DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2024/201 E. , 2024/329 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2024/201 Karar No : 2024/329 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1-... 2-... Bakanlığı VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Altıncı Dairesinin 20/11/2023 tarih ve E:2023/1383, K:2023/8430 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Diyarbakır ili, Sur ilçesinde i
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2024/201 E. , 2024/329 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2024/201 Karar No : 2024/329 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1-... 2-... Bakanlığı VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Altıncı Dairesinin 20/11/2023 tarih ve E:2023/1383, K:2023/8430 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Diyarbakır ili, Sur ilçesinde ilan edilen riskli alan sınırları içerisinde bulunan ve ekli listede yer alan taşınmazların, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 27. maddesi uyarınca acele kamulaştırılmasına ilişkin 25/03/2016 tarih ve 29664 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 21/03/2016 tarih ve 2016/8659 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı'nın, Sur ilçesi, ... Mahallesi, ... ada ... parsel (eski ... ada ... parsel) sayılı taşınmaz yönünden iptali ile kamulaştırma işlemi sırasında taşınmazın kullanılamamasından doğduğu ileri sürülen fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 1.000,00-TL maddi zararın yasal faiziyle birlikte tazmini istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 20/11/2023 tarih ve E:2023/1383, K:2023/8430 sayılı kararıyla; Davalı idarelerin usule ilişkin itirazı yerinde görülmemiş, Anayasa'nın 35. maddesi; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin Ek 1 Nolu Protokolü'nün "Mülkiyetin korunması" başlıklı 1. maddesi; 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 3., 5., 6. ve 27. maddeleri; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2., "İptal ve tam yargı davaları" başlıklı 12. maddeleri; 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun "Tespit ve tescil" başlıklı 7., "Korunma alanı ile ilgili karar alma yetkisi" başlıklı 8. ve 9. maddelerine yer verilerek, 21/03/2016 tarih ve 2016/8659 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı yönünden; Dosyanın incelenmesinden, uyuşmazlığa konu taşınmazın da bulunduğu alanın 22/10/2012 tarih ve 3900 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun'un 2. maddesi uyarınca riskli alan olarak belirlendiği, davalı idareler tarafından savunma dilekçesinde, terör olayları sonucunda Sur İçi bölgesinde 1295 adet binanın tamamen yıkıldığı, 1335 adet binanın ağır hasar gördüğü, 1269 adet binanın ise az hasar gördüğü, toplam 4500 civarında bağımsız birimin hasar gördüğünün tespit edildiği, bölgede bulunan 97 adet kamu binası ile 8818 adet yapının %10,29'unun ruhsatının bulunduğu, alanın büyük çoğunluğunun ruhsatsız yapılardan oluştuğu hususlarının belirtildiği, dava konusu işlem ile uyuşmazlığa konu alanda gerçekleştirilecek dönüşüm uygulamaları ile riskli yapı stoğu içinde yaşayan nüfusun can ve mal güvenliğinin sağlanmasının, proje ile Sur İçi bölgesinin sağlıksız yapılaşmalardan arındırılarak tarihi ve kültürel dokunun yeniden gün yüzüne çıkarılmasının, riskli yapılardan kaynaklanacak afet risklerinin azaltılması ve nihayetinde ortadan kaldırılmasının, ülkemizin ve dünyanın kültürel zenginlikleri arasında yer alan Sur İçi bölgesinin bu nitelik ile bağdaşmayan, yapı ve kültür bütünlüğünü bozan veya kültürel varlıkları tahrip eden yapıların dokuya uyumlu hale getirilmesinin, mevcut kültür varlıklarının restorasyon, bakım, onarım, güçlendirme ve iyileştirme çalışmalarının yapılmasının, terör olayları sonucu zarar gören yapıların yıkım ve yenileme işlemlerinin gerçekleştirilmesinin, yapıların tarihi yapılara ve yöresel mimariye uygun olarak yenilenmesi suretiyle alanın özgün yapısının korunmasının amaçlandığı; yapıların birbirleriyle koordineli bir biçimde, altyapıları da ele alınmak suretiyle riskli yapıların can ve mal güvenliği açısından risk teşkil etmesi sebebiyle yeni yapıların bir an önce yapılabilmesi için acele kamulaştırma kararının alındığı; bölgenin sağlıklı yapılaşmasının taşınmaz kültür varlıklarının ihya ve restorasyon çalışmalarının ivedilikle aslına uygun olarak tamamlanmasının sağlanmasının hedeflendiği, dava konusu taşınmazın sivil mimarlık örneği olarak korunması gerekli taşınmaz kültür varlıkları arasında yer aldığına dair dosyada bilgi ve belge bulunmadığının anlaşıldığı, 2942 sayılı Kanun'un 3. maddesinin 2. fıkrası ile dava konusu işlemin tesis edildiği tarih itibarıyla yürürlükte olan şeklinde, Bakanlar Kurulunca kabul olunan, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskan projelerinin gerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması ve turizm amacıyla yapılacak kamulaştırmalarda, kamulaştırma yöntemi konusunda özel bir düzenleme getirildiği, buna göre, Bakanlar Kurulunca kabul olunan bu tür projelerin gerçekleştirilmesinin, acelelik kapsamında görüldüğü, 6306 sayılı Kanun ile çarpık kentleşmenin düzeltilmesi, riskli yapıların deprem ve diğer doğal afetlere karşı dayanıklı hale getirilmesi suretiyle yaşanabilecek can ve mal kayıplarının azaltılmasının hedeflendiği, afet riski altındaki alanlar ile bu alanlar dışındaki riskli yapıların bulunduğu arsa ve arazilerde, fen ve sanat norm ve standartlarına uygun, sağlıklı ve güvenli yaşama çevrelerini teşkil etmek üzere iyileştirme, tasfiye ve yenilemelere dair usul ve esasları belirlemek olarak belirtilen genel amacıyla birlikte değerlendirildiğinde, "riskli alan" ilanının, iskan projesi niteliği taşıdığının açık olduğu, Buna göre, "riskli alan" olarak ilan edilen bölgede gerçekleştirilecek projelerde, acelelik halinin bulunduğu, Acele kamulaştırmaya yönelik Bakanlar Kurulu Kararı'nın dört ayrı sebebe dayalı bulunduğu; bu sebeplerden birincisinin, alanda riskli yapılar olduğu ve bu riskli yapı stoğu içinde yaşayan nüfusun can ve mal güvenliğinin sağlanması, riskli yapılardan kaynaklanacak afet risklerinin azaltılması ve nihayetinde ortadan kaldırılması, ikincisinin, ülkemizin ve dünyanın kültürel zenginlikleri arasında yer alan Sur İçi bölgesinin bu nitelik ile bağdaşmayan, yapı ve kültür bütünlüğünü bozan veya kültürel varlıkları tahrip eden yapıların dokuya uyumlu hale getirilmesi, üçüncüsünün, alanda mevcut kültür varlıklarının restorasyon, bakım, onarım, güçlendirme ve iyileştirme çalışmalarının yapılması, dördüncüsünün de terör olayları sonucu zarar gören yapıların yıkım ve yenileme işlemlerinin gerçekleştirilmesi olduğu; bu dört sebebin birlikte, birbirleriyle koordineli bir biçimde, altyapıları da ele alınmak suretiyle ve riskli alan olarak ilan edilen uyuşmazlığa konu bölgenin sağlıklı yapılaşmasının, taşınmaz kültür varlıklarının ihya ve restorasyon çalışmalarının gecikmeksizin aslına uygun olarak tamamlanmasının hedeflendiği, dokusu bozulan ve kullanılamaz hale gelen bölgenin önemi ve özelliği dikkate alınarak bütünlüğünün sağlanması amacı doğrultusunda acele kamulaştırma kararının alındığı ve bu haliyle Kamulaştırma Kanunu'nda öngörülen acelelik halinin bulunduğu sonucuna varıldığından, "riskli alan" olarak ilan edilen bölgede kalan davaya konu taşınmazın acele kamulaştırılması yolundaki dava konusu Bakanlar Kurulu Kararı'nda hukuka aykırılık görülmediği, Öte yandan; dava konusu acele kamulaştırma kararının dayanağı olan, dava konusu taşınmazın da bulunduğu alanın 6306 sayılı Kanun kapsamında riskli alan olarak ilan edilmesine ilişkin 04/11/2012 tarih ve 28457 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 22/10/2012 tarih ve 2012/3900 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı'nın iptali istemiyle açılan davada verilen davanın reddi yolundaki Danıştay Altıncı ve Ondördüncü Daireleri Müşterek Kurulunun 20/12/2018 tarih ve E:2018/521, K:2018/10450 sayılı kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 19/06/2019 tarih ve E:2019/624, K:2019/3122 sayılı kararıyla onanarak kesinleştiği, Dava konusu 21/03/2016 tarih ve 2016/8659 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı'nın iptali istemiyle açılan davada verilen davanın reddi yolundaki Dairelerinin 14/12/2022 tarih ve E:2022/3376, K:2022/11365; 04/04/2023 tarih ve E:2022/4050, K:2023/3360; 04/04/2023 tarih ve E:2022/4537, K:2023/3362 sayılı kararların; Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 26/04/2023 tarih ve E:2023/848, K:2023/844; 05/10/2023 tarih ve E:2023/2102, K:2023/1815; 05/10/2023 tarih ve E:2023/2107, K:2023/1816 sayılı kararıyla onanarak kesinleştiği, Davacının maddi tazminat istemi yönünden; Davacı tarafından uyuşmazlığa konu taşınmazın dava konusu acele kamulaştırma kararı nedeniyle kullanılamamasından dolayı kamulaştırma tarihi olan 21/03/2016 tarihi ile dava tarihi arasındaki süreye ilişkin kira bedeli elde edilemediğinden bahisle maddi zarara uğranıldığı ileri sürülmüş ise de; dava dilekçesinde uyuşmazlığa konu taşınmaz üzerinde bulunan yapının dava konusu acele kamulaştırma kararı alınmadan önce Sur olayları nedeniyle yıkıldığının beyan edildiği, tapunun beyanlar hanesinde 1984 yılından bu yana korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı olduğu yolunda beyanların bulunduğu, davacı tarafından acele kamulaştırma kararının 23/09/2022 tarihinde öğrenildiği, uyuşmazlığa konu taşınmaza davalı idareler tarafından acele el konulmasına dair mahkeme kararının bulunduğu yönünde davacı iddiasının da bulunmadığı, iş bu davada dava konusu acele kamulaştırma kararı yönünden davanın reddine karar verildiği hususları birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu acele kamulaştırma kararının alındığı 21/03/2016 tarihi ile anılan acele kamulaştırma kararının davacı tarafından öğrenilme tarihi olan 23/09/2022 tarihi arasında davacının uyuşmazlığa konu taşınmazı kullanmaya devam ettiği, dava konusu acele kamulaştırma kararının el koyma kararı alınmak suretiyle fiilen uygulamaya konulmadığı, Diyarbakır Koruma Bölge Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı doğrultusunda bitişik tescilli taşınmazlar nedeniyle Diyarbakır Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunca yapılan incelemelerin ve değerlendirmelerin henüz sonuçlandırılmadığı, tescilli yapılardaki restorasyon süreci tamamlanmadan uyuşmazlığa konu taşınmaz üzerinde yeni yapı inşa edilemeyeceği, dolayısıyla doğrudan dava konusu işlemden kaynaklanan bir zararın oluşmadığı, bu nedenle uğranıldığı ileri sürülen zararla dava konusu acele kamulaştırma kararı arasında illiyet bağı bulunduğundan bahsetme imkanı da bulunmadığından, uğranıldığı ileri sürülen zarardan idarenin sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı ve bu kapsamda davacının tazminat isteminin yerinde olmadığı sonucuna varıldığı, Öte yandan; 2863 sayılı Kanun hükümleri uyarınca tescil edilen korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarının korunma alanlarının tespiti ve bu alanlar içinde inşaat yapılıp yapılamayacağı konusunda karar alma yetkisi koruma kurullarına ait olduğundan, inşa edilecek yapının koruma amaçlı imar planına uygun olarak ve koruma kurulundan alınacak izin doğrultusunda yapılmasının zorunlu olduğu, davacı tarafından hazırlanacak projenin koruma kurulunca uygun bulunması halinde inşaata başlanabileceği, uyuşmazlığa konu taşınmaz üzerinde yapı yapılması amacıyla yapı ruhsatı alınması için proje hazırlanması halinde projenin hangi sürede hazırlanacağı, bitişik parseldeki tescilli eser sürecine ilişkin restorasyon çalışmalarının ne kadar sürede tamamlanacağı, 2863 sayılı Kanun uyarınca projenin koruma kurulunca uygun bulunması zorunluluğu sebebiyle projenin incelenmesinin belirli bir süreci gerektirdiği, hazırlanan projenin koruma kurulunca uygun bulunup bulunmayacağı, uygun bulunması halinde bu sürecin ne kadar zaman alacağı, izin verilecek yapı büyüklüğünün ne kadar olacağı, inşaatın ne kadar sürede tamamlanabileceği, inşaatın tamamlanması halinde yapı kullanma izninin ne kadar sürede alınabileceği hususlarındaki belirsizlikler dikkate alındığında, davacının malvarlığında gerçek, kanıtlanabilir bir azalma