4. Hukuk Dairesi 2024/5036 E. , 2024/8361 K. İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2024/32 E., 2024/139 K. DAVA TARİHİ : 13.05.2010 HÜKÜM/KARAR : Davanın Reddi Taraflar arasındaki itirazın iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. Karar davacı vekili tarafından temyiz ed…
**4. Hukuk Dairesi 2024/5036 E. , 2024/8361 K.** **"İçtihat Metni"** İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2024/32 E., 2024/139 K. DAVA TARİHİ : 13.05.2010 HÜKÜM/KARAR : Davanın Reddi Taraflar arasındaki itirazın iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. Karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının sağlık sigorta poliçesi ile sigortaladığı dava dışı ... Düzyatan'ın yolcu olarak bulunduğu aracın yaptığı kazada ağır biçimde yaralandığını, tedaviye rağmen tam olarak iyileşemeyip yatağa bağımlı ... geldiğini, sigortalının tedavi sürecindeki tedavi ve bakım giderleri karşılığı olarak davacının toplam 100.673,62 TL ödeme yaptığını, kazayı yapan aracın işleten ve sürücüsüne karşı açılan rücu davasında, eldeki davanın davalısı tarafından 20.680,83 TL'lik fazladan faturalandırma ile tahsilat yapıldığının saptandığını, bu bedel için araç maliki ve sürücüsünün sorumsuzluğuna hükmedildiğini, davalının haksız ve mevzuata aykırı biçimde tahsil ettiği bu bedelin tahsili için başlatılan takibe davalının itiraz ettiğini, itirazın haksız olduğunu belirterek davalının takibe itirazının iptali ile % 40 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının dayanak yaptığı dava dosyasının tarafı olmadıklarını, kurumlarında çalışan uzman tarafından davacının sigortalısı ... Düzyatan'a 17 gün boyunca rehabilitasyon hizmeti verdiklerinden tahsil edilen bedelin uygun olduğunu, ayrıca hastadaki tedavi ihtiyacı yaratan rahatsızlıklar için tıbben gerekli tedavilerin uygulandığını, icra takibine itirazlarının haklı olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 06.02.2014 tarihli 2010/290 E., 2014/28 K. sayılı kararı ile; iddia, savunma, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre; davacının sigortalısına davalı tarafından uygulanan tedaviler nedeniyle faturalandırılıp tahsil edilen bedelin uygun ve tedavi süreci için gerekli olduğunun alınan uzman bilirkişi heyeti raporuyla saptandığı, davalı tarafından fazladan tahsil edilen bir bedel olmadığından davacının davalıya karşı rücu hakkı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Birinci Bozma Kararı 1. Mahkemenin 06.02.2014 tarihli 2010/290 E., 2014/28 K. sayılı kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay (kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 15.05.2017 tarihli 2014/9106 E., 2017/5433 K. sayılı ilamıyla; "...Davalı tarafından fazladan faturalandırma yapılıp tahsil edilen bedel ve bu sebebe dayalı olarak davacının rücu alacağı bulunup bulunmadığı konularında alınan 14.06.2013 tarihli kök rapor ile 03.10.2013 tarihli ilk ek raporda, davalı tarafından yapılan fazladan tahsilat olduğu, miktarının da 20.679,69 TL. olduğu yönünde görüş bildirilmiştir. Davalı tarafından haricen alınan ve dosyaya sunulan bilimsel görüş doğrultusunda alınan 03.12.2013 tarihli ikinci ek bilirkişi raporunda ise; davalının sunduğu bilimsel görüş, davacının sigortalısının babası tarafından verilen, davalının fatura ettiği hizmetlerin davalıdan alındığına dair yazı gereği, davalının rehabilitasyon ve kas güçlendirme egzersiz programının birlikte fatura edilmesinde bir usulsüzlük bulunmadığı, davalının haksız biçimde fatura edip tahsil ettiği bedel bulunmadığı yönünde görüş bildirildiği; mahkeme tarafından da bu görüş doğrultusunda davacının rücu hakkının bulunmadığı yönünde karar verildiği görülmektedir. Davacının sağlık sigorta