Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 6/7/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuru hakkında görüş bildirmeyeceğini belirtmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 22/9/2008 tarihinde idrar borusunda bulunan taşın giderilmesi için özel bir hastanede ameliyat olmuştur. Ameliyat sırasında idrar borusunun kopması üzerine başvurucuya idrar torbası takılmış ve kopan idrar borusu yerine bağırsağından alınan bir parça ile yeni bir idrar borusu yapılmasına karar verilmiştir. Bu amaçla başvurucu 18/3/2009 tarihinde İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinde ameliyat edilmiştir. Başvurucu 26/5/2009 tarihinde, ilk ameliyatı gerçekleştiren doktor ve özel hastane aleyhine İstanbul Anadolu Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. Mahkeme, konu hakkında Adli Tıp Kurumundan (ATK) bilirkişi raporu almıştır. ATK'nın 19/9/2011 tarihli raporunda, ameliyat sırasında üreterin kopmasının bilinen bir komplikasyon olduğu, bu komplikasyon için yapılan müdahalenin uygun olduğu, dikkat ve özen eksikliği bulunmadığı ve davalı doktor ile hastanenin uygulamalarının tıp kurallarına uygun olduğu, maluliyet tayinine mahal olmadığı bildirilmiştir. Başvurucunun ATK raporuna itirazı üzerine Mahkemece Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Ana Bilim Dalından bilirkişi raporu alınmıştır. 17/9/2013 tarihli bu bilirkişi raporunda başvurucuya yapılan tıbbi girişimin endikasyonu ve uygulama şeklinin uygun olduğu, üreter kopması şeklindeki yaralanmanın da ameliyatın komplikasyonu olduğu belirtilmiştir. Mahkeme 10/12/2013 tarihli kararıyla davayı reddetmiştir. Karar gerekçesinde her iki bilirkişi raporu uyarınca doktor kusurunun olmadığı, özen borcunun yerine getirildiğinin anlaşıldığı, bu durumda davalıların tazminat ödemekle sorumlu tutulamayacağı ifade edilmiştir. Bu karar Yargıtay Hukuk Dairesinin 20/5/2015 tarihli kararıyla onanmıştır. Nihai karar başvurucu vekiline 15/6/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. 6/7/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur. A. Ulusal Hukuk 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), kişilerin fiziksel ve ruhsal bütünlüklerinin korunması, kendilerine uygulanan tedaviye dâhil olmaları, bu hususta rıza göstermeleri ve maruz kaldıkları sağlık risklerini değerlendirmelerine yardımcı olan bilgilere erişimlerinin Sözleşme'nin maddesi kapsamı içerisinde yer aldığını kabul etmektedir (Trocellier/Fransa (k.k.), B. No: 75725/01, 5/10/2006; İclal Karakoca ve Hüseyin Karakoca/Türkiye (k.k.), B. No: 46156/11, 21/5/2013). AİHM kararlarına göre devletler -ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini hastaların yaşamları ile fiziksel ve ruhsal bütünlüğünün korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Vo/Fransa [BD], 53924/00, 8/7/2004, § 90; Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], 32967/96, 17/1/2002, § 51; İclal Karakoca ve Hüseyin Karakoca/Türkiye). AİHM'e göre taraf devletler,uygulanması planlanan tıbbi işlemin öngörülebilir sonuçları hakkında doktorların hastalara önceden bilgi vermelerini sağlayacak gerekli düzenleyici tedbirleri almak zorundadır. Bunun bir sonucu olarak hastanın önceden bilgilendirilmesi söz konusu olmadan öngörülebilir nitelikte bir riskin ortaya çıkması durumunda ilgili devlet hastaya bilgi verilmemesinden doğrudan sorumlu tutulabilmektedir (Şerif Gecekuşu/Türkiye (k.k.), B. No: 28870/05, 25/5/2010; Trocellier/Fransa). Tıbbi bir hatanın ve hastane hizmetlerindeki eksikliklerin sorumluluğunun Sözleşme'nin maddesi kapsamında doğrudan devlete atfedilmesi için yeterli olup olmaması hususunda AİHM, farklı tıbbi bilirkişi raporlarında ve hatta iç yargı organlarının kararlarında her türlü tıbbi hata ve ihmalin ihtimal dışı bırakıldığı bir davada (Yardımcı/Türkiye, B. No: 25266/05, 5/1/2010, § 59 ) her halükârda bu sonuçları sorgulamanın veya sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında tahminlere dayalı olarak fikir yürütmenin görevleri arasında olmadığına işaret etmiştir (Tysiąc/Polonya, B. No: 5410/03, 20/3/2007, § 119, Yardımcı/Türkiye, § 59 ).