veya artma olanağından yoksun kalma niteliğinde somut bir zararın ortaya konulması gerektiğinden; somut ve kanıtlanabilir bir maddi zararın ortaya konulamadığı, davacının talep ettiği zararın muhtemel zarar niteliğinde olduğunun da açık olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, davaya konu taşınmazın bitişiğindeki kardeşine ait aynı mahiyetteki taşınmaza ilişkin rölöve çizimlerinin Diyarbakır Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğüne iletildiği, konunun Koruma Bölge Kurulunun ilk toplantısında değerlendirileceği, ardından bilgi verileceği diğer bir deyişle davaya konu taşınmazın tescilleneceğinin belirtildiği; bu nedenle de davaya konu taşınmazın tescil kararının beklenmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu, nitekim Diyarbakır Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 28/09/2023 tarihli kararı ile davaya konu taşınmazın korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı olarak tesciline karar verildiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : Davalı idareler tarafından, istemin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'UN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü, Daire kararının bozularak, dava konusu işlemin uyuşmazlık konusu taşınmaz yönünden iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20/A maddesi uyarınca gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1.Davacının temyiz isteminin reddine, 2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 20/11/2023 tarih ve E:2023/1383, K:2023/8430 sayılı kararının ONANMASINA, 3.Kesin olarak, 21/02/2024 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY X- 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun "Acele kamulaştırma" başlıklı 27. maddesinde; 3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacına veya aceleliğine Bakanlar Kurulunca karar alınacak hallerde veya özel kanunlarla öngörülen olağanüstü durumlarda gerekli olan taşınmaz malların kamulaştırılmasında, kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere ilgili idarenin istemi ile mahkemece yedi gün içinde o taşınmaz malın 10. madde esasları dairesinde ve 15. madde uyarınca seçilecek bilirkişilerce tespit edilecek değerinin, idare tarafından mal sahibi adına 10. maddeye göre yapılacak davetiye ve ilanda belirtilen bankaya yatırılarak o taşınmaz mala el konulabileceği hükme bağlanmıştır. 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun'un 9. maddesinin son fıkrasında, 2863 sayılı Kanun ve 5366 sayılı Kanun kapsamındaki alanlarda uygulamada bulunulması halinde alanın sit statüsü de gözetilerek Kültür ve Turizm Bakanlığının görüşünün alınacağı belirtilmiştir. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun 1. maddesinde, "Bu Kanunun amacı; korunması gerekli taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili tanımları belirlemek, yapılacak işlem ve faaliyetleri düzenlemek, bu konuda gerekli ilke ve uygulama kararlarını alacak teşkilatın kuruluş ve görevlerini tespit etmektir." ; 9 maddesinde, "Koruma Yüksek Kurulunun ilke kararları çerçevesinde koruma bölge kurullarınca alınan kararlara aykırı olarak, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ve koruma alanları ile sit alanlarında inşaî ve fizikî müdahalede bulunulamaz, bunlar yeniden kullanıma açılamaz veya kullanımları değiştirilemez. Esaslı onarım, inşaat, tesisat, sondaj, kısmen veya tamamen yıkma, yakma, kazı veya benzeri işler inşaî ve fizikî müdahale sayılır." ; 13. maddesinde, "Hazineye ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarına ait olup, usulüne göre tescil ve ilan olunan, her çeşit korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı ile bunlara ait korunma sınırları dahilindeki taşınmazlar, Kültür ve Turizm Bakanlığının izni olmadan, gerçek ve tüzelkişilere satılamaz, hibe edilemez." hükümleri yer almaktadır. Aynı Kanun'un "Kamulaştırma" başlıklı 15. maddesinde ise, "Taşınmaz kültür varlıkları ve bunların korunma alanları, aşağıda belirlenen esaslara göre kamulaştırılır: a) Kısmen veya tamamen gerçek ve tüzelkişilerle