Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/860 E. , 2024/1807 K. T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/860 Karar No : 2024/1807 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : Kendi adına asaleten, ... adına velayeten ... VEKİLLERİ : Av. ... TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Genel Komutanlığı / ... VEKİLİ : Av. ... İSTEMLERİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması is…
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/860 E. , 2024/1807 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/860 Karar No : 2024/1807 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : Kendi adına asaleten, ... adına velayeten ... VEKİLLERİ : Av. ... TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Genel Komutanlığı / ... VEKİLİ : Av. ... İSTEMLERİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar tarafından; yakınları ...'ın Aydın ili, Efeler İlçe Jandarma Komutanlığı emrinde Jandarma Astsubay Üstçavuş olarak görev yapmakta iken, adam öldürmek suçundan aranan şahsı yakalamak için görevlendirilmesi üzerine aranan şüpheli tarafından 28/01/2015 tarihinde şehit edildiğinden bahisle uğradıkları iddia edilen zararlarına karşılık müteveffanın eşi ... için 1.000,00 TL (miktar artırımı ile 339.143,35 TL), çocuğu ... için 1.000,00 TL (miktar artırımı ile 111.151,02 TL) maddi tazminat ile davacıların her biri için ayrı ayrı 50.000,00 TL manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; davacıların zararının mesleki risk ilkesi gereğince tazmini gerektiği, Mahkemece zararın belirlenebilmesi için alınan bilirkişi raporında eş için 191.845,85 TL, çocuk için 99.049,18 TL tazminat hesaplandığı, davacılar tarafından bu miktar üzerinden miktar artırım talebinde bulunulduğu, alınan ek rapor ile eş için 339.143,35 TL, çocuk için 111.151,02 TL tazminat hesaplandığı, bunun üzerine davacılar tarafından 01/03/2019 havale tarihli dilekçe ile ikinci kez miktar artırım talebinde bulunulduğu, ikinci kez miktar artırım talebinin kabul edilemeyeceği gerekçesiyle eş ... için 1.000,00 TL'nin 04/04/2015 tarihinden itibaren, kalan 190.845,85 TL'nin ise 19/07/2018 tarihinden itibaren, çocuk ... için 1.000,00 TL'nin 04/04/2015 tarihinden itibaren, kalan 98.049,18 TL'nin ise 19/07/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine, eş ve çocuk için ayrı ayrı 50.000,00 TL manevi tazminatın 04/04/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine, fazlaya ilişkin faiz taleplerinin reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesince taraflarca yapılan istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI :Davacılar tarafından; miktar artırım talebinin dikkate alınmadığı, faiz başlangıç tarihinin hatalı olduğu ileri sürülmektedir. Davalı idare tarafından; dava konusu olayın meydana gelmesinde idarelerinin kusurunun bulunmadığı, manevi tazminata faiz yürütülemeyeceği, maddi tazminata ise faizin idareye başvuru tarihinden itibaren işletilmesi gerektiği, hükmedilen tazminat miktarının yüksek olduğu ileri sürülmektedir. TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Taraflarca savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Bölge İdare Mahkemesi kararının kısmen düzeltilerek onaması, kısmen bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Dosyanın incelenmesinden; davacı ...'ın eşi ve davacı ...'ın babası olan ...'