Başvurucular, ortak murislerinin iş akdinin enerji hırsızlığı yaptığı iddiasıyla işveren kamu idaresi tarafından feshedilmesi ve murisin bu olayın etkisiyle intihar etmesi üzerine açtıkları destekten yoksun kalma ve manevi tazminat davasında ıslah taleplerinin bozmadan sonra ıslah yapılamayacağı gerekçesiyle reddedilmesi ve yargılamanın uzun sürmesi nedenleriyle adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
Başvurucular, ortak murislerinin iş akdinin enerji hırsızlığı yaptığı iddiasıyla işveren kamu idaresi tarafından feshedilmesi ve murisin bu olayın etkisiyle intihar etmesi üzerine açtıkları destekten yoksun kalma ve manevi tazminat davasında ıslah taleplerinin bozmadan sonra ıslah yapılamayacağı gerekçesiyle reddedilmesi ve yargılamanın uzun sürmesi nedenleriyle adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvuru, 13/3/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 19/3/2013 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. İkinci Bölümün 6/6/2013 tarihli ara kararı gereğince başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiş, Adalet Bakanlığının 6/8/2013 tarihli görüş yazısı 6/9/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiş, başvurucu vekili Adalet Bakanlığı cevabına karşı beyanlarını yasal süresi içinde ibraz etmemiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri ile ilgili dava dosyasında yer alan olaylar özetle şöyledir: Başvurucuların ortak murisi Kemal Kavurkacı’nın iş akdi, otopark görevlisi olarak çalıştığı işveren Anadolu Ajansı tarafından elektrik hırsızlığı yaptığı ve işverenin güvenini kötüye kullandığı gerekçesiyle 22/7/1999 tarihinde feshedilmiştir. İşverenin suç duyurusu üzerine başvurucuların murisi hakkında 3/8/1999 tarihinde ceza soruşturması başlatılmış ve muris, 6/8/1999 tarihinde adliyede intihar etmiştir. Başvurucuların Ankara İş Mahkemesinde 2000/130 esasına kayden ihbar ve kıdem tazminatı, haksız fesih tazminatı ve işçilik haklarının tahsili istemiyle açtıkları davanın yargılaması sonucunda, murisin iş akdinin işveren tarafından haksız olarak feshedildiği tespit edilerek ihbar ve kıdem tazminatı ile Toplu İş Sözleşmesi’nin maddesinde düzenlenen haksız fesih tazminatı ve diğer işçilik alacaklarının ödenmesi hüküm altına alınmış ve karar kesinleşerek Ankara İcra müdürlüğünün E.2002/3 sayılı dosyasında ilama dayalı takiple tahsil edilmiştir. Başvurucular 24/3/2003 tarihinde, Ankara İş Mahkemesinde (Mahkeme) murislerinin emekliliğine çok az bir süre kala iş akdinin feshedilmesi ve feshin haksız olması nedeniyle, emeklilik süresine kadarki ücret, Toplu İş Sözleşmesi ile sağlanan diğer işçilik alacakları, fark emeklilik ikramiyesi ve destekten yoksun kalma tazminatı (“şimdilik her biri için 10 YTL” ibaresiyle) ile manevi tazminata (eşi için 000 YTL ve çocukların her biri için 000 YTL) hükmedilmesi talebiyle dava açmışlardır. Mahkeme, 10/11/2003 tarih ve E.2003/589, K.2003/1093 sayılı kararıyla; iş akdinin haksız feshi halinde işçinin fesih tarihinden emekli olacağı tarihe kadar geçen süre için ücret ve işçilik haklarının ödeneceğini öngören bir düzenleme olmadığı, emekliliğe hak kazanılamaması nedeniyle oluşan tazminat farkının da talep edilemeyeceği yönündeki 31/10/2003 tarihli bilirkişi raporuna dayanarak, davacıların bahsedilen taleplerinin reddine, destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat talepleri hakkında ise, söz konusu ölüm olayının iş kazası olarak nitelendirilemeyeceği, haksız fesih ile ölüm olayı arasında illiyet bağı kurulup kurulamayacağı ve işverene kusur yüklenip yüklenemeyeceğinin genel hükümlere göre incelenmesi gerektiğinden Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı vermiştir. Davacıların