poliçesi ile sigortaladığı ... Düzyatan'ın yolcu olarak bulunduğu otobüsün kaza yapması sonucu yaralanıp tedavi gördüğü, tedavilerinin bir kısmının davalı tarafından yapıldığı, davacının, sigortalısının tedavisi için yapılan giderleri ödediği dosya kapsamı ile sabittir. Yine, davacı sigortalısının zarara uğramasına yol açan aracın maliki ve sürücüsüne karşı davacımız tarafından Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2006/513 Esas sayılı dosyasında açılan rücu davasında alınan bilirkişi heyeti raporunda, davalı tarafından tedaviye ilişkin olarak yapılan faturalandırmanın Türk Tabipler Birliği Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine aykırı olduğu, spinal kord rehabilitasyon hizmeti için fatura kesilen durumda rom egzersiz ve kas güçlendirme hizmet bedeli için fatura kesilemeyeceği, eldeki davanın davalısı tarafından anılan biçimde yapılan faturalandırmanın uygun olmadığı, fazladan fatura edilen bedelin 20.680,83 TL. olduğu yönündeki görüş doğrultusunda, davacımızın araç maliki ve sürücüsüne bu bedeli rücu hakkı bulunmadığına karar verilmiş; anılan mahkeme kararı, temyiz ve karar düzeltme incelemelerinden geçerek 27.03.2012 tarihinde kesinleşmiştir. Davacı tarafından açılan Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2006/513 Esas sayılı dosyasında dava konusunun, davacının sigortalısı için ödediği tedavi bedellerinin rücusu olduğu; davacının rücu edebileceği miktarın ve bu bedelden sorumlu olanların tespiti bakımından alınan uzman bilirkişi heyeti raporuyla, eldeki davanın davalısı tarafından fazladan faturalandırma yapıldığının saptandığı; anılan davada bilirkişi raporuna göre verilen kararın temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiği hususları hep birlikte gözetildiğinde; eldeki davanın davalısı, anılan dosyada taraf olmadığı için Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2006/513 Esas sayılı dosyasındaki tespiti ve verdiği kararın, davalı aleyhine kesin delil teşkil etmese de davacı lehine güçlü delil niteliği taşıdığı aşikardır. Bu itibarla, davacı lehine güçlü delil niteliği taşıyan önceki rücu davasındaki durumun gözetilmeyişi hatalı olduğu gibi; mahkemenin hükme esas aldığı ikinci ek rapordaki tespitler, kök rapor ve ilk ek rapordaki tespitlerle, ayrıca önceki rücu davasındaki bilirkişi heyeti raporuyla çelişmektedir. Anılan bu çelişkiler giderilmeden hüküm tesis edilmesi doğru değildir. Bu durumda mahkemece; Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2006/513 Esas sayılı dosyasındaki tespit ve kabuller de göz önünde bulundurulmak suretiyle, Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas dairesinden, içinde fizyoterapi uzmanının da yer aldığı heyetten, TTB Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre davalının fatura ettiği tedavi bedellerinin yerinde olup olmadığı, fazladan ve usulsüz faturalandırma olup olmadığı konularında, önceki rücu davasında alınan bilirkişi raporuyla mahkemenin kendi aldığı raporlar arasındaki çelişkileri gideren, ayrıntılı, gerekçeli, denetime elverişli bir rapor alınarak, oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken; eksik incelemeyle ve konusunda uzman olmayan bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen rapora göre, yazılı olduğu biçimde hüküm tesis edilmesi doğru görülmemiştir." gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. 