Ceza Genel Kurulu 2022/10 E. , 2024/66 K. İTİRAZ İtirazname No : 2021/81847 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 11. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 111-414 I. HUKUKİ SÜREÇ Nitelikli dolandırıcılık ve resmî belgede sahtecilik suçlarından sanıkların 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatlerine ilişkin İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 03.12.2012 tarihli ve 189-400 sayılı hükümlerin, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine d…
**Ceza Genel Kurulu 2022/10 E. , 2024/66 K.** **"İçtihat Metni"** İTİRAZ İtirazname No : 2021/81847 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 11. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 111-414 I. HUKUKİ SÜREÇ Nitelikli dolandırıcılık ve resmî belgede sahtecilik suçlarından sanıkların 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatlerine ilişkin İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 03.12.2012 tarihli ve 189-400 sayılı hükümlerin, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesince 14.02.2017 tarih ve 13109-6065 sayı ile; "Katılanın, arkadaşı olan sanık ...'e ait 13 adet çekin daha önce de nakit ihtiyaçlarını karşılamak üzere birbirlerine ciro etmek suretiyle kırdırdıklarını, bu çeklerdeki miktarın cüzi miktarlar olduğuna, suça konu çek bedelini sanık ...'den almadığına ilişkin beyanı, sanık ...'in ise katılanın nakit ihtiyacı olması nedeni ile elden 550.000 dolar verdiğine ve suça konu çeki aldığına ilişkin savunması ile soruşturma aşamasında beyanları alınan tanıklar ... ve ...'ün duruşmaya çağrılarak olaya ilişkin beyanlarının alınmaması karşısında, gerçeğin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespiti bakımından, öncelikle katılan ile sanık arasında daha önceki tarihlerde hatır çeki olarak verilen Halkbankası'na ait 13 adet çekin akıbetinin araştırılarak çek bedellerinin ne kadar olduğunun tespiti ile daha önceki çeklerde de suça konu çekteki gibi yüksek meblağların olup olmadığının araştırılması, sanık ...'in sebze ve meyve üzerine ithalat şirketi olup olmadığı, var ise şirketin büyüklüğünün ve cirosunun ne olduğunun, dolayısıyla sanık ...'in bu miktar bir parayı savunmasında belirttiği üzere verip veremeyeceğinin mümkün olup olmadığının araştırılması, yine sanıkların yeniden savunmalarının alınarak daha önce kendi aralarında bir ticari ilişki olup olmadığı, bu şekilde ve bu meblağda borç para verip vermedikleri hususlarının sorulması, ayrıca olaya ilişkin bilgi ve görgüsü olduğu anlaşılan ... ve ...'ün duruşmaya çağrılarak olaya ilişkin ayrıntılı beyanlarının alınması, katılan ve sanık ... hakkında, suça konu çeke ilişkin olarak başlatılan icra takip dosyasının getirtilerek, icra işlemlerinin sadece katılana karşı mı yapıldığı yoksa sanık ...'e yönelik de bir icra işlemi bulunup bulunmadığının tespiti ve toplanan tüm delillerin sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun tayin ve takdirinin gerektiği gözetilmeden eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 02.10.2019 tarih ve 111-414 sayı ile; sanıkların nitelikli dolandırıcılık suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 158/1-f, 62/1, 52/2-4 ve 53/1. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 4 yıl 2 ay hapis ve 1.458.320 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına, taksitlendirmeye ve hak yoksunluklarına; resmî belgede sahtecilik suçundan TCK'nın 204/1, 62/1 ve 53/1. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına, bu hükümlerin de sanık ... müdafii ve sanık ... tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesince 25.03.2021 tarih ve 9456-3603 sayı ile onanmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 01.07.2021 tarih ve 81847 sayı ile; "1- Usul Bakımından; (...) Müşteki Turhan Arınç'ın şüpheliler ... ve ... hakkındaki şikâyeti üzerine İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/86739 soruşturma sayılı dosyası üzerinden soruşturmaya başlanıldığı, yapılan soruşturma neticesinde İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 07.01.2010 gün ve 2010/86739 Soruşturma, 2011/1254 Karar sayılı kararı ile şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, bu karara şüpheli ... müdafiinin itirazı üzerine Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 18.04.2011 gün ve 2011/978 Değişik iş sayılı kararı ile itirazın reddine karar verildiğinin ve bu kararın kesinleştiğinin anlaşıldığı, Bu defa müşteki ....'