temyizi üzerine Yargıtay Hukuk Dairesi, 9/11/2004 tarih ve E.2004/2036, K.2004/25201 sayılı kararıyla, manevi tazminat talebinde iş sözleşmesinin hırsızlık suçlamasıyla feshedilmesinin gerekçe gösterildiği, bunun iş mahkemelerinde çözümlenmesi gereken bir konu olduğu; destekten yoksun kalma tazminatının ise fesihten sonra gerçekleşen ölüm olayına bağlı olduğu ve iki olay arasında illiyet bağı olup olmadığının belirlenmesinin iş mahkemelerinin görevine giren bir konu olduğu, ayrıca genel mahkemenin görevine giren bir dava ile özel mahkemenin görevine giren bir davanın özel mahkemede birlikte açılması halinde, genel mahkemenin görevine giren dava hakkında ayırma ve görevsizlik kararı verilemeyeceğinden bahisle ilk derece mahkemesinin görevsizlik kararının bozulmasına karar vermiştir. Destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat talebine ilişkin bozma kararı uyarınca davayı tekrar ele alan Mahkeme, bilirkişi raporlarına başvurmuştur. Mahkemeye sunulan 31/10/2006 tarihli bilirkişi raporunda destekten yoksunluk tazminatı ödenmesi gerektiği yönünde görüş bildirilirken, 13/3/2007 tarihli bilirkişi raporuyla işverenin eylemleri ile ölüm olayı arasında illiyet bağı bulunmadığı gerekçesiyle işverenin maddi ve manevi tazminattan sorumlu tutulamayacağı yönünde görüş bildirilmiştir. 24/12/2007 tarihli bilirkişi raporunda ise dava sürecinde ilk defa destekten yoksunluk tazminat hesabı yapılmıştır. Mahkeme, başvurucuların murisinin ölümü nedeniyle ceza davasında hakkındaki suçlamanın kalktığı, ancak murislerinin suç ortağının hırsızlıktan mahkûm olduğu, intihar olayının iş kazası sayılamayacağı, murisin ölümü ile iş akdinin feshi arasında uygun nedensellik bağı bulunmadığı gerekçeleriyle 9/10/2008 tarih ve E.2005/283, K.2008/568 sayılı kararıyla davanın reddine karar vermiştir. Başvurucuların temyizi üzerine Yargıtay Hukuk Dairesi, 3/3/2009 tarih ve E.2008/19259, K.2009/3019 sayılı kararıyla; murisin ölümünden sonra diğer sanıklar hakkında devam eden ceza yargılamasında murisin suça katılmadığının kabul edildiği, işçilik alacaklarına ilişkin görülen davada, murisin hırsızlığı ortaya çıkaran kişi olduğu ve iş akdinin feshinin haksız olduğuna ilişkin kararın kesinleştiği anlaşılmakla, ölenin eşinin samimi anlatımları ve dosya kapsamından, intiharın işverenin haksız fesih işlemi ve suç duyurusunda bulunmasından kaynaklanan ruhsal durumun sonucu olduğunun açık olduğu ve işverenin suç duyurusunda bulunmasında kötü niyet bulunduğu hususları göz önüne alınmaksızın, olayın iş kazası olmadığını, başvurucuların murisinin kendisi hakkındaki suçlama nedeniyle bunalıma girdiğini ve davalı işyerinin kusur oranının %50 olduğunu belirten 31/10/2006 tarihli bilirkişi raporu esas alınarak maddi ve manevi tazminat talepleri hakkında hüküm kurulması gerekirken, 13/3/2007 tarihli bilirkişi raporu esas alınarak kurulan hükmün usul ve yasaya aykırı olduğundan bahisle bozulmasına karar vermiştir Bozma sonrasında 2009/687 esasına kayden Ankara İş Mahkemesinde yapılan yargılamada başvurucular vekili 4/8/2009 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat taleplerini Suzan Kavurkacı (Tekin) için 000,00 TL’ye, Ceren Kavurkacı için 000,00 TL’ye, Aynur ve İlknur Kavurkacı için 000,00 TL’ye yükseltmiştir. Mahkeme, yeni bilirkişi raporu istemiş ve 2/6/2010 tarihli bilirkişi raporuyla başvurucuların murisinin kusur oranı düşülerek zarar miktarı toplam 845,95 TL olarak tespit edilmiştir. Mahkeme 22/6/2010 tarih ve E.2009/687, K.2010/316 sayılı kararıyla davayı kısmen kabul ederek ve ıslah sonucu artırılmış miktarları esas alarak 2/6/2010 tarihli bilirkişi raporu doğrultusunda başvuruculardan Suzan Kavurkacı (Tekin) yararına 