3. Davalı vekili tarafından kararın düzeltilmesinin talep edilmesi üzerine Yargıtay (kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 26.04.2018 tarihli 2017/4388 E., 2018/4597 K. sayılı ilamı ile karar düzeltme talebinin reddine karar verilmiştir. B. Mahkemece Birinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin 29.01.2021 tarihli 2018/342 E., 2021/38 K. sayılı kararı ile; "01.09.2020 tarihli raporda özetle; Özel Kent Hastanesinde hasta ... Düzyatan'a uygulanan " spinal Kord yaralanması rehabilitasyon hizmetleri ile birlikte ROM egzersizlerini ve Kas Gülendirme egzersizlerinin birlikte fatura edemeyeceğini ve 18.290,29-TL faturalandırmanın fazla olduğu davacının bu kapsamda davalıdan 18.290,29-TL alacaklı olduğunu, hastanın Hiperbarik Oksijen tedavisi aldığı 17 gün boyunca Özel EMOT Hastanesinde yatarak tedavi gördüğü dönemde özel Kent Hastanesi tarafından da " Hemşirelik Hizmetleri " faturası edilmesinin uygun olmadığını ve bu durumda 1.377,00-TL faturalandırmanın da fazla olduğu toplam tutarı 19.667,29 TL fazla faturalandırma olduğu ve davacının bu kapsamda davalıdan alacağı olduğu açıklanmıştır toplam 19.667,29 TL faturalandırmanın fazla olduğu, davalının 19.667,29 TL ye yaptığı itirazın iptali ile, iptal edilen miktar üzerinden alacak likit olduğundan % 20 tazminat verilmesi gerektiği..." gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalının Beyoğlu 5. İcra Müdürlüğü'nün 2010/8601 Esas sayılı takip dosyasına yaptığı itirazın iptaline, takibin 19.667,29 TL asıl alacak bedeli üzerinden takip tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine, İİK'nın 67/2 maddesi gereğince hükmolunan alacak bedeli üzerinden %20 icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. C. İkinci Bozma Kararı 1. Mahkemenin 29.01.2021 tarihli 2018/342 E., 2021/38 K. sayılı kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Dairenin 27.01.2022 tarihli 2021/18274 E., 2022/1001 K. sayılı ilamıyla; "...6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda öngörülen süreler, nitelikleri bakımından, taraflar için ve mahkemeler için konulmuş süreler olmak üzere ikiye, taraflar için konulmuş süreler ise kanunda belirtilen süreler ve hakim tarafından belirtilen süreler olmak üzere ikiye ayrılır. Kanunda belirtilen süreler; kanun tarafından öngörülmüş (cevap süresi, temyiz süresi gibi) süreler olup, bu süreler kesindir ve işlemin kanuni süresi içinde yapılıp yapılmadığı, mahkemece re’sen gözetilir. Hakimin tespit ettiği süreler ise kural olarak kesin değildir. Hakim, kendi tayin etmiş olduğu süreyi, 6100 sayılı Kanunun 90/2’nci maddesine göre iki tarafı dinledikten sonra haklı nedenlere dayanarak, azaltıp çoğaltabilir ve bu sürenin, kesin olduğuna da karar verebilir. (HMK m.94/2, HUMK m.159). Hakimin verdiği sürenin kesin olması için ya hakimin kesin olduğunu belirtmeksizin verdiği ilk sürede işlemin yapılmaması nedeniyle ilgili tarafın yeniden süre talep hakkının varlığı karşısında, bu talep üzerine hakimin verdiği ikinci sürenin kanundan kaynaklanan şekilde kesin olması (HUMK m.163, c.4, HMK 94/2); ya da hakimin tayin ettiği ilk sürenin kesin olduğuna karar vermiş olması gerekir. Hakimin tayin ettiği bu ilk sürenin kesin süre olarak hukuki sonuç doğurabilmesi için, buna ilişkin ara kararının kanuna ve içtihatlara uygun şekilde oluşturulması, hiçbir tereddüde yer vermeyecek derecede açık olması ve kesin süreye uyulmamasının sonuçlarının ilgili tarafa ihtar edilmesi gerekir. Kesin süreye ilişkin ara kararının verilmesiyle karşı taraf lehine usulü kazanılmış hak doğmaktadır. Başka bir deyişle; ister kanun, ister hâkim tarafından tayin edilmiş olsun, kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen işlemin, bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesi olanaklı değildir. Öte yandan 6100 sayılı Kanunun 94. maddesi uyarınca kesin süreye ilişkin ara kararın hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması, taraflara yüklenen yükümlülüklerin, yapılması gereken işlerin neler olduğunun ve her iş için yatırılacak ücretin hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklanması gerekir. Ayrıca verilen sürenin amaca uygun, yeterli ve elverişli olması, kesin süreye uymamanın doğuracağı hukuki sonuçların açık olarak anlatılması ve anlatılanların tutanağa geçirilmesi, bunlara uyulmaması durumunda mevcut kanıtlara göre karar verilip, gerektiğinde davanın reddedileceğinin açıkça bildirilmesi suretiyle ilgili tarafın uyarılması gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır. Bazı hallerde kesin sürenin kaçırılması, o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, davanın kaybedilmesine neden olmaktadır. Böyle bir durumda, geciken adaletin adaletsizlik olduğu düşünülerek, davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere getirilen kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Bu cümleden olarak, kesin sürenin amacına uygun olarak kullanılması ve yeterli uzunlukta olmasının yanı sıra, tarafların yargılamadaki tutumları ile süreye konu işlemin özelliğinin de göz önünde bulundurulması gerekir. Bu yasal düzenlemeler göstermektedir ki, taraflar; dinlenmesini istedikleri tanık ve bilirkişinin veya yapılmasını istedikleri keşif ve sair işlemlerin masraflarını, mahkeme veznesine yatırmaya mecbur olup, hâkim tarafından verilen sürede gerekli masrafı vermeyen tarafın talebinden sarfınazar ettiği kabul edilir. Hâkimin, bu masrafların yatırılması konusunda verdiği sürenin kesin olduğunu usulünce karara bağladığı hallerde, kesin süreye uymayan tarafın bu delile dayanma olanağı kalmaz. Kesin süre tarafların yanında hâkimi de bağlayacağından uyulmaması halinde, gereğinin hâkim tarafından hemen yerine getirilmesi gerekir. 6100 sayılı HMK’nun “Delil İkamesi İçin Avans” başlıklı 324. maddesinde; “ (1) Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler. (2) Taraflardan birisi avans yükümlülüğünü yerine getirmezse, diğer taraf bu avansı yatırabilir. Aksi hâlde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılır.” hükmü yer almaktadır. Somut olayda mahkemece bozma ilamına uyulmasına karar verilmiş olduğu, davacı vekilinin de hazır bulunduğu 08/03/2019 tarihli celsede, bozma ilamı doğrultusunda Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2006/513 Esas sayılı dosyasındaki tespit ve kabuller de göz önünde bulundurulmak suretiyle, Aydın Tıp İhtisas Dairesi'ne gönderilerek içerisinde fizyoterapi uzmanının da yer aldığı heyetten TTB Asgari Ücret Tarifesi Hükümlerine göre davalının fatura ettiği tedavi bedellerinin yerinde olup olmadığı, fazladan ve usulsüz faturalandırma olup olmadığı konusunda dosya içerisinde bulunan tüm raporlar da değerlendirilerek rapor alınmasına, masrafın davacı tarafça karşılanmasına, davacı vekiline; HMK'nun 324. madde hükmü gereğince 1.000,00 TL delil avansını mahkeme veznesine yatırmak üzere 2 haftalık kesin süre verilmesine, bu süre içerisinde belirlenen gider avansını yatırmadığı takdirde dosya kapsamı uyarınca karar verileceği hususunun davacı vekiline ihtarına karar verildiği, ancak verilen kesin sürede davacı tarafça delil avansının ikmal edilmediği, davacı vekilinin 29/05/2019 tarihli dilekçesinde; huzurdaki dosyanın 08/03/2019 tarihli duruşmasının tevkil yolu ile başkaca avukatlar tarafından takip edilmiş olduğu, kendilerine söz konusu avukatlar tarafından sehven delil avansının yatırılması gerektiği bilgisinin iletilmemiş olduğunu, bu nedenle gider avansının süresi içinde yatırılamadığını beyan ettiği, davacı vekilinin 29/05/2019 tarihinde verilen kesin süre geçtikten sonra 1.000 TL delil avansını mahkeme veznesine yatırdığı, akabinde mahkemece 21/06/2019 tarihli celsede 08/03/2019 tarihli celsede verilen 1 nolu ara kararı uyarınca işlem yapılmasına karar verildiği, bu ara karar