Başvuru, işveren ile arasındaki güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesiyle iş sözleşmesi feshedilen başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, işveren ile arasındaki güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesiyle iş sözleşmesi feshedilen başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 24/1/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde, yargılama sürecindeki dava dosyalarında ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden elde edilen bilgi ve belgelerde yer aldığı şekliyle olaylar özetle şöyledir:A. İşe İade Davasına İlişkin Süreç 1973 doğumlu olan başvurucu 3/7/2000 tarihinde Türk Telekomünikasyon A.Ş. (Şirket) bünyesinde çalışmaya başlamış, 10/8/2016 tarihinde iletim teknikeri olarak görev yapmakta iken başvurucunun iş akdi feshedilmiştir. Fesih bildiriminde, taraflar arasındaki güven ilişkisinin zedelendiği gerekçesiyle 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun 25/ll-e maddesi uyarınca iş akdinin haklı nedenle derhâl feshedildiği ifade edilmiştir. Başvurucu, feshin geçersizliğinin tespit edilmesi ve işe iadesine karar verilmesi talebiyle Şirket aleyhine 7/9/2016 tarihinde dava açmıştır. Ankara İş Mahkemesine (Mahkeme) sunduğu dava dilekçesinde başvurucu; iş akdinin somut bir sebep ileri sürülmeksizin sonlandırıldığını, feshin usule aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Davalı Şirket, cevap dilekçesinde faaliyetlerinin kamusal nitelikte olduğu hususu gözetilerek darbe girişiminin hemen sonrasında Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) ile irtibatı olan personelin tespiti ve gerekli fesih işlemlerinin gerçekleştirilmesi için bir komisyon oluşturulduğunu, bağlı olunan Ulaştırma Bakanlığı ve emniyet birimleri ile koordineli şekilde, personel bazında çalışmalar başlatıldığını belirtmiştir. Bu kapsamda Millî İstihbarat Teşkilatından (MİT) gelen bilgilerde başvurucunun kırmızı kodlu ByLock kullanıcıları listesinde olduğunun bildirildiğini ifade eden Şirket iş akdinin haklı nedenle feshedildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu 23/11/2016 tarihli karar duruşmasında ByLock iddialarını reddetmiş, söz konusu iddianın belgelendirilmediğini belirtmiş; davalı Şirket ise emniyet ve MİT'e müzekkere yazılarak başvurucunun örgütle alakası olup olmadığını, ByLock, Bank Asya vb. hususlarda gerekirse araştırma yapılmasını ve davanın reddini talep etmiştir. Mahkeme E.2016/741, K.2016/638 sayılı kararı ile davanın reddine hükmetmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:"Tüm dosya kapsamı incelendiğinde; davalı kurumun bir kısım hisselerinin halen T. Başbakanlık Hazine Müsteşarlığına ait olduğu, halen yürürlükte olan 406 sayılı Kanun Ek 22'nci maddesi hükmü gereği müvekkil Şirket çalışanlarına mevzuat hükümlerine göre güvenlik soruşturması yapılmasının zorunluğu olduğu, davacının da 4857 sayılı İş Kanunu'na tabi veri teknikeri ve iletim teknikeri olarak çalıştığı, davalı şirketin 20/11/23003-20489 sayılı yazısında, Dilek Öksüz'ün Ulus Telekom Müdürlüğünde 4857 sayılı İş Kanunu'na tabi sosyal güvenlik yönünden SSK'ya tabi olarak çalışmakta olduğunun belirtildiği, İnsan Kaynakları Genel Müdür Yardımcısı tarafından Hukuk Genel Müdürlüğü yardımcılığına yazılan 09/08/2016 tarihli, fesih bildirimi konulu yazısında 'aşağıda ismi yer alan çalışanları 03/08/2016 tarihi itibari ile' iş sözleşmelerinin feshedildiğinin belirtildiği, davacıya 10/08/2016 tarihinde Noterlik aracığıyla yazılı fesih bildirimi yapıldığı, davalı tarafından yapılan soruşturma kapsamında Fetö/PYD örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu; bu kapsamda -kırmızı-listedeki isimlerin söz konusu programın sürekli kullanıcıları olması nedeniyle bu listede olan 250 personel arasında davacının da isminin bulunduğu tespit edildiği için iş sözleşmesinin feshedildiği ve davacının bu