12. Ceza Dairesi 2012/21621 E. , 2013/23585 K. Mahkemesi :Sulh Ceza Mahkemesi Suç : Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması Hüküm : Beraat Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü: İki veya daha fazla kişinin, başkalarının bilmeyeceği ve sınırlı bir dinleyici çevresi dışına çıkmayacağı yönünde haklı bir inanç ve irad…
**12. Ceza Dairesi 2012/21621 E. , 2013/23585 K.** **"İçtihat Metni"** Mahkemesi :Sulh Ceza Mahkemesi Suç : Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması Hüküm : Beraat Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü: İki veya daha fazla kişinin, başkalarının bilmeyeceği ve sınırlı bir dinleyici çevresi dışına çıkmayacağı yönünde haklı bir inanç ve iradeyle hareket ederek, herhangi bir aracı vasıta olarak kullanmadan, yüz yüze gerçekleştirdikleri, ancak özel bir çaba gösterilerek duyulabilecek, aleni olmayan, söze dayalı, sesli düşünce açıklamalarının, konuşmanın tarafı olmayan kişi veya kişilerce, ilgilisinin rızası olmaksızın, elverişli bir aletle (sesli bir açıklamayı kuvvetlendirerek veya naklederek onu ses alanının dışına çıkartıp doğrudan doğruya algılanabilir hale getirmeye yarayan her türlü düzenekle) dinlenmesi veya akustik olarak tekrar dinlenebilmesi imkanını sağlayan bir aletle kaydedilmesinin TCK'nın 133/1. maddesinde; en az üç veya daha fazla kişinin, yüz yüze gerçekleştirdikleri, aleni olmayan, söze dayalı düşünce aktarımlarının, söyleşinin tarafı olan kişi veya kişilerce, ilgililerinin rızası olmaksızın, bir aletle kaydedilmesinin aynı Kanunun 133/2. maddesinde kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması başlığı altında suç olarak tanımlandığı, söyleşiden farklı olarak, iki kişi arasında da gerçekleşebilecek olan konuşmada, konuşan tarafların, aralarında geçen sözleri kaydetmesi, TCK'nın 133/1. maddesi kapsamında suç olarak tanımlanmamış olup, koşulları bulunduğu takdirde eylemin aynı Kanunun 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturabileceği; elverişli bir aletle dinlenilen veya kaydedilen konuşma veya söyleşiden elde edilen bilgiler sayesinde kendi veya üçüncü kişi lehine, maddi ya da manevi yarar, yani; fayda veya avantaj sağlanması; bu bilgilerin, menfaat karşılığı olsun ya da olmasın, ilgilisi dışındaki kişi veya kişilere verilmesi ya da diğer kişilerin dolaylı olarak bilgi edinmelerinin temin edilmesinin TCK'nın 133/3. maddesinde ayrıca suç olarak tanımlandığı, hükümden sonra 05.07.2012 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun 80. maddesi ile TCK'nın 133/3. maddesinde yapılan değişiklikle kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların kaydedilmesi suretiyle elde edilen verilerin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi eyleminin suç olarak düzenlendiği, Bu açıklamalar ışığında incelenen dosya kapsamına göre, Anadolu Öğretmen Lisesinde coğrafya öğretmeni olarak görev yapan sanığın, 18 yaşından küçük öğrencileri Kübra, ........'i azmettirmesi sonucu, adı geçen öğrencilerin birlikte hareket ederek, resim öğretmenleri olan katılanın, sınıfta, ders esnasında yaptığı aleni olmayan söyleşilerini, cep telefonlarının ses kaydetme fonksiyonunu kullanarak gizlice kaydedip, bu söyleşiyi içeren CD'yi sanığa verdikleri iddiasına konu olayda; Katılan, sanığın azmettirmesi sonucu kayda alınan söyleşiyi içerir CD'nin öğrencisi.... tarafından kendisine ulaştırıldığını belirtip, kendisinin ve sanığın, öğrencileri Kübra'yla, MSN aracılığıyla, ayrı ayrı yaptıkları görüşmelere ilişkin elektronik iletileri içerir belgeleri iddiasına ispat olarak şikayet dilekçesine ekli olarak sunmuş; tanık Kübra da, sanığın, katılan hakkında idari soruşturma başlatılabilmesi için, diğer arkadaşlarıyla beraber kendisinden, katılanın derste yaptığı konuşmaları kaydetmelerini istediğini ifade etmiş ise de; Tanık Kübra'nın, sanığın, katılan hakkında, “O'nun zaten Türk olduğu bile şüpheli, Ermeni olabilir, ses kaydı olsa elimizde, Milli Eğitime göndersek, meslekten bile atılabilir” şeklinde sözler sarf ettiğine dair aşamalardaki anlatımı, aynı derste hazır bulunan diğer öğrenciler tarafından doğrulanmadığı gibi, adı geçen tanığın, 11.03.2010 tarihli