Başvuru, psikolojik taciz sebebiyle açılan tam yargı davasında dilekçenin reddine karar verilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının, karar düzeltme talebinin Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin aynı dairesi tarafından karara bağlanması nedeniyle iki dereceli yargılama hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru; psikolojik taciz sebebiyle açılan tam yargı davasında dilekçenin reddine karar verilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının, karar düzeltme talebinin Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin aynı dairesi tarafından karara bağlanması nedeniyle iki dereceli yargılama hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 21/4/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde tespit edilen eksikliklerin verilen sürede tamamlanmadığı gerekçesiyle başvuru hakkında idari ret kararı verilmiştir. Komisyonca başvurucunun idari ret kararına yönelik itirazının kabulüne, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki Gülhane Askeri Tıp Akademisi Haydarpaşa Eğitim Hastanesinde Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinde askerî tabip kıdemli albay olarak görev yaparken isteği üzerine 16/9/2013 tarihinde emekli olmuştur. Başvurucu; meslek hayatının son yıllarında çalıştığı birimlerde çeşitli haksızlıklara, yıldırmalara ve ruhsal tacize maruz kaldığı, kendisine mobbing uygulandığı ve söz konusu haksız eylem ve işlemler nedeniyle erken emekli olmak zorunda bırakıldığı, ruh sağlığının bozulduğu ve mesleki itibarının zedelendiğinden bahisle uğradığını ileri sürdüğü maddi ve manevi zararlarının tazmin edilmesi istemiyle 12/9/2014 tarihinde Millî Savunma Bakanlığına başvuruda bulunmuştur. Başvurucunun talebi cevap verilmemek suretiyle zımnen reddedilmiştir. Başvurucu, zımnen ret kararının ardından 12/1/2015 tarihinde şimdilik 000 TL maddi ve 000 TL manevi zararlarının tazmini istemiyle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) nezdinde tam yargı davası açmıştır. Başvurucu, maruz kaldığını iddia ettiği işlem ve eylemleri dava dilekçesinde şöyle sıralamıştır: - Çalıştığı klinikte bulunan ve ihtisası gereği ihtiyaç duyduğu bazı tıbbi cihazları kullanma imkânından mahrum bırakıldığını, öğretim üyesi olarak görev yaptığı birimde asistanlara vermek istediği eğitimin engellendiğini, sebepsiz olarak tez danışmanlığı görevine son verilip bu görevin kendisinden daha az tecrübeli olan başka bir öğretim üyesine verildiğini, yaptığı ameliyatlara uygun şartlarda girmesinin ve hasta vizitelerinin engellendiğini, bilimsel kongre ve sempozyumlara konuşmacı olarak katılmasına izin verilmediğini belirtmiştir. - Ayrıca yıllık izindeyken kendisi hakkında olumsuz kanaat oluşturulması amacıyla sorumlusu olduğu birimdeki bazı belgelerde tahrifat yapıldığını ve anılan hususla ilgili yetkili makamlarca araştırma yapılmadığını, çalışma odasının değiştirilmesi sonucunda henüz taşınma aşamasındayken eski odasının kilidinin değiştirilmesi üzerine eşyalarının bir kısmını almasının engellendiğini ve yaşananlar nedeniyle haksız olarak disiplin cezası ile tecziye edildiğini, astı olan hemşirenin saygısız tutumu üzerine yaptığı şikâyetin dikkate alınmadığını, sorumlusu olduğu birimde görev yapan hemşirelere nöbet yazılması üzerine nöbet tutan personelin nöbet istirahatine ayrılması nedeniyle hizmette aksamalar yaşandığını vurgulamıştır. - Akademik nitelikteki makalesinin yayımlandığı uluslararası bir derginin editörlerine amiri konumunda bulunan kişi tarafından asılsız beyanlarda bulunulduğunu ve anılan makalenin yayından kaldırıldığını, akademik başvuru dosyasının gizlilik çerçevesinde incelenmesi gerekirken yetkisi olmayan kişilerce paylaşılması sonucunda savunma yapamayacağı ve müdahalede bulunamayacağı bir