ın 28.03.2011 tarihinde aynı konuya ilişkin olarak şüpheliler ..., ..., .., ... ve...'yı şikâyet ettiği, bunun üzerine yeniden soruşturmaya başlandığı, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 09.05.2012 gün ve 2012/17026 Esas sayılı iddianamesi ile sanıklar ... ve ... hakkında kamu davası açıldığı, aynı fiilden dolayı sanıklar hakkında verilen 07.01.2010 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın hukuki değerden yoksun olmaması, bu kararın itiraz üzerine kesinleşmesi ve kesin hüküm benzeri sonuç doğuran kovuşturmaya yer olmadığına dair karardan sonra aynı fiilden dolayı kamu davası açılabilmesinin, işlem tarihinde yürürlükte olan CMK'nın 173. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca yeni delilin varlığına ve önceden verilen dilekçeyi değerlendiren merciin bu hususta karar vermesine bağlı olması, kanun koyucu tarafından bu hususun ceza muhakemesi şartı olarak öngörülmesi karşısında; aynı fiile ilişkin daha önceden verilip kesinleşen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar bulunduğu halde CMK'nın 173. maddesinin altıncı fıkrasında düzenlenen ceza muhakemesi şartı gerçekleşmeden, sanıklar hakkında aynı fiilden dolayı kamu davası açılması usul ve kanuna aykırılık oluşturmaktadır. Ayrıca, ceza muhakemesi kanununa ilişkin hükümlerin derhal uygulanacağı nazara alınıp 06.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 680 sayılı KHK ile CMK'nın 173. maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uyarınca kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itiraz reddedildiğine göre kamu davası açılabilmesinin, elde edilen yeni bir delilin kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak niteliğe sahip olması ve sulh ceza hakimliğince bu konuda bir karar verilmesi şartlarına bağlı tutulduğu ve usul işlemlerinin anılan hükme göre yapılması gerektiği gözetilmelidir. 2- Esas Bakımından; Katılanın beyanları her aşamada çelişkilidir; Katılan 06.10.2010 tarihli dilekçesinde dava konusu çeki imzalarken, çekin üzerinin yazılı olmadığını boş olduğunu beyan etmiş, akabinde verdiği beyanında çekin üzerinde rakamla 8.750 TL yazdığını diğer kısımların boş olduğunu beyan etmesi çelişkidir. Bilirkişi raporları arasında çelişki mevcuttur; Müştekinin tahrifat iddiası nedeniyle çek üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi neticesinde, 20.01.2012 tarihli bilirkişi raporu ile çek aslının ön yüzündeki yazıların, rakamların ve keşideci imzasının şüpheli ...'nin eli ürünü olduğunun, çek aslının arka yüzündeki 1. ciranta imzasının müşteki ..., 2. ciranta imzasının şüpheli ...'un eli mahsülü olduğunun, çek aslının ön yüzünde bulunan yazı ve rakam ile meblağ bölümlerinde silinti kazıntı saptanamadığının, rakam ile meblağ bölümüne eklente yapılıp yapılmadığı hususunda İzmir Kriminal Polis Laboratuvarından görüş alınmasının uygun olacağının belirtildiği, Bu doğrultuda alınan İzmir Kriminal Polis Laboratuvarının 15.03.2012 tarih ve BLG-2012/298 sayılı ekspertiz raporunda ise; çekin ilk tanziminde 'İZMİR 20.09.2010 617.000 Hamiline Altıyüzonyedibin' değerli olarak düzenlenmiş olduğunun, halen mevcut ibarelerin ise fiziksel olarak silinmelerinden sonra isteğe uygun şekilde tahrifen yazılarak, çek değerinin 617.000 TL'den mevcut 875.000 TL'ye yükseltilmiş olduğunun, Bu şekilde gerçekleşen tahrifatın ilk nazarda ve kolaylıkla dikkati çekmemesi nedeniyle aldatma (iğfal) kabiliyetini haiz olduğunun bildirildiğinin belirlendiği, 20.01.2012 tarihli bilirkişi raporunda herhangi bir silinti ve kazıntıya rastlanılmadığı bildirilmişken, 15.03.2012 tarihli kriminal raporda 617.000 miktarının fiziksel olarak 875.000 TL'ye çıkartıldığının belirtildiği, çelişki giderilmeden 15.03.2012 tarihli rapor esas alınarak hüküm kurulmasının, Tanıklar ... ile .... ile sanıklar arasında husumet iddialarının araştırılmadan hüküm kurulmasının yerinde olmadığı," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 04.11.2021 tarih ve 25334-9839 sayı ile; "(...) Somut dosyada sanıklar hakkında verilmiş bulunan takipsizlik kararının yalnızca 'dolandırıcılık' suçuna ilişkin olduğu gibi, bu kararın suçtan asıl