şirketi aleyhine, aynı kazadan kaynaklı olarak geçici ve sürekli iş göremezlik tazminatı ödetilmesi istemiyle Sigorta Tahkim Komisyonuna başvuruda bulunulduğu, Uyuşmazlık Hakem Heyeti tarafından işin esası incelenerek talebin kabulüne dair itiraz yolu açık olmak üzere karar verildiği anlaşılmıştır. Bu durumda mahkemece Uyuşmazlık Hakem Heyeti tarafından verilen kararın taraflara tebliğinden sonra itiraz edilip edilmediği, itiraz edilmiş ise ne yönde karar verildiği ve kesinleşip kesinleşmediği araştırılarak, yukarıda açıklandığı üzere, sigorta Tahkim Komisyonu tarafından verilen kararın maddi anlamda kesin hüküm teşkil ettiğinin tespit edilmesi halinde davacının artan maluliyetinin bulunmadığı ve gelişen durumun da söz konusu olmadığı gözetilerek, davacının Sigorta Tahkimi Komisyonu tarafından incelenip karara bağlanarak kesinleşen hususta eldeki davayı açtığının tespit edilmesi halinde kesin hükmün varlığı sebebiyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken yasal olmayan gerekçelerle işin esasına girilerek talebin kabulü yönünde hüküm tesis edilmesi doğru değildir. 2-Kabule göre de; 2918 sayılı KTK'nın 111. maddesi uyarınca, tazminat miktarlarına ilişkin olup da yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmalar yapıldıkları tarihten itibaren 2 yıl içinde iptal edilebilirler. Yasa'nın bu hükmünden yararlanmak için ibra belgesinin iptalinin açıkça ve ayrıca istenmesine gerek olmayıp, dava sırasında bu husus ileri sürülebileceği gibi, yapıldığı tarihten itibaren 2 yıl içinde hükümlerinin kabul edilmediğine ilişkin bir irade açıklaması da yeterlidir. Yasada belirtilen 2 yıllık süre, hak düşürücü süre olup re'sen dikkate alınması gerekir. Bazı hallerde, zararın öğrenilmesi, onun kapsamının değil, varlığının öğrenilmesi anlamındadır. Zararın varlığı, niteliği ve esaslı unsurları hakkında bir dava açmaya, o davayı ciddi ve objektif bir şekilde desteklemeye, gerekçelerini göstermeye elverişli, yeterli hal ve şartların öğrenilmesi, zararın öğrenilmiş sayılması için yeterlidir. Buna karşılık ortaya çıkan zarar, kendi özel yapısı içerisinde, sonradan değişme eğilimi gösteriyor, kısaca, zararı doğuran eylem veya işlemin doğurduğu sonuçlarda (zararın nitelik veya kapsamında) bir değişiklik ortaya çıkıyor ise, artık "gelişen durum" ve dolayısıyla, gelişen bu durumun zararın nitelik ve kapsamı üzerinde ortaya çıkardığı değişiklikler söz konusu olacaktır. Böyle hallerde, zararın kapsamını belirleyecek husus, gelişmekte olan bu durumdur ve bu gelişme sona ermedikçe zarar henüz tamamen gerçekleşmiş olmayacaktır (HGK, 15.11.2000 gün ve 2000/21-1609 K: 2000/1699, 4.HD 13.05.1980 gün ve 1980/3493-6206 sayılı; 26.01.1987 gün, 1986/7532 esas, 1987/485 karar sayılı kararı). Gelişen durumun varlığı halinde, gelişen durumun sona ermesinden itibaren zamanaşımı süresi içinde dava açılması gerekir. Gelişen durum; olay sonucu meydana geldiği halde, başlangıçta bilinen yaralanmalar dışında, sonradan ortaya çıkan veya gelişen, olaya bağlı vücut bütünlüğünü bozan sonuçlar olarak tanımlanabilir. Gelişen durumun olup olmadığı ise her olaya özgü olarak kanıtlara göre değerlendirilir. Davacıdaki yaralanmanın hangi tarihte tedaviyle tamamen sona erdiği, bu yaralanmadan dolayı gelişen bir durum olup olmadığı, varsa hangi tarihte gelişen durumun sona erdiği, diğer bir anlatımla, daimi iş gücü kaybının kesin olarak belirlenebilmesi için tedavilerinin ne zaman sona ereceği ve kesin maluliyet oranının hangi tarihte belirlenebileceğinin tespiti önemlidir. Somut olayda; dava konusu kaza sonrasında davalı sigorta şirketi tarafından davacıya 18/03/2016 tarihinde maluliyeti nedeniyle 21.990,00 TL tazminat ödemesi yapıldığı, bu ödemeden sonra davacının bakiye zararının ödetilmesi istemiyle Sigorta Tahkim Komisyonu'na başvurması üzerine Uyuşmazlık Hakem Heyeti tarafından verilen 18/10/2016 tarih 2016/29299 sayılı karar ile davacının maluliyetinin %4.2 olduğu, sigortalı araç sürücüsünün %100 kusurlu olduğu kabul edilerek alınan aktüer bilirkişi raporu doğrultusunda bakiye zararın 1.974,55 TL olduğu tespit edilerek ... Sigorta A.Ş.’den tahsiline karar verildiği, bu karar sonrasında davalı sigorta şirketi tarafından davacıya bakiye alacağın 09/11/2016 tarihinde ödendiği gözetilerek KTK’nın 111. maddesi kapsamında hak düşürücü süre yönünden değerlendirme yapılması gerektiğinin düşünülmemesi doğru değildir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-a-6 maddesinde; mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması halinde, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine duruşma yapılmadan kesin olarak karar verileceği hususu düzenlenmiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin istinaf başvurularının esası incelenmeksizin kabulü ile yerel mahkeme kararının HMK'nın 353/1-a.6. maddeleri uyarınca kaldırılmasına, yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde değerlendirme yapılması için dosyanın mahkemesine gönderilmesine, kaldırma sebebine göre taraf vekillerinin sair istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerektiği vicdani kanaati ile aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekili ile davalı ... Sigorta A.Ş. vekilinin istinaf başvurularının KABULÜ ile, Ankara 14. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından verilen, 27/11/2024 tarihli, 2021/686 Esas – 2024/806 Karar sayılı kararın, HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, Kararın kaldırılma sebebine göre istinaf eden taraf vekillerinin sair istinaf itirazlarının bu aşamada İNCELENMESİNE YER OLMADIĞINA, 2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 3-İstinaf eden taraflarca yatırılan "istinaf karar harcının" istek halinde yatıran tarafa iadesine, 4-İstinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesinde değerlendirilmesine, 5-İİK'nın 36. maddesi gereğince, icranın geri bırakılması kararına istinaden Ankara 4. Genel İcra Dairesi'nin 2024/83716 Esas sayılı dosyasına depo edilen 400.000,00 TL bedelli teminat mektubunun YATIRAN TARAFA İADESİNE, 6-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ve gider avansı iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yapılmasına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK’nın 353/1-a maddesi uyarınca KESİN olmak üzere 19/02/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi. Başkan V. Üye Üye Katip * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır.