Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın; Bu Kanunda, Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yay
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin yönetim kurulu başkanlığının 28/02/2013 tarihli oluru ile hazırlanan 09/10/2014 tarihli inceleme raporunda, Genel Müdür Vekili olarak görevlendirilen davalının, kendisine hizmet sözleşmesi gereği teslim edilen mal üzerinde kendi yararına tasarrufta bulunarak, kendisine yönetim kurulu başkanlığı tarafından verilmiş yetkiyi aşan 6245 sayılı Harcırah Kanunu'na aykırı harcamalar yaparak zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunduğunun tespit edildiğini, bu nedenlerle davalının iş akdinin 14/10/2014 tarihinde tazminatsız olarak feshedildiğini, davalı hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na 2014/163772 Esas numarası ile suç duyurusunda bulunulduğunu, davalının hem yetkisiz yapmış olduğu harcamaları şirket kasasından tahsil ettiğini hem de yapmış olduğu tüm seyahatler için 6245 sayılı Harcırah Kanunu hükümlerine göre harcırah aldığını, , Ticaret Sicilinde tescil ve Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edilerek tayin edilen müvekkili şirketin kanuni temsilcisi ve şirketi idare eden kişi olan davalının TTK'nın 553.maddesi ile 555.maddesi uyarınca müvekkili şirketin uğradığı zararın tazmin etmesi gerektiğini, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.550,32 TL zararın öğrenildiği tarihten itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin davacı şirkette sigorta sicil numarasıyla 18/03/2009 tarihinde işe başladığını, en son 01.03.2013 tarihinden beri Yönetim Kurulu Başkan oluru ile Genel Müdür Vekili sıfatı ile çalışmaktayken hiçbir gerekçe göstermeden iş yerinin ve işinin değiştirilmek istendiğini, taraflar arasında işçi-işveren ilişkisi bulunduğunu, iş mahkemesinin görevli olduğunu, görevde bulunduğu sürece görevini en iyi şekilde yerine getirdiğini, müvekkilinin bu suçlamalara maruz kalmasının tek nedeninin yeni yönetimin kendisiyle çalışmak istememesi olduğunu, davacı şirkette müvekkilinin halen muhasebeci olarak çalıştığını, yapılan tayinin ve unvan indirilmesini kabul etmek istemeyen davalıya tepki olarak bu kez yaptığı harcamaları usulsüzmüşçesine göstermek yolunu seçen davacının asılsız iddialarda bulunduğunu, müvekkilinin işveren vekili sıfatını haiz olmadığını, zira Ankara 1. İş Mahkemesi'nin 2014/1727 Esas sayılı işe iade dava dosyasında; dinlenen tanık beyanlarına göre müvekkilinin işçi çıkarmak, almak, tek başına imza yetkisi dahilinde mal almak, satmak veya harcama yapmak yetkilerinin bulunmadığını, müvekkilinin şirket uygulamaları gereği Genel Müdür Vekili olarak sadece şirket merkezindeki iş ve işlemleri değil, tüm işletmelerin yönetim, eş güdüm, bütçe ve bütçe uygulamalarının denetimi, satım alma işlemlerinin kontrolü vs. sorumlu ve yetkili olduğunu, bu nedenle gerekli bilgilendirmeler yaparak veya olur alarak Ankara içindeki tesisler yanında Ankara dışındaki tesislerin hizmet kalitesini değerlendirmek, sorunları yerinde görmek vs amaçlı iş seyahatleri gerçekleştirdiğini, tüm harcamaların makbuz ve fatura karşılığında yapıldığını, yapılan tayini ve unvan indirilmesini kabul etmek istemeyen müvekkili ile yeni yönetimin kendisiyle çalışmak istememesinin bu duruma neden olduğunu, davacı tarafından isnat edilen tüm suçlamalara karşı yazılı savunmada bulunduğunu ve harcamaların her birini açıkladığını savunarak davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk derece mahkemesince iddia, savunma, bilirkişi raporuna ve toplanan tüm delillere göre; davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; TTK'nın 553. Maddesine dayalı olarak tazminat istemiyle açılan davada, Yargıtay 22. HD'nin ilamı ile onanarak kesinleşen Ankara 1. İş Mahkemesi'nin işe iadesi dosyasında genel müdür vekilliği görevinden bulunan davacının 4857 sayılı Yasa'nın 18/son maddesi gereğince iş güvenliği kapsamında olmadığı değerlendirilerek davanın reddine karar verildiği, yine Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin onama ile kesinleşen Ankara 5. Asliye Ceza Mahkemesi kararına göre davalının üzerine atılı hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan şikayet sonucu yapılan yargılamada delil yetersizliği nedeniyle beraatine karar verildiği, davacı şirkete yazılan yazıya 08/03/2016 tarihinde verilen cevapta, genel kurullarda sadece yönetim kurulu üyelerinin ibralarının yapıldığı, davalıya ait herhangi bir ibra kararının bulunmadığının bildirildiği, yargılama sırasında alınan 02/11/2015 tarihli bilirkişi raporunda; davalının davacı şirkette 01/03/2013 - 14/04/2014 tarihleri arasında Genel Müdür Vekili olarak görevlendirildiği, ayrıca Ankara 18. Noterliği'nin 05/02/2013 tarih ve ... yevmiye numaralı imza sirkülerine göre, davacı şirkette şirketin en geniş anlamda temsil ve ilzamı yetkili yönetim kurulu başkanı, başkan yardımcısı veya üyelerden herhangi biriyle beraber şirket unvanı altına atılacak müşterek imza yetkilisi olduğu görüldüğü, bu nedenle davalının iş ve eylemlerinden sorumlu olup olmadığının TTK'nın 553.maddesine göre incelenmesi gerektiği, davalının bilirkişi raporunda belge istenmesi gerektiği belirtilen 169,97 TL harcamayı inkar etmediği, yine 9.359,60 TL bedelli iddialar yönünden savunmasını kanıtlar delil sunamadığı, görevlerini tedbirli bir yöneticinin özeniyle yerine getirmediği, davacı şirketin menfaatini dürüstlük kurallarına uyarak gözetmediği kanaatine varıldığı, bu tutarlar yönünden davanın kısmen kabulü gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile, 9.529,57 TL'nin 04.03.2015 dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili dava dilekçesinde özetle; dava konusu alacak işçi ve işveren arasında hizmet sözleşmesi gereğince özen borcuna aykırı davranıştan kaynaklanmakta olup iş mahkemesinin görevli olduğunu, dava konusu alacakla ilgili yönetim kurulunun ibra kararı verdiğini, dolayısıyla davanın konusuz kaldığını, İş Kanunu'nun Tanımlar başlıklı 2. Maddesinde işveren vekilinin; işveren vekilliği sıfatının işçilere tanınan hak ve yükümlülükleri ortadan kaldırmayacağını açıkça hükme bağlandığını, taraflar arasında işçi-işveren ilişkisinin bulunduğunu, tazminat talebinin de iş sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırılığa dayandığını, İş Kanunu'nın 1. Maddesi gereği bu davada iş mahkemelerinin görevli olduğunu, davacının açtığı işe iade davasının işveren vekili olduğu gerekçesiyle reddedildiğini, İş Kanunu'nun 18. Maddesi gereği işveren vekili iş güvencesi kapsamında olmadığından işe iadesi açılamayacağının belirtildiğini, işe iade davası iş güvencesi olanlara özel bir durum olup işveren vekilinin işçi olduğu gerçeğini değiştirmediğini, davacı işçi olup iş mahkemelerinin bu davada grevli olduğunu, yapılan harcamaların TTK'nın 548. Maddesi gereği şirketin 3. Kişiler nezdinde saygınlığını sağlamak ve korumak için yapılan harcamalar olduğunu, şirketin ekonomik yapısına ve davalının pozisyonuna bakıldığında dava konusu tazminat miktarının davalının yaptığı işe göre düşük meblağlarda kaldığını ve davacının bu konuda kötü niyetli olduğunun açık olduğunu, müvekkilinin adına olurla tahsisli bir araç bulunduğunu, seyahatlerin uçakla yapılması halinde havaalanı park halinde havaalanı park giderlerinin veya havaalanı yemek ve içecek giderlerinin şirkete fatura edilmesinde yanlış bir durum bulunmadığını, seyahatlerin bazılarında sanık dışında kimi şirket yöneticileri ve çalışanların da olduğu görülmekte bu kişilere ait yemek ve yol giderleri ile ulaşımlarının sağlanması için taksi bedellerinin de müvekkil üzerinden şirkete fatura edilmesinin de doğal olduğunu, bu tarz harcamalar için yönetim kurulu kararının bulunmasına ihtiyaç bulunmadığını, müvekkilinin pozisyonu ve şirketin yapısı dikkate alındığında bahsi geçen harcama iddialarının basit ve olağan sayılabilecek, temsil yetkisi sınırı içinde kalabilecek harcamalar olduğunu, ticari hayata göre temsil için makul ölçüde olan harcamalar olduğunu, ileri sürerek açıklanan bu ve re'sen gözetilecek nedenlerle ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını istemiştir.