zarar gören katılana tebliğ edilmediği, suça konu olayda kesinleşmiş bir takipsizlik kararı bulunmadığından bahse konu takipsizlik kararının kesin hüküm benzeri sonuç doğurmadığı, dolayısıyla aynı fiile ilişkin daha önceden verilip kesinleşen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar bulunmadığından CMK'nın 173. maddesinin altıncı fıkrasında düzenlenen ceza muhakemesi şartının gerçekleşmediğinden bahsedilemeyeceği, sanıklar hakkında yeni şikâyet üzerine başlatılan soruşturma sonucunda açılmış olan kamu davasının usul ve kanuna aykırılık oluşturmadığı, yine itiraz dilekçesinde bahsi geçen esasa yönelik eksik incelemeden bozma isteyen itirazların esasa etkili olmadığı," gerekçeleriyle itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONULARI Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- Sanıklar hakkında aynı konuya ilişkin olarak yürütülen soruşturma sonucunda İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca 07.01.2011 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi ve bu karara sanık ... müdafii tarafından yapılan itirazın merciince reddine karar verilmesi karşısında, CMK'nın 172/2 ve 173/6. maddeleri uyarınca sanıklar hakkında usulüne uygun şekilde açılmış bir kamu davası bulunup bulunmadığının, 2- Sanıklar hakkında usulüne uygun şekilde açılmış bir kamu davası bulunduğunun kabulü hâlinde sanıklara yüklenen nitelikli dolandırıcılık ve resmî belgede sahtecilik suçlarının sabit olup olmadığı bakımından eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının, Belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Katılanın İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben yazmış olduğu 06.10.2010 tarihli dilekçesinde ve aynı tarihli ifadesinde özetle; daha önceden tanıdığı sanık ...'in sahibi ve yetkilisi olduğu Kosta Temizlik Hizmetleri isimli şirkete ait çekleri aralarındaki anlaşma gereğince doldurup piyasadan nakit temin ettiklerini ve bunu da paylaştıklarını, bu şekilde 4-5 defa olmak üzere 3.000-15.000 TL arasında değişen miktarlarda çek düzenlediklerini, çekleri de günü geldiğinde ödediklerini, kendisinin en son boş olarak ciro ettiği ve karşılığında 3.000 TL aldığı çekin üzerine sanık ...'in 3.000 ile 6.000 TL arasında bir miktar yazacağını ve çeki kırdıracağını söylediğini ancak çeki daha sonra 875.000 TL olarak keşide edip kullandığını ve çekin sanık ... tarafından bankaya ibraz edildiğini, çeki elinde bulunduran sanık ...'i tanımadığını, kendisiyle hiçbir ilişkisinin olmadığını, şikâyetine konu çekin Halkbankası Alsancak Şubesine ait 20.09.2010 keşide tarihli, 875.000 TL bedelli ve 6794100 seri numaralı çek olduğunu, öğrendiği kadarıyla çekin henüz takibe konulmadığını belirttiği, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca 07.01.2011 tarih ve 1254 sayı ile; "Şikâyetçinin 06.10.2010 tarihli şikâyet dilekçesi ve ifade tutanağında, Halkbank Alsancak Şubesine ait 20.09.2010 keşide tarihli, 875.000 TL bedelli, 6794100 seri numaralı çeki ‘keşideci ...'nin işi görülsün amacıyla boş vaziyette iken ciroladığını, ...'nin çeke 3 ila 6 bin civarında yazacağını beyan ettiğini, ancak 875.000 TL yazarak Kemal Kaygusuz'a verdiğini ve Cemal'in de çeki icraya vererek tahsile koyduğunu' beyanla şikâyette bulunmuş ise de, Şüphelilerin üzerine atılı eylemin hukuki nitelikte bulunduğu, olayda dolandırıcılık suçunun yasal unsurlarının gerçekleşmediği," gerekçesi ile sanıklar hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 11.10.2021 tarihli ve 1254 sayılı cevabi yazısında; sanıklar hakkındaki kovuşturmaya yer olmadığına dair soruşturma dosyasının, Başsavcılık arşivinin 31.10.2020 tarihli deprem ve sonrasında gerçekleşen sel baskınında tarumar olması sebebiyle bulunamadığı, PTT Bornova Posta Dağıtım Müdürlüğünün 26.10.2021 tarihli ve 6144 sayılı cevabi yazısında; katılan ... adına olan tebligatın arşiv süresi dolduğundan akıbetine ilişkin bilgi verilemediği, Sanık ... müdafii Av. ... Ateş'in 02.02.2022 tarihli dilekçesi ekinde ibraz edilen ve İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı Takipsizlik Bürosundan Aslı gibidir yaptırılarak temin edildiği anlaşılan tebligat parçasına göre; katılan adına düzenlenen tebligatın muhatap çarşıda olduğundan aynı konutta daimi işçisi olduğunu beyan eden .... imzasına 25.02.2011 tarihinde