Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/484 E. , 2024/2076 K. T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/484 Karar No : 2024/2076 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından, Düzce Atatürk Devlet Hast…
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/484 E. , 2024/2076 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/484 Karar No : 2024/2076 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından, Düzce Atatürk Devlet Hastanesi'nde ameliyat edilmesi sonucu el, kol ve baş bölgeleri haricinde felç olduğu, olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğu, hassas ve riskli bir ameliyat olduğu bilinmesine karşın, yetersiz fiziki imkanlarla ve gerekli tecrübeden yoksun kişilerce ameliyatın yapıldığı, gerekli dikkat ve özenin gösterilmediğinden bahisle 443.290,00 TL maddi ve 150.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla, dava dosyasındaki tüm bilgi ve belgeler ile Adli Tıp Kurumu İkinci İhtisas Kurulu'nun ve Genel Kurulu'nun raporlarının birlikte değerlendirmesinden; sırtında son 4 yıldır giderek artan eğrilik, nefes darlığı, yürüyememe, dinlenme ihtiyacı hissetme yakınmaları ile başvuran davacının ameliyatının yapılmış olduğu, S tipi skolyoz deformitesi için yapılan cerrahi girişimler arasında söz konusu ameliyat şeklinin uygulanan yöntemlerden biri olduğu, bu tür ameliyatlardan sonra söz konusu klinik şikayetlere neden olan bulgularda tam düzelme olmayabileceği, bunun yanı sıra ameliyat sonrasında ortaya çıkan 'parapleji tablosunun' bu tür ameliyatlardan sonra her türlü dikkat ve özene rağmen ortaya çıkabilen, herhangi bir tıbbi kusur ya da ihmalden kaynaklanmayan 'komplikasyon' olarak nitelendirildiği, söz konusu komplikasyonları gidermeye yönelik müteaddit operasyonların yapılabileceği, davalı sağlık görevlilerinin uygulamalarının tıp bilimince genel kabul görmüş ilke ve kurallara uygun olduğu, dolayısıyla ilgili sağlık çalışanlarına ve idareye atfı-kabil tıbben kusur bulunmadığı, davacıya yapılan tedavide davalı idarenin bir kusuru ve ihmalinin bulunmadığı, öte yandan davacının velisinin ameliyat öncesinde yapılacak tedavi ile söz konusu tedavinin tüm riskleri muhtemel komplikasyonları konusunda bilgilendirildiği, onayının alındığı ve yapılacak teşhis ve tedavilerle ilgili olarak onay belgesinin imzalandığı gözetildiğinde, davacıya uygulanan tetkik ve tedavilerle ilgili olarak davalı idareye atfedilecek herhangi bir hizmet kusurunun olmadığı anlaşılmakla davacının maddi ve manevi tazminat istemlerinin reddi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu ... İdare Mahkemesi kararı hukuka ve usule uygun bulunarak davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, Wake Up testinin yapılmadığı, Adli Tıp Kurumu raporunda ameliyatı yapan hekimin "ısrarla üzerimde psikolojik baskı kurularak bana ameliyat yaptırdılar" şeklinde beyanına yer verildiği, raporda yer alan operatör doktor raporunda; "hastanın grafilerde ileri derecede skolyozu mevcuttur, bu haliyle Devlet Hastanesi şartlarında opere edilmesi uygun olmayıp üniversite veya eğitim araştırma hastanesinde opere edilmesi uygundur." denildiği, vidalama işleminin özensiz yapıldığı, Düzce 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davada ibraz edilen bilirkişi raporunda hekime %50 kusur atfedildiği ileri sürülmektedir. KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kısmen kabulü, kısmen reddi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davacının duruşma istemi yerinde görülmeyerek işin gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : A) Temyize konu kararın maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının incelenmesi: Bölge idare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen kararın maddi tazminat isteminin reddine yönelik kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. B) Temyize konu kararın manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının incelenmesi: MADDİ OLAY : Davacı tarafından, doğuştan omurilik kemiklerinin normalin dışında gelişmesi sebebi ile hastalığının bulunduğu, yaşı ilerledikçe ve kemiklerinin gelişimi hızlandıkça bu hastalığı sağlığına etkisini arttırmaya başladığı, bunun üzerine Düzce Atatürk Devlet Hastanesi ortopedi servisine başvurduğu, daha önceleri de başkaca sağlık kurumlarına başvurduğu ve fizik tedavi rehabilitasyonu gördüğü, Düzce Atatürk Devlet Hastanesi'nde o tarihte görevli bulunan ortopedist operatör Dr.İ.C'nin kendisini muayene ettiği, skolyoz hastası olduğunu gözlemlediği ve ameliyat yapacağını bildirdiği, kendisinin bu ameliyatın hassas ve riskli bir ameliyat olduğunu doktora hatırlattığı, Dr.