Başvuru, iş kazasından kaynaklanan tazminatın ıslah ile artırılan kısmının zamanaşımı gerekçesi ile reddedilmesi ve aleyhe yüksek vekâlet ücretine hükmedilmesi nedenleriyle mahkemeye erişim hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının, iş kazasına ilişkin savcılık tarafından etkili soruşturma yapılmaması nedeniyle maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru; iş kazasından kaynaklanan tazminatın ıslah ile artırılan kısmının zamanaşımı gerekçesi ile reddedilmesi ve aleyhe yüksek vekâlet ücretine hükmedilmesi nedenleriyle mahkemeye erişim hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının, iş kazasına ilişkin savcılık tarafından etkili soruşturma yapılmaması nedeniyle maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 30/3/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, İstanbul'da çocuk bezi üretimi yapan bir fabrikada çalışmaktayken 20/8/2004 tarihinde iş kazası geçirmiş ve kaza neticesinde sağ el işaret parmağının bir kısmını kaybetmiştir.A. Ceza Soruşturmasına İlişkin Süreç Başvurucu hakkında Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca (Savcılık) Adli Tıp Kurumundan (ATK) rapor alınmış ve 24/8/2004 tarihli raporda başvurucunun hayati tehlikesinin olmadığı, 15 gün iş gücünden mahrum kalacağı ifade edilmiştir. Savcılık 29/11/2004 tarihli kararla takipsizlik vermiştir. Takipsizlik karar gerekçesinde ATK raporuna atıf yapılmış ve başvurucunun şikâyetçi olmadığı, kamu adına da takibata gerek duyulmadığı belirtilmiştir.B. İş Mahkemesine İlişkin Süreç Başvurucu, geçirdiği iş kazasında sağ el işaret parmağını kısmen yitirmesi nedeniyle işveren aleyhine 7/12/2006 tarihinde 000 TL maddi, 000 TL manevi tazminat istemiyle dava açmıştır. İstanbul İş Mahkemesi (Mahkeme) yargılamada tarafların nihai kusur durumlarının ve başvurucunun maluliyet oranının açıklığa kavuşturulması için öncelikli olarak 4/12/2008 tarihindeki üçüncü duruşmada İstanbul Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü Bakırköy Sosyal Güvenlik Merkezinden (SGM) iş kazasına ilişkin tahkikat raporunun istenmesine karar vermiştir. Tahkikat raporu 11/3/2011 tarihli yazıyla Mahkemeye gönderilmiş, rapor 12/5/2011 tarihli onuncu duruşmada okunmuş ve tarafların incelemesi için süre verilmiş, ayrıca maluliyet tespiti için Bağcılar SGM'ye müzekkere yazılmasına karar verilmiştir. 23/10/2012 tarihli yazıyla başvurucunun maluliyetiyle ilgili olarak meslekte kazanma gücü kaybı oranının %2 olarak tespit edildiği Bağcılar SGM tarafından Mahkemeye bildirilmiştir. Mahkeme 14/3/2013 tarihli on beşinci duruşmada iş kazasındaki kusur durumunun belirlenmesi için bilirkişi görevlendirilmesine karar vermiştir. Bilirkişi raporu 6/5/2013 tarihinde hazırlanmış ve raporda başvurucunun %25, iş verenin %75 kusurlu olduğu tespit edilmiştir. Tarafların mazereti üzerine duruşmalar ertelenmiş, 14/5/2014 tarihli on sekizinci duruşmaya gelindiğinde kusur oranına ilişkin bilirkişi raporunun tarafların incelemesinden sonra hesap bilirkişiye verilmesine karar verilmiştir. 21/7/2014 tarihli hesap bilirkişi raporuna göre başvurucunun maddi zararı 548,08 TL olarak belirlenmiştir. Rapor başvurucuya 1/9/2014 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu 22/9/2014 tarihinde maddi tazminat talebini 548,08 TL olarak artırarak ıslah dilekçesini mahkemeye sunmuştur. Mahkeme 11/11/2014 tarihli gerekçeli kararında iş kazasına ilişkin kusur durumlarını ve maluliyet oranını belirten raporlara yer vermiş, aynı zamanda tazminat davalarında zamanaşımı süresinin on yıl olduğunu, zararlandırıcı sigorta olayının 20/8/2004 tarihinde meydana geldiğini belirterek davalı tarafın da zamanaşımı itirazını dikkate alıp maddi tazminatın ıslahla artırılan kısmı yönünden reddine karar vermiştir. Başvurucunun dava açarken talep ettiği tazminat miktarları üzerinden değerlendirme yaparak davanın kısmen kabulüyle 000 TL maddi ve 000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte başvurucuya ödenmesine, başvurucu lehine 000 TL nispi, 500 TL maktu vekâlet ücretine, davalı Şirket lehine 985,76 TL nispi, 500 TL maktu vekâlet ücretine hükmetmiştir. Başvurucu, ıslah talebinin reddedilmesinin ve reddedilen miktar üzerinde vekâlet ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek temyiz talebinde bulunmuştur. Yargıtay Hukuk Dairesi 25/6/2015 tarihli kararla temyiz talebini reddetmiş, mahkeme kararını onamıştır. Onama kararı 3/3/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, 30/3/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur. A. İlgili Mevzuat Dava tarihinde yürürlükte bulunan 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun maddesi şöyledir:''İki taraftan her biri usule mütaallik olarak yaptığı muameleyi tamamen veya kısmen ıslah edebilir. Aynı davada her taraf ancak bir kere ıslah hakkını kullanabilir.'' 