Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 27/4/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca tutuklamanın hukuki olmadığı şikâyeti dışındaki iddialar yönünden kısmi kabul edilemezlik kararı verilmiş, başvurunun tutuklamanın hukukiliğine ilişkin kısmının kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihine kadar birçok kez uzatılmıştır. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25). Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik olarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturmalar yürütülmüş; çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 51; Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 12). Başvurucu en son Tekirdağ hâkimi olarak görev yapmakta iken Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) İkinci Dairesi 16/7/2016 tarihinde başvurucunun görevden uzaklaştırılmasına, HSYK Genel Kurulu ise 24/8/2016 tarihinde başvurucunun meslekten ihracına karar vermiştir. Darbe teşebbüsü sonrasında Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığı (Savcılık) tarafından başlatılan soruşturma kapsamında başvurucu 17/7/2016 tarihinde Savcılıkta ifade vermiştir. Başvurucunun ifade alma işlemi sırasında müdafii de hazır bulunmuştur. Başvurucu ifadesinde özetle HSYK tarafından verilen açığa alma kararının doğru olmadığını, hangi gerekçeye istinaden böyle bir kararın alındığını bilmediğini, HSYK seçimi sırasında örgüt lehine herhangi bir çalışması olmadığı gibi bağımsız olduğu söylenen adaylara oy vermediğini belirtmiştir. Başvurucu, Başsavcılık tarafından silahlı terör örgütüne üye olma ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçlarından tutuklanması istemiyle 17/7/2016 tarihinde Tekirdağ Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilmiştir. Başvurucu, müdafi huzurunda yaptığı savunmasında önceki anlatımlarının yanı sıra darbeye teşebbüs suçlamasını kabul etmediğini, aksi yönde hiçbir eylem yahut faaliyetinin de bulunmadığını, bahsi geçen örgüt ile hayatının herhangi bir döneminde fiilî bir temasta bulunmadığı gibi bu örgüte sempati dahi beslemediğini, örgüt tarafından organize edilen etkinlik yahut toplantılara katılmadığını ifade etmiştir. Başvurucu, Tekirdağ Sulh Ceza Hâkimliğince yapılan sorgusunun ardından silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 17/7/2016 tarihinde tutuklanmıştır. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"...şüpheliler hakkında HSYK Dairesinin 16/07/2016 tarihli hâkimlikten ve Savcılıktan uzaklaştırma kararı bulunduğu, Ankara Başsavcılığının ihbarı gibi somut delillere dayanan kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu, mevcut delil durumu, şüphelilerin savunmaları, arama ve el koyma tutanağı, şüphelilerin kaçma şüphesinin bulunduğu, atılı suçların CMK 100/3-a (11) maddesinde belirtilen katalog suçlardan oluşu göz önüne alındığında CMK.da tutuklama nedeni varsayılabilecek suçlardan olması, atılı suçların cezasının alt ve üst sınırları itibariyle verilmesi muhtemel ceza miktarı da gözönüne alınarak tutuklama tedbirine müracaat etmede ölçüsüzlük görülmediğinden hâkimler ve Savcılar Kanunun Maddesi ve CMK 100 ve devamı maddeleri gereğince şüphelilerin Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs Etme suçlarından AYRI AYRI TUTUKLANMALARINA ... karar verildi." Devam eden soruşturma sürecinde Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 1/10/2016 tarihli yetkisizlik kararı ile dosyanın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmiş, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı da 12/1/2017 tarihli yetkisizlik kararı ile dosyayı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2/2/2017 tarihinde tekrar başvurucunun ifadesine başvurulmuştur. Başvurucunun ifade alma işlemi sırasında müdafii de hazır bulunmuştur. Başvurucu ifadesinde özetle Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olduğunu, eşi ile üniversite döneminde tanıştığını, 1988 yılında hâkimlik mesleğine başladığını, eğitim ve meslek hayatı boyunca terör örgütünün herhangi bir okulunda okumadığını, dershanesine gitmediğini, evlerinde kalmadığını, toplantılarına katılmadığını ve kimseye himmet ya da kurban parası vermediğini belirtmiştir. Başvurucu ayrıca oğlunu ilköğretim ve lise yıllarında