tebliğ edildiği, Sanık ... müdafiinin, sanıklar hakkındaki kovuşturmaya yer olmadığına dair karardaki maddi hataların düzeltilmesi için yaptığı itiraz başvurusunun, Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 18.04.2011 tarih ve 978 sayı ile; "Toplanan kanıtlar, iddia ve savunma ile yapılan soruşturma sonunda verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararında bir isabetsizlik bulunmadığı, UYAP sisteminde düzeltme formuyla maddi hatanın düzeltilmesi gerektiği," belirtilerek reddedildiği, İzmir 19. İcra Müdürlüğünün 2010/12559 Esas sayılı icra dosyasının incelenmesinde; alacaklının sanık ..., borçluların ise katılan ve sanık ...'in yetkilisi olduğu Kosta Temizlik Ltd. Şti. olduğu, takip dayanağının Halkbankası Alsancak Şubesine ait 6794100 seri nolu, 20.09.2010 keşide tarihli ve 875.000 TL tutarındaki suça konu çek olarak gösterildiği, ödeme emrinin 08.10.2010 tarihinde düzenlendiği ve katılana 21.10.2010 tarihinde tebliğ edildiği, katılanın adreslerinde 03.11.2010, 25.11.2010, 19.01.2011 ve 12.04.2011 tarihlerinde haciz işlemlerinin yapıldığı, Katılanın, aynı fiile ilişkin olarak 28.03.2011 tarihli dilekçe ile tekrar şikâyette bulunduğu, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 09.05.2012 tarihli ve 17026-963 sayılı iddianamesiyle sanıklar hakkında suça konu 20.09.2010 keşide tarihli, 875.000 TL bedelli ve 6794100 seri numaralı çeke ilişkin olarak nitelikli dolandırıcılık ve resmî belgede sahtecilik suçlarından kamu davası açıldığı, Yargılamayı yapan Yerel Mahkemece, sanıkların beraatlerine ilişkin hükümlerin katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesince eksik araştırma ile karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verildiği, Bozmaya uyan Yerel Mahkemece sanıkların nitelikli dolandırıcılık suçundan TCK'nın 158/1-f, 62/1, 52/2-4 ve 53/1. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 4 yıl 2 ay hapis ve 1.458.320 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına, taksitlendirmeye ve hak yoksunluklarına; resmî belgede sahtecilik suçundan ise aynı Kanun'un 204/1, 62/1 ve 53/1. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına ilişkin hükümlerin sanık ... müdafii ve sanık ... tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesince onanmasına karar verildiği, Anlaşılmaktadır. V. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler CMK'nın "Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar" başlıklı 172. maddesinin iddianamenin düzenlendiği tarih olan 09.05.2012 tarihinde yürürlükte bulunan hâli; "(1) Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir. (2) Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra yeni delil meydana çıkmadıkça, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz..." şeklinde düzenlenmiş iken, 30.04.2013 tarihli ve 28633 sayılı Resmî Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun'un 19. maddesi ile maddeye; "Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın etkin soruşturma yapılmadan verildiğinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmesi üzerine, kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde talep edilmesi hâlinde yeniden soruşturma açılır." şeklinde üçüncü fıkra eklenmiştir. 06.01.2017 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 680 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 10. maddesi ile bu maddenin ikinci fıkrası; "Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hâkimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz." şeklinde değiştirilmiş, bu değişiklik 08.03.2017 tarihli ve 30354 Mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7072 sayılı Kanun'un 9. maddesi ile kanunlaşmıştır. 