10. Hukuk Dairesi 2024/11781 E. , 2024/13596 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/344 E., 2024/1541 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Sakarya 3. İş Mahkemesi SAYISI : 2016/104 E., 2022/331 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan
**10. Hukuk Dairesi 2024/11781 E. , 2024/13596 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/344 E., 2024/1541 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Sakarya 3. İş Mahkemesi SAYISI : 2016/104 E., 2022/331 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının 12.10.2010 tarihinde geçirdiği iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezliğe uğradığını beyan ederek fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak kaydıyla, kaza tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte 1.000,00 TL maddi tazminata ,100.000.00 TL manevi tazminata karar verilmesini talep etmiş; yargılama aşamasında maddi tazminata ilişkin talebini 906.863,14 TL olarak arttırmıştır. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; olayın meydana gelmesinde davalının kusuru bulunmadığını, davacının olaydan sonra uzunca bir süre davalı şirkette çalışmaya devam ettiğini ve bu durumdan kazanın çalışma gücünü engellemediğinin de anlaşıldığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 15.12.2014 tarihli raporda, olayın iş kazası olduğu, davalının kazanın meydana gelmesinde %80 oranında kusurlu olduğu, davacının % 20 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiği, raporun dosya kapsamı ve delil durumuna uygun olduğu ve hükme esas alınarak karar verildiği, olayın, davalı şirkette çelik konstrüksiyon ustası olarak çalışan davacının işyerinde otomatik demir ve çelik parçaların kesimini yaptığı sırada atölyenin diğer kısmında bulunan malzemeleri almak üzere vinci hareket ettiren ...'nin vincin kancasını 1.5 ton ağırlığındaki demir kütleye taktırması ve bu esnada dikey bir vaziyette ... demir kütlenin davacı ...'nın üzerine devrilerek yaralanması sonucu meydana geldiği, Sakarya 2. İş Mahkemesinin 2015/1111 E. 2019/740K. sayılı kararı ile davacı ...'nın 12.10.2010 tarihinde geçirmiş olduğu iş kazasından dolayı 30.10.2013 tarihine kadar sürekli iş göremezlik oranının %18,2 olduğunun tespitine, davacının 12.10.2010 tarihinde geçirmiş olduğu iş kazasından dolayı 30.10.2013 tarihinden itibaren sürekli iş göremezlik oranının %50 olduğunun tespitine karar verilerek kazalı sigortalının maluliyet oranının kesinleştiği, bilirkişi tarafından 07.10.2022 tarihli raporda davacının son aldığı ücretin tanık beyanları esas alınarak asgari ücretin 2,38 katı olduğu seçeneğine göre yapılan hesaplamanın dosya kapsamı ve delil durumu ile uyumlu olduğu kabul edilerek karar verildiği, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi ile olayın işverence iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek manevi tazminatın belirlendiği gerekçesiyle, davanın kabulü ile 906.863,14 TL maddi tazminatın iş kazası tarihi olan 12.10.2010 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte, 100.000,00 TL manevi tazminatın iş kazası tarihi olan 12.10.2010 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte, davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davacının SGK Sağlık Kurulu raporu ile meslekte kazanma gücü kaybı oranının % 14 olarak tespit edildiği ve raporda kontrol muayenesinin gerekmediğinin belirtildiği, yapılan itirazlar üzerine Yüksek Sağlık Kurulunca meslekte kazanma gücü kaybı oranı % 14, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu'nca %18,2, Adli Tıp Kurumu 2. Üst Kurulunca, 30.10.2013 tarihine kadar %18,2, 30.10.2013 tarihinden itibaren ise %50 olduğunun tespit edildiği, bu durum karşısında davacının, iş kazası nedeniyle meslekte kazanma gücü kayıp oranının 30.10.2013 tarihine kadar %18,2, 30.10.2013 tarihinden itibaren ise %50 olduğunun kabul edilmesi gerektiği anlaşılmakla davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf nedenleri yerinde görülmediği, İlk Derece Mahkemesince, kusur oranının belirlenmesi açısından konusunda uzman bilirkişi heyetinden 15.12.2014 tarihli raporların alındığı, bu rapora göre kaza olayının meydana gelmesinde işverenin %80 oranında, davacı işçinin ise %20 oranında, yine Sakarya 3. İş Mahkemesinde aynı kaza nedeniyle görülen 2016/139 Esas 2022/351 Karar sayılı rücuen alacak davasında alınan bilirkişi heyeti raporunda da işverenin %80 oranında, davacı işçinin ise %20 oranında kusurlu olduğunun belirlendiği, bu kararın istinaf edilmesi üzerine istinaf incelemesi yapılan Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi'nin 9. Hukuk Dairesinin 2023/325 Esas 2023/801 Karar sayılı ilamı ile yapılan istinaf talebinin esastan reddine karar verildiği, kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 2023/7109 Esas 2023/7721 Karar sayılı ilamı ile temyize konu edilen miktarın temyiz sınırının altında kalması nedeniyle temyiz dilekçesinin reddine karar verilerek kararın kesinleştiği, ayrıca kaza nedeniyle yapılan soruşturma nedeniyle alınan kusur raporunda davacının tali, davalının asli, yine kurum tarafından yapılan tahkikatta kazanın meydana gelmesinde davalının %90, davacının %10 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiği, davacı ile davalı işverenin kusur durumlarının tespiti için alınan bilirkişi raporlarının ehil ve konusunda uzman bilirkişiler tarafından tanzim edildiği, bilirkişiler tarafından tanzim edilen kusur durumunun tespitine ilişkin raporların kapsamlı, gerekçeli ve denetime elverişli olduğu gibi dosya kapsamına, delil durumuna ve somut olayın meydana geliş şekline de uygun olduğu, taraflara izafe edilen kusur oranlarının tarafların somut olaydaki yükümlülükleri ile de örtüştüğü ve kusur oranlarının hakkaniyete uygun olarak tasnif edildiği, bilirkişi raporlarının tarafların görev ve sorumlulukları ile kusur oranlarının belirlenmesi açısından dosya kapsamı ile örtüştüğü gibi mevcut dava için kuvvetli delil niteliğinde olan ve kesinleşen Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından açılan rücuen alacak davasında alınan bilirkişi heyet raporu ile de uyumlu olduğu, bu nedenle ilk derece mahkemesi tarafından bilirkişi heyeti tarafından tanzim edilen kusur durumunun tespitine ilişkin işbu raporlara itibar edilerek bu raporların hükme esas alınmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, davacının, son aylık ücretinin 1.500,00 TL olduğunu iddia ettiği, davalının ise davacının ücreti konusunda cevap dilekçesinde beyanda bulunmadığı, davacıya ait bordrolarda davacının ücretinin asgari ücret olarak gösterildiği, dinlenen davacı tanıklarının, davacının elden ödeme iddiasını doğruladığı, ayrıca davalı vekilinin davacının alacaklarının tespit edildiği hesap bilirkişisinin 07.10.2022 tarihli raporuna karşı itiraz dilekçesinde kusur bakımından itirazlarını ileri sürüp bu itirazlarının kabul edilmemesi halinde davacının aldığı ücretin bilirkişi raporundaki TÜİK verileri uyarınca yapılan hesaplamadaki ücret olarak kabulü gerektiğini beyan ettiği, davacının aldığını beyan ettiği ücret iddiasının davacı tanıkları tarafından ortak beyan ile teyit edilmediği, davacı tanıklarının davacının ücreti konusunda birbiri ile çelişkili beyanda bulundukları, beyanlarının birbirini teyit etmemesi nedeniyle tanık beyanlarının davacının ücreti konusunda tek başına dikkate alınamayacağı, kaldı ki emsal ücret araştırması neticesinde temin edilen TÜİK verilerinin davacı tanık beyanlarını doğrulamadığı, davacının yaptığı iş, tecrübesi ve birikimi dikkate alındığında asgari ücretle çalışmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, TÜİK verisine göre tespit edilen ücretin ise, dönemin asgari ücretinin yaklaşık 2 katı civarında olduğu, davacının konumuna ve yaptığı işe göre TÜİK kayıtlarında belirtilen ücreti aldığının kabul edilmesinin ticari