haksızlığa uğradığını, açılan profesörlük kadrosuna atanmak için akademik puanı ve donanımı yeterli olmasına rağmen kanuna aykırı olarak söz konusu kadroya sivil bir öğretim üyesinin atandığını ve kendisine iki yıl boyunca akademik kadrolara başvuramama cezasının verildiğini ifade etmiştir. AYİM İkinci Dairesi (Mahkeme) 4/3/2015 tarihli kararıyla dilekçenin reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun 38'inci maddesine göre 20'nci madde de yazılı idari eylem ve işlemler aleyhine ayrı ayrı dava açılacağı belirtilmesine rağmen davacı vekilince aralarında maddi ve hukuki irtibat bulunmayan birçok eylem ve işlemin 'mobing' şeklinde tanımlanarak tek bir dava dilekçesiyle dava açıldığı, oysa ki 'mobing' şeklinde tanımlanan işlem ve eylemler bütününün her birinin somut olarak meydana gelip gelmediği, gelmiş ise tazminat gerektirip gerektirmediği hususları ile bu eylem ve işlemler ile ilgili dava açma süresinin farklı kriterlere tabi olduğu, ayrıca bu eylem ve işlemlerle ilgili olarak görevli AYİM Dairelerinin farklı olduğu, yine yasalarda 'mobing' diye bir davranış tarzının tanımlanmadığı, bu nedenlerle davacı vekilince 'mobing' diye tanımlanan her bir eylem ve işlem için iddia edilen eylem ve işlemin ve her bir eylem ve işlemden doğan maddi ve manevi zararın ne olduğunun ayrıntılı olarak belirtilerek, her bir eylem ve işlem için ayrı ayrı dava dilekçesiyle dava açılması gerektiği anlaşılmıştır." Karar 23/3/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu karar düzeltme isteminde bulunmamıştır. Başvurucu 21/4/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi; Mahkemenin 4/3/2015 tarihli dava dilekçesinin reddi kararı üzerine benzer taleple aynı mahkemede ya da farklı mahkemede yeniden dava açılıp açılmadığı, açıldıysa ilgili mahkemelere yönelik esas ve karar numaraları ile karar sonuçlarına yönelik belgelerin gönderilmesi hususlarında başvurucudan bilgi istemiştir. Başvurucu vekilince gönderilen 9/7/2020 tarihli yazı ve eklerinde; Mahkemenin 4/3/2015 tarihli dava dilekçesinin reddi kararı üzerine sadece zincir işlem olarak gördükleri işlemlerin son halkası olan disiplin cezası işlemi baz alınarak dava dilekçesinin yenilendiği, ilk dilekçede belirtilen on altı ayrı idari işlem ve eylem için ise dava açmanın ekonomik olmaması ve süre aşımı ile karşılaşılabileceğinden dilekçelerin yenilenmediği ifade edilmiştir. Ayrıca askerî mahkemelerin kapatılması nedeniyle anılan dosyanın Ankara İdare Mahkemesince görüldüğü, anılan Mahkemece 25/2/2020 tarihinde davanın kabulüne karar verildiği ve davanın istinaf aşamasında derdest olduğu belirtilmiştir. A. Mevzuat Hükümleri 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı mülga Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun maddesinin ilgili kısmı şöyledir:''Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Türk Milleti adına; askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların ilk ve son derece mahkemesi olarak yargı denetimini ve diğer kanunlarda gösterilen, görevleri yapar..." 1602 sayılı mülga Kanun’un maddesi şöyledir:''Askeri kişilerle ilgili idari eylem ve işlemlere ilişkin idari davalar, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkanlığına hitaben yazılmış dilekçeler ile açılır. Dilekçeler, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkanlığına verilir.Dilekçelerde:a) Tarafların ad ve soyadları ile sınıf ve rütbeleri, duhulü, nasbı, adresleri ve unvanları; varsa vekillerinin veya temsilcilerinin ad ve soyadları ile adresleri ve unvanları;b) Davanın konusu ve sebepleri ile dayandığı deliller;c) Davaya konu olan idari eylem ve işlemin yazılı bildirim tarihi;d) Tazminat davalarında uyuşmazlık konusu miktar gösterilir.Dilekçeler ile bunlara ekli evrakın örnekleri karşı taraf sayısından bir fazla olur." 1602 sayılı mülga Kanun'un maddesi şöyledir:"20 nci maddede yazılı idari eylem ve işlemler aleyhine ayrı ayrı dava açılır. Ancak aralarında maddi ve hukuki bakımdan bağlılık varsa, aynı şahsı ilgilendiren birden fazla eylem ve işlemler aleyhine bir dilekçe ile de dava açılabilir." 