Başvuru, taşınmazın koruma amaçlı uygulama imar planında doğal sit alanı (mesire) olarak belirlenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, taşınmazın koruma amaçlı uygulama imar planında doğal sit alanı (mesire) olarak belirlenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 1/6/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir. Başvurucu Mehmet Aycan Onur 4/3/2020 tarihinde vefat etmiş olup eşi Zeytuna Onur ile çocukları İzzet Renay Onur, Reşat Onur ve Olga Ayça Onur İstanbul Noterliğinin 17/4/2020 tarihli mirasçılık belgesini sunarak 2/7/2020 tarihinde başvuruya devam etmek istediklerini bildirmişlerdir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucular, İstanbul'un Sarıyer ilçesine bağlı Maden Mahallesi'nde bulunan 926 ada 1 parsel sayılı 559,59 m2 yüz ölçümlü taşınmazın malikidir. Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu Başkanlığı 14/12/1974 tarihinde taşınmazın korunması gerekli sit sahası olduğuna karar vermiştir. Bu karar Kurulun 24/6/1983 tarihli kararıyla uygun bulunmuştur. Taşınmaz 22/7/1983 tarihinde yürürlüğe giren 1/000 ölçekli Boğaziçi nazım imar planında ve 18/11/1983 tarihli ve 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu eki haritalarda Boğaziçi Gerigörünüm ve Etkilenme Bölgeleri olarak tanımlanan alanda kalmaktadır. İstanbul III Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 21/4/1999 ve 26/2/2002 tarihli kararları ile taşınmaz derece doğal sit alanı olarak tescil edilen alanda kalmaktadır. 1/000 ölçekli Sarıyer Gerigörünüm ve Etkilenme Bölgeleri koruma amaçlı nazım imar planı 25/6/1999 tarihinde yürürlüğe girmiş, taşınmazın bulunduğu alan 29/7/2003 tasdik tarihli 1/000 ölçekli Sarıyer Gerigörünüm ve Etkilenme Bölgeleri koruma amaçlı uygulama imar planında doğal sit alanı (mesire) olarak planlanmıştır. Başvurucular, Sarıyer Belediye Başkanlığı İmar ve Şehircilik Müdürlüğüne 15/12/2011 tarihli dilekçe ile başvurarak taşınmazın imar durumu hakkında bilgi talep etmiştir. Anılan Belediye tarafından verilen 20/2/2011 tarihli cevap yazısında taşınmazın 29/7/2003 tasdik tarihli 1/000 ölçekli Sarıyer Gerigörünüm ve Etkilenme Bölgeleri koruma amaçlı uygulama imar planında doğal sit alanında (mesire) kaldığı ifade edilmiştir. Başvurucular 24/5/2013 tarihli ve 6487 sayılı Kanun'un maddesi uyarınca uzlaşma görüşmesi yapmak amacıyla 21/2/2014 tarihli dilekçelerle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığına başvurmuştur. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 14/3/2014 tarihli cevap yazısında 2960 sayılı Kanun uyarınca husumetin İstanbul Büyükşehir Belediyesi veya ilçe belediyelerine ait olacağını belirtmiştir. Kültür ve Turizm Bakanlığı 19/8/2014 tarihli cevap yazısında ise "...taşınmazın kamulaştırılması konusunun Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünce değerlendirilerek ilgilisine bilgi verilmesi" denilmiştir. Başvurucular 7/11/2014 tarihinde İstanbul İdare Mahkemesinde (Mahkeme) tazminat davası açmıştır. Başvurucular bu davada, hissedar oldukları taşınmazın imar planında doğal sit alanı (mesire) olarak belirlendiğini, taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığını ileri sürerek uğradıkları zararın giderilmesini istemiştir. Mahkeme 26/10/2016 tarihinde davayı reddetmiştir. Kararda 7/9/2016 tarihinde yürürlüğe giren 20/8/2016 tarihli ve 6745 sayılı Yatırımların Proje Bazında Desteklenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'la 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'na birtakım hükümler eklendiği vurgulanmıştır. Bu bağlamda uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmî kurumlara ayrılan taşınmazların kamulaştırılması için öngörülen beş yıllık sürenin 2942 sayılı Kanun'a eklenen geçici madde gereğince bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlayacağı ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılan ancak henüz karara