hayatın olağan akışına daha uygun olduğu, diğer yandan davalının da 07.10.2022 tarihli bilirkişi raporuna 09.11.2022 tarihli itiraz dilekçesindeki ücrete dair kabulü de dikkate alındığında davacının ücretinin TÜİK verilerine göre tespit edilen ücret olarak kabulünün davacının yaptığı iş, kıdemi dikkate alındığında dosya kapsamı uygun olacağı kanaatine varıldığı, 07.10.2022 tarihli bilirkişi raporundaki TÜİK verilerine göre ücretin tespit edildiği alternatif hesaplama üzerinden davacının, maddi tazminat talebinin hüküm altına alınması gerektiği anlaşılmakla İlk Derece Mahkemesi kararının bu yönden kaldırılarak maddi tazminata ilişkin olarak davanın esası hakkında yeniden karar verildiği, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın oluş şekli, maluliyet oranı ve olay tarihi dikkate alındığında davacı için takdir edilen manevi tazminat miktarının dosya kapsamına uygun olduğu kanaatine varıldığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak," davanın kısmen kabul kısmen reddi ile 781.527,89 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 12.10.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, 100.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 12.10.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine" karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili; davacının iş yerinde ustabaşı olarak çalıştığını, İlk Derece Mahkemesince tanık beyanlarına göre davacının asgari ücretin 2.38 katı ücret aldığı kabul edilmek suretiyle verilen kararın hukuka uygun olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. 2.Davalı vekili; müvekkiline atfı kabil bir kusur sorumluluğu olmadığından Mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, şirket yetkililerinin beyanlarından da meydana gelen kazada işçinin kusurlu olduğunun anlaşıldığını, 13.10.2010 tarihinde kaza geçiren işçinin kaza tarihinden sonra 1 yıl çalışmaya devam ettiğini, maluliyete sebep olan olayın söz konusu kaza tarihinden 2 yıl sonra olması nedeniyle işçinin maluliyeti ile söz konusu iş kazası arasında illiyet bağının kesildiğini, davacının sonradan maluliyet oranının değişmesinden de müvekkilinin sorumlu olmadığını Mahkeme tarafından hükmedilen maddi tazminat miktarının fahiş ve hatalı olduğunu, davacının ilgili tarihte ne kadar ücret aldığının ücret bordroları ile de sabit olduğunu, tanık beyanı doğrultusunda ücret belirlemesi yapılmasının da hakkaniyete ve hukuka aykırı olduğunu, Mahkeme tarafından hükmedilen manevi tazminatın hukuka aykırı olduğunu, yerel mahkemece davacının %20 kusurlu olduğu tespit edildiği halde davacının manevi tazminatın talebinin tamamı yönünden davanın kabulüne karar verildiğini ve kararda herhangi bir indirim yapılmadığını, bu durumun hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu belirterek temyiz etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. A) Davacı vekilinin maddi tazminata ilişkin ve davalı vekilinin manevi tazminata ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde; Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nu 110 uncu maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır. Dosya içeriğine göre temyize konu edilen miktarların Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL’nin altında bulunduğu anlaşılmakla bu kısma yönelik temyiz itirazlarının aşağıdaki şekilde reddine karar verilmiştir. B) Davalı vekilinin maddi tazminata ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde; 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, 1.Davacı vekilinin maddi tazminat istemine yönelik ve davalı vekilinin manevi tazminat istemine yönelik temyiz isteminin miktardan REDDİNE, 2.Davalı vekilinin maddi tazminata yönelik temyiz itirazlarının reddine, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz harcının davalıdan alınmasına, Peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 23.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.