DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2024/73 E. , 2024/2807 K. T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2024/73 Karar No : 2024/2807 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Başkanlığı VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 20/10/2022 tarih ve E:2017/4415, K:2022/7409 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında …
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2024/73 E. , 2024/2807 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2024/73 Karar No : 2024/2807 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Başkanlığı VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 20/10/2022 tarih ve E:2017/4415, K:2022/7409 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 20/10/2022 tarih ve E:2017/4415, K:2022/7409 sayılı kararıyla; Davalı idarenin süre itirazı yerinde görülmeyerek işin esasına geçilmiş, "Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak, Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede; Davacı hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yapılan adli soruşturma neticesinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının... tarih ve Soruşturma No:..., Karar No:... sayılı kararıyla 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 172/1. maddesi uyarınca kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği, UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu, davacı hakkında verilen kovuşturma yapılmasına yer olmadığı kararının 04/09/2018 tarihinde kesinleştiğinin görüldüğü, Davacının Üye olarak görev yaptığı Yargıtaydaki görevlendirme, seçilme ve kurum içerisindeki seçim süreçlerinde gösterdiği tavır yönünden, davalı idarece, 2008 yılında Yargıtay Üyeliğine seçilen davacının 2010 yılında Yüksek Seçim Kurulu üyeliğine seçilmesinin,...Ceza Dairesinde üye olarak görev yapmakta iken, 2013 yılında ... Ceza Dairesine önce üye olarak görevlendirilmesinin ve ardından aynı Daireye Başkan olarak seçilmesinin ve Yargıtaydaki seçim süreçlerindeki tavrının, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve/veya iltisaklı olduğunun göstergesi olduğu ileri sürülmüş ise de; davacı hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair kararda yer alan ve davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile herhangi bir mensubiyeti veya ilgisinin bulunmadığı, görev yaptığı ... Ceza Dairesinden gönderilmesi amacıyla... Ceza Dairesine üye olarak görevlendirilmesinin ve başkan seçilmesinin örgütün bir kumpası olduğunu belirten tanık beyanları ile davacının bu konulara ilişkin beyanlarının aksini ve örgütle bağlantısı ile örgütün amaç ve stratejilerinin gerçekleştirilmesi amacıyla örgüt üyeleriyle birlikte hareket ettiğini, örgütsel destek ve saikle söz konusu görevlendirilme ve seçimlerin yapıldığını ortaya koyabilecek somut bir tespit, tanık beyanı ya da başkaca bilgi ve belgenin dava dosyasında bulunmadığı gibi, davalı idarece de dosyaya sunulmadığı görüldüğünden, belirtilen hususun davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koymaya yeterli bir delil olarak değerlendirilmediği, Dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalı idarece bakılmakta olan dosyada davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli delil sunulmadığı, sunulan delillerin ise davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyacak yeterlilikte ve nitelikte olmadığı, ayrıca ilgili kamu kurumları ve özel kuruluşlarca Dairelerinin 27/01/2022 tarihli ara kararına verilen cevaplarda da davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyan herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığının anlaşıldığı, Bu nedenle, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle tesis edilen dava konusu kararda hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varıldığı, Öte yandan; davalı idarece, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyacak nitelikte delillerin tespit edilmesi halinde yeniden işlem tesis edilebileceğinin de açık olduğu gerekçesiyle dava konusu kararın iptaline karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, usul yönünden, dava konusu Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu kararının