bağlamda iş sözleşmesi feshinin, yazılı fesih bildirimine de gerek olmadığı hâlde davalı şirketçe davacıya yazılı bildirim de yapılmak suretiyle 4857 Sayılı İş Kanunu'nun 25/II-e maddesi uyarınca işverenin güvenini kötüye kullanılmasına dair haklı sebebe dayanılarak iş sözleşmesinin feshedildiği anlaşıldığından, davacının davasının reddine dair aşağıda belirtilen şekilde hüküm kurulmuştur." Başvurucu, gerekçeli karara karşı istinaf talebinde bulunmuş; ByLock tespitinin gerçeği yansıtmadığını, buna dair araştırma yapılmadığını, iddiaların soyut ve mesnetsiz olduğunu belirterek gerekçeli kararın kaldırılmasını ve davanın reddini talep etmiştir. Şirket ise cevap dilekçesinde yargılama sürecinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek istinaf talebinin reddi gerektiğini savunmuştur. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi 2/7/2018 tarihli ve E.2018529, K.2018/1514 sayılı kararı ile temyiz yolu açık olmak üzere istinaf talebinin reddine hükmetmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:"Somut olayda, davacının iş sözleşmesinin davalı işverence, 'Müvekkil Şirket ile olan iş sözleşmeniz, İnsan Kaynaklan Genel Müdür Yardımcılığı'nın 2016 tarihli kararı ile; güven ilişkisinin zedelenmesi gerekçesi ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 25/Il-e maddesi uyarınca haklı nedenle derhal feshedilmiştir' içerikli fesih bildirimi ile feshedildiği anlaşılmaktadır. Bu halde, davalı kurum vekilinin cevap içeriği, davalı kurumun faaliyet gösterdiği alan ve davacının yaptığı işin niteliği dikkate alındığında, davacının işe iade talebinin reddine dair mahkemece verilen karar, usul ve yasaya uygundur.Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, vakıa mahkemesi hakiminin objektif, mantıksal ve hayatın olağan akışına uygun, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve resen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varılarak, davacının istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir." Başvurucu, davanın reddi kararına karşı temyiz talebinde bulunmuş; Yargıtay Hukuk Dairesi 19/11/2018 tarihli kararıyla, 25/10/2017 tarihinden sonra verilen işe iade davalarındaki kararlar hakkında Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının kesin olduğu, bu kararlara karşı temyiz yoluna başvurulamayacağı gerekçesiyle talebin reddine hükmetmiştir. Nihai karar 25/12/2018 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucu 24/1/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. Ceza Yargılamasına İlişkin Süreç İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık), FETÖ/PDY kapsamında başvurucu hakkında soruşturma başlatmış; ilgili sulh ceza hâkimliğince 26/8/2016 tarihinde başvurucunun adresinde, üzerinde ve araçlarında arama yapılmasına, elde edilebilecek ve suç olabileceği değerlendirilen iletişim ve bilişim malzemelerine el konulmasına, Kriminal Polis Laboratuvarı ve ilgili birimlerce inceleme yapılmasına kararı verilmiş; 27/8/2016-2/9/2016 tarihleri arasında gözaltı tedbiri uygulanmıştır. Başsavcılık 8/2/2017 tarihinde emniyetten gelen tespite yer vermek suretiyle iddianame düzenlemiştir. İddianamede başvurucu hakkındaki ifadeler şu şekildedir:"Şüpheli Dilek İyilikbilen: Şüpheli Dilek İyilikbilen emniyetten gelen rapora göre di3622305065@TT Net hattından Bylock programını yüklediği..." İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) nezdinde görülmeye başlanan yargılama ve soruşturma sürecinde başvurucu, suçlamaları inkâr etmiş; kullandığı iddia edilen program ile ilgili hiçbir şekilde bilgi sahibi olmadığını, iddianın gerçeği yansıtmadığını ileri sürmüştür. Başvurucu hakkında yapılan incelemede 5/6/2017 tarihli ByLock Kimlik Tespit ve Değerlendirme Tutanağı ile 22/11/2018 tarihli ek bilirkişi raporuna göre ID'nin 10881, kullanıcı adının adem69, adın adem69, şifrenin a olduğu, abone tespit kayıtlarının İ. (*** *** **** numaralı hat ile), R.