053,20 TL, Melodi Ceren Kavurkacı yararına 382,71 TL, Aynur Kavurkacı yararına 705,11 TL ve İlknur Kavurkacı yararına 705,11 TL maddi tazminata, ayrıca davacıların her biri için de 000,00 TL manevi tazminata hükmetmiştir. Kararın temyizi üzerine Yargıtay Hukuk Dairesi, bozmadan sonra ıslah yapılamayacağı, işçinin hırsızlıkla suçlanması nedeniyle manevi zarara uğradığı açık olsa da eş ve çocukları hakkında yansıma yoluyla manevi tazminata hükmedilemeyeceği ve talepten fazla tazminata hükmedilemeyeceği hususları göz önünde bulundurulmadan hüküm kurulduğu gerekçesiyle 8/2/2011 tarih ve E.2010/9513, K.2011/798 sayılı kararıyla ilk derece mahkemesinin hükmünü bozmuştur. 1/10/2011 tarihinde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yürürlüğe girmiş ve Kanun’un maddesiyle belirsiz miktarlı alacak davalarında davacıların başta talep edilen miktarın belirlenmesi mümkün olduktan sonra arttırılabileceğine dair hüküm getirilmiştir. Bozma kararından sonra davayı tekrar ele alan Ankara İş Mahkemesi önündeki yargılama sırasında başvurucular vekili davanın belirsiz alacak davası olduğunu ve müvekkilleri tarafından ıslah değil miktar artırımı yapıldığını, 6100 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önceki dönemde Yargıtay içtihatlarında miktar artımına izin verildiğini, mahkemece miktar hesabının ancak iki adet Yargıtay bozma kararından sonra yaptırıldığını ve bu durumun müvekkillerinin hatası olmadığını, davanın kesinleşmesinden önce yürürlüğe giren 6100 sayılı Kanun’un maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca bu uygulamaya açıkça izin verildiğini belirterek Mahkemenin kararında direnmesini istemiştir. Mahkeme, 8/12/2011 tarih ve E.2011/974, K.2011/986 sayılı kararıyla, Yargıtay’ın bozma kararına uyarak başvurucuların manevi tazminat taleplerini reddetmiş, maddi tazminat taleplerine ilişkin olarak ise ıslah öncesi talebi dikkate alarak her bir başvurucu için 10,00 TL tazminata hükmetmiştir. Kararı temyiz eden başvurucular temyiz dilekçesinde, usul kanunlarının derhal yürürlüğe gireceği gözetilmeksizin verilen kararın bozulması talebinde bulunmuşlardır. Yargıtay Hukuk Dairesi 20/11/2012 tarih ve E.2012/3574, K.2012/20503 sayılı kararıyla, ilk derece mahkemesi hükmünün uyulan önceki bozma ilamına uygun olduğu ve bozma ile kesinleşen ve karşı taraf lehine kazanılmış hak oluşturan yönlerin yeniden incelenmesinin mümkün olmadığı gerekçeleriyle onama kararı vermiştir. Karar aynı tarihte kesinleşmiş ve 3/2/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.B. İlgili Hukuk 18/6/1927 tarih ve 1086 sayılı Mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun maddesi şu şekildedir: “Islah, tahkikata tabi olan davalarda tahkikat bitinceye kadar ve tabi olmayanlarda muhakemenin hitamına kadar yapılabilir.” 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun maddesi şu şekildedir: “ (1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hallerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. (2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilme yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir. (3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hallerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir.” 6100 sayılı Kanun’un maddesinin (1) numaralı fıkrası şu şekildedir: “ Islah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir.” 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun “Fesih bildirimine itiraz ve usulü” kenar başlıklı maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir: “Dava seri muhakeme usulüne göre iki ay içinde sonuçlandırılır. Mahkemece verilen kararın temyizi halinde, Yargıtay bir ay içinde kesin olarak karar verir.”