31.07.2018 tarihli ve 30495 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7145 sayılı Kanun'un 17. maddesi ile maddenin 3. fıkrasına; "tespit edilmesi" ibaresinden sonra gelmek üzere "veya bu karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi" ibaresi eklenmiş; Maddenin 3. fıkrası; "Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın etkin soruşturma yapılmadan verildiğinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmesi veya bu karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi üzerine, kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde talep edilmesi hâlinde yeniden soruşturma açılır." şeklinde düzenlenerek son hâline kavuşmuştur. Aynı Kanun'un "Cumhuriyet savcısının kararına itiraz" başlıklı 173. maddesi; "(1) Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesi başkanına itiraz edebilir. (2) İtiraz dilekçesinde, kamu davasının açılmasını gerektirebilecek olaylar ve deliller belirtilir. (3) Başkan, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yer sulh ceza hâkimini görevlendirebilir; kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli olarak reddeder; itiraz edeni giderlere mahkûm eder ve dosyayı Cumhuriyet savcısına gönderir. Cumhuriyet savcısı, kararı itiraz edene ve şüpheliye bildirir. (4) Başkan istemi yerinde bulursa, Cumhuriyet savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye verir. (5) Cumhuriyet savcısının kamu davasının açılmaması hususunda takdir yetkisini kullandığı hâllerde bu madde hükmü uygulanmaz. (6) İtirazın reddedilmesi halinde; Cumhuriyet savcısının, yeni delil varlığı nedeniyle kamu davasını açabilmesi, önceden verilen dilekçe hakkında karar vermiş olan ağır ceza mahkemesi başkanının bu hususta karar vermesine bağlıdır." şeklinde düzenlenmiş iken, 14.04.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanun'un 22. maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasında yer alan "ağır ceza mahkemesi başkanına" ibaresi "ağır ceza mahkemesine", üçüncü ve dördüncü fıkralarında yer alan "Başkan" ibareleri "Mahkeme" ve altıncı fıkrasında yer alan "ağır ceza mahkemesi başkanının" ibaresi "ağır ceza mahkemesinin", 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 71. maddesiyle de, maddenin birinci fıkrasında yer alan "ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesine" ibaresi "ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine", dördüncü fıkrasında yer alan "Mahkeme" ibaresi "Sulh ceza hâkimliği", altıncı fıkrasında yer alan "ağır ceza mahkemesinin" ibaresi "sulh ceza hâkimliğinin", üçüncü fıkrası ise "Sulh ceza hâkimliği, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yer Cumhuriyet Başsavcılığından talepte bulunabilir; kamu davasının açılabilmesi için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli olarak reddeder; itiraz edeni giderlere mahkûm eder ve dosyayı Cumhuriyet savcısına gönderir. Cumhuriyet savcısı kararı itiraz edene ve şüpheliye bildirir", 06.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 680 sayılı KHK'nın 11. maddesiyle de, maddenin altıncı fıkrası "İtirazın reddedilmesi halinde aynı fiilden dolayı kamu davası açılabilmesi için 172. maddenin ikinci fıkrası uygulanır." şeklinde değiştirilmiş, bu değişiklik 08.03.2017 tarihli ve 30354 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7072 sayılı Kanun'un 10. maddesi ile kanunlaşmıştır. Soruşturma evresinin asıl yetkilisi olan Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez ceza muhakemesinin temel amacı olan maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için soruşturmaya başlayacaktır. Cumhuriyet savcısının görevi maddi gerçeği ortaya çıkartmak ve adil bir yargılama yapılması için gerekli araştırmayı yaparak şüphelinin lehine veya aleyhine olan bütün delilleri toplamaktır. Cumhuriyet savcısı soruşturma evresinin sonunda toplanan delillere göre suçun işlendiği hususunda yeterli şüpheye ulaştığı takdirde iddianame düzenleyecek ve kamu davasını açacaktır. Buna karşın soruşturma işlemleri tamamlandıktan sonra, kamu davasının açılması için suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma imkânını ortadan kaldıran şüphelinin ölümü, af, zamanaşımı, şikâyet süresinin geçmesi, ön ödemenin yerine getirilmesi ve uzlaşmanın sağlanmış olması gibi durumlarda kovuşturmaya yer olmadığına karar verecektir. İddianame, toplanan delillere göre suçun işlendiğini gösteren yeterli şüphe oluştuğunda hazırlanacağına göre, elde edilen deliller doğrultusunda hukuka uygunluk sebeplerinin varlığı ya da failin kusursuzluğu açıkça ortada ise Cumhuriyet savcısı yine kovuşturmaya yer olmadığına karar verebilecektir. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda itiraz hakkı, süresi ve mercisi gösterilecek, karar suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilecektir. 