kesin nitelikte olduğu ve bu karara karşı dava açılamayacağı, Daire kararının yerleşmiş içtihatlara aykırı olduğu, esas yönünden, davacının Türk Ceza Kanunu veya Yargıtay Kanunu'ndaki disiplin hükümlerine göre meslekten çıkarılmadığı, davacı hakkındaki hükmün kanuni dayanağının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi olduğu, anılan KHK ile kamu görevinden çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapıya, oluşuma veya gruba söz konusu bağın "üyelik" veya "mensubiyet" şeklinde olması zorunluluğunun aranmadığı, iltisak veya irtibat şeklinde olmasının yeterli görüldüğü, bu nedenle davacı hakkında mevcut bilgi ve belgelere göre Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu tarafından bir değerlendirme yapılarak Kurul üyelerinde oluşan kanaat yeterli görülerek uyuşmazlık konusu kararın verildiği, FETÖ/PDY'nin yargı teşkilatında etkili olmaya başladığı dönemde Yargıtay üyeliğine seçilen davacının, Yargıtay Kurullarınca görevlendirme ve seçilmek suretiyle çalıştığı birimlerin dikkate şayan olduğu, davacının, Yargıtaya üye seçildikten sonraki süreçte de kurum içerisinde FETÖ/PDY irtibat ve iltisaklı olduğu için haklarında işlem yapılanlarla birlikte her platformda ortak hareket ettiği, onlarla aynı doğrultuda davranışlar sergilediğinin Yargıtayda çalışanlarca bilinmekte ve anlaşılmakta olduğu, hakkında ... Daire Başkanı sıfatını taşıdığı sırada, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan genel hükümlere göre adli soruşturma başlatıldığı, bu kapsamda 24/07/2016'da gözaltına alındığı, ev ve işyerinde yapılan arama-elkoyma işlemlerinden sonra nihayet 26/07/2016 tarihinde terör örgütüne üye olmak suçundan tutuklandığı, her ne kadar Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan adli soruşturma neticesinde, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi sebebiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş ise de, somut olayın özelliği, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma evrakı ve ekindeki belgelere göre bu suçlarla itham edilen, göz altına alınıp tutuklanan davacının atılı eylemlerin niteliği itibarıyla temel görevi adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercii olan, aynı zamanda kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakan ve Anayasa'da Yüksek Mahkeme olarak sayılan Yargıtayda Daire Başkanı olarak görev yapmaya devam etmesinin, yargının güvenilirliği, saygınlığı, bağımsız ve tarafsızlığı ile bağdaşmayacağı, bunları zedeleyeceği, bahsedilen yapı ile bağının olduğuna ilişkin sosyal çevre bilgisi ve süreç içerisinde oluşan, davacıyla aynı iş yerinde çalışmaları nedeniyle onu yakinen tanıyan Kurul üyelerinin ortak kanaatleri birlikte değerlendirilerek, davacı Yargıtay Emekli Daire Başkanının silahlı terör örgütüne iltisakının bulunduğunun kabul edildiği, dava konusu kararın hukuka uygun olduğu ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Kurulumuzun 26/02/2024 tarihli ara kararına davalı idare tarafından verilen cevaba ilişkin bilgi ve belgelerin dosyaya sunulması üzerine, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini "Yurtta Sulh Konseyi" olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır. Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir. MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır. 23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarih ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 26/07/2016 tarih ve 261 sayılı kararıyla, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiş, anılan karara karşı yapılan itiraz Yargıtay Başkanlar Kurulunun... tarih ve ... sayılı kararı ile reddedilmiştir. Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır. Öte yandan, davacı hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yapılan adli soruşturma neticesinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının... tarih ve Soruşturma No:..., Karar No:...sayılı kararıyla 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 172/1. maddesi uyarınca kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği ve bu kararın 04/09/2018 tarihinde kesinleştiği görülmüştür. İLGİLİ MEVZUAT : 1) Anayasa Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir. Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır." Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz." Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır." Anayasa’nın 13. maddesi: "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." Anayasa’nın 14. maddesi: "Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. ..." Anayasa’nın dava konusu kararın tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir. Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz." Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz." Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz." Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler." Anayasa’nın 139. maddesi: "Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır." Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: "Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler." 2) AİHS AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir." AİHS'in 8. maddesi: "Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir." AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez. Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir." 3) Kanun 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 3. maddesinin birinci fıkrasında, "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …Yargıtay daire başkanı ve üyeleri hakkında Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca; meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır." hükmüne yer verilmiştir. Anılan Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun'un 3. maddesinin birinci fıkrasında da aynı hüküm yer almıştır. 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 18. maddesinde, "Kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirmek" Birinci Başkanlık Kurulunun görevleri arasında; 17. maddesinde, "Birinci Başkanlık Kurulu, Yüksek Disiplin Kurulu ile Yönetim Kurulu kararlarına karşı yapılan itirazları kesin olarak karara bağlamak" ise Başkanlar Kurulunun görevleri arasında sayılmıştır. 4) Etik İlkeler Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir. Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 1) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 19. maddesinde de, disiplin kovuşturmasını gerektiren eylemler belirtilmiş, eyleminin ağırlığına göre “Uyarma” veya “Görevden çekilmeye davet” işlemlerinden birinin uygulanacağı kuralına yer verilmiştir. Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca Yargıtay daire başkanı ve üyelerinin meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır. 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, "meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan "olağanüstü tedbir" niteliğindedir. Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile "terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen" üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere, olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir. Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve Yargıtay daire başkanı ve üyeleri hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da, bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir. Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını "kavuşan, bitişen, birleşen", irtibatlı kavramını ise "bağlantılı" olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır. Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için birtakım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır. 2) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir. Dava konusu kararın dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemlerin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemlerin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir. Öte yandan, 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca olağanüstü tedbir niteliğinde bir idari yaptırım olarak meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen yargı mensupları hakkında bu olağanüstü tedbirin sebebini oluşturan eylem ve davranışların niteliği ve mahiyeti itibarıyla aynı zamanda ceza hukuku bakımından da suç oluşturması halinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) uyarınca "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak" suçundan