Başvurucu, suçluluğu hakkında kuvvetli belirti olmadığı halde başvuru tarihi itibariyle yaklaşık 21 aydır tutuklu bulunduğunu ve 20 yıl hapis cezasına mahkûm edildiği davada adil yargılanmadığını belirterek anayasal haklarının ihlâl edildiğini ileri sürmüştür.
Başvurucu, suçluluğu hakkında kuvvetli belirti olmadığı halde başvuru tarihi itibariyle yaklaşık 21 aydır tutuklu bulunduğunu ve 20 yıl hapis cezasına mahkûm edildiği davada adil yargılanmadığını belirterek anayasal haklarının ihlâl edildiğini ileri sürmüştür. Başvuru, 29/11/2012 tarihinde İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde eksiklikler giderildikten sonra Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 30/5/2013 tarihinde başvurunun karara bağlanması için Bölüm tarafından ilke kararı alınması gerekli görüldüğünden, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. A. Olaylar Başvuru dilekçesinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen bir soruşturma kapsamında 22/2/2010 tarihinde gözaltına alınmış, 26/2/2010 tarihinde sevk edildiği mahkemece tutuklanmıştır. 23/3/2010 tarihinde tahliye talebinde bulunmuş ve mahkeme 1/4/2010 tarihinde başvurucunun tahliyesine karar vermiştir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bu karara itiraz etmiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 4/4/2010 tarihinde itirazı kabul ederek başvurucu hakkında yakalama kararı çıkarılmasına karar vermiştir. 23/4/2010 tarihinde başvurucu bizzat anılan Başsavcılığa teslim olmuş ve çıkarıldığı mahkemece aynı gün tutuklanmıştır. 10/6/2010 tarihinde yapmış olduğu tahliye talebi mahkemece 18/6/2010 tarihinde kabul edilerek başvurucunun tahliyesine karar verilmiştir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 6/7/2010 tarihli iddianameyle başvuranın da aralarında bulunduğu toplam 196 şüpheli hakkında cezalandırılmaları talebiyle dava açmıştır. İddianamede başvurucu, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini cebren ıskat veya vazife görmekten men etmeye teşebbüs” etmekle suçlanmıştır. Başvurucunun Balyoz Harekat Planı’nın en önemli hazırlayıcısı ve elebaşı olduğu, bu kapsamda askerlere yapılacak planları detaylı biçimde hazırlamaları için emir verdiği iddia edilerek cezalandırılması talep edilmiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 19/7/2010 tarihinde iddianamenin kabulüne karar vermiştir. Mahkeme 23/7/2010 tarihinde başvurucunun tutuklanmasına karar vermiş ve bu amaçla yakalama kararı çıkartmıştır. 25/7/2010 tarihinde başvurucu kolluğa teslim olmuş, ancak rahatsızlığı nedeniyle bir hastanede tedavi altına alınmıştır. Tutukluluğa itirazın kabul edilmesi üzerine 6/8/2010 tarihinde polisler hastaneden ayrılmışlardır. İddianamenin okunması tamamlandıktan sonra Mahkeme, 11/2/2011 tarihinde başvurucunun tutuklanmasına karar vermiştir. Duruşmada hazır olmadığından hakkında çıkarılan yakalama müzekkeresi nedeniyle başvurucu 14/2/2010 tarihinde teslim olmuş ve müteakiben tutuklanmıştır. Başvurucu yargılama sürecinde yargılamayı gerçekleştiren Ağır Ceza Mahkemesi’nin tutukluluğun devamına ilişkin kararlarına itiraz etmiştir. Mahkeme bu talepleri reddetmiştir. Davayı gören Mahkeme 21/9/ 2012 tarihinde açıkladığı kararda, başvurucunun müsnet suçtan mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun ve maddeleri gereğince 20 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve tutukluluk halinin devamına karar vermiştir. Hükümle birlikte verilen tutukluluk halinin devamı kararına karşı başvurucu 26/9/2012 tarihli dilekçeyle itiraz etmiş, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 23/10/2012 tarihinde itirazın reddine karar vermiştir. Bu karardan başvurucu 21/11/2012 tarihinde avukatının sağladığı karar suretiyle haberdar olmuştur. Başvurucu hakkındaki dava başvuru tarihi itibariyle temyiz aşamasındadır.B. İlgili Hukuk İsnat olunan suçun işlendiği tarihte yürürlükte bulunan 1/3/1926 tarih ve 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun maddesi şöyledir:“Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini cebren iskat veya vazife görmekten cebren menedenlerle bunları teşvik eyliyenlere ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası hükmolunur …” Aynı Kanun’un maddesi, işlendiği zamanda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gerektiren suçun teşebbüs aşamasında kalması halinde failin on beş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmasını öngörmektedir. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun ve maddeleri şöyledir:“Tutuklama nedenleriMadde 100 – (1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.b) Şüpheli veya sanığın davranışları; Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:a) 2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;… Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220), Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (madde 302, 303, 304, 307, 308), Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),…(4) (Değişik: 2/7/2012-6352/96 md.) Sadece adlî para cezasını gerektiren veya hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez.Kanun yollarına başvurma hakkıMadde 260 – (1) Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır.(2) Asliye ceza mahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları, mahkemenin yargı çevresindeki sulh ceza mahkemelerinin; ağır ceza mahkemelerinde bulunan Cumhuriyet savcıları, ağır ceza mahkemesinin yargı çevresindeki asliye ve sulh ceza mahkemelerinin; bölge adliye mahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları, bölge adliye mahkemelerinin kararlarına karşı kanun yollarına başvurabilirler.(3) Cumhuriyet savcısı, sanık lehine olarak da kanun yollarına başvurabilir.”