örgüte müzahir okullara gönderdiğini ancak bunu yaparken örgütsel bir saikle hareket etmediğini, o dönemde birçok siyasinin de çocuklarını bu okullara gönderdiğini, ayrıca oğlunun lise öğrenimi sırasında tam burs kazanmasının söz konusu okullara devam etmesinde etkili olduğunu, bunun haricinde oğlunu örgüte müzahir herhangi bir ev ya da dershaneye göndermediğini ifade etmiştir. Mesleki hayatında vermiş olduğu kararlarda hiç kimseden emir ve talimat almadığını belirten başvurucu, örgüte bağlı herhangi biriyle görüşmediğini, özellikle 28 Şubat sürecinden sonra bazı insanlar cuma namazına bile gitmeye çekinirken kendisinin cuma namazlarına gittiğini, eşine de başörtü takması konusunda telkinde bulunduğunu ifade etmiştir. Başvurucu bunun yanı sıra 2014 yılındaki HSYK seçimi öncesinde H.U. tarafından organize edilen İtalya gezisine katıldığını, bu gezi grubunda Yargıtay ve diğer adliyelerden de hâkim ve savcıların bulunduğunu, seçim döneminde ise herhangi bir grup lehine ya da aleyhine çalışmadığını, kendisine kimsenin liste vermediğini ve kendisini aramadığını ancak hem bağımsızlardan hem Yargıçlar ve Savcılar Birliğinden hem de Yargıda Birlik Platformundan insanların ziyaretine geldiğini belirtmiştir. ByLock, Eagle, Kakao gibi programlar kullanmadığını ve Bank Asyada hesap açtırmadığını belirten başvurucu; bilgisayarında örgüt liderine ait fotoğrafların bulunduğu iddiasına ilişkin olarak ise bu fotoğrafların internet üzerinden girmiş olduğu sitelerden otomatik olarak indiren ve "crash" diye tabir edilen dosyalardan olduğunu, muhtemelen bu şekilde elde edildiğini, bunun dışında kendisinin fotoğraf yüklemesinin söz konusu olmadığını, ayrıca söz konusu fotoğrafın karşıt haber sitelerinin kullandığı bir resim olduğunu ifade etmiştir. Başvurucu hakkında devam eden soruşturma sürecinde İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğinin 10/2/2017 tarihli ve İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğinin 10/3/2017 tarihli kararları ile tutukluluğun devamına hükmedilmiştir. Söz konusu kararlarda başvurucunun meslekten ihraç edildiği hususunun yanı sıra emniyet tarafından düzenlenmiş olan rapora göre başvurucu tarafından kullanılan bilgisayarda örgüt liderine ait fotoğrafın bulunduğu tespitine dayanılmıştır. Dosya kapsamında yapılan incelemede başvurucu hakkında delil olarak değerlendirilen bir diğer hususun ise Başbakanlık İletişim Merkezi üzerinden ya da doğrudan Savcılık kanalı ile yapılan şikâyetlere ilişkin dilekçeler olduğu anlaşılmıştır. Bahse konu dilekçelerde, başvurucunun hâkim olarak görev yaptığı yargılamalarda sanık olarak yer alan kişilerin mağduriyet yaşadıklarına ve adil bir şekilde yargılanmadıklarına yönelik şikâyetleri yer almaktadır. Başvurucu hakkında 28/3/2017 tarihinde yapılan tutukluluk incelemesi neticesinde Sulh Ceza Hâkimliğince adli kontrol tedbirleri uygulanarak başvurucunun tahliyesine karar verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"...dosya incelenmesinde; şüphelinin devam eden soruşturma kapsamında hakkındaki digital verilerin incelenmesi de dahil delillerin toplanma aşamasında olduğu ancak şüphelinin FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü tarafından şifreli haberleşme aracı olarak kullanılan bylock uygulamasını bu aşamada kullanmadığının tespit edildiği, sabit ikametgah sahibi olduğu, şüphelinin sağlık durumu, soruşturmanın geldiği aşama ve mevcut delil durumu itibariyle tutuklama tedbirinin devamı yönünden T. Anayasasının maddesinde düzenlenen 'ölçülülük' prensibi de dikkate alınarak şüpheli hakkında bu aşamada adli kontrol tedbirlerinin uygulanmasının yeterli olacağı kanaatine varılmakla, İstanbul Başsavcılığının talebinin kabulü ile şüpheli Recep Baş'ın silahlı terör örgütüne üye olma ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçlarından tahliyesine...karar vermek gerekmiş[tir.]" Başvurucu 27/4/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucu hakkındaki soruşturma bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığında devam etmektedir. İlgili hukuk için bkz. Adem Türkel, B. No: 2017/632, 23/1/2019, §§ 24-39; Mustafa Özterzi [GK], B. No: 2016/14597, 31/10/2019, §§ 33-48 ve ilgili Yargıtay kararları için bkz. A., B. No: 2016/63999, 9/1/2020, §§ 33-