ın, Aydın ili, Efeler İlçe Jandarma Komutanlığı emrinde Jandarma Astsubay Üstçavuş olarak "Suç Önleme ve Müdahale Timinde" görev yapmakta iken adam öldürmek suçundan aranan şahsı yakalamak için düzenlenen operasyonda aranan şüpheli tarafından 28/01/2015 tarihinde şehit edildiğinden bahisle davacılar tarafından zararlarının karşılanması istemiyle yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine uğradıkları iddia edilen zararlarına karşılık müteveffanın eşi ... için 1.000,00 TL (miktar artırımı ile 339.143,35 TL), çocuğu ... için 1.000,00 TL (miktar artırımı ile 111.151,02 TL) maddi tazminat ile davacıların her biri için ayrı ayrı 50.000,00 TL manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. İdare, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Kusursuz sorumluluk, kamu hizmetinin görülmesi sırasında kişilerin uğradıkları özel ve olağan dışı zararların idarece tazmini esasına dayanmakta olup; kusur sorumluluğuna oranla ikincil derecede bir sorumluluk türüdür. Başka bir anlatımla idare, yürüttüğü hizmetin doğrudan sonucu olan, idari faaliyet ile nedensellik bağı kurulabilen, özel ve olağan dışı zararları kusursuz sorumluluk ilkesi gereği tazminle yükümlüdür. Bu bağlamda, kamu görevlilerinin görevini yaparken, görevi nedeniyle uğramış olduğu zararların da kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca tazmini gerekmektedir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" başlıklı 16. maddesinin 4. fıkrasına, 30/04/2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile, "Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir." cümlesi; aynı Kanun'un 5. maddesi ile de, 2577 sayılı Kanuna Geçici 7. madde olarak, "Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, bu Kanunun 16. maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen hüküm, kanun yolu aşaması dâhil, yürürlük tarihinde derdest olan davalarda da uygulanır." cümlesi eklenmiştir. 6459 sayılı Kanun'un 4. maddesinin gerekçesinde; "AİHM, devletin sorumluluğuna ilişkin tazminat davalarında, davacıların yargılamanın yavaş işlemesinden doğan zararlarını ortadan kaldıracak yeterli bir çözüm bulunmadığı yönünde ülkemiz aleyhinde ihlal kararları vermektedir. Düzenlemeyle, idarî yargıda açılan tam yargı davalarında talep edilen tazminatın daha yüksek olduğunun dava devam ederken anlaşılması durumunda, davacıya talep edilen miktarı arttırma hakkı verilmemesinin adil yargılanma hakkının ihlali olarak kabul edilmesi sebebiyle, nihai karar verilinceye kadar ıslah suretiyle talep edilen tazminat miktarını arttırma hakkı tanınmaktadır." ifadesine yer verilmiştir. 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu'nun mülga 53. maddesinde, en az 10 yıl fiili hizmet süresini tamamlamış iştirakçilere "adi malullük aylığı"; 55. maddesinde, görevin neden ve etkisiyle yaralanan iştirakçilere 53. maddeye göre hesaplanacak adi malüllük aylıklarına, malullük derecelerine göre %15 ila %60 oranında zam yapılmak suretiyle "vazife malullüğü aylığı" bağlanacağı kuralına yer verilmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, "Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir." hükmü düzenlenmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: A- Temyize Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, İdare Mahkemesi Kararının Manevi Tazminat İstemlerinin Kabulüne İlişkin Kısmına Yönelik Olarak Davalı İdare Tarafından Yapılan İstinaf Başvurusunun Reddine İlişkin Kısmının İncelenmesi: Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen kararın İdare Mahkemesi kararının davacıların manevi tazminat istemlerinin kabulüne ilişkin kısmına davalı idare tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine dair kısmı usul ve hukuka uygun olup, davalı idarenin dilekçesinde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. Öte yandan; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İstinaf" başlıklı 45. maddesinin üçüncü fıkrasında, "Bölge idare mahkemesi, yaptığı inceleme sonunda ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulursa istinaf başvurusunun reddine karar verir. Karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise gerekli düzeltmeyi yaparak aynı kararı verir."; "Temyiz" başlıklı 