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nda Cumhuriyet savcısının verdiği takipsizlik kararları, yargı otoritesi göstermeyen, idari bir karar niteliğinde düzenlendiğinden Cumhuriyet savcısı, bu kararını kendiliğinden, Adalet Bakanı ve adalet müfettişinin talebi ya da ilgilinin isteği üzerine geri alıp soruşturma yapabilmekte ve hiçbir şarta bağlı olmadan, takipsizlik kararından sonra, dava zamanaşımı süresi dolmadan kamu davası açabilmekteydi. Ancak bu düzenleme öğretide hukuk güvenliğine aykırı olduğu düşüncesiyle eleştirilmekte, takipsizlik kararından sonra yeni bir dava açılması için yeni delil şartı aranması gerektiği ileri sürülmekteydi. Öğretinin bu eleştirileri göz önüne alınarak düzenlenen ve 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren CMK'nın 172. maddesinin ikinci fıkrasıyla, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra, yeni bir delil meydana çıkmadan Cumhuriyet savcısınca kendiliğinden kamu davası açılamayacağı hüküm altına alınmış, ancak 06.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 680 sayılı KHK ve 08.03.2017 tarihli ve 30354 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7072 sayılı Kanun'un 9. maddesi ile ayrıca, elde edilen yeni delilin kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak nitelikte olması ve sulh ceza hâkimliğince bu konuda bir karar verilmesi şartlarına bağlanmıştır. Bu husus kanun koyucu tarafından ceza muhakemesi şartı olarak düzenlenmiştir. Yine CMUK'da yer verilen takipsizlik kararlarından farklı olarak CMK'nın 173. maddesinde kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara karşı suçtan zarar gören tarafından itiraz edilebileceği hükme bağlanmış, böylelikle bu kararlara yargısal bir nitelik kazandırılmıştır. TCK'nın 173. maddesinin birinci fıkrasının ilk hâlinde suçtan zarar görenin, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar kendisine tebliğ edildikten sonra on beş gün içinde, kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesi başkanına itiraz edebileceği hükme bağlanmış iken, 14.04.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanun ile itirazı incelemeye yetkili merci ağır ceza mahkemesi olarak belirlenmiş, 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun ile de bu incelemeyi yapma yetkisi sulh ceza hâkimliğine verilmiştir. CMK'nın 173. maddesinin 680 sayılı KHK'nın 11. maddesi ve 7072 sayılı Kanun'un 10. maddesiyle yapılan değişikliklerden önceki altıncı fıkrası uyarınca itirazın reddedilmesi üzerine Cumhuriyet savcısının kamu davası açabilmesi, yeni delilin varlığı ve önceden verilen dilekçeyi değerlendiren mercinin bu hususta karar vermesine bağlı iken, anılan değişiklikle kamu davası açılabilmesi CMK'nın 172. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen usule tabi tutulmuştur. Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar, muhakeme faaliyeti sonunda, yargılama makamı tarafından verilmiş kararlar olmayıp, adli-idari nitelikte kararlardır. Ancak, bu kararlara itiraz yolunun açık olması nedeniyle itiraz üzerine kesinleşen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar, mahkeme denetiminden geçerek yargısal karar hâlini alır ve yargı otoritesi özelliğini gösterir. Gerek itiraz üzerine kesinleşen, gerekse itiraz edilmeksizin kesinleşen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar bakımından, kanunun aradığı anlamda yeni delil ortaya çıkmadıkça, aynı fiilden dolayı Cumhuriyet savcısı aynı işe tekrar el atamayacaktır. Uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi için fiil, aynı fiil ve yeni delil kavramları üzerinde de durulması gerekmektedir. Fiil kavramı; ceza muhakemesinde ve maddi ceza hukukunda kullanılan ortak bir kavram olmakla birlikte kullanıldığı alana göre içerik olarak farklılık arz etmektedir. Ceza muhakemesi anlamında fiil, uyuşmazlık konusu olay olup, muhakemenin konusunu oluşturan olayın bütününü ifade etmektedir. Maddi ceza hukukunda ise, belirli bir amaca yönelen, kişinin isteğine göre ve iradesine bağlı, dış dünyada etki doğuran icrai yahut ihmali bir insan davranışıdır. Ceza muhakemesindeki fiil, maddi ceza hukuku anlamında tek bir fiilden oluşabileceği gibi birden fazla fiilden de oluşabilir. Bu itibarla ceza muhakemesindeki fiil kavramı, maddi ceza hukukundaki fiil kavramından daha geniş bir içeriğe sahiptir. Bununla birlikte, maddi ceza hukuku anlamındaki tek fiilin, ceza muhakemesinde birden fazla fiili