ceza soruşturması ve kamu davası açıldığı da görülmüştür. Bununla birlikte, 667 sayılı KHK uyarınca bir yargı mensubu hakkında terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti olmasa da bu terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olması nedeniyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına yönelik olağanüstü idari tedbirin uygulanabilmesi karşısında, anılan yargı mensubu hakkında açılan ceza soruşturmasında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına veya ceza davasında beraatine karar verilmiş olmasının, ilgili hakkında anılan olağanüstü tedbirin hukuka uygunluğu yönünden yürütülen yargılama faaliyeti için bağlayıcı olmayacağı açıktır. Bu durumda, davacı hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yapılan adli soruşturma neticesinde ... Cumhuriyet Başsavcılığının... tarih ve Soruşturma No:..., Karar No:... sayılı kararıyla 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 172/1. maddesi uyarınca kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmiş olmasının, davacının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi Kurulumuz tarafından yapılacak idari yargılama yönünden bağlayıcılığı da bulunmamaktadır. Dava dosyasında yer alan davacı hakkındaki bilgi ve belgelerin değerlendirilmesine gelince; Davalı idare tarafından; "..Özellikle Yargı teşkilatında FETÖ/PDY'nin en etkili olduğu dönem olarak bilinen 2010 ila 2014 yılları arası olduğu göz önüne alındığında; davacının 13/07/2008 tarihinde Yargıtay üyesi seçilmesinden sonra Yargıtay Kurullarınca görevlendirme ve seçilmek suretiyle çalıştığı birimler dikkate şayandır. Zira davacı önce Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 14/07/2008 tarihli kararıyla görevlendirildiği... Ceza Dairesinde uzun yıllar üye olarak çalışmış, bu arada aynı zamanda 21/01/2010'da Yüksek Seçim Kurulu'na Yargıtay Büyük Genel Kurulunca üye seçilmiş, YSK üyesi iken kısa süre sonra boşalacak Daire Başkanlığına seçilmesi düşüncesi ile olsa gerek daire değişikliği yapılarak 15/03/2013 tarihinde ... Ceza Dairesine önce üye olarak görevlendirilmiş, daha sonra da 04/11/2013 tarihinde ... Ceza Dairesine Başkan seçilmiştir. Ayrıca kurum içerisindeki seçim süreçlerinde gösterdiği tavır ve özellikle de bir kısım Yargıtay Üyelerinin daire değişikliğinin yapıldığı (ki bu üyelerin tamamı hakkında daha sonra 667 sayılı KHK hükümleri uyarınca HSK tarafından meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiştir) Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun ... gün ve ... sayılı kararına karşı yaptıkları itirazların değerlendirilip karara bağlandığı Yargıtay Başkanlar Kurulunun...gün ve ... sayılı itirazların oy çokluğuyla reddine karar verilmesi süreçlerindeki tutumu da tüm anlatılanlarla birlikte nazara alınarak dava konusu karar alınmıştır. Davacının görev yaptığı Yargıtay ... Ceza Dairesi uzun yıllar FETÖ/PDY'nin birçok kumpas davasına bakacak mahkeme olarak önem verdiği ve dizayn ettiği daire olarak bilinmektedir. Davacının Yargıtayın uzun yıllardan beri gelen teamüllerine aykın olarak önce ... Ceza Dairesine üye yapılıp sonra da çoğunluğu 2011 yılında seçilen ve haklarında FETÖ/PDY soruşturması yapılan üyelerin desteği ile üye seçildiği, benzer uygulamaların başka dairelerde de yaptıkları anlaşılmaktadır..." denilmek suretiyle bu hususun davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve/veya iltisaklı olduğunu gösterir delil niteliğinde olduğu ileri sürülmüştür. Davacı hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçu nedeniyle yapılan adli soruşturma neticesinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının... tarih ve Soruşturma No:..., Karar No:... sayılı kovuşturma yapılmasına yer olmadığına ilişkin kararında yer verilen tanık beyanları aşağıdaki şekildedir; Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan İ.O.; “140)...; M.A. bey'in HSYK Başkan Vekili olduğu dönemde seçilmiştir. Kendisinin Fetullah Gülen cemaati ile ilgisinin olmadığını biliyorum. Hatta kendisi ... Ceza Dairesinden ... Ceza Dairesine kaydırılıp Başkan yapılmak istenince B.E. ile birlikte bu işe karşı çıktık. Çünkü ...Ceza Dairesine önemli olarak nitelendirdiğimiz balyoz ve ergenekon soruşturmaları gelecekti. Bu dava dosyaları nedeni ile Fetullah Gülen cemaat mensuplarının bir oyunu olduğuna inanmıştık. Bu nedenle bu işleme karşı çıktık. Çünkü ... Ceza Dairesinde Fetullah Gülen cemaat mensubu olmayan ve çalışkan olarak bildiğimiz bir hukukçuydu. Fetullah Gülen cemaat mensupları ...'i kandırarak ... Ceza Dairesine gönderdikleri ve orada başkan yapacaklarına ilişkin söz verdiklerini duyduk. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nda balyoz ve ergenekon soruşturma dosyaları gündeme gelince ben ve B.E. ... Ceza Dairesi Başkanı E.E. ve üye ...'in yanına gideceğimizi, dosyayı ya kendileri ya da çok güvendikleri tetkik hakimine vererek incelemelerini isteyeceğimizi, bu dosyalarda büyük bir sıkıntı olduğunu dile getirdik. Bu konuşmamızdan çok kısa bir süre sonra ...'in... Ceza Dairesine geçtiğini duyduk. Önce re'sen kaydırıldığını zannedip oldukça kızmıştık. Bilahare kendisinin dilekçesi sonucu ... Ceza Dairesine geçtiğini duyduk. Kendisine bu sefer kızdık. ... Ceza Dairesinde önemli dosyaları bırakarak niye ... Ceza Dairesine geçti diye söylendik. Ancak bu yapılan işlemlerin cemaatin bir manevrası olduğunu düşündük. Çünkü bu suretle ... Ceza Dairesinde güvendiğimiz ...'in kandırıldığını gördük. ...'in bu şekilde kaydırılması sonucu ... Ceza Dairesi Başkanı yapılmasının uygun olmadığını, ... Ceza Dairesi üyelerine de söyledim. Çünkü o dairede 35 yıllık bir üye bulunmaktaydı. Ben kıdemli üye E.S.Y.'nin 160'lar seçiminden sonra yeni kurulan dairelerden birine başkan yapılmak istendiğini, ancak kendisinin istemediğini biliyordum. Kendisine bu durumu sorduğumda yeni daireye gitmek istemediğini, ... Ceza Dairesi boşalırsa burada başkan olmak istediğini, boşalmazsa üye olarak emekli olmak istediğini söylemişti. ... Ceza Dairesi üyelerinin de E. hanım'ı başkan yapmak istediklerini biliyordum. Ancak ... gelince bu dairede bulunan tüm üyelerin E. hanımı değil, ...'i istediklerini belirtmişlerdi. Ben bu hareketin uygun olmadığını ... Ceza Daire üyelerine anlatmıştım. Bu konuşmamı duyan ...'in bana cephe aldığını ve darıldığını biliyorum.” Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan B.E.; “ Yargıtay’da cemaat mensubu üyelerin kendilerince kritik gördükleri dairelere sayısal olarak ne şekilde dağıtıldığını izah etmiştim. Bu konuda aklıma gelen somut bir örneği de sîzlerle paylaşmak istiyorum. Balyoz davasının karara bağlandığı günlerdi. Henüz karar yazılıp Yargıtay’a gelmemişti. ... ile Kuruldaki odasında bu dava ile ilgili yorumlar yapıyorduk. ... başından beri Balyoz davasıyla yakından ilgilenmişti ve bu konudaki kuşkularını ve soru işaretlerini her ortamda ifade etmişti. Hatta bu konuda bir toplantıda F.S. ile tartıştığını da hatırlıyorum. Balyoz davası karara bağlanınca biz... Ceza Dairesinin durumuna baktık ve Yargıtay’daki üyelerin daireler arasında nasıl dağıtıldığına ilişkin durumu en açık bir şekilde belki de o zaman farkettik. Söylentiler vardı ama olayın bu boyutta olduğunu tam bilmiyorduk... dairede cemaatin sekiz üyesi vardı. İki de o dairede eskiden kalma üye bulunuyordu. Bunlar G.A. ve .... İ. Bey listeye baktı ve buradan olumlu bir şey çıkmaz dedi. Neden dedim. Başkan E.E., G.A. ve ... dışında kimse yok dedi. Ben dedim ki, Başkan dosyayı ...’e veremez mi? İ. bey, aslında iyi olur dedi. ... tetkik hakimi iken de sanıyorum o dairede idi. Konunun uzmanlarından biriydi, yapı olarak da milliyetçi bir çizgisi vardı. O zaman gidip E.E. Bey ile görüşelim, Balyoz dosyasını bizzat ...’e versin, bu dosyaya ...’in kontrolünde bakılsın dedik. O sırada içeriye genel sekreter M.B. girdi. İ. Bey M.B.'ye hitaben; ...Ceza Dairesini ne hale getirmişsiniz. Ama bak biz ne düşünüyoruz. E. Bey’e gideceğiz ve Balyoz dosyasını ...’e inceletmesini isteyeceğiz dedi. O sırada Yargıtay’da daireler iki heyet halinde çalışıyordü. ...’in diğer heyette çalıştığını falan da o anda M.’den öğrendik. M.B., bu mümkün değil, o diğer heyette falan dedi çünkü. Aradan bir ay geçmedi, bir duyduk ... ...Ceza Dairesi üyeliğine gönderilmiş. Bu işe önce bir anlam veremedik. Çünkü ... Bey uzun yıllardır ... Ceza Dairesinde çalışıyordu. Durup dururken ... Ceza Dairesine gitmesinin de