46. maddesinde, "Danıştay dava dairelerinin nihai kararları ile bölge idare mahkemelerinin aşağıda sayılan davalar hakkında verdikleri kararlar, başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi Danıştayda, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde temyiz edilebilir..." ve "Temyiz incelemesi üzerine verilecek kararlar" başlıklı 49. maddesinin birinci fıkrasında, "Temyiz incelemesi sonunda Danıştay; ... b) Kararda yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan maddi hatalar ile düzeltilmesi mümkün eksiklik veya yanlışlıklar varsa kararı düzelterek onar." hükümleri yer almaktadır. Faiz en basit biçimiyle; idarenin tazmin borcu bağlamında, kişilerin, idarenin eylem ve/veya işlemlerinden dolayı uğradıkları zararların giderilmesi istemiyle başvurmalarına karşın, idarenin zararı kendiliğinden ödemeyip yargı kararıyla tazminata mahkûm edilmesi sonucunda, idarenin temerrüde düştüğü tarihten tazminatın ödendiği tarihe kadar geçen süre için 3095 sayılı Kanun'a göre hesaplanacak tutarı ifade etmektedir. Davacılar tarafından dava dilekçesinde yasal faizin hangi tarihten itibaren işletilmesi gerektiğine ilişkin açık bir talebe yer verilmemesi halinde faizin dava açma tarihinden itibaren işletilmesi gerektiğinde duraksama bulunmamaktadır. Dosyanın incelenmesinden, 08/06/2015 tarihinde bakılan davanın açıldığı, dava dilekçesinde idareye başvuru tarihinden itibaren yasal faiz istenildiği ibaresine yer verilmeksizin talep edilen tazminat tutarlarının sadece yasal faiziyle ödenmesine karar verilmesi istenilmesine rağmen ve Mahkemece de faizin, dava açma tarihi olan 08/06/2015 tarihinden itibaren işletilmesi gerekirken, idareye başvuru tarihi olan 04/04/2015 tarihinden itibaren işletildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda; Bölge İdare Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının "... İdare Mahkemesi kararının hüküm fıkrasında yer alan "eş ve çocuk için ayrı ayrı 50.000,00 TL'nin 04/04/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine," ibaresinin "eş ve çocuk için ayrı ayrı 50.000,00 TL'nin dava açma tarihi olan 08/06/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine, şeklinde düzeltilmesine" şeklinde düzeltilmesi gerekmektedir. B- Temyize Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, İdare Mahkemesi Kararının Maddi Tazminat İstemlerinin Kabulüne İlişkin Kısmına Yönelik Olarak Taraflarca Yapılan İstinaf Başvurusunun Reddine Dair Kısmının İncelenmesi: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" başlıklı 16. maddesinin 4. fıkrasına eklenen düzenleme ve düzenlemenin gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde; tam yargı davalarında, davanın açıldığı tarihte uğranılan zarar miktarının belirsiz olması, tazminat miktarının dava devam ederken daha yüksek olduğunun anlaşılması hallerinde adil yargılanma hakkı ve hak arama hürriyetine uygun olarak nihai karar verilinceye kadar artırılmasına olanak tanınmıştır. Anılan düzenlemede dava miktarının nihai karar verilinceye kadar bir defaya mahsus olmak üzere artırılabileceği hükme bağlanmış ise de, davacının miktar artırım talebinde bulunabilmesi için tazminat miktarının bilirkişi raporu ile tespit edilmiş olması, davacının uğradığı zarar miktarının net ve doğru olarak ortaya konulması, gerekli hukuki koşulların sağlanmış olması gerekmektedir. Mahkemece alınan raporun yeterli görülmemesi üzerine yeniden rapor alınması, bilirkişi raporunun üst mahkeme tarafından hükme esas alınabilecek yeterlilikte görülmemesi veya eksik ve hatalı olduğunun tespit edilmesi üzerine yeniden rapor alınması ve alınan yeni bilirkişi raporu doğrultusunda tazminat miktarının yükselmesi hallerinde yeni hukuki durum ortaya çıkacağından nihai sonuca göre miktar artırım talebinde bulunulması