İ.C'nin gerekli personel, araç, gereç ve en önemlisi tecrübesi olmadığı halde ameliyatı yapacağını kendisine bildirdiği, 09/10/2009 tarihinde Düzce Atatürk Devlet Hastanesi ortopedi servisine yatış yaptığı, 13/10/2009 tarihinde ise ameliyat olduğu, ameliyat sonrası narkozun etkisinden kurtulduğu, fakat baş bölgesi dışında vücudunun herhangi bir yerini hissetmediği ve kımıldatamadığı, doktorun fizik tedavi uygulanmasını önerdiği, tedavi sonrası sağlığına kavuşacağını kendisine bildirdiği, kendisini Ankara İncek Fizik Tedavi Hastanesi'ne sevk ettiği, uzun süre fizik tedavi gördükten sonra 15/11/2012 tarihinde Düzce Atatürk Devlet Hastanesi'ne başvurduğu, bazı tetkik ve tahliller yaptırdığı, 20/12/2012 tarihinde ömür boyu felçli ve sakat kaldığını öğrendiği, bunun üzerine davalı idareye başvurduğu, başvurusunun reddi üzerine 443.290,00 TL maddi, 150.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Mahkemece olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan 29/02/2016 tarih ve 1228 karar numaralı raporda; " sırtında son 4 yıldır giderek artan eğrilik, nefes darlığı, yürüyememe, dinlenme ihtiyacı hissetme yakınmaları ile başvuran hastanın yapılan muayene ile tetkiklerinde torakal vertebralarda üst seviyelerde açıklığı sağa, alt seviyelerde sola bakan S tipi skolyoz deformitesi tespit edilerek 'posterior yaklaşımla T4 - L2 vertebralar arasına protez uygulaması' ameliyatı yapılmış olduğu, S tipi skolyoz deformitesi için yapılan cerrahi girişimler arasında söz konusu ameliyat şeklinin uygulanan yöntemlerden biri olduğu, bu tür ameliyatlardan sonra söz konusu klinik şikayetlere neden olan bulgularda tam düzelme olmayabileceği, bunun yanı sıra ameliyat sonrasında ortaya çıkan 'parapleji tablosunun' bu tür ameliyatlardan sonra her türlü dikkat ve özene rağmen ortaya çıkabilen, herhangi bir tıbbi kusur ya da ihmalden kaynaklanmayan 'komplikasyon' olarak nitelendirildiği, söz konusu komplikasyonları gidermeye yönelik müteaddit operasyonların yapılabileceği, ameliyat esnasında wake-up testi yapıldığı, hasta uyandırıldıktan sonra yapılan nörolojik muayenesinde alt ekstremite hareketlerinin ve T10 seviyesi altında nörolojik anestezi olduğunun görüldüğü, hastanın acil tomografiye alındığı, T4 ve altındaki 2 seviyedeki vertebralarda implantların kanala hafif derecede girdiğinin görüldüğü, hasta acil operasyona alınarak bu seviyelerdeki implantların çıkartıldığı, postop 1. günde nörolojik durumun düzelmemesi üzerine hastanın tekrar operasyona alındığı ve tüm implantların çıkartıldığı, takip eden günlerde hastada nörolojik düzelme görülmediği, yapılan nöroloji konsultasyonunda diz üstü seviyesine kadar derin ağrı duyusunun olduğu, T10 seviyesi itibariyle duyu kusurunun olduğu ve hastanın plejik olduğunun belirtildiği, bu haliyle fizik tedavi için hastanın Ankara İncek FTR Merkezine sevkinin yapıldığı, komplikasyon yönetiminin uygun olduğu cihetle; davalı sağlık görevlilerinin uygulamalarının tıp bilimince genel kabul görmüş ilke ve kurallara uygun olduğu, dolayısıyla ilgili sağlık çalışanlarına atfı-kabil kusur bulunmadığı" yönünde görüş bildirilmiştir. Bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiş olup, davacı tarafından bilirkişi raporuna karşı itirazda bulunulması üzerine Mahkemece olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu'nun 10/11/2016 tarih ve 1718 nolu kararında özetle " Gülnur Arslan hakkında düzenlenen adli ve tıbbi belgeler Genel Kurul’ca yeniden değerlendirildiğinde; sırtında son 4 yıldır giderek artan eğrilik, nefes darlığı, yürüyememe, dinlenme ihtiyacı hissetme yakınmaları ile başvuran hastanın yapılan muayene ile tetkiklerinde torakal vertebralarda üst seviyelerde açıklığı sağa, alt seviyelerde sola bakan S tipi skolyoz deformitesi tespit edilerek 'posterior yaklaşımla T4 - L2 vertebralar arasına protez uygulaması' ameliyatı yapılmış olduğu, S tipi skolyoz deformitesi için yapılan cerrahi girişimler arasında söz konusu ameliyat şeklinin uygulanan yöntemlerden biri olduğu, bu tür ameliyatlardan sonra söz konusu klinik şikayetlere neden olan bulgularda tam düzelme olmayabileceği, bunun yanı sıra ameliyat sonrasında ortaya çıkan 'parapleji tablosunun' bu tür ameliyatlardan sonra her türlü dikkat ve özene rağmen ortaya çıkabilen, herhangi bir tıbbi kusur ya da ihmalden kaynaklanmayan 'komplikasyon' olarak nitelendirildiği, söz konusu komplikasyonları gidermeye yönelik müteaddit operasyonların yapılabileceği, ameliyat esnasında wake-up testi yapıldığı, hasta uyandırıldıktan sonra yapılan nörolojik muayenesinde alt ekstremite hareketlerinin ve T10 seviyesi altında nörolojik anestezi olduğunun görüldüğü, hastanın acil tomografiye alındığı, T4 ve altındaki 2 seviyedeki vertebralarda implantların kanala hafif derecede girdiğinin görüldüğü, hasta acil operasyona alınarak bu seviyelerdeki implantların çıkartıldığı, postop 1. günde nörolojik durumun düzelmemesi üzerine hastanın tekrar operasyona alındığı ve tüm implantların çıkartıldığı, takip eden günlerde hastada nörolojik düzelme görülmediği, yapılan nöroloji konsultasyonunda diz üstü seviyesine kadar derin ağrı duyusunun olduğu, T10 seviyesi itibariyle duyu kusurunun olduğu ve hastanın plejik olduğunun belirtildiği, bu haliyle fizik tedavi için hastanın Ankara İncek FTR Merkezine sevkinin yapıldığı, komplikasyon yönetiminin uygun olduğu cihetle; davalı sağlık görevlilerinin uygulamalarının tıp bilimince genel kabul görmüş ilke ve kurallara uygun olduğu, dolayısıyla ilgili sağlık çalışanlarına ve idareye atfı-kabil tıbben kusur bulunmadığı" yönünde görüş bildirilmiştir. Mahkemece anılan raporun hükme esas alınabilecek nitelikte olduğu ve davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir. Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün hizmet kusuruna dayanması asli prensip olmakla beraber, zararın idarenin de dahil olduğu bir faaliyet sırasında meydana gelmesi ve öncesinde ya da sonrasında aksayan bazı durumların tespiti de önem arz etmektedir. Özellikle de sağlık hizmeti gibi bünyesinde risk unsuru taşıyan hizmet alanlarında, sağlıktan sorumlu olan idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır. Esasen Anayasa'nın 56. maddesi de "Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemekle ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirmekle" ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır. Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler (Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009). 11/04/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinde "Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir." hükmü yer almaktadır. 5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan 16/03/2004 tarih ve 2004/7024 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan "Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi)"nin "Amaç ve konu” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.”; "Mesleki standartlar" başlıklı 4. maddesinde; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” kurallarına yer verilmiştir. Sözleşme, iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, anılan düzenlemede her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir. Sözleşmenin "Muvafakat" başlıklı (II) numaralı bölümünde yer alan 5. maddesinde “muvafakat” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” düzenlemesiyle muvafakatin kapsamı belirlenmiştir. 01/08/1998 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin davacıya tıbbi müdahale yapıldığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan haliyle 15. maddesinde, “Hasta; sağlık durumunu, kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların faydaları ve muhtemel sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usulleri, tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları ve hastalığın seyri ve neticeleri konusunda sözlü veya yazılı olarak bilgi istemek hakkına sahiptir. ...", 22. maddesinin birinci fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz.", “Rızanın Kapsamı” başlıklı 31. maddesinde de, “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın, uygulanacak tıbbi müdahale için verdiği rıza, bu müdahalenin gerektirdiği sair tıbbi işlemleri de kapsar. Ancak, tıbbi işlemlerin uygulanmasında, bu Yönetmelik'te ve diğer mevzuatta belirlenen hakların ihlal edilmemesi için azami ihtimam gösterilir.” düzenlemeleri yer alır. Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerle ilgili riskleriyle birlikte aydınlatılarak rızalarının alınmasını öngörmektedir. Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın zenginleşmeye yol açmayacak ve idarenin kusurunun ağırlığını ya da sorumluluğunu ve zarar doğuran olayla ilgisini ortaya koyacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Davalı idare tarafından dosyaya sunulan hasta dosyasının incelenmesinden, yukarıda anılan mevzuat hükümleri uyarınca, davacıya uygulanan ameliyat öncesi işlemin komplikasyonları hakkında bilgilendirilerek rızasının alındığına ilişkin aydınlatılmış onam belgesinin olmadığı görülmekte olup, belirtilen yükümlülüğün yerine getirilmemiş olmasının sağlık hizmetinin gerektiği gibi yürütülmediği konusunda davacıda endişeye, üzüntüye yol açacağı tabiidir. Dava konusu olayda davacının, ameliyat öncesi aydınlatılmış onamın alınmamış olması nedeniyle uğradığı manevi zararın, manevi tazminatın zenginleşme aracı olamayacağı ilkesi de gözetilerek manevi tatmin sağlayacak, idarenin kusurunu ortaya koyacak makul bir tutarın ödenmesine karar verilmek suretiyle giderilmesi gerekirken, manevi tazminat talebinin reddi yolunda verilen Mahkeme kararına yönelik istinaf isteminin reddine ilişkin temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE, 2. Davanın reddine ilişkin Bolu İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının BOZULMASINA, maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının ONANMASINA, 3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 22/05/2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.