1086 sayılı mülga Kanun'un maddesi şöyledir:''lslah, tahkikata tabi olan davalarda tahkikat bitinciye kadar ve tabi olmıyanlarda muhakemenin hitamına kadar yapılabilir.'' Karar tarihinde yürürlükte bulunan 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:"Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir." 6100 sayılı Kanun'un maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"Taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir." 6100 sayılı Kanun'un maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:'' Islah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir.'' 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun dava tarihi itibarıyla yürürlükte olan maddesi şöyledir:''Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde, her dava on senelik müruru zamana tabidir.'' Karar tarihinde yürürlükte bulunan 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun maddesi şöyledir:''Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.'' 6100 sayılı Kanun’un maddesinin ilgili bölümü şöyledir: “(1) Yargılama giderleri şunlardır:...ğ) Vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücreti....” 6100 sayılı Kanun’un maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “(1) Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir. (2) Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır.” 6100 sayılı Kanun'un maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"Islah eden taraf, ıslah sebebiyle geçersiz hâle gelen işlemler için yapılan yargılama giderleri ile karşı tarafın uğradığı ve uğrayabileceği zararları karşılamak üzere hâkimin takdir edeceği teminatı, bir hafta içinde, mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. Aksi hâlde, ıslah yapılmamış sayılır." 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Avukatlı ücreti, avukatın hukukî yardımının karşılığı olan meblâğı veya değeri ifade eder.'' 1136 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir:"Yargı mercilerince karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücreti, avukatlık ücret tarifesinde yazılı miktardan az ve üç katından fazla olamaz.''B. Yargıtay Kararları Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17/1/2018 tarihli ve E.2017/4-3013, K.2018/47 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"...Yerel mahkemece Özel Daire bozma kararına uyulmasından sonra davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden 980,-TL maktu vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine yönelik direnme kararı verilmiştir.Direnme kararı davacı ... vekili ile davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, alacağın zamanaşımına uğraması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi durumunda davada kendini vekille temsil ettiren davalı yararına maktu vekâlet ücretine mi, yoksa nisbi vekâlet ücretine mi hükmedileceği noktasında toplanmaktadır....Mahkemenin davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi (davayı esastan inceleyebilmesi) için varlığı veya yokluğu gerekli olan hâller, dava (yargılama) şartlarıdır. Davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi için varlığı gerekli hâllere, olumlu dava şartları (görev, hukuki yarar gibi); yokluğu gerekli hâllere ise olumsuz dava şartları denilmektedir (kesin hüküm gibi).Dava şartları dava açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esası hakkında inceleme yapabilmesi (davanın esasına girebilmesi) için gerekli olan şartlardır. Buna davanın dinlenebilmesi şartları da denir.Dava şartlarından biri olmadan açılan dava da açılmış (var) sayılır, yani derdesttir. Ancak mahkeme, dava şartlarından birinin bulunmadığını tespit edince, davanın esası hakkında inceleme yapamaz, davayı dava şartı yokluğundan (usulden) reddetmekle yükümlüdür.Dava şartlarının bulunup bulunmadığı davada hâkim tarafından kendiliğinden (re’sen) gözetilir; taraflar bir dava şartının noksan olduğu davanın görülmesine (esastan karara bağlanmasına) muvafakat etseler bile, hâkim davayı usulden reddetmekle yükümlüdür.Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin maddesinde “Görevsizlik, yetkisizlik, dava ön şartlarının yokluğu veya husumet nedeniyle davanın reddinde, davanın nakli ve açılmamış sayılmasında ücret” başlığını taşımakta; maddenin ikinci fıkrasında ise “davanın dinlenebilmesi için kanunlarda öngörülen ön şartın yerine getirilmemiş olması ve husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde, davanın görüldüğü mahkemeye göre tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçmemek üzere üçüncü kısımda yazılı avukatlık ücretine hükmolunur” düzenlemesi bulunmaktadır.Şu hâle göre tarifenin açıklanan maddesinin ikinci fıkrası hükmü gereğince; konusu para veya para ile değerlendirilmesi mümkün bulunan bir şey olan davanın dava şartlarından birinin bulunmaması (noksan olması) nedeniyle usulden reddine ilişkin kararda, vekâlet ücreti nispi tarifeye göre takdir edilir; ancak bu nispi vekalet ücretinin miktarı maktu vekâlet ücretini geçemez.Mahkemece işin esasına girilip inceleme yapılarak esastan karar verildiğinin anlaşılması durumunda nispi vekâlet ücreti verilmesinin gerekecek olması karşısında, eldeki davada işin esasına girilerek karar verilip verilmediği hususunun aydınlığa kavuşması önem taşımaktadır. Somut olayda alacağın zamanaşımına uğramasından dolayı davanın reddine karar verilmesi nedeniyle "zamanaşımı" kavramı ile ilgili genel bir açıklama yapılmasında yarar vardır.Bilindiği üzere özel hukukta teknik bir kavram olan zamanaşımı, bir hakkın kazanılmasında veya kaybedilmesinde yasanın kabul etmiş olduğu sürenin tükenmesi anlamına gelmektedir.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 146-161 (mülga 818 sayılı Borçlar Kanununun 125-)maddeleri arasında düzenlenen zamanaşımı, hakkın ileri sürülmesini engelleyici nitelikte olup, alacak hakkı alacaklı tarafından, yasanın öngördüğü süre ve koşullar içinde talep edilmediğinde etkin bir hukuki himayeden, başka bir deyişle, dava yoluyla elde edilebilme olanağından yoksun bırakılmaktadır. Zamanaşımına uğrayan alacağın tahsili hususunda Devlet kendi gücünü kullanmaktan vazgeçmekte, böylece söz konusu alacağın ödenip ödenmemesi keyfiyeti borçlunun iradesine bırakılmaktadır. Şu hâlde zamanaşımına uğrayan alacak ortadan kalkmamakla beraber, artık doğal bir borç (Obligatio Naturalis) hâline gelmektedir. Ancak belirtmek gerekir ki, alacağın salt zamanaşımına uğramış olması onun eksik bir borca dönüşmesi için yeterli değildir; bunun için borçlunun, kendisine karşı açılmış olan alacak davasında alacaklıya yönelik bir def'ide de bulunması gerekir (HGK’nın 2010 gün ve 2010/8-231 E., 2010/255 K. sayılı kararı). Zamanaşımı hukuki niteliği itibariyle maddi hukuktan kaynaklanan bir def'i olup; usul hukuku anlamında ise bir savunma aracıdır (Kuru B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt: II, sh.1761; Canbolat F.: “Def’i ve İtiraz Arasındaki Farklar ve İleri Sürülmesinin Hukuki Sonuçları”, ERÜHFD, Cilt: III, Sayı:1, Kayseri 2008, sh.255 vd.).Zamanaşımı def'i, davalının aslında var olan bir borcunu özel bir nedenle yerine getirmekten kaçınmasına olanak veren bir haktır. Bu hakkı kullanıp kullanmamak tamamen borçluya kalmıştır. Diğer bir anlatımla, davalı tarafından zamanaşımı def'i ileri sürülmedikçe, o hak ve alacak için yasanın öngördüğü zamanaşımı süresi dolmuş olsa bile hâkim bunu kendiliğinden göz önüne alamaz (818 sayılı BK m.140, 6098 sayılı TBK m.161).Zamanaşımı usule müteallik bir mesele değildir. Zamanaşımı hakkın esasına müteallik bir meseledir (Von Tuhr, Andreas: Borçlar Hukuku ( Edege Çevirisi), Ankara 1983, Cilt:I-II, sh.688).Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Turizm Kanununa dayalı talih oyunları salonu işletilmesinden kaynaklanan katkı payı alacağı istemine ilişkin davacı Bakanlık tarafından açılan eldeki davada alacağın zamanaşımına uğramış olması gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.Görüldüğü üzere mahkemece yapılan bu değerlendirme işin esasına yönelik bir değerlendirme olup, doğrudan dava şartı yokluğu nedeniyle usulden verilmiş bir ret kararı niteliğinde değildir. Bu durumda mahkemece verilen karar esastan verilmiş bir ret kararı niteliğinde olduğundan, yargılamada kendisini vekil ile temsil ettirmiş davalı yararına hüküm tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince nispi vekâlet ücreti verilmesi gerekir.Yerel mahkemece hatalı değerlendirme ile ön şart yokluğundan ret kararı verildiği gerekçesi ile davalı yararına maktu vekâlet ücreti verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.Hâl böyle olunca yerel mahkemece, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır." Yargıtay Hukuk Dairesinin 26/05/2011 tarihli ve E.2009/14448, K.2011/15657 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Hukuk Muhakemeleri Kanununun 423 ncü maddesinin 6 ncı bendinde açıkça belirtildiği gibi, vekalet ücreti bir yargılama gideridir. Bu nedenle, 29/5/1997 gün, 4/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında yazılı olduğu şekilde, yargılama giderlerinden olan avukatlık parası, diğer yargılama giderlerinde olduğu gibi mahkemece kendiliğinden hükme bağlanır. Davada haklı çıkan taraf kendisini vekil ile temsil ettirmiş ise, vekalet ücreti diğer yargılama giderleri gibi haksız çıkan taraftan alınarak haklı çıkan tarafa verilir (HUMK. 416, 417)Yargılama harç ve giderleri, HUMK.’un maddesi uyarınca kural olarak davada haksız çıkan tarafa yükletilmesi gerekir. Bu durumda yapan taraf haklı ise yaptığı gider karşı tarafa yükletilmeli, haksız ise yapılan yargılama gideri üzerinde bırakılmalıdır.Yargılama harç ve giderlerinin davada haksız çıkmış olan tarafa yükletilmesine ilişkin ana kuralın (HUMK.m.417, I) bazı ayrık halleri vardır. Kanun, "kanunen musarrah olan hallerden maadasında" deyimi ile, bunu kasdetmiştir. Bu ayrık haller:....6) Islah yapan, davayı kazanmış olsa bile, ıslah giderinden kendisi sorumludur. ...Yukarıda sayılan istisnalar dışında tüm davalarda ana kuralın uygulanması gerekir. HUMK.nun maddesinde kanunen sayılan haller dışında mahkeme giderlerinin aleyhine hüküm verilenden alınması gerekir. Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, yargılama giderlerinin kabul/ret oranına göre paylaştırılması gerekir(Dairemizin 2008 gün ve 2008/30384 Esas, 2008/29515 Karar sayılı ilamı)." Yargıtay Hukuk Dairesinin 18/9/2014 tarihli ve E.2014/142, K. 2014/5754 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"... Zamanaşımı def'i,usule ilişkin kanunlarda değil, maddi hukuka ilişkin kanunlarda düzenlendiğinden uyuşmazlığın esasına ilişkin bir savunma nedenidir. Zira, uyuşmazlık noktaları açıklığa kavuşup, belirli hale geldikten sonra, uyuşmazlıkla ilgili süreler hakkında karar vermek de mümkün hale gelmiş olur. Uyuşmazlık noktaları tam olarak belirlenmeden, uyuşmazlığın esası ile ilgili, maddi hukuka dahil olan bir konuda karar verilemez. Bu durumda mahkemece, ıslah tarihi itibariyle zamanaşımına uğradığı kabul edilen ıslah ile arttırılan miktar yönünden davanın esastan reddedildiği gözetilerek, kendisini vekille temsil ettiren davalı yararına karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 12/ maddesi uyarınca reddedilen miktar üzerinden nispi vekalet ücreti verilmesi gerekirken, maktu vekalet ücretine hükmedilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiş..." Yargıtay Hukuk Dairesinin 6/5/2019 tarihli ve E.2018/1608, K.2019/3470 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"... davanın zamanaşımı nedeniyle reddi halinde davalı lehine hükmedilecek vekalet ücreti konusunda özel bir düzenleme bulunmayıp, somut uyuşmazlıkta da davalı yararına karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri uyarınca, davanın reddedilen tutarı üzerinden nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, mahkemece bu husus gözden kaçırılarak, olayda uygulanma yeri bulunmayan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 7/ maddesi uyarınca maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin doğru olmadığı,..."