uyarınca Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı, SGK Hekimi ve Adli Tıp Uzmanı bilirkişilerden oluşan heyetten 01/09/2020 tarihli bilirkişi raporunun alındığı, bu rapor hükme esas alınmak suretiyle de davanın kısmen kabulüne karar verildiği, kararın davalı vekili tarafından temyiz edildiği anlaşılmıştır. Şu durumda; mahkemece davacı vekilinin de hazır bulunduğu 08/03/2019 tarihli celsede bozma ilamı doğrultusunda rapor alınmasına, masrafın davacı tarafça karşılanmasına, davacı vekiline; HMK'nun 324. madde hükmü gereğince 1.000,00 TL delil avansını mahkeme veznesine yatırmak üzere 2 haftalık kesin süre verilmesine, bu süre içerisinde belirlenen gider avansını yatırmadığı takdirde dosya kapsamı uyarınca karar verileceği hususunun davacı vekiline ihtarına karar verildiği, kesin süreye ilişkin ara kararın hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olduğu, davacının yatırması gereken ücretin belirli olduğu, mahkemenin ara kararının usulüne uygun olarak açıklandığı, buna rağmen davacı vekili tarafından süresinde belirtilen delil avansının ikmal edilmediği anlaşılmıştır. Şu durumda mahkemece; kesin süreye ilişkin ara kararın davacı tarafça yerine getirilmemesi sebebiyle davalı taraf lehine usulü kazanılmış hak doğduğu, kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bu işlemin, bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesinin olanaklı olmadığı, kesin süreye uymayan davacı tarafın artık bu delile dayanma olanağı kalmadığı, bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir." gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. 3. Dairenin 27.01.2022 tarihli 2021/18274 E., 2022/1001 K. sayılı ilamına karşı süresi içinde davacı vekili kararın düzeltilmesi isteminde bulunmuştur. 4. Mahkemenin 09.09.2022 tarihli 2022/372 E., 2022/566 K. sayılı kararı ile; mahkemece usul ve yasaya uygun görülen bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, davacı vekilinin karar düzeltme talebinin reddine ve Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda davanın reddine karar verilmiştir. 5. Mahkemenin 09.09.2022 tarihli 2022/372 E., 2022/566 K. sayılı kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 6. Dairenin 23.01.2023 tarihli 2022/14200 E., 2023/843 K. sayılı ilamı ile; Yargıtay kararına karşı karar düzeltme isteminde bulunulduğuna göre, talebin miktar sınırları içinde olup olmadığını denetleme ve miktar sınırı kapsamında değilse bu hususta karar verme yetkisinin, karar düzeltme talebini inceleyecek Yargıtay’ın ilgili Dairesine ait olduğu, yerel mahkemenin bu konuda karar verme yetkisinin bulunmadığı, davacı vekilinin karar düzeltme talebinin reddi ile davanın reddine dair mahkemenin 09.09.2022 tarihli 2022/372 E., 2022/566 K. sayılı kararının yok hükmünde olduğu anlaşılmakla, anılan kararın kaldırılmasına karar verilerek davacı vekilinin karar düzeltme isteminin incelenmesi gerektiği gerekçesiyle Daire kararında yer alan açıklamalara göre, 6217 sayılı Kanun'un 30 uncu maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440 ıncı maddesinde sayılan sebeplerden hiçbirisine uygun olmayan davacı vekilinin karar düzeltme isteminin reddine karar verilmiştir. D. Mahkemece İkinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "08/03/2019 tarihli celsede bozma ilamı doğrultusunda rapor alınmasına karar verildiği, masrafın davacı tarafça karşılanmasına, davacı vekiline HMK'nun 324. madde hükmü gereğince 1.000,00 TL delil avansını mahkeme veznesine yatırmak üzere 2 haftalık kesin süre verildiği , bu süre içerisinde belirlenen gider avansını yatırmadığı takdirde dosya kapsamı uyarınca karar verileceği hususunun davacı vekiline ihtar edildiği, kesin süreye ilişkin ara kararın hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olduğu, davacının yatırması gereken ücretin belirli olduğu, ara kararının usulüne uygun olarak açıklandığı, buna rağmen davacı vekili tarafından süresinde belirtilen delil avansının ikmal edilmediği kesin süreye ilişkin ara kararın davacı tarafça yerine getirilmemesi sebebiyle davalı taraf lehine usulü kazanılmış hak doğduğu, kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bu işlemin, bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesinin olanaklı olmadığı, kesin süreye uymayan davacı tarafın artık bu delile dayanma olanağı kalmadığı..." gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; delil avansının 6100 sayılı HMK'nın 324 üncü maddesinde düzenlendiğini, 6100 sayılı HMK'nın 324 üncü maddesinin 2 nci fıkrasına göre taraflardan birisinin avans yükümlülüğünü yerine getirmemesi halinde diğer tarafın bu avansı yatırabileceğini, delil ikame avansının dava şartı olmadığını, bu nedenle yatırılmaması halinde 6100 sayılı HMK'nın 115 inci maddesinin 2 nci fıkrası gereği davanın reddine karar verilemeyeceğini, gider avansının dava şartı olduğunu, ancak delil avansının dava şartı olmadığını, bu sebeple mahkemenin kararının hatalı olduğunu, ara kararda taraflarından delil avansının yatırılmasının istendiğini, ancak devamında gider avansı yatırılmamasına ilişkin sonuçların ihtar edilmediğini, kesin süreye ilişkin ara kararlarda alınması gereken avansın ne miktarda ve hangi işlere ilişkin olduğu, hangi iş için ne miktar avans yatırılacağının açıkça belirtilmemesi ve belirtilen sürede ara kararın gereğinin yerine getirilmemesinin sonuçlarının da açıklanması, kesin sürenin sonuç doğurabilmesi için ara kararın usulünce ve eksiksiz olması gerektiğini, Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasının bozma kararına uyulmasının gereği olduğunu, bu gereğin yerine getirilmesi gerektiğini, taraflarınca delil avansının süresi içerisinde yatırılmamış olmasının davayı uzatma amacı ile yapılmadığının açıkça ortada olduğunu, dosyaya taraflarınca kesin süreden sonra delil avansının yatırıldığını, akabinde dosyanın bilirkişiye tevdi edildiğini, bu durumda dosyaya sunulmuş olan bilirkişi raporuna dayanmamanın müvekkili bakımından ağır bir sonuç meydana getirdiğini, 6100 sayılı HMK’nın 114 üncü maddesinde, dava şartlarının sayıldığını, delil avansının dava şartı olmadığını, dava şartı olmayan delil avansının kesin süre içerisinde yatırılmadığını, ancak daha sonra delil avansının yatırıldığını, delil avansının yerel mahkemece kabul edildiğini, dosyanın bilirkişiye tevdi edildiğini, bilirkişi raporu doğrultusunda davalarının haklılığının tespit edildiğini, müvekkili lehine usuli müktesep hak doğduğunu, 6100 sayılı HMK’nın 324 üncü maddesine göre taraflarınca delil avansının yatırılmaması durumunda karşı tarafça da delil avansının yatırılabileceğini, böyle bir seçenek mevcutken karşı tarafın delil avansını yatırmamış olmasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, davalının da bilirkişi deliline dayandığını, davanın reddinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; sağlık sigorta poliçesi gereği sigortalısına ödeme yapan davacının ödediği bedelin, sigortalının tedavisi için fazladan tahsilat yaptığı iddia olunan davalıdan rücuen tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 6100 sayılı HMK'nın 90, 94 ve 324 üncü maddeleri. 3. Değerlendirme Temyiz olunan nihai kararların bozulması 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen kararın bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,Aşağıda yazılı temyiz peşin harcının onama harcına mahsubuna,Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,30.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.