Ş. (ramazan2201105@ttnet hattı ile) ve başvurucu (di3622305065@ttnet hattı ile) adına yapıldığı tespiti yapılmıştır. Yargılama sürecinde ayrıca başvurucu hakkında Bank Asyaya yönelik bilirkişi incelemesi yaptırılmış; başvurucunun 2011 tarihinden itibaren çeşitli tarihlerde katılım hesabı açtırdığı, 10/4/2014 tarihinde 500,00 TL, 21/4/2014 tarihinde 450 avro ve 175,04 avro nakit yatırarak katılım hesabı açtığı, 8/10/2014 tarihinde de hesabına 830 avro yatırdığı tespit edilmiştir. 2/7/2019 tarihli karar duruşmasında Başsavcılık tarafından verilen mütalaada başvurucunun beraati talep edilmiş, Mahkeme E.2019/32, K.2019/275 sayılı kararla mütalaa doğrultusunda başvurucunun beraatine hükmetmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:"Sanığın yapılan tespite göre 'di3622305065@TT Net' hattından Bylock yüklediğinden bahisle kamu davası açılmış ise de; yargılama aşamasında dosyaya giren ByLock Kimlik Tespit ve Değerlendirme Tutanağı ve ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağına göre; ID nin 10881, kullanıcı adının adem69, adın adem69, şifresinin a olduğu ve abone tespit kayıtlarının .. İyilikbilen (*** *** **** numaralı hat ile), R... Şahin (ramazan2201105@ttnet hattı ile) ve sanık (di3622305065@ttnet hattı ile) adına yapıldığı,.. İyilikbilen'in yargılandığı Bayburt Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2017/333 esas sayılı dava dosyasında yaptığı savunmada 10881 ID sayılı kullanıcıya ait ByLock ekli şahıslardan bazılarını tanıdığını beyan ettiğinin görüldüğü, 10881 ID sayılı ByLock kullanıcısının tespitine yönelik Bayburt KOM Şube Müdürlüğü'nce düzenlenen 2018 tarihli rapora göre10881 ID sayılı ByLock kullanıcısının .. İyilikbilen (TC No: ...) olduğunun değerlendirildiği nazara alındığında sanığın ByLock programını kullandığının her türlü şüpheden uzak olarak ispatlanmadığı, sanığın Bankasya'da 3367939 3 nolu hesabında 2013 tarihinde açmış olduğu katılım hesabına 2014 tarihinde 500,00 TL yatırdığı, ayrıca sanığın 2014 tarihinde450, 00 EURO ve 175,04 EURO nakit yatırarak 3367939 5 nolu katılım hesabını açtığı ve 2014 tarihinde de 830,00 EURO yatırdığı anlaşılmış ise de sanığın 2014 ten önce de katılım hesapları açtığı ve EURO katılım hesabındaki birikmiş parayı Bankasya'ya tamamen elkonulduktan hemen sonra değil de2015 tarihinde nakit olarak çekerek hesabını kapatması nazara alındığında sanığın örgütsel bilinçle, örgüte yardım sağlama amacıyla hareket ettiğinin her türlü şüpheden uzak olarak tespit edilmediği ve dosyada yer alan diğer deliller de nazara alındığında;...Yukarıda açıklanan deliller kapsamında sanığın üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğini gösterir her türlü şüpheden uzak delillerin bulunmadığı,sanığın üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği sabit olmadığından CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine karar verilmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur." Beraat kararı 10/7/2019 tarihinde istinaf edilmeksizin kesinleşmiştir. A. İlgili Mevzuat İlgili mevzuat için bkz. Berrin Baran Eker [GK], B. No: 2018/23568, 2/7/2020, §§ 20-B. Yargıtay Kararları Yargıtay Hukuk Dairesinin 22/10/2007 tarihli ve E.2007/16878, K.2007/30923 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Davalı işveren, davacının geçmişten gelen sabıkası ve özellikle yasadışı örgütle bağlantısı nedeni ile güvenlik önlemi olarak iş sözleşmesini feshetmiştir. Bu fesih Alman Hukukunda ve Alman Federal Mahkemelerinde şüphe feshi olarak adlandırılmaktadır. Böyle bir fesihte, işverenin işçisine karşı duyduğu şüphe, aralarındaki güven ilişkisinin zedelenmesine yol açmaktadır. İşverenden katlanması beklenemeyecek bir şüpheden dolayı, işçinin iş ilişkisinin devamı için gerekli olan uygunluğu ortadan kalktığından, güven ilişkisinin sarsılmasına yol açan şüphe, işçinin