oluşturması mümkün değildir. Ceza muhakemesinde Cumhuriyet savcısı, yapmış olduğu soruşturma sonucunda kaleme aldığı kovuşturmaya yer olmadığına dair karar veya iddianame ile uyuşmazlığın konusunu ve sınırlarını ortaya koymaktadır. Ceza muhakemesine konu edilen fiilin aynı olup olmadığının tespitinde de iddianame veya kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda belirtilen olaylar bütününün esas alınması gerekmektedir. Buna göre fiilin aynı olup olmadığı, iddianame ve kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda yer alan fiilin işlendiği yer, fiilin süresi, zamanı, kullanılan araçlar, kullanılma biçimleri belirtilmek suretiyle bireyselleştirilerek ve tanımlanan olaylar göz önünde bulundurularak belirlenecektir. Fiilin aynı olup olmadığının belirlenmesinde Cumhuriyet savcısınca yapılan hukuki nitelendirmenin bir önemi bulunmamaktadır. CMK'nın 172/2. maddesinde yer alan yeni delil kavramından ne anlaşılması gerektiğine gelince; kovuşturmaya yer olmadığına dair karardan önce mevcut olan, ancak ele geçirilemeyen, dosyada bulunan ancak Cumhuriyet savcısı tarafından görülmeyen ve değerlendirilmeyen delil, yeni delildir. Yeni bir soruşturmanın başlatılabilmesi için, delilin yeni olmasının yanında, tek başına veya diğer delillerle birlikte bir suçun işlendiğini kuvvetle ispatlama gücüne sahip olması gerekir. Dava açmaya yetecek kadar güçlü elverişlilikte veya kovuşturmama kararının nedenini ortadan kaldırıcı ve ayrıca davanın da açılmasını sağlayacak kuvvette, suç şüphesini kuvvetlendirici nitelikte bulunması gerekir. Bu nitelikte yeni bir delil ortaya çıktığında, Cumhuriyet savcısı işe tekrar el atarak, iddianame düzenleyebilecek, kabulü hâlinde kamu davası açılmış olacaktır. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz edilmesi üzerine, itiraz reddedildiğinde bu karar kesinleşir. İtirazın reddi üzerine yeni delil olsa dahi, aynı fiilden dolayı Cumhuriyet savcısının kendiliğinden dava açması mümkün değildir. Önceden verilen dilekçe hakkında karar vermiş olan mercinin, kamu davasının açılması hususunda karar vermesi gerekir. Diğer bir anlatımla, usul işlemlerinin, işlemin yapıldığı sırada yürürlükte bulunan usul kanununa tabi olacağı ilkesi gözetildiğinde, iddianamenin düzenlendiği 09.05.2012 tarihi itibarıyla CMK'nın yürürlükte bulunan 172. maddesine göre Cumhuriyet savcısınca kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilip karar itiraz edilmeksizin kesinleştiğinde, Cumhuriyet savcısının aynı işe tekrar el atması için, yeni bir delilin ortaya çıkması yeterli iken; kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz edilerek itiraz mercisine başvurulduğunda; itiraz mercisinin kararı ile kovuşturmaya yer olmadığı kararı kesinleşmişse, Cumhuriyet savcısının iddianame düzenlemesi için (CMK'da yargılama makamının kararını Cumhuriyet savcısının kaldırması kabul edilmediğinden) yeni delilin yanında, önceden verilmiş itiraz dilekçesi hakkında karar veren mercinin, kamu davasının açılması hususunda, yeniden bir karar vermesi gereklidir. Bu husus kanun koyucu tarafından ceza muhakemesi şartı olarak düzenlenmiştir. B. Hukuki Değerlendirme Katılanın 06.10.2010 tarihli şikâyet dilekçesi üzerine sanıklar hakkında suça konu 20.09.2010 keşide tarihli, 875.000 TL bedelli ve 6794100 seri numaralı çekin sahte olarak düzenlendiği iddiasıyla başlatılan soruşturma sonucunda İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca eylemin hukuki nitelikte bulunduğu ve olayda dolandırıcılık suçunun yasal unsurlarının gerçekleşmediği gerekçesiyle 07.01.2011 tarih ve 1254 sayı ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, bu karara sanık ... müdafii tarafından itiraz edilmesi üzerine Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 18.04.2011 tarih ve 978 değişik iş sayılı kararı ile itirazın reddine karar verildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan itiraz sonrasında sanık ... müdafiinin 02.02.2022 tarihli dilekçesi ekinde kararın katılanın aynı konutta daimi işçisi olduğunu beyan eden .... imzasına 25.02.2011 tarihinde tebliğ edildiğine dair tebligat parçasını ibraz ettiği, sanık ...'in 08.10.2010 tarihli ödeme emri ile katılan aleyhinde icra takibi başlatmasıyla haciz işlemlerinin yapıldığı, katılanın suça konu çeke ilişkin olarak bu defa 