1602 sayılı mülga Kanun'un maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Kaydı yapılan dilekçeler, Genel Sekreterlikçe;...e) 36 ve 38 inci maddelere uygun olup olmaması,...Noktalarından sırası ile incelenir....Bu noktalardan kanuna aykırı görülmeyenlerin tebligat işleri yapılır.” 1602 sayılı mülga Kanun'un maddesinin ilgili kısmı şöyledir:''Daireler veya Daireler Kuruluna gelen dilekçelerde 44 üncü maddede yazılı noktalardan kanunsuzluk görülürse:...B)...(e) bendinde yazılı halde bir defaya mahsus olmak üzere otuz gün içinde 36 ve 38 inci maddelere uygun şekilde yeniden düzenlemek veya noksanları tamamlamak ...üzere dilekçelerin reddine...karar verilir....Bu kararlara karşı düzeltme yoluna başvurulabilir. Bu halde otuz günlük süre bu konudaki kararın tebliği tarihinden itibaren işlemeye başlar.''B. Yargı Kararları Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25/9/2013 tarihli ve E.2012/9-1925, K.2013/1407 sayılı kararında mobbing şu şekilde tanımlanmıştır:"Türk Hukukunda psikolojik taciz (mobbing); işyerinde çalışanlara, diğer çalışanlar veya işverenler tarafından sistematik biçimde uygulanan, tekrarlanan her türlü kötü muamele, tehdit, şiddet, aşağılama gibi davranışlar olarak ifade edilmiştir. Psikolojik tacizin en bariz örnekleri, kendini göstermeyi engellemek, sözünü kesmek, yüksek sesle azarlamak, sürekli eleştiri, çalışan iş ortamında yokmuş gibi davranmak, iletişimin kesilmesi, fikirlerine itibar edilmemesi, asılsız söylenti, hoş olmayan imalar, nitelikli iş verilmemesi, anlamsız işler verilip sürekli yer değiştirilmesi, ağır işler verilmesi ve fiziksel şiddet tehdidi sayılabilir...Görüldüğü üzere, bir eylemin psikolojik taciz olarak kabul edilebilmesi için, bir işçinin hedef alınarak gerçekleştirilmesi, belli bir süreye yayılması ve bu durumun sistematik bir hal alması gerekir. Belirtilen şartların gerçekleşip gerçekleşmediğinin, her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir. Psikolojik tacizin nedenleri farklılık göstermesine karşın amaç, çoğu kez işçinin işyerinden ayrılmasını sağlamaktır." Yargıtay Hukuk Dairesinin 27/12/2013 tarihli ve E.2013/693, K.2013/30811 sayılı kararında mobbinge yönelik şu ifadeye yer verilmiştir:"...Mobbingin varlığı için kişilik haklarının ağır şekilde ihlaline gerek olmadığı, kişilik haklarına yönelik haksızlığın yeterli olduğu..." Danıştay İkinci Dairesinin 25/10/2017 tarihli ve E.2015/6046, K.2017/6537 sayılı kararında mobbing şu şekilde tanımlanmıştır:"Mobbing; işyerlerinde bir veya birden fazla kişi tarafından diğer kişi ya da kişilere yönelik gerçekleştirilen, belirli bir süre sistematik biçimde devam eden, yıldırma, pasifize etme veya işten uzaklaştırmayı amaçlayan; mağdur ya da mağdurların kişilik değerlerine, mesleki durumlarına, sosyal ilişkilerine veya sağlıklarına zarar veren; kötü niyetli, kasıtlı, olumsuz tutum ve davranışlar bütünü olarak tanımlanmaktadır.Mobbinge maruz kalan kişilerin, gördükleri zararın büyüklüğü ve etkisiyle işlerini yapamaz duruma gelmeleri söz konusudur. Psikolojik tacizin (mobbing) en bariz örneklerine ise; kendini göstermeyi engellemek, sözünü kesmek, yüksek sesle azarlamak, aşağılamak, sürekli eleştirmek, iş ortamında yokmuş gibi davranmak, iletişimin kesilmesi, fikirlerine itibar edilmemesi, asılsız söylenti, hoş olmayan imalar, nitelikli iş verilmemesi, anlamsız işler verilip sürekli yer değiştirilmesi, ağır işler verilmesi ve her türlü kötü muamele, tehdit gibi durumlar gösterilmektedir."