kişiliğinde bulunan bir sebeptir. Ciddi, önemli ve somut olayların haklı kıldığı şüphe, güven potansiyeline sahip olmaksızın ifa edilemeyecek iş için işçinin uygunluğunu ortadan kaldırdığından, şüphe feshi, işçinin yeterliliğine ilişkin fesih türü olarak gündeme gelecektir. Davacının geçmişte yasadışı örgüt üyesi olması, davacının görev yaptığı bölgede terör olaylarının artması ve demiryolu ulaşımının da hedefte bulunması, davalı işveren açısından iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güvenin sarsıldığı, elverişli objektif olay ve vakıalara dayanan güçlü bir şüphenin bulunduğu anlamına gelmektedir. Davacının iş sözleşmesinin feshinin geçerli nedenle yapıldığı kabul edilmelidir. Davanın reddi yerine yazılı şekilde kabulü hatalıdır." Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15/11/2018 tarihli ve E.2015/22-2715, K.2018/1720 sayılı kararı şöyledir:"...şüphe feshinin söz konusu olabilmesi için iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güveni yıkmaya elverişli, objektif olay ve vakıalara dayanan güçlü bir şüphe mevcut olması ve ayrıca olayın aydınlatılması için işverenin kendisinden beklenebilecek bütün çabaları göstermesine karşın eylemin gerçekleştiğinin kanıtlanamaması gerektiğinden, somut uyuşmazlıkta davacının sabit olan, doğruluk ve bağlılığa uymayan nitelikteki eyleminin şüphe feshi teşkil etmediği de açıktır..." Yargıtay Hukuk Dairesinin 26/11/2018 tarihli ve E.2018/11097, K.2018/25472 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Taraf iradesine öncelik verilmesi sadece davanın açılmasında değil, yargılama sırasında taraflara ait bir çok usul işleminde de kendisini gösterir...Yani, yargılamada esas olan, dava malzemelerinin taraflarca toplanması ve mahkemeye sunulması olarak tanımlayabileceğimiz 'taraflarca hazırlama (getirilme) ilkesi'dir. Bu ilkenin geçerli olduğu davalarda, dava malzemelerinin mahkemeye tam olarak getirilmemesinin sorumluluğunu taraflar üstlenmiş olup; hakim, kural olarak tarafların ileri sürmediği vakıaları ve belirli bir delili kendiliğinden araştıramaz ve taraflara hatırlatamaz. Diğer yandan, kamu düzenini ilgilendiren davalarda, irade serbestisinin ve taraf iradesine tanınan üstünlüğün bir sonucu olan 'taraflarca hazırlama ilkesi' yerine, kendiliğinden (resen) araştırma ilkesinin uygulanması esastır. Kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda; hâkim, davanın ispatı için gereken bütün delillere kendiliğinden başvurur; taraflar da yargılama bitinceye kadar delil gösterebilirler. Bu davalarda bir bakıma, dava ile ilgili olguların hazırlanmasında, tarafların yanında, hakimin de görevli olması söz konusudur.Bu açıklamalar karşısında kamu ya da özel hukuk tüzel kişiliği de olsa işçinin terör örgütleri ile irtibatının bulunması halinde bu durumun hem kamu güvenliğini hem de özel güvenliği tehdit edeceği açıktır. Bu nedenle davalı tarafın cevap dilekçesi ile davacının iş akdinin .../... bağlantısı bulunduğuna dair kuvvetli şüphe duyulması sebebi ile feshedildiğini belirttiği görülmekle; eldeki davada taraflarca hazırlama ilkesi yerine istisnai nitelikteki kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulanması gerekmektedir." Yargıtay Hukuk Dairesinin 24/4/2018 tarihli ve E.2018/3002, K.2018/9593 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Davacının iş akdi, hakkında .... Savcılığı tarafından bylock kullanıcısı olduğu iddiasıyla soruşturma başlatılmış olması, hakkında yurt dışı çıkış yasağı ve adli kontrol kararı verilmesi akabinde, davalı işyerinin faaliyet alanı bakımından stratejik önem taşıyan durumu gözetilerek çalıştırılmasında sakınca bulunduğu gerekçesiyle İş K. 25/II e-h-ı maddeleri gereğince haklı neden iddiasıyla feshedilmiştir. İlk Derece Mahkemesi ise feshin şüphe feshi olduğu ve davalının özel durumu gözetilerek geçerli nedene dayalı olduğu kabulüyle davanın reddine karar verilmiş olup, davacı tarafın istinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesi taralından da aynı gerekçelerle esastan reddetmiştir. ...Davacının hakkında derdest bulunan ecza yargılamasında, 'mor beyin' uygulaması kapsamında davacı ...'ın kullandığı telefona ait gsm hattının iradesi dışında bylock IP'lerine yönlendirilmiş olduğunun bilirkişi raporuyla tespit edildiği gerekçesiyle beraat kararı verildiği, isnat edildiği üzere terör örgütü ile bağlantısı bulunduğunu gösterir aleyhine başkaca somut bir delil de olmadığı anlaşılmakla, 4857 sayılı Kanun'un maddesinin fıkrası uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması..." Yargıtay Hukuk Dairesinin 8/4//2019 tarihli ve E.2019/1352, K.2019/7992 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Somut uyuşmazlıkta davalı işveren tarafından yapılan fesih bildiriminde, fesih nedeni olarak davalı işverene ait fabrikada 04/02/2015 tarihi ve öncesinde davacı ile bir kısım çalışanların işyerinde üretilen rakıları çaldıkları ve çalışan işçilerden ...'in hırsızlık suçuna yardım ettikleri iddiasının feshe gerekçe gösterildiği ve davacının iş akdinin davalı şirkette çalışırken 17/03/2015 tarihinde ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzeri nedenle feshedildiği anlaşılmıştır.... Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2015/257 esas 2015/777 karar sayılı dosyası kapsamına göre davacının hırsızlık olayından mahkum olan ... ile aynı fabrikada çalışıp, işyerinde servis bulunmaması nedeniyle aynı kişinin aracı ile muhtelif zamanlarda iş yerinden ayrıldığı, davacının sırf bu kişinin aracına binmesinin ve araçtaki alkol kokusunu farketmemesinin feshe dayanak yapılamayacağı, rakı dinlenme bölümünde çalışan davacının aynı araçta bulunan ve hırsızlığa konu olan rakının ... tarafından araçta taşındığına ilişkin bilgi sahibi olamayacağı, işverenin davacının bu hırsızlık olayından haberdar olduğu yönündeki şüphesinin makul ve objektif bir şüphe olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı anlaşılmakla, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken aksi gerekçeler ile reddine karar verilmesi hatalıdır." Yargıtay Hukuk Dairesinin 18/4/2013 tarihli ve E.2012/32147, K.2013/12471 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Somut olayda bir şüphe feshi söz konusudur. Bu tür fesihte, işverenin işçisine karşı duyduğu şüphe, aralarındaki güven ilişkisinin zedelenmesine yol açmaktadır. İşverenden katlanması beklenemeyecek bir şüpheden dolayı, işçinin iş ilişkisinin devamı için gerekli olan uygunluğu ortadan kalktığından, güven ilişkisinin sarsılmasına yol açan şüphe, işçinin kişiliğinde bulunan bir sebeptir. Ciddi, önemli ve somut olayların haklı kıldığı şüphe, güven potansiyeline sahip olmaksızın ifa edilemeyecek iş için işçinin uygunluğunu ortadan kaldırdığından, şüphe feshi, işçinin yeterliliğine ilişkin fesih türü olarak gündeme gelecektir.Davalı işyerinde fesih bildirgesinde anılan olayın davacı tarafından gerçekleştirildiği ceza yargılaması sonucunda da ispatlanmamış, davacı hakkında delil yetersizliğinden beraat kararı verilmiştir. Ancak davacının kendi kredi kartının sorgulanması ile bilgisi olmaksızın kredi kartından alışveriş yapılan müşterinin kredi kartının sorgulanmasının zamanlama yönünden iç içe geçmesi ve sorgulamanın yapıldığı terminalin aynı olması dikkate alındığında, bu hususun iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güveni ortadan kaldırmaya elverişli bir şüphe olup, davacı ile işveren arasındaki güven ilişkisinin sarsıldığı kabul edilmelidir. Bu durumda davalı işverenin artık işçiyi çalıştırması mümkün değildir. Bu sebeple iş sözleşmesinin feshi haklı sebebe dayanmasa da, feshin geçerli nedene dayandığı kabul edilmelidir. İşverence yapılan fesih geçerli nedene dayandığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile kabulü hatalı olmuştur."