bağlanmayan veya kararı kesinleşmeyen davalara da bu madde hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. Başvurucular verilen karara ilişkin istinaf talebinde bulunmuş, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Dokuzuncu İdare Dava Dairesi 11/4/2017 tarihinde istinaf talebinin reddine kesin olarak karar vermiştir. Nihai karar 4/5/2017 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir. Başvurucular 1/6/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucular 7/2/2020 tarihli dilekçe ile İstanbul Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne başvurarak 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında trampa talebinde bulunmuştur. Başvurucular, toplam alanı 559,59 m2 olan taşınmazın Sarıyer Belediyesince kamulaştırmasız olarak el atılan ve mahkeme kararı ile mülkiyeti Belediye lehine terk edilecek olan 473,72 m2lik kısmın mahsup edilerek 058,87 m2lik kısmının trampası talebinde bulunmuşlardır. İstanbul Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü 30/4/2020 tarihli cevap yazısında, taşınmazın Sarıyer Gerigörünüm ve Etkilenme Bölgeleri koruma amaçlı uygulama imar planında derecede doğal sit alanı (mesire) lejantlı alanda kısmen de yol alanında kaldığı açıklanmıştır. Cevap yazısında ayrıca 3/8/2013 tarihli ve 28727 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Tabiat Varlıkları, Doğal Sit Alanları ve Özel Çevre Koruma Bölgelerinde Kalan Yapı Yasaklı Taşınmazların Hazine Taşınmazları ile Değiştirilmesi Hakkında Yönetmelik'in (Yönetmelik) ilgili maddelerine göre bu durumdaki taşınmazların trampaya konu edilemeyeceği ifade edilmiştir. Aynı ada içindeki bütün parsel maliklerinin trampa başvurusunda bulunması gerektiği, tapu kütüğünde taşınmazın doğal sit alanında kaldığına dair şerh dışında başka takyidatlar da bulunduğu belirtilerek bunların da Yönetmelik'e aykırı olması nedeniyle trampa talebinin reddedildiği dile getirilmiştir. A. Mevzuat Hükümleri Konu ile ilgili hukuk için bkz. Hüseyin Ünal, B. No: 2017/24715, 20/9/2018, §§ 17- Konu ile ilgili hukuk için bkz. Ahmet Bölge, B. No: 2014/13133, 28/9/2016, §§ 24-B. Danıştay İçtihadı Danıştay Altıncı Dairesinin 26/10/2017 tarihli ve E.2017/4323, K.2017/8356 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Dosyanın incelenmesinden, davacıların anılan taşınmazı 1962 tarihinde edindikleri, söz konusu taşınmazın da bulunduğu alanın Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulunun 1974 tarihli, 8172 sayılı kararıyla doğal sit alanı olarak ilan edildiği, ve aynı Kurulun 1983 tarihli, 15175 sayılı kararı ile sınırları belirlenen ve 1/5000 ile 1/1000 ölçekli imar planlarına göre Boğaziçi Sahil Şeridi ve Öngörünüm Bölgesinde kaldığı, taşınmazın da bulunduğu bu alanda; korunması gereken eserler ve yapılar dışında hiçbir şekilde yapı yapılamayacağı kuralı olduğu, dava konusu taşınmaz üzerinde ekonomik değer taşıyan hiçbir yapı olmadığı ve davacılar tarafından bahçe olarak kullanıldığı, taşınmazın 1983 onanlı 1/1000 ölçekli Boğaziçi Öngörünüm Bölgesi Uygulama İmar Planında, 'konut alanı' kullanımında kaldığı, ancak taşınmaza Boğaziçi Kanunu'nun geçici maddesi uyarınca yeşil alan statüsü uygulandığı, bu kullanımlara ayrılan parsellerde korunması gerekli kültür varlığı dışında hiçbir yapı yapılamayacağı anlaşılmaktadır. Uyuşmazlıkta, davaya konu taşınmaz için yapılaşma izni verilmesinin yasal olarak mümkün olmadığı, zira taşınmazın baştanberi Boğaziçi Öngörünüm bölgesinde olması ve doğal sit alanında kalması nedeniyle zaten konumu gereği kısıtlı bir taşınmaz olduğu, kamulaştırmasız el atma davalarının, üzerinde yapılaşma imkanı bulunan taşınmazların sonradan kamu hizmetine ayrılması sonucunda taşınmazda meydana gelen hukuki kısıtlamalar nedeniyle açılabileceği, buna karşın, bulunduğu alan veya bölge gereği doğal olarak kısıtlılık halini bünyesinde barındıran taşınmazlarda 