Başvuru, tıbbi ihmal sonucu oluşan zararın tazmini istemiyle açılan tam yargı davasında hakkaniyete aykırı karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, tıbbi ihmal sonucu oluşan zararın tazmini istemiyle açılan tam yargı davasında hakkaniyete aykırı karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 7/11/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu doğum belirtilerinin başlaması üzerine 16/2/2001 tarihinde İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde 26 hafta 5 günlük prematüre çocuk dünyaya getirmiştir. Bebek aynı gün yeni doğan bakım ünitesine yatırılmış, ciddi boyutta iki sepsis atlatmış ve takiben kullanılan ilaçların etkisi ile de üçüncü kez kandida sepsisi geçirmiştir. Bebeğin rutin göz muayenelerinde fark edilen ve ilk olarak bir gözde "stage 1" diğerinde "0" olarak saptanan ROP daha sonraki takiplerde "stage 2" ve "1" olarak belirlenmiş ve takibinde "stage 5"e kadar ilerlemiş ve her iki göz görmez duruma gelmiştir. Başvurucunun beyanına göre 17/4/2001 tarihinde bebeğin uzman doktor tarafından yapılan muayenesinde 24/4/2001 günü tekrar gelmeleri, 25/4/2001 günü kriyoterapi uygulanmasının gerekebileceği hatırlatılmıştır. 30/4/2001 günü yapılan muayenede bebeğin her iki gözüne tresholun teşhisi konulmuş, ertesi günü ameliyat planlanmış, 4/5/2001 tarihinde kriyoterapi yapılmıştır. Nihayet 10/5/2001 günü yapılan muayene sonrasında doktor tarafından bir daha kriyoterapi yapılamayacağı belirtilmiş ve taburcu olmasının beklendiği günlerde bebek aspire edilmiştir. Davacıların CRP testi istemelerine rağmen bu istek üç gün sonra gerçekleştirilmiş, normal sınırı 6 olan CRP testi bebekte 192 olarak saptanmış, tekrarında da buna yakın sonuç ortaya çıkmasına rağmen antibiyotik tedavisine bir gün gecikmeyle başlanmıştır. 2001 yılı Haziran ayı ortasında asprisasyon pönomonisinden dolayı antibiyotik tedavisine başlanmamakta ısrar edilmiş, 15/6/2001 tarihinde sabaha karşı bebek hipoksiye ve bradikardiye girmiş, doğru müdahalenin yapılmasıyla tekrar yoğun bakım tedavisine alınan bebeğe antibiyotik tedavisi başlanmıştır. Başvurucu 18/12/2002 yılında İstanbul İdare Mahkemesinde İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü (İdare) aleyhinde dava açarak hatalı tedavi sonucu kalıcı hasar meydana geldiğini iddia ederek maddi ve manevi zararlarının tazminini talep etmiştir. İstanbul İdare Mahkemesi (Mahkeme) Adli Tıp Kurumunda (ATK) bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar vermiştir. ATK Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan 20/2/2006 tarihli raporda; bebeğin 2/4/2001 ve 17/5/2001 tarihleri arasında altı yedi kez göz muayenesi geçirerek retinopatisinin değerlendirildiğinin görüldüğü, takip çizelgesine bakıldığında klinik tablonun progressiv olarak ilerlediği ve 4/5/2001 tarihindeki krioterapinin her iki gözdeki eşik hastalık tanısını takiben yapıldığının tespit edildiği, 13/4/2011-30/4/2001 tarihleri arasında ROP randevusu verilmekle beraber muayene yapıldığını gösteren kayıtların mevcut olmadığı, bu süreçteki gelişmenin hastalığın ilerlemesine neden olabileceği, ancak ne derecede etkilediğinin bilinemeyeceği ifade edilmiştir. Raporda ayrıca çocuktaki mevcut diğer risk faktörlerinin de (düşük doğum ağırlığı, uzun süreli ventilatör tedavisi, hidrosefali ve komplikasyonları) sonucu ağırlaştırıcı katkısının gözönünde bulundurulması gerektiği, mevcut hâliyle gözdeki rahatsızlık nedeniyle yüzdeyüz oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı ancak hekimlerin eyleminin bu orana katkısının bilinemediği, bugünkü tıbbi imkânlarla fonksiyon kaybının önlenemeyeceği görüş ve kanaati belirtilmiştir. Rapor taraflara tebliğ edilmiş, taraflarca rapora herhangi bir itirazda bulunulmadığından karara esas alınmış ve Mahkeme 31/10/2006 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Danıştay Onuncu Dairesi 31/3/2009 tarihinde hükmün bozulmasına karar vermiştir. Karar gerekçesinde; ATK raporunda göz hastalıkları uzmanının imzasının bulunmadığı, sunulan sağlık hizmetinin kusurlu olup olmadığının net olarak ortaya konulamadığı belirtilmiştir. Mahkeme bozma ilamına uymuş ve bozma gerekçesinde vurgulanan hususların açıklığa kavuşturulması ve idarenin tazmin yükümlülüğü açısından hizmet kusurunun bulunup bulunmadığı hususunun saptanması adına dosyayı Adli Tıp Genel Kuruluna göndermiştir. ATK'nın 27/10/2011 tarihli raporunda, "...bebeğin zamanından önce düşük doğum ağırlığı ile düşük apgarla doğmuş olduğu, bu bebeklerde solunum güçlüğü ve ROP gibi birçok komplikasyonun ortaya çıkmasının bekleneceği, doğumdan itibaren şikayetlerine yönelik gereken tedavilerin yapılmış olduğu, mevcut tıbbi belgelerin tetkikinde davalı idareye tedavi sürecindeki hekimlerin uygulamaları ile ilgili bir kusur tespit edilmediği..." ifadesine yer verilmiştir. Mahkeme 29/3/2012 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Karar gerekçesinde; ATK Genel Kurulu raporu özetlenerek, raporun hükme esas alınabileceği, idarenin herhangi bir kusurunun bulunmadığı vurgulanmıştır. Danıştay Onbeşinci Dairesi 11/3/2014 tarihinde kararın ikinci kez bozulmasına hükmetmiştir. Karar gerekçesinde; ATK tarafından düzenlenen her iki raporda da bebeğe zamanında teşhis ve müdahalelerde bulunulmadığının ortaya konulduğu ancak personelin kusurunun bulunmadığını belirtildiği vurgulandıktan sonra, bebeğin görme kaybına uğramasında hastanede sunulan sağlık hizmetinin etkisi olup olmadığının net biçimde ortaya konulması gerektiği ifade edilmiştir. Mahkeme 28/12/2015 tarihli kararıyla bozma ilamına karşı direnmiştir. Karar gerekçesinde; ATK raporlarının hükme esas alınabilir nitelikte olduğu, bebekte meydana gelen olumsuzluğun doğumdan itibaren gelişen komplikasyonlara bağlı olduğu, bebeğin tedavisinin gerektiği gibi yapıldığı, idare personelinin bebekte meydana gelen olumsuzluğa katkısının anlaşılmasının mümkün olmadığı ifade edilmiştir. Başvurucu tarafından temyiz edilen direnme kararı Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından 26/5/2016 tarihinde onanmıştır ve karar düzeltme istemi de Dairenin 30/5/2018 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Nihai karar 8/10/2018 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. İlgili hukuk için bkz. Songül Serin (B. No: 2017/35648, 20/5/2021, §§ 25-29) kararı.