duruşmada, sanık için, “Ardından katılanın konuşmalarını kayıt edin şeklinde bir söz kullandı. Bu dört kişiden böyle bir istekte bulundu.” biçiminde, önceki ifadelerinden farklılık arz eden beyanda bulunduğu; ayrıca, tanık Kübra, diğer üç arkadaşı..., ..... ile beraber hareket ettiklerini,....'in telefonunun kayıt yapmaya elverişli olmadığından, diğer iki arkadaşı ve kendisinin üç ayrı cep telefonuyla kayıt işlemini gerçekleştirdiklerini, kendisinin pişmanlık duyup, söz konusu kaydı, öğretmeni katılana verdiğini beyan etmiş ise de, tanıklar..., .....'in aşamalarda alınan beyanlarında, katılanın konuşmalarını kaydetme gibi bir eylemleri olmadığını ifade ettikleri ve bu tanıklardan katılanın ses kaydına ilişkin herhangi bir CD'nin ele geçirilmediği nazara alındığında, tanık Kübra'nın aşamalarda kendi içerisinde ve diğer tanık anlatımlarıyla çelişki arz eden anlatımlarına itibar edilemeyecek olması, tanık Kübra ile sanık arasında MSN aracılığıyla gerçekleştiği iddia edilen elektronik iletileri içerir belgeler şikayet dilekçesine ekli olarak sunulmuş ise de, soruşturma aşamasında düzenlenen 28.01.2009 tarihli bilirkişi raporunda, söz konusu belgelerin hazırlanma yöntemine göre, orijinal halinde değişiklik yapılarak oluşturulmuş olabileceğinin belirtildiği, sanığın da MSN şifresi ele geçirilerek, sanki kendisi tarafından tanık Kübra'ya gönderilmiş gibi elektronik iletilerin yazıldığına dair savunmada bulunduğu dikkate alındığında, bu belgeler, kuşkudan arınmış delil olarak kabul edilemeyeceği gibi, söz konusu elektronik iletilerde, sanığın, katılanın derste yaptığı aleni olmayan söyleşilerin kaydettirilmesini istediği ve/veya kaydettirdiğine dair açık ve net bir ibarenin de geçmediği, beyanı alınan diğer tanıkların ise, konu hakkında görgüye dayalı bilgilerinin olmaması karşısında, katılanın iddialarının soyut aşamada kaldığı, savunmanın aksine, sanığın mahkumiyetine yeter, her türlü derecede şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı anlaşılmakla, Katılanın, sınıfta, ders esnasında, 4 öğrencisi ile yaptığı konuşmaların, başkaları tarafından, ancak özel bir çaba gösterilerek duyulabilecek aleni olmayan söyleşi niteliğinde olduğu dosya kapsamıyla sabit olduğu halde, mahkemece, kayda alınan söyleşi içeriğinin, herkesçe bilinebilen, sakınılması gerekmeyen ve gizlilik taşımayan hususlara ilişkin olduğu belirtilerek, sanığın üzerine atılı suçun oluşması için öngörülen “aleni olmayan söyleşi” unsurunun somut olayda gerçekleşmediğinden bahisle, yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olduğu gerekçesine dayalı olarak, sanık hakkında CMK'nın 223/2-b maddesi gereğince beraat kararı verilmesinde isabet görülmemiş ise de, gerekçesi isabetsiz olan yerel mahkeme kararının sonucu itibariyle doğru olması nedeniyle, tebliğnamedeki, “...yapılan konuşmaların aleni olmaması ve dosya içeriğine göre, sanığın katılanın aleni olmayan derste yapmış olduğu konuşmalarının gizli olarak kayıt altına alınması için öğrencileri azmettirdiğinin sabit olması nedeniyle müsnet suçtan cezalandırılması yerine, yasaya ve dosya kapsamına uygun olmayan yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde beraat kararı verilmesi” düşüncesiyle bozma öneren görüşe iştirak edilmemiştir. Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin sanığa atılı suçun sabit olduğuna ilişkin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine; ancak, Sanığa yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle sanığın CMK'nın 223/2-e maddesi gereğince beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm tesisi, Kanuna aykırı olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, ancak, yeniden yargılama gerektirmeyen bu hususun aynı Kanunun 322. maddesine göre düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasının 1. bendinin, “Yapılan yargılama sonunda, sanığa yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmadığı anlaşıldığından, CMK'nın 223/2-e maddesi gereğince sanığın beraatine,” şeklinde düzeltilmesi ve hükümdeki diğer hususların aynen bırakılması suretiyle, sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 28.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.