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun uygulanamayacağı, yukarıda yer verilen 2863 sayılı Kanunun ilgili şartları sağlanarak 'takas' talebinde bulunulabilecek olup bu talebin de somut olaya göre değerlendirileceği sonucuna ulaşılmaktadır.Bu durumda, idarelerin sit alanlarında kamulaştırma yapma zorunluluğunun bulunmadığı, ancak bu statüde bulunan taşınmazlar için hazine taşınmazlarıyla takas imkanının sunulması için koruma amaçlı imar planı bulunması gerektiği, koruma amaçlı imar planı yapımı için idarelere sit ilanından bu yana belli bir yasal süre tanındığı, esasen uyuşmazlığa konu taşınmazın kısıtlılığının 2960 sayılı Kanundan kaynaklandığı ve kamulaştırılması zorunlu bir statüde bulunmadığı, bu nedenle kamulaştırmasız el atma nedeniyle oluşan bir zarardan da bahsedilemeyeceğinden davanın reddine karar verilmesi gerekmekte iken dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına ilişkin kararda isabet bulunmamaktadır." Danıştay Altıncı Dairesinin 12/12/2017 tarihli ve E.2017/3161, K.2017/10690 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Dosyanın incelenmesinden, davacının anılan taşınmazı 2014 tarihinde intikal yoluyla edindiği, söz konusu taşınmazın da bulunduğu alanın Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulunun 1974 tarihli, 8172 sayılı kararıyla doğal sit alanı olarak ilan edildiği, ve aynı Kurulun 1983 tarihli, 15175 sayılı kararı ile sınırları belirlenen ve 1/5000 ile 1/1000 ölçekli imar planlarına göre Boğaziçi Sit Alanı Gerigörünüm ve Etkilenme Bölgesinde kaldığı, taşınmazın da bulunduğu bu alanda; korunması gereken eserler ve yapılar dışında hiçbir şekilde yapı yapılamayacağı kuralı olduğu, taşınmazın, 1984 onay tarihli 1/5000 Ölçekli Boğaziçi Doğal ve Tarihi Sit Değerlerini İçeren Nazım İmar Planında yeşil alanda ve 1983 onay tarihli 1/1000 ölçekli Boğaziçi Öngörünüm Bölgesi Uygulama İmar Planının Boğaziçi İmar Yüksek Koordinasyon Kurulunun 2011 tarihli, 2011/2 sayılı kararı ile sayısallaştırılmış paftasında kent bütününe hizmet eden yeşil alanda kaldığı, taşınmazın koruya katılacak alan olarak düzenleneceği kararı alınmış olduğu, bu kullanımlara ayrılan parsellerde korunması gerekli kültür varlığı dışında hiçbir yapı yapılamayacağı anlaşılmaktatır. Uyuşmazlıkta, davaya konu taşınmaz için yapılaşma izni verilmesinin yasal olarak mümkün olmadığı, zira taşınmazın baştanberi Boğaziçi Öngörünüm bölgesinde olması ve doğal sit alanında kalması nedeniyle zaten konumu gereği kısıtlı bir taşınmaz olduğu, kamulaştırmasız el atma davalarının, üzerinde yapılaşma imkanı bulunan taşınmazların sonradan kamu hizmetine ayrılması sonucunda taşınmazda meydana gelen hukuki kısıtlamalar nedeniyle açılabileceği, buna karşın, bulunduğu alan veya bölge gereği doğal olarak kısıtlılık halini bünyesinde barındıran taşınmazlarda 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun uygulanamayacağı, yukarıda yer verilen 2863 sayılı Kanunun ilgili şartları sağlanarak "takas" talebinde bulunulabilecek olup bu talebin de somut olaya göre değerlendirileceği sonucuna ulaşılmaktadır.Bu durumda, idarelerin sit alanlarında kamulaştırma yapma zorunluluğunun bulunmadığı, ancak bu statüde bulunan taşınmazlar için hazine taşınmazlarıyla takas imkanının sunulması için koruma amaçlı imar planı bulunması gerektiği, koruma amaçlı imar planı yapımı için idarelere sit ilanından bu yana belli bir yasal süre tanındığı, esasen uyuşmazlığa konu taşınmazın kısıtlılığının 2960 sayılı Kanundan kaynaklandığı ve kamulaştırılması zorunlu bir statüde bulunmadığı, bu nedenle kamulaştırmasız el atma nedeniyle oluşan bir zarardan da bahsedilemeyeceğinden davanın reddine karar verilmesi gerekmekte iken dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına ilişkin kararda isabet bulunmamaktadır. Öte yandan, bozma kararı üzerine verilecek kararda, husumet bakımından da yeniden bir değerlendirme yapılacağı açıktır."