28.03.2011 tarihinde şikâyet dilekçesi vermesi üzerine İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca yeniden başlatılan soruşturma sonucunda 09.05.2012 tarihli ve 17026-963 sayılı iddianameyle sanıklar hakkında nitelikli dolandırıcılık ve resmî belgede sahtecilik suçlarından kamu davasının açıldığı olayda; İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca 07.01.2011 tarih ve 1254 sayı ile verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik sanık ... müdafiinin karardaki maddi hataların düzeltilmesi talebini içeren itirazı üzerine Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 18.04.2011 tarih ve 978 sayı ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda bir isabetsizlik bulunmadığı ve maddi hatanın da UYAP sisteminde düzeltme formuyla düzeltilmesinin mümkün olduğu gerekçeleriyle reddine karar verilmiş ise de; söz konusu itirazın ve merci kararının, CMK'nın 173/1. maddesi kapsamında suçtan zarar görenin itirazı üzerine verilen ve kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kesinleşmesini sağlayan nitelikte olmamaları nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın katılana tebliğ edilip edilmediğinin ve katılan veya vekilince bu karara itiraz edilip edilmediğinin tespit edilmesinin gerektiği, söz konusu durumun varlığının anlaşılması hâlinde aynı fiilden dolayı sanıklar hakkında kamu davası açılabilmesinin, usul işlemlerinin yapıldığı sırada yürürlükte bulunan usul kanununa tabi olacağı ilkesi gözetildiğinde, iddianamenin düzenlendiği 09.05.2012 tarihi itibarıyla CMK'nın yürürlükte bulunan 172. maddesinin ikinci fıkrasındaki; "Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra yeni delil meydana çıkmadıkça, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz." hükmüne göre yeni bir delilin meydana çıkmasına bağlı olması ve kanun koyucu tarafından bu hususun ceza muhakemesi şartı olarak öngörülmesi karşısında; aynı fiile ilişkin daha önceden verilip kesinleşen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar bulunduğu hâlde ceza muhakemesi şartı gerçekleşmeden kamu davası açılması usul ve kanuna aykırılık oluşturacağından, Yerel Mahkemece durma kararı verilerek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın katılana tebliğ edilip edilmediğinin ve katılan veya vekilince bu karara itiraz edilip edilmediğinin araştırılıp sonucuna göre işlem yapılması gerekirken, sanıklar hakkında usulüne uygun açılmış bir kamu davasının bulunup bulunmadığının tespiti hususunda eksik araştırma ile hüküm kurulmasının isabetsiz olduğu kabul edilmelidir. Ayrıca, Ceza Muhakemesi Kanunu'na ilişkin hükümlerin derhal uygulanacağı nazara alınıp, 06.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 680 sayılı KHK ile CMK'nın 173. maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uyarınca kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın reddedilmiş olması hâlinde kamu davası açılabilmesinin, elde edilen yeni bir delilin kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak niteliğe sahip olması ve sulh ceza hâkimliğince bu konuda bir karar verilmesi şartlarına bağlı tutulduğu ve usul işlemlerinin anılan hükme göre yapılması gerektiği gözetilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına ve Yerel Mahkeme kararının sanıklar hakkında usulüne uygun açılmış bir kamu davasının bulunup bulunmadığının tespiti hususunda eksik araştırma ile hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. Ulaşılan bu sonuç karşısında, sanıklara yüklenen nitelikli dolandırıcılık ve resmî belgede sahtecilik suçlarının sabit olup olmadığı bakımından eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığına ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının DEĞİŞİK GEREKÇE İLE KABULÜNE, 2- Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesinin 25.03.2021 tarihli ve 9456-3603 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA, 3- İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 02.10.2019 tarihli ve 111-414 sayılı hükümlerinin, sanıklar hakkında usulüne uygun açılmış bir kamu davasının bulunup bulunmadığının tespiti hususunda eksik araştırma ile hüküm kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA, 4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.02.2024 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.