halinde, önceki miktar artırımı dilekçesi dikkate alınmaksızın son duruma göre verilen miktar artırım dilekçesinin kabulü, kanun koyucunun amacına ve hakkaniyete uygun olup, bu durumun ikinci kez miktar artırımı yapıldığı şeklinde değerlendirilmemesi, davacının uğradığı zarar karşılığında ödenecek güncel ve gerçek tazminat tutarının doğru bir şekilde hesaplandığı her yeni raporun davacıya yeniden miktar artırma talebinde bulunma hakkı vereceğinin kabulü adil yargılanma hakkı ve hak arama hürriyetine uygun olacaktır. Uyuşmazlıkta; davacıların maddi zararlarının tespiti için alınan 04/06/2018 havale tarihli bilirkişi raporu doğrultusunda davacılar tarafından miktar artırımı talebinde bulunulduğu, Mahkemece raporun hükme esas alınabilecek nitelikte görülmemesi üzerine yeniden rapor alındığı, davacıların alınan 18/02/2019 havale tarihli ek bilirkişi raporunda hesaplanan miktara göre tekrar miktar artırım talebinde bulunduğu dikkate alındığında davacıların, Mahkemece yeniden alınan bilirkişi raporuna göre yaptığı miktar artırım talebinin kabulü gerekmektedir. Bununla birlikte, İdare Mahkemesi kararına esas alınan bilirkişi raporunda; vazife malullüğü aylığı ile adi malullük aylığı arasındaki farkın yarar olarak kabul edilerek hesaplanan tazminattan düşüldüğü anlaşılmakta olup vazife malullüğü ile adi malullük arasındaki farkın değil emsali görev aylığı ile vazife mallulüğü aylığı arasındaki farkın dikkate alınması gerektiğinden söz konusu bilirkişi raporunun hükme esas alınacak mahiyette olmadığı görülmektedir. Buna göre, davacıların uğradığını iddia ettiği maddi zararı aşağıda belirtilen şekilde bilirkişi tarafından yeniden hesaplanmalıdır. Aktif dönemde işlemiş dönem zararı, desteğin ölüm tarihinden bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihe kadar olan dönemi ifade eder. Bu dönemde, desteğin emsali olan askerin (Jandarma Astsubay Üstçavuş) aylar itibarıyla aldığı görev aylıkları ile SGK tarafından davacılara bağlanan ve aylar itibarıyla ödenen vazife malullüğü aylıkları dikkate alınarak, desteğin görev aylığı üzerinden her bir davacıya ayıracağı destek tutarı ile SGK tarafından her bir davacıya bağlanan vazife malullüğü aylık tutarı arasındaki fark, davacıların destek zararını oluşturmaktadır. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerinin hesaplanmayacağı da dikkate alınmalıdır. Aktif dönemde işleyecek dönem zararı, bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihten desteğin yasal emeklilik yaşını dolduracağı tarihe kadar olan dönemi ifade eder. Bu dönemde de, desteğin emsalinin aylar itibarıyla alabileceği görev aylıkları ile SGK tarafından davacılara bağlanan ve aylar itibarıyla ödenecek vazife malullüğü aylıkları dikkate alınarak, desteğin görev aylığı üzerinden her bir davacıya ayıracağı destek tutarı ile SGK tarafından her bir davacıya bağlanan vazife malullüğü aylık tutarı arasındaki fark, davacıların destekten yoksun kalma zararını oluşturmaktadır. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmemiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerinin (her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontoya tabi tutulmak suretiyle 1/kn formülü uygulanarak) dikkate alınması gerekmektedir. Pasif dönemdeki zararı, desteğin yasal emeklilik yaşını tamamladığı tarih ile muhtemel ömrünün sonuna (TRH 2010 tablosuna göre) kadar olan dönemi ifade eder. Bu dönemde, yasal emeklilik yaşını tamamladığı ve yasal emekli olma koşullarına sahip olduğu farz edilen desteğin alacağı emekli aylıkları ile SGK tarafından davacılara bağlanan ve aylar itibarıyla ödenecek vazife malullüğü aylıkları dikkate alanarak, desteğin emekli aylığı üzerinden her bir davacıya ayıracağı destek tutarı ile SGK tarafından her bir davacıya bağlanan vazife malullüğü aylık tutarı arasındaki fark, davacıların destek zararını oluşturmaktadır. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmemiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerlerinin (her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontaya tabi tutulmak suretiyle 1/kn formülü uygulanarak) dikkate alınması gerekmektedir. Bu kapsamda, 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun uyarınca bağlanan nakdi tazminatın ve 5434 sayılı Kanun'un Ek 79. maddesi kapsamında ödenen tütün ikramiyesinin hesaplanan maddi zarar tutarından, rapor tarihinde yasal faiz uygulanmak suretiyle güncellenecek değerlerinin düşülmesi gerekmektedir. Öte yandan; destekten yoksun kalma tazminatının amacı; desteğini yitiren kimsenin, ölümünden önce bulunduğu sosyal ve ekonomik yaşam düzeyinin devamını sağlayacak yardımın karşılığı olan paranın ödettirilmesidir. Dolayısıyla, destekten yoksunluk zararı, ölüm olayı olmasaydı desteğin yapacağı varsayılan yardım tutarı geleceğe yönelik olarak belirlenmek suretiyle hesaplanmaktadır. Eşin ölümü durumunda onun desteğinden yoksun kalan diğer eş yararına, kural olarak destekten yoksun kalınan süre ile sınırlı olarak destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilmesi gerekmektedir. Sağ kalan eşin yeniden evlenmesi durumunda, ölen eşin desteğine olan ihtiyacı yeni evlilik ile sona ereceğinden, sağ kalan eş yararına sadece yeniden evlenme tarihine kadar olan süre ile sınırlı olarak destekten yoksun kalma tazminatı hükmedilmesi gerekmektedir. İdare Mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacı eşin %12 evlenme ihtimali olduğu kabul edilerek, muhtemel bakiye ömrünün tamamı için destekten yoksun kalma zararı hesaplandığı görülmekte ise de UYAP bilgi sisteminden ulaşılan nüfus kayıt örneği incelendiğinde, davacı ...'ın 20/04/2019 tarihinde yeniden evlendiği dolayısıyla bu tarihten itibaren davacının ölen eşinin desteğine olan ihtiyacının sona erdiği anlaşıldığından davacı ...'ın destekten yoksun kalma zararının, yeniden evlendiği tarih olan 20/04/2019 tarihine kadar hesaplanması gerekmektedir. Bununla birlikte davacı çocuk ...'ın tazminat miktarı hesaplanırken davacı eş ...'ın yeniden evlenme tarihinden itibaren destekten çıktığı dikkate alınarak ...'ın destek pay oranının yeniden belirlenmesi gerektiğinde duraksama bulunmamaktadır. Diğer taraftan, bozma kararına uyulması halinde yeniden yapılacak yargılama sonucunda hükmedilecek maddi tazminat miktarının tamamına dava tarihinden itibaren yasal faiz işletileceği de açıktır. Bu itibarla, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda bilirkişi incelemesi yapılmak suretiyle davacıların maddi tazminat miktarlarının yeniden belirlenmesi gerektiğinden davacıların ilk kez artırdıkları maddi tazminat miktarlarının davacılara ödenmesi yolundaki Aydın 1. İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak taraflarca yapılan istinaf başvurularının reddine ilişkin temyize konu İzmir Bölge İdare Mahkemesi 6. İdare Dava Dairesi kararının bu kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Tarafların temyiz istemlerinin KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE 2. ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı temyize konu kararının idare mahkemesi kararının manevi tazminat isteminin kabulüne ilişkin kısmına yönelik olarak davalı idare tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmının yukarıda belirtilen şekilde DÜZELTİLEREK ONANMASINA, idare mahkemesi kararının maddi tazminat isteminin kabulüne ilişkin kısmına yönelik olarak taraflarca yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmının BOZULMASINA, 3. Bozulan kısım yönünden yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesine gönderilmesine, 06/05/2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.