mülkiyetine geçmiş olan korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanları Kültür ve Turizm Bakanlığınca hazırlanacak proğramlara uygun olarak kamulaştırılır. Bu maksat için, Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesine yeterli ödenek konur. Kamu kurum ve kuruluşları, belediyeler, il özel idareleri ve mahallî idare birlikleri tescilli taşınmaz kültür varlıklarını, koruma bölge kurullarının belirlediği fonksiyonda kullanılmak kaydıyla kamulaştırabilirler. b) Menşei vakıf olup da çeşitli sebeplerle kısmen veya tamamen gerçek ve tüzelkişilerin mülkiyetine geçen korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ve bunların korunma alanlarının kamulaştırılmaları, Vakıflar Genel Müdürlüğünce yapılır. Bu maksat için Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesine yeteri kadar ödenek konur. c) Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunma alanları, imar planında yola, otoparka, yeşil sahaya rastlıyorsa bunların belediyelerce; sair kamu kurum ve kuruluşlarının bakım ve onarım ile görevli oldukları veya kullandıkları bu gibi kültür varlıklarının korunma olanlarının ise, bu kurum ve kuruluşlarca, kamulaştırılması esastır. d) Kamulaştırmalarda bedel takdirinde, taşınmaz kültür varlıklarının eskilik, enderlik ve sanat değeri dikkate alınmaz. e) Kamulaştırma işlemleri, bu Kanun hükümleri ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerine göre yapılır." hükmüne yer verilmiştir. Yukarıda yer verilen Kanun hükümlerinin değerlendirilmesinden anlaşıldığı üzere, korunması gerekli kültür varlığı niteliğinde olan taşınmazlara yönelik her türlü uygulamanın özel kanun niteliğindeki 2863 sayılı Kanun hükümleri uyarınca yapılması gerektiği açık olup, 2863 sayılı Kanun'da, bu nitelikteki taşınmazların kullanımı ve devri ile bu taşınmazlara yönelik fiziki müdahalelere ilişkin tüm usul ve esaslar kurala bağlanmış, taşınmaz kültür varlıklarının kamulaştırılması konusunda yetkili olan idareler tarafından izlenmesi gereken usul ve prosedürler ayrıntılı olarak belirtilmiş; ancak özel düzenleme niteliğindeki 2863 sayılı Kanun'un 15. maddesinde, taşınmazların kamulaştırılması konusunda istisnai bir yöntem olan acele kamulaştırmaya ilişkin herhangi bir düzenlemeye ya da bu konuda 2942 sayılı Kanun'un 27. maddesine yönelik herhangi bir atıfa yer verilmemiştir. Dolayısıyla, korunması gerekli kültür varlığı niteliğinde olan taşınmazların 2942 sayılı Kanun'un 27. maddesinde öngörülen acele kamulaştırma usulü kapsamında değerlendirilebilmesi hukuken mümkün olmayıp, aksi yöndeki yaklaşımın, korunması gerekli kültür varlığı olan taşınmazların bu niteliğinin göz ardı edilerek, kamulaştırmalarda 2863 sayılı Kanun uyarınca öngörülen sürecin ve kamulaştırmaya yetkili olan ilgili idarelerin bu yetkilerinin bertaraf edilmesine sebebiyet verebileceği açıktır. Dosyanın incelenmesinden; 21/03/2016 tarih ve 2016/8659 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile acele kamulaştırılmasına karar verilen, Diyarbakır ili, Sur ilçesi, ... Mahallesi, ... ada ... parsel (eski ... ada ... parsel) sayılı dava konusu taşınmazın Diyarbakır Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 28/09/2023 tarihli kararı ile "korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı" olarak tesciline karar verildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda; yukarıda yer verilen değerlendirmeler doğrultusunda, korunması gerekli kültür varlığı olan taşınmazların acele kamulaştırılması hukuken mümkün olmadığından, 2942 sayılı Kanun'un 27. maddesi uyarınca tesis edilen 21/03/2016 tarih ve 2016/8659 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı'nın korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı olan dava konusu taşınmaza yönelik kısmında hukuka uyarlık görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, Daire kararının dava konusu işlem yönünden davanın reddine yönelik kısmının bozularak, Bakanlar Kurulu Kararı'nın dava konusu taşınmaza yönelik kısmının iptaline karar verilmesi gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.