bir anlamı yoktu. Sonra öğrendik ki ...’e... Ceza Dairesi Başkanlığını teklif etmişler, artık ikna etmek için neler yaptıklarını neler söylediklerini bilmiyoruz. Yakın bir vakitte... Ceza Dairesi Başkanlığı boşalacaktı. Bunu da bu dairenin başkanlığına aday olan aynı zamanda eskiden lojman komşumuz olan E.S.Y. hanımdan duymuştuk. Çünkü o başkanlık seçimi için girişimlerine başlamıştı. Seçilmesine de kesin gözüyle bakıyorduk. Çünkü cemaat mensubu üyeler E.S. Hanım’a daha önce bir başka dairenin başkanlığını teklif etmişlerdi ama E.S. Hanım bu teklifi etik bulmamıştı, benim o daire ile ilgili bir uzmanlığım yok, yakında benim dairem de boşalacak, ben kendi dairemde sıramı bekleyeceğim demişti. E.S. Hanım’a başka dairenin başkanlığını teklif eden cemaat mensupları şimdi kendi dairesinin başkanlık seçimi yaklaştığı sırada ... Dairenin bir üyesine başkanlık sözü vererek E.S. Hanım’in olduğu daireye gönderiyorlardı. İ. Bey ile aklımıza M.B.’ye söylediklerimiz geldi. Dedik ki bu süslü kaydırma hem ...’e, hem de Yargıtay’a gelecek Balyoz Davasına bir operasyon. M.B. o gün balyoz meselesini İ. Bey ile konuştuğumuz sözlerin üzerine gelmişti ve bu konuşmalarımızı son derece ciddiye aldı ve Yargıtay’daki arkadaşlarına iletti diye düşündük. Onlar da ne olur ne olmaz diye ...’e reddedemeyeceği bir teklifle belki de biraz uğraşarak böyle bir operasyon yapmışlardı. Şimdi Yargıtay’ın listesine bakarken ... ile ilgili olarak aklıma bu olay geldi ve dedim ki ...’i aslında biz yakmıştık. Balyoz Davası ile ilgili adını gündeme getirince sırf 9’dan kaydırmak için ...Daireye gönderildi ama dışardan bu olay çok farklı algılandı. Dışarıdan bakanlar ... cemaat üyesi olduğu için ...Ceza’ya verilerek başkan yapıldı diye düşündüler ve bu süreçten de ... sonuçta zararlı çıktı. Halbuki o tarihte ... ...Ceza Dairesinde güvenilebilecek iki üyeden birisiydi. Balyoz kararı daha yazılmadığı için biz bu fikrimizi uygulamada çok acele etmemiştik. Daha biz E. Bey ile konuşmadan cemaatçiler ...’e operasyonu çektiler. Bu husus da bu kişilerin kritik dairelere ilişkin üye dağılımını ve gerektiğinde yer değişikliğini nasıl ustaca yapabildiklerine ilişkin en güzel örneklerden biridir.” Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan O.Y..; “... bilgili bir kişiydi. Başka daireden gelip aday oldu. Önce üye olarak geldi, sonra başkan oldu. Tabi bunlar herkesi seçmiyorlar. Onlara mensup olup olmadığını bilemem” Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan N.Ö., "Yargıtay eski Daire Başkanı ...'in söz konusu yapı ile organik bir ilişkisi bulunup bulunmadığını bilmem. Ben bu yapının içinde olmadığım için kimin yapıya mensup olduğunu bilmem de beklenemez. ......'in 4. Ceza Dairesi Başkanlığı seçiminde bu yapının desteğini aldığı Yargıtay içinde konuşuluyordu. Zaten o dönemde Yargıtay'daki sayısal profil dolayısıyla bu yapının desteğini almayan birinin başkan seçilmesi pek mümkün değildi. 2014 yılında yapılan Yargıtay Divan Kurulu seçimlerinde ... tarafıma gelip oy istemiş değildir. ... Kendisinin ülkücü olduğu söylenirdi. 2014 yasa değişikliği sonrasında yasa değişikliği konusunda Başkanlar Kurulu ve benzeri platformlarda değişiklik hakkında olumsuz görüş bildirdiği, çeşitli muhalefetlerde bulunduğu yolunda Yargıtay'da duyumlar mevcuttu. Ben ...'in saikinin ne olduğunu bilemiyorum fakat bu söylemler yapının lehine şeklinde yorumlanıyordu.” Davacı hakkında yukarıda yer verilen tanık beyanlarında, Balyoz ve Ergenekon Soruşturmalarına ilişkin dosyaların geleceği ... Ceza Dairesinde üye olarak görev yapmakta olan davacının, dilekçe vererek ...Ceza Dairesine geçtiği ve bu noktada FETÖ/PDY mensuplarınca kandırıldığı, FETÖ/PDY mensuplarının desteğini alarak yeni geçtiği Dairede Başkan olarak seçildiğinin belirtildiği görülmüştür. Davacının adının geçtiği ByLock yazışma içerikleri şu şekildedir; Yazışma tarihlerinde davacının Daire Başkanı olduğu Yargıtay... Ceza Dairesinde Üye olarak görev yapan N.D. isimli kişi adına tespitli ... ID numaralı ByLock kullanıcısı tarafından, yine aynı Dairede Üye olarak görev yapan ... ID numaralı ByLock kullanıcısı M.K. isimli kişiye 11/12/2015 tarihinde saat 17.55'te; "başkan beye ... beyin kıdemli olduğunu artık işi öğrendiğini heyetlerde değişiklik yaparken üyeleri de düşünseniz ... beyi heyet başkanı yapsanız dedim. Bu arada ... beyin heyeti gündeme geldi ağır çalışmasndan arkadaşlar rahatsız dedi bende bu vesileyle oradaki çalışma ortamınada müdahale edilmiş olur dedim. Siz arkadaşlarla konuştunuzmu diye sordu bende konuşmadığımızı söyleyince ben ... beyle konuşayım ondan sonra düşünelim dedi o sırada ... bey gelince mevzu kapandı ama sizinle konuşmak isteyebilir ve benimle konuşup konuşmadığını test etmek isteyebilir haberiniz olsun" şeklinde, Aynı kişi tarafından ... ID numaralı ByLock kullanıcısı A.B. isimli kişiye 16/12/2015 tarihinde saat 21.43'te; "-başkan dün ... benim beraber olduğumu düşünüyor ve zarf atıyor bu adamdan iyice şüphelenmeye başladım -...nın niye gittiğini ne zaman geleceğini sorguluyor bir şeyler duymuş olabilir -...ki arıza yapmışta aynı olabilir diye düşnüyorum" şeklinde, Yine aynı kişi tarafından ... ID numaralı ByLock kullanıcısı Ç.Ş. isimli kişiye 16/02/2016 tarihinde saat 20.26'da; "-Bugün A.İ. geldi ... bey için oy istedi -...Aleviymiş bizim başkan öyle dedi"; saat 20.27'de; "-çok mütevazi ve mahcup gördüm öylemidir -birde bu adamlara ümit vermek lazım mı -oluşumlardan rahatsız olduğunu söyledi" saat 20.30'da; "bizim başkan bunlarla oturup konuşmak lazım eğer konuşursak anlaşırız çok dürüstlerdir diyor"; saat 20.33'te; "abi abilerin genel kanaatide buysa bende ümit verici şeyler söyleyeyim, başkan bey hepimizden olmasada destek bekliyor ve karşı cepheyi dağıtmanın başka yolu yo diyor" şeklinde içeriği bulunan mesajlar gönderildiği, Yargıtay... Ceza Dairesi Üyesi olarak görev yapmakta iken meslekten çıkarılan M.K. isimli kişi adına tespitli ... ID numaralı ByLock kullanıcısı tarafından ... ID numaralı ByLock kullanıcısı S.S. isimli kişiye 09/02/2016 tarihinde saat 22.30'da gönderilen mesaj içeriğinin de; "H.P. ile dairesindeki arkadaşlar samimi emekli olan Ş.İ. cok samimi onu cok seviyor . ... beyede saygisi var. bende konusuyorum ama beni bizi biliyor bize münafıklik yapabilir ama arkadaşla konuşursa tamamen takiyye yapamaz diye düşünüyorum" şeklinde olduğu görülmüştür. Temyize konu Daire kararında, Dairece dosyadaki mevcut deliller davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakı için yeterli görülmemiş ise de, örgütün etkin olduğu dönemde Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 14/07/2008 tarihli kararıyla görevlendirildiği ... Ceza Dairesinde üye olarak çalışırken 21/01/2010 tarihinde Yargıtay Büyük Genel Kurulunca Yüksek Seçim Kuruluna üye seçilmesi, 15/03/2013 tarihinde ... Ceza Dairesine üye olarak görevlendirildikten kısa süre sonra da 04/11/2013 tarihinde ... Ceza Dairesine Başkan olarak seçilmesi, anılan terör örgütünün desteği ile istekleri doğrultusunda hareket ettiğine ve diğer hususlara yönelik hakkındaki tanık beyanları ve ByLock yazışma içeriklerinin bir bütün olarak değerlendirilmesinden, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 3) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi Dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir. Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla bu karara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır. Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır. Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike"nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır. Bu itibarla, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır. 4) Sonuç olarak Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir. Bu itibarla, Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun ...tarih ve ... sayılı kararının iptali yolundaki Daire kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne; 2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle dava konusu kararın iptaline ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 20/10/2022 tarih ve E:2017/4415, K:2022/7409 sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine, 4. Kesin olarak, 13/11/2024 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Beşinci Dairesince verilen, dava konusu kararın iptali yolundaki Daire kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.