1. Hukuk Dairesi 2010/5648 E. , 2010/6869 K. MAHKEMESİ : MİLAS 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 18/11/2009 Taraflar arasında görülen davada; Davacılar, miras bırakan anneleri N. K.'nın , mirastan mal kaçırmak amacıyla dava konusu 39 parsel sayılı taşınmazını muvazaalı satış işlemi ile davalı kızına temlik ettiğini ileri sürerek payları oranında iptal ve tescili isteğinde bulunmuşlardır. Davalı, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, miras bırakan tarafından davalıya yapıla…
**1. Hukuk Dairesi 2010/5648 E. , 2010/6869 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : MİLAS 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 18/11/2009 Taraflar arasında görülen davada; Davacılar, miras bırakan anneleri N. K.'nın , mirastan mal kaçırmak amacıyla dava konusu 39 parsel sayılı taşınmazını muvazaalı satış işlemi ile davalı kızına temlik ettiğini ileri sürerek payları oranında iptal ve tescili isteğinde bulunmuşlardır. Davalı, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, miras bırakan tarafından davalıya yapılan satış işleminin muvazaalı olduğunun belirlendiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Karar, davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü. Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak açılan tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; tarafların ortak miras bırakanı olan Naciye’nin 39 parsel sayılı taşınmazını davalı kızına tapuda satış göstermek suretiyle temlik ettiği belirlendiğinden mahkemece, temlikin muvazaalı olduğu değerlendirilerek davacıların payı oranında davanın kabulü yoluna gidildiği anlaşılmaktadır. Davalı savunmasında, miras bırakanlarının davacı kardeşlerinin ihtiyaçları nedeniyle taşınmazlar sattığını bu nedenle mirasçıları arasında hak dengesini gözetmek ve kendisine düğün yapılmamış olmasından kaynaklı eksikliği telafi etmek amacıyla taşınmazın kendisine temlik edildiğini, ayrıca 12 yıl boyunca miras bırakana baktığını ve dolayısıyla miras bırakanın mal kaçırma iradesinin bulunmadığını ileri sürmüştür. Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Bu durumda; yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l.4.1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26.maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır. Öte yandan miras bırakan sağlığında hak dengesini gözeten kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçıları kapsar biçimde bir paylaştırma yapmışsa mal kaçırmak kastından söz edilmeyeceğinden olayda 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararının uygulanamayacağı da kuşkusuzdur. Hal böyle olunca, miras bırakandan tüm mirasçılarına intikal eden taşınır taşınmaz mallar ve haklar araştırılmalı, tapu kayıtları ve varsa öteki delil ve belgeler mercilerinden getirtilmeli her bir mirasçıya nakledilen malların ve hakların nitelikleri ve değerleri hakkında uzman bilirkişiden rapor alınmalı böylece yukarda değinilen anlamda bir paylaştırma kastının bulunup bulunmadığı açıklığa kavuşturulmalıdır. O halde yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme sonucunda yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru olmadığı gibi kabule göre de dava konusu pay miktarı esas alınarak belirlenen dava değerine göre nispi harç ve avukatlık ücretine hükmedilmesi gerekirken dava konusu taşınmazın belirlenen tüm değeri üzerinden nispi harç ve avukatlık ücretine hükmedilmiş olması isabetsizdir. Öyleyse davalının bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile yerel mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle HUMK 428. maddesi gereğince BOZULMASINA